Toprak Ana

TOPRAK ANA

Al-i İmrân Suresi 164-180. Ayetler

İÇİNDEKİLER

1.İmran Diyarından Huzura Yolculuk

2.Allah’ın Müminlere Büyük Lütfu

3.Hakk’ın Toprağa İzzzeti

4.Mahlûkattan Maksat Ümmet-i Muhammet’tir

5.Hz. Âdem’in Zor Ayırım Günü

6.Hz. Muhammet’te Güzellik Cevheri

7.Toprak Anayı Unutmayın

8.Kur’an İnsanı Forma Koyar

9.İhlâsınız Yoksa İflas Edersiniz

10.Cennet Ziyneti Toprak

11.Kan Canı Temsil Eder

12. Bunlar Bana Yeter

13.Takva Ne Güzel Binittir

14.Kalplerin Mutluluğu

15.İnsan Kendine Tapar mı?

16.Bir İnsan Bir Millettir

17.Uyanık Olalım

18.Sahabenin Fazileti

19.Kur’an’sız İnsan Hiçtir

 

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

 

 

Allah’ın Aziz Kulları!

İMRAN DİYARINDAN HUZURA YOLCULUK

İmran diyarından doğru huzura gidişimiz bazen hüzünlü, bazen sevinçli olarak, bazen aşağılara inmiş bazen yukarılara çıkmış olarak, bazen gecelere girmiş, bazen gündüzlere ermiş olarak sürüyor. Bazen hazarda bazen seferde, bazen barışta, bazen savaşta olmak üzere bu yolculuk devam etmektedir. Barış da savaş da bir gidiştir. İnsanların çoğu bunu bilmezler. Gece de gündüz de bir gidiştir. Ama insanların çoğu bunu anlamazlar. Hastalık da sağlık da bir gidiştir. Ama insanlar bunu idrak etmezler. Ölüm de dirim de bir gidiştir. Ama insanlar hiç mi hiç akıl etmezler. Ey Allah’ın kulları! İdrak etmek mi istiyorsun? Anlamak mı istiyorsun? Kavramak mı istiyorsun? Doğru teşhiste bulunmak mı istiyorsun? Aç kitabı ve oku. Bunları Allah’tan öğren. O’ndan daha bilgili kim var? Gerçek muallim kimdir? Biz kimiz? Biz bir hiçiz.

 

لَمْ يَكُنْ شَيْئاً مَذْكُوراً

¶        “İnsan (henüz) anılır bir şey değilken...”[1]

idik. Adımız sanımız bilinen, okunan birisi değildik.

هَلْ أَتى عَلَى الْإِنْسانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئاً مَذْكُوراً

¶        “İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.”[2]

İnsanın üzerinden uzun bir zaman dilimi geçmedi mi ki, bu dilimde adı sanı yoktur. Kayda değer bir şeyi yoktur. Eseri yoktur. Adı yoktur. Tüm varlıklar oluştu, bir bir hepsi yerli yerince dikildi. İzhar edildi, hazır edildi ve insan ondan sonra yaratıldı. لَمْ يَكُنْ شَيْئاً مَذْكُوراً idi.Hiçbir şey değildik. Bizi şey yapan Allah oldu. O’na hamd u senalar olsun. O bizi tamtakır iken, tam bakırdan öte altın ve cevher gibi donanımda kıldı. O’na hamd u senalar olsun.

لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً

¶        “And olsun, Allah müminlere kendi içlerinden bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.”[3]

Âlemlerin Rabbi Allah söylüyor: And olsun ki biz لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولاً Allah Azimüşşan, yeminle söylüyorum diyor.

ALLAH’IN MÜMİNLERE BÜYÜK LÜTFU

Kesinlikle şu bir gerçek ki Allah müminlere ihsan ve ikramda bulundu. Onlara içlerinden bir resul göndermekle büyük ihsanda bulundu. Çünkü o vasıta ile biz insanlığımızı öğrendik. O vasıta ile biz kemali öğrendik. Yüceliği öğrendik. Aşağıyı yukarıyı öğrendik. Cenneti, Cehennemi, karanlığı, aydınlığı öğrendik. Eğriyi, doğruyu öğrendik. Rabbimizi öğrendik. O’nun sıfatlarını öğrendik. O’nun esmasını öğrendik. O’nun tecelliyatını öğrendik. O’nun bizimle olan münasebetini öğrendik. Münasebetsiz idik. Münasebetli olmayı öğrendik. Münasebeti öğrenince, münasebetli davranmayı yeğledik. Ve münasebetsiz olmaktan kurtulduk, münasebetli olduk. Ey Allah’ın kulu! İki anlamda kullanıyorum. Senin toplumunda münasebetsiz, terbiyesiz demektir. Edepsiz; iş bilmez adam demektir. Cahil demektir. Uygunsuz hareket eden demektir. Ama dinde diyanette anlamı, alakasız demektir. Bağsız demektir. Kopuk demektir. İki anlamda da kullandım. Peygamber vasıtası ile münasebeti öğrendik. O (s.a.s) Allah’ın en münasebetli kuludur. Allah’ın en münasip hareket eden kuludur. O’nun terbiyesi Allah terbiyesidir. O’nun tarafından eğitildi, öğretildi. Şan ve şeref sahibi kılındı. Ne şanımız vardı ne şerefimiz.

HAKK’IN TOPRAĞA İZZETİ

Yerlerde tozun toprağın içinde geziyorduk. Ayaklar altında idik. Cinlerin, şeytanların ayakları altındaydık. Sefil bir haldeydik. O Yüceler Yücesi toprağa kerem buyurdu. Tevazusundan dolayı onu mükâfatlandırmak istedi. Ayaklar altındasın, eziliyorsun. Her türlü pisliğe maruz kalıyorsun. Ama üf demiyorsun. Ey toprak seni aziz kılacağım, şanlı kılacağım. Bu Allah’ın yasasıdır. Kim huzurunda zillet gösterir, O’nun iradesine karşı gık demez, üf demez, boyun eğer, itaat ederse Yüce Hakk’ın dikkatini çeker. Lütfunu, keremini çeker. İzzetini üzerinde rapteder. Rab Teâlâ, Aziz ismiyle o rapta Rab’lik eder. Ve onu terbiye eder. Terbiyetü’r-rab yani Aziz ve Celil olan Allah’ın terbiyesi, Rabbü’l- A’la’nın izzeti onun üzerinde tecelli buyurur.

فَإِذا تجلى الله لشَيْء خشع لَه

إذا تجلى الله لشيء خضع له

 

Allah bir şeye tecelli buyurdu mu, o varlık ona amade olur.[4]

O’na yüz sürer. Secdelere kapanır, boyun eğer. Bir varlık eğer O’na boyun eğiyorsa, tevazu gösteriyorsa bu O’nun şanındandır.  Onun şansındandır. O hem şanslıdır, hem şanlıdır. Şanlılar hep şanslı olurlar. Bahtiyar olurlar. Bahtsız olmazlar. Azizler bahtlıdır Allah’ın kulları! Evet, bahtınız bol olsun. Yüce Allah bu zelil toprağa

هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولاً

¶        “O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir.”[5]

O Allah ki yeri size zelil kıldı. Ne demek zelil kıldı? Boyun eğen, itiraz etmeyen bir halde kıldı. Ayakların altında post gibi yaptı. En güzel dost, en güzel post oldu. Rahmetli Şair, “Toprak post, Allah dost” demiş. Allah’ın şanı üzerine olsun. Lütfu keremi üzerine olsun. Toprak post, Allah dosttur. İşte o ayaklarının altına halı gibi serilen o yer, Aziz olan Allah’ın şanından şanlandı. جَعَلَ لَكُمُ sizin için kıldı. Evet, Yüce Allah, insana söylüyor. Sizin için yeri zelil kıldı.

وَلَقَدْ كَرَّمْنا بَنِي آدَمَ

¶        “Andolsun biz insanoğlunu şerefli kıldık.[6]

Andolsun, yemin olsun ki Âdem’in evlatlarına biz keramet bahşettik. Onları, şanlı kıldık, şerefli kıldık. Neden? [7] مِنْ تُرابٍ -[8] مِنْ طِينٍ Bir topraktan, bir çamurdan yaratıldınız. Keramet sahibi oldunuz. Kerim olan Allah’ın kerametine eriştiniz. Ey Allah’ın kulları! Bir zamanlar toprak idiniz. Cinlerin, şeytanların ayakları altında eziliyordunuz. O zalimlerin zulmünün altında ne kadar hayıflandık. Ne türden canlarımız yandı. Acılar üstüne acılar çektik. Ama Allah böyle dilemiş ne yapalım. Rızık rızadan gayrı ne yapabiliriz dedik toprak iken boyun büktük. Hep içimize attık ve Yüce Allah’ın dikkatini çektik. Yüce Allah ateşten yarattığı şeytanları itti, onları kovdu. Nurdan yarattığı meleklere bir kenara çekilin dedi. Şeytanlar, asi varlıklardı. Melekler muti, itaatkâr varlıklardı. Birisi şeytan, birisi melek türüydü. Uçta iki varlık uç uç. Birisi yukarıya doğru uçuyor, birisi aşağıya doğru uçuyor. Hepsi uç emrine uymuş uçup gidiyor. Evet,  hepsi uçuklar… Korkan dudaklar uçuklar. Uçuklar sevilmez, uçuk yaradır. Uçuk beredir. İnsanın ağzının formunu bozar, tadını bozar. Uçuk olmayın, kaçık olmayın Yüce Allah :“Şu ikinizin arasında vasat bir toplum yaratacağım” buyurdu.

MAHLÛKATTAN MAKSAT ÜMMET-İ MUHAMMET’TİR

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا

¶        “Sizi orta bir ümmet yaptık.”[9]

Adam şimdi “Hoca ne diyorsun?” diyebilir. Sen insanlıktan bahsediyordun ama Muhammed (Aleyhisselam)’in ümmeti hakkında bir ayet okudun. Ümmet-i vasattan maksat Âdem (a.s) değil ki. Âdem’in evlatları değil ki. Muhammed (s.a.s) ümmetidir. Yok canım, nereden bildin? O kadar çok mu biliyorsun? Allah bazen birinin hatırına doksan dokuz yaratır. Gerisi faso fisodur. Gözde olan bir tanedir. Maksat bir tanedir. İşte o bir tane ümmet Muhammed (s.a.s.) ümmetidir. O’nun hatırına bir senaryo oluşturdu. Âdem (a.s) dedi, Nuh (a.s) dedi, şu dedi, bu dedi. Ve nihayet dur bakayım. Şöyle ayrılın. Şimdi Şahlar Şahı geliyor. Zübdetü’l-halaik geliyor. Mahlûkatın özü geliyor. İşte benim Muhammed’im geliyor. Bütün sizlerden maksat o idi. O da geldi. Şimdi sizlerin pili bitti. İşi bitti. Alın kitabınızı. Alın ne varsa gidin. Toz olun. Şimdi Muhammed geldi. Meydan onundur. İşte bu toplum maksattır. En son geldi ama biraz geç oldu ama vallahi temiz oldu. Ne güzel oldu değil mi? Derler ya baban demiyor mu? Geç oldu ama vallahi tatlı da oldu temiz oldu, iyi ki oldu. İyi ki oldun. İyi ki geldin ya Muhammed (s.a.s). Sana binler salât ve selam olsun. Ümmetin olarak sana müteşekkiriz. Beşeriyetten maksat Ümmet-i Muhammet’tir. Ne demişti hani geçen tefsirde bir kayda rastladık değil mi? Ve size hadis kitabından da metnini getirip okudum. O ana baba günü olan gün. Yananlar, yakılanlar, bağıranlar çağıranlar, patlayanlar, çatlayanlar, cayır cayır yananlar... O gün kapkaranlık bir gün… Ezen ezene, bozan bozana… Işığı olmayanlar o gün yandı…  O gün mümin-i salih olmayanlar bitti. Yandı o gün… İşte o gün Yüce Allah Hz. Âdem’e emreder.

HZ. ÂDEM’İN ZOR AYRIM GÜNÜ

Âdem! Ey beni beşerin babası! Ey beni Âdem! Ey Âdem! Bunların babası sensin. Kalk bakayım, buraya gel. Cehennemlikleri ayır. Bu, senin görevindir. Nasıl olacak Ya Rabbi? Nasıl ayıracağım? Bir, bir tarafa ayır. Bir, bir tarafa ayır. Dokuz yüz doksan dokuzun içinden birisini ayır. Dokuz yüz doksan dokuzu cehenneme gönder. Titredi millet. Eyvah bittik, yandık der. İnsanlar o gün yandık derler. İşte o gün bir anda bebeler var ya bebeler, çocuklar, sabiler ihtiyar oluverirler. Bu hitabın karşısında sararıp soluverirler. Eğer anasının karnında olsaydı patadak düşüverecekti. Çünkü o olmadan öldü. Hani öyle meyveler var ya çiçekler açar da bir soğuk gelir. Hepsini kırar bitirir ya öyle bir hal oluşur. Tabi peygamber, ashabına bunları anlatırken sararıp soldu. Eyvah dediler, yürekleri yandı. Ya O peygamber onlara kıyar mı? “Ashabım! Endişe etmeyin” buyurdu. Yecüc Mecüc, bin tane onlardan, bir tane sizden gidecektir. Siz cennete, o bin tane Yecüc Mecüc إِلى جَهَنَّمَ زُمَراً [10]olup cehenneme gidecekler. Siz diyor. Efendi, şerbet mi katayım peygamber böyle söylüyor. Onların şahsında ashabına: “Sizden bir tane,  onlardan o kadar” diyor. Gördünüz mü? Maksat Ümmet-i Muhammet’tir.  Hâlâ tarihte yaşayan kafalar var. Zaman tünelinde göremediler ama kafalarının içinde bir tünel uydurdular. Bir kısmı İsa,  bir kısmı Musa deyip duruyorlar. İsa mı kaldı Musa mı? Bunların sadece adı var. Onlar, Muhammed (a.s)’e medyunlardır. Onların hepsi ahir zaman Nebisini müjdelemek için geldi. Hepsi provaydı. Provokatör değil provaydı. Tabii ki provokatör olanlar da vardı. Kabil’den bu yana onlar da var. Ama nebiler prova yaptılar. Gelecek olan final gününün provası yapıldı. Final gününün provası yapıldı. Ne günü o, Muhammed (s.a.s)’in günü. Ümmet-i Muhammed’in günü.

خَيْرُ الزمان آخر الزمان

“Zamanın sonu en hayırlısıdır.”

Ahir kelam, son sözdür. Hep birike birike dibine aktı. Sıza sıza  hep aşağıda birikti. İşte sen onu yiyorsun, onu içiyorsun. Onlar hep kabuklarını yiyip içtiler. Hep ıskartaları yediler içtiler.

Sana özü kaldı yahu özü, sen zübdesin. Sen zaten zübdesin. Bir de züppe olanlar var. Biz, züppe değil zübdeyiz. Züppeler de şeytanların peşinde koşanlardır. Zübde nedir? Öz demektir hülasadır. Adam, eserine “Zübdetü’l-Buhari” demiş. Ne demektir? “Buhari’nin özü” Dağıstanlı bir âlimdir. İşte bu ümmet “Zübdetü’l-ümem”dir. Ümmetlerin özü. Peygamber Muhammed (a.s) “Zübdetü’l-Enbiya” Nebilerin özü. Hepsi birleşse yine Muhammed (a.s)’a denk olamazlar. Sen ne diyorsun? Tutmuşsun bunların hepsi eşittir. Görevli olarak eşittir. Devlet görevlendirdiği memuru Hasan, Hüseyin diye ayırım yapar mı? Hepsinin bir derecesi vardır, hepsi aynıdır. Görev bakımından, görevlendirme bakımından eşittir. Şeref bakımından değildir. Bunun için Allah, bak ne diyor.

وَلَقَدْ فَضَّلْنا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلى بَعْضٍ

¶        “Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.[11]

HZ. MUHAMMET’TE GÜZELLİK CEVHERİ

Andolsun biz peygamberlerin bir kısmını, bir kısmına üstün kıldık. Bu nedir, bu şereftir. Haysiyet ve onur yönü gibi, bunların özel, Allah’a yönelik yönleri vardır. Özellikleri vardır. İşte bu özellik ve güzellik Muhammet (a.s)’te eşsizdir. Onun eşi yoktur.

وقال شرف الدين الا بوصيري:

نفسي الفداء لمن أخلاقه شهرت ... بانه خير مبعوث الى البشر

عمت فضائله كل الانام كما ... عم البرية ضوء الشمس والقمر

أكرم بخلق نبي زانه خلق ... بالحسن مشتمل بالبشر مبتسم

كالزهر في ترف والبدر في شرف ... والبحر في كرم والدهر في همم

كأنما اللؤلؤ المكنون في صدف ... من معدنئ منطق منه ومبتسم

منزه عن شريك في محاسنه ... فجوهر الحسن فيه غير منقسم

أقسمت بالقمر المنشق أن له ... من قلبه نسبة مبرورة القسم

 

فجوهر الحسن فيه غير منقسم

İmam-ı Busıri böyle der.

Güzellik cevheri Muhammet (a.s)’te tastamamdır. Bölünme kabul etmez.”

Bölünmüş olan Yusuf (a.s)’tadır. Muhammet (a.s)’te bölünmeyen güzellik vardır, tastamamdır. Nazenin topraktan söz ettik. Geçmişimizden söz ettik. Bu toprak ki yaratılmışların zelili idi. Yaratılmışların içinde en zelil ve hor idi. Yüce Allah o uçları kenara çekti. Çekilin dedi. Uçlardakiler çekilin. Şimdi tam ortada bir ümmet yaratacağım. Bir insan yaratacağım. Ve O’nu Yüce Allah topraktan yaratmayı diledi. Neden? Çok sabretti, kazandı.

مَنْ صَبَرَ ظَفَر

Sabreden derviş muradına ermiş. Sabretmiş muradına ermiş, kazanmış. İşte toprak “Sabur” ismine mazhardır. Yüce Allah bu sabr-ı cemil sahibi toprağı ne yaptı? Meleklerin de şeytanların da tüm yaratılmışların fevkine çıkardı. Üstünde kıldı. Keramet tacı giydirdi.[12] Bununla da kalmadı, secde edin dedi. Âdem (a.s)’i secde ile selamlayın dedi ve hepsi eğildiler. Ne kadar akıl sahibi, önde gelen varsa selamladı. Sadece akıl sahipleri sanmayın bunun arkasında dağlar da var. Onu söylemezler. Söylemeye ne gerek var? Dağ, bayır, çayır. Eğilse ne? Cin, melek eğilmese ne olur? Onların eğilmesinden ne hâsıl olur? Eşek senin önünde eğilmiş ne çıkar? Bu eşek beni selamlıyor. İyi, iyi eşeğin selamına kaldıysan sevin. Sana insan selam veriyor mu? Sen ona bak. Eşeğin selamını ne yapacaksın? Ama yaptılar… Allah:

فَقالَ لَها وَلِلْأَرْضِ ائْتِيا طَوْعاً أَوْ كَرْهاً

¶        “Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin.’ buyurdu.”[13]

“Ey yer ve gök! Emrime isterseniz aşk ve şevk ile isterseniz direterek gelin buyurdu. İki şekilde de geleceksiniz, buna mecbursunuz. Onlar “boyun eğerek geldik ya Rabbi” dediler. Emrine amadeyiz.

TOPRAK ANAYI UNUTMAYIN

Ve atanız Âdem (a.s)’e yer ve gök secde etti. Bir tane mahlûk hariç diğerleri hep secde etti. O rezil yaratığı biliyorsunuz. O sizin nüvenizde var. Sizin menünüzde var. Yüce Allah onu içinizde nakşetti. Düşmanınızın adı içinizde yazılıdır. Dışarıdan öğretmeye gerek yok. Ancak okuyacaksın. İçindekini dışarıya taşıyacaksın. Kabiliyetlerin yüz üstü çıkması gerekir. Yüz üstü gelmesi, yüzeye çıkması gerekir. Alttan üste çıkması lazımdır. İşte böyle… Sizin maziniz budur. Toprak idiniz, zelil idiniz. Azizlerden oldunuz. Sakın topraktan geldiğinizi unutmayın. Ananızı unutmayın. Toprak anayı unutmayın. Sizin sağlığınız ondadır. Sizin sevginiz ondadır. Rahatınız ondadır. Sakın ondan uzaklara gidip, onu terk etmeyin. Yoksa perişan olursunuz. Toprakla ilişkinizi sakın kesmeyin. Bugün insanlar niye böyle? Hep hasta hep hastalar. Adamın toprakla bir ilişkisi yok. Hep uyduruk şeylerle, bid’i şeylerle uğraşıyor. Uyduruk şeyler nedir? Asıl olanların fasıllarıdır. İçine karıştırılarak üretilen şeylerdir. Asıl değil, orijinal değil. Ne giydiğin giysi, ne yediğin yiyecek hiç biri orijinal değil. Hepsine bir şey sokuşturulmuştur. Topraktan çıktığı gibi değildir. Ekmek yiyorsun neler var içinde neler... Su içiyorsun neler var içinde neler… Hap atıyorsun neler var içinde neler… E bunları şunlardan bunlardan yapıyorlar. Ama o hale gelinceye kadar, bilgiçlik yaparak onların içine neler sokuşturuyorlar. Korkuyoruz. Bazen ileriye dönük hastalık bile aşlıyorlar. Bunları kendileri itiraf ediyorlar. Ben uydurmuyorum. Demek istediğim orijinallik kalmadı. Fıtrattan uzaklaşma başladı, fıtrata yakın oluş kalmadı. Toprak fıtrattır. Aslını gördün mü rahatlarsın. Onun yerine yatmak kucağına yatmak gibidir. Ama hiç yattın mı onun üzerine? Uyduruk yataklarda yatıyorsun. Uyduruk giysiler giyiyorsun. İşte hastalanmanın sebebi budur. Yabancılaşmanın sebebi budur. Fıtrata uygun hareket etmemenin sebebi budur. Bünye yabancılaştıkça katık maddeleri ile aslından uzaklaştıkça, gözü başka yerlere döner, kulak başka şeyleri dinler, bozulursun. Bunun adına fesat denir. İnsanlar bugün fesadın içindedir. Bozguna uğramışlardır, bozulmuşlardır. Allah (c.c.) onları kurtarır.

KUR’AN İNSANI FORMA KOYAR

İşte o Aziz Kitap insanı formuna sokar. Fıtratı getirir. Önüne oturtur, seni çağırır. İslam fıtrattır. İslam’a gel demek aslına gel demektir. Yabancı bir şey yok demektir. Seni yabancılıktan kurtarmaya çalışıyor. İşte Muhammed (a.s.) onu yaptı. Fesat, yabancı maddelere, yabancı nesnelere kapılmış, katılmış kendi öz yapısını kaybetmiş, nesnaslara boyun eğmiş demektir. Nesnas ne demektir? Orijinal yapısını kaybeden, suni yapılarla yapılanan varlık demektir. Orijinal yapısını büyük ölçüde kaybetmiş, suni yapılarla yapılanmış mahlûk türü demektir. Ona insan mı diyeceksin, hayvan mı diyeceksin, taş mı diyeceksin, şeytan mı diyeceksin? Bilemezsin. Hepsinden var. Hangisini söyleyeceksin, bilemezsin. Ne ararsan içinde var. İşte ne ararsan var olmaktan çıkmak lazım. Karışık kuruşuk olmayacaksın. Şu süt gibi temiz olmalısın. Süt, fıtratı temsil eder. Fıtratın bozulması ifsattır. Peki, bu ifsattan, fesattan nasıl azade olacağız? Bunun yolu nedir? Evvela öğreneceksin. Bilgi gerekir. Orijinal insan kimdir? Allah’ın orijinal olarak yarattığı insan-ı kâmilin sıfatları nelerdir? Ondan sonra karşısına geçeceksin. Bende bunlar var mı? Ne kadar var? İşte bu Kur’an, İnsan-ı Kâmili anlatır. Ve sen de kendini kıyas edersin. Bende bunların hangisi var? Olmayanları tamamlarsın. Ve kötülediği, düşman olduğu, yanlış gördüğü şeyleri de parazitleri de atarsın. Onlardan soyutlanırsın. Vücudunu kaplamış parazitleri atarsın.

İçin dışın murdar iken

Hak neylesin senin ile

diyen derviş işte bunu sıralamıştır. Bunu söylemiştir, bunu ilan etmiştir.

İHLÂSINIZ YOKSA İFLAS EDERSİNİZ

Ve bu asla dönüş işindeki arınma keyfiyetine, işine تخلص denir. Saflaşma denir. Bunun adına ihlâs denir. Bunu yapan kişiye muhlis denir. İhlâs lazımdır. İhlâsı olmayan iflas eder, bunu unutmayın. İhlâsını kaybeden neler gördük. Televizyonlarda ilan ettiler. Neyi? İflasını ilan etti. Yanlış mı söylüyorum, iflas ettik dediler. Ödeyemeyeceğiz dediler. Sizden para aldık ama iflas ettik. İhlâs, iflas mı etti? Vallahi öyle diyorlar. İhlâsınız yoksa iflas edersiniz. İhlâs, gerçek ise hiçbir zaman iflas etmez. Adı Muhammet’tir ama kendisi hırsızdır. Adı Ahmet’tir, kendisi katildir. Kim bunu katleden? Falan Ahmet var ya hâşâ ve kella işte kâtili odur. Ahmet (a.s)’in taklidi olmuştur. Taklidinden sakının. Yücelerin isimlerini koymak güzeldir. Ama sakın taklit olma. Tahkik ehlinden olmaya çalış. Layık olmaya çalış. Yoksa hain olursun. Hırsız olursun. O isme ihanet etmeyeceksin. Ve illa o ismi sıyrıl at. Nasıl ki kafasını örtmüş. Ooo hanıma bak ne mütesettir, ne tesettürlü? Öyle mi ya? Çok okkalı. Nereden bildin? En kıymetli başörtülerini takıyor. Bin TL. Demek ki çok pahalısından örtününce, çok sevap alıyorsun. Hâşâ ve kella. Onu keşke basit bir bezden örtseydi de geriye kalanını tasadduk etseydi, çok daha iyi olurdu. Öyle bir şey için, o parayı ödediği için bunun hesabı var.

ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ

¶        “Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.”[14]

Bu toplumda onu giyecek bir mertebe yok. A sivri a uçuk. Bunu nasıl yaparsın? Bu kadar aç varken, hiç arkana dönüp bakmıyor musun? Bu kadar fakir yurtta öyle giyinilir mi? Toplumu yok ki onun, toplumcu değil. Arkasına niye baksın? Hep kesesine bakıyor ve karşısına bakıyor. Hep gözü yukarıda, toprak idi ama kendisini bulut zannediyor. Bulut, unut şarkısını söylüyor. Unutmuş aslını, toprak olduğunu hatırlamıyor. Biz bulut olamayız. Toprak hiç bulut olur mu?

CENNET ZİYNETİ TOPRAK

Toprak daima yerdedir. Toprak daima aşağıdadır. Toprak taşır. Toprak akıtır, feyiz verir, coşar, sevene verir. Ağaçları korur, böcekleri korur. Allah’ın Rezzak ismini taşır. Müzil isminin mazharıdır, yatıvermiştir. İsmail’den öte boynunu verivermiştir. Kullar çiğnesin beni, deyivermiştir. Bunun için Yüce Allah onun evladını azizlerden kılıvermiştir. Ve bunun için ateşe karşı övünür, haklıdır. Hiçbir şey olmasa sadece Muhammed (s.a.s.) olsa, o bendendir dediği zaman akan sular durur. Yerler, gökler, yıldızlar, Cennet, Cehennem solda sıfırda kalır. O bendendir. Onun için iftihar olarak yeter. Allah o toprağı Cennet-i A’la’ya idhal edecektir. Orada süt gibi beyaz olacaktır. O da cennete girecektir. Miskler gibi kokacaktır. Hiç tozmayacaktır. O bir ziynet olacaktır, cennetin süsü olacaktır. Ve yine anan seni bırakmayacaktır. Ayağının altına devamlı destek verecektir. Emniyettesin korkma. Ayağının altı sağlam olsun. Toprağı öğrenin. Size, ananızı anlatıyorum. Neymiş değil mi? Hiç düşünmediniz, hor kullandınız. Ananıza ihanet ettiniz. Onu pislediniz, ona iftira ettiniz.

KAN CANI TEMSİL EDER

Onun için, ey şehit oğlu şehit diye seslenen uluya bak, şaire bak. Bastığın yerlere dikkat et diyor. Onun altında şüheda var. O kan, Allah’ın verdiği canın cisimleşmiş şeklidir. Canın somutlaşmış şekli kandır. Kan bedende canı temsil eder. O gitti mi sen de gidersin. İşte anana, ananın kucağına o kanla varmışsın. O da seni bağrına basmıştır. Ve hep ağlar, hep sızlar. Artık neler söyler neler, ah bilseniz. Eğer bir duysanız yatacak yeriniz olmaz. Dağlar, taşlar Yüce peygambere hep söylerdi. Hayvanlar hep dile gelir, hallerini anlatırlardı. Bir gün bir yolda gidiyorlar. Bir aileye rastlıyorlar. Develeri var. Deve, Peygamber (a.s)’in önüne doğru yaklaştı. Başıyla bir şeyler peygamberin kulağına doğru fısıldadı, konuştu. Peygamber (a.s): “Bu deve kimin” dedi. Adam “benim” dedi. Bu deve bana “Ya Resûlellah, bana çok yük yüklüyorlar. Ve karnıma gelince de az bir yiyecek veriyorlar, doyurmuyorlar beni” diyerek şikâyet ediyor, buyurdu. Böyle mi dedi? Adamlar kalakaldılar. Peygamber (a.s) “onu bana satın” buyurdular. “Yok ya Resûlallah, biz onu sana verelim. Bu deve, ailenin geçim kaynağı bu” dediler. “Yok, buyurdular. Ya satarsınız, paranızı alırsınız.” Evet, hikâye anlatmıyoruz. Bir tane örnek verdik. Gerisi nasıl diye sorma. Sen, gerisini bırak. Yani bu bir örnektir. Daha dolu örnekler vardır. Ağaçlar gelir kendisine selam verirdi. Ashab-ı Kiram buna şahit olmuşlardır. Yer gök, Azizler Azizi’ni tanırdı. O’na selam verirdi. Ağacın ucundan tutar, kırda, açık alanda tuvalete gideceği zaman, hayvanın yularından tutar gibi ağacın ucundan tutar, çeker götürürdü. O da yerinden sökülür onunla giderdi. Onu perde olarak kullanırdı. “Mescidü’ş-Şecer” diye bir mescit var. Kâbe’nin kuzey kısmında yer alır. İşte o ağaç yerinden sökülüp gelip peygambere selam veren bir ağaçtır. Onun yeri unutulmasın diye oraya mescit yapıldı. Onun adına “Mescidü’ş- şecer” derler. Evet, Yüce Allah ümmeti vasat olarak, iki uç varlığın arasında orta bir varlık olarak, mutedil bir tür olarak insanı yarattı. O insanlar işte ortasındadır.

فَمِنْهُمْ ظالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سابِقٌ بِالْخَيْراتِ

¶        “Onlardan kendilerine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar da vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.[15]

BUNLAR BANA YETER

İçlerinde ne türden olsa da vardır. Ama maksut ümmet-i Muhammet (s.a.s)’tir. Ümmet-i Muhammed maksada kâfidir. El-Kâfi olan Yüce Allah, Ümmet-i Muhammedi kâfi kılmıştır. “Bana bunlar yeter” demiştir. Ve cennetin dörtte üçü Ümmet-i Muhammet’tendir. Gerisi faso fisodur. Kimileri, “Milyonlarca seneden beri gelenler işte dörtte birini oluşturmaktadır.” derler. Ne kadar zaman yaşanmışsa, ne kadar insan gelip geçmişse bir düşünün. Gele gele işte bir ekmeğin dörtte biri, bir parçası olabilmişler. Dörtte üçü Ümmet-i Muhammet’tir. Sülüsası Ümmet-i Muhammet’tir. (İnşallah)

Evet, tevazu sahibi olan topraktan bahsettik. Ve Yüce Allah bizi kullarım mütevazı olsun diye bu topraktan yarattı. İnsan türü mütevazı olsun diye topraktan yarattı. İnsanın tipine bakınız. En hareketli varlıktır. İnsan, ödüllü varlıktır. Toprağın ödülüdür. Toprağın ödülü insandır. Onun için mutlaka Yüce Hak der ki “Sizi ondan yarattım. Yine ona iade edeceğim. Ve yine sizi ondan çıkartacağım.” O sizin eviniz, aslınız topraktır. Onun için sonunda ona döneceğiz. Bedeniniz ondan geldi, ona dönüp gider.

إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ راجِعُونَ

¶        “Biz Allah’ınız ve O’na dönücüleriz, döneceğiz.[16]

O’ndan geldik, O’na gideriz. Bu, ruh yönü ile böyledir. Beden yönüyle ise topraktan geldik, toprağa gideriz. Toprak ne? Müzill isminin eseridir. Allah’ın El-Müzillü isminin eseri topraktır. O eserdir. Sen de esersin. Nerede? Tur Dağı’nda esiyorum. Esentepe’de esiyorum. Öyle değil. Harikasın, Allah’ın sanatısın, eserisin. Toprak da eseridir. Ve sen eserin eserisin. O toprak Allah’ındır. Onda ne sırlar ne sırlar vardır. Anlatmakla bitiremeyiz. Nereden nereye gittik… Mevla nereye gönderirse oraya gideriz ne yapalım.

TAKVA NE GÜZEL BİNİTTİR

أَتَيْنا طائِعِينَ [17]diyenlerdeniz. Duyduk, uyduk Ya Rabbi diyoruz, gidiyoruz. Hani bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete diyor ya biz onlardan değiliz. Biz alamete falan binmeyiz. Biz Allah’ın takvasına bineriz. Takva ne güzel binittir. Onu oluşturdun mu, onu yaşattın mı o seni uçurur gider. O seni Hakk’a götürür. Onun için bir alamete binmeyin. Ayete binin. Alametle sizin ne işiniz var? O şarkıcı, türkücü adamın birinin sözleridir. Onlar her şeyi söyler. Senin rehberin şarkıcı, türkücü olmamalı. Onlar bugün söver, yarın sever. Her günün işi başkadır. Adam, sabah başka akşam başkadır. Sabahleyin evlenir, akşam boşanır. Görmüyor musunuz? Ve maalesef bu alametler kıyametin alameti olarak karşımıza çıkıyor. Ve millet onların peşinden koşuyor. Bu, her şeyden daha alamettir. Çok vahim olan bir şeydir. Onlar hiç rehber olur mu? Onlara hiç uyulur mu? Onların çoğu hep kafayı çeken tiplerdir. Onlar, sarhoş olmadan uyuyamaz. Çünkü vesveseler vardır. Rahatsız olurlar. İlham meleği “Ne yapıyorsun a berduş” der. “Sarhoşa mı özendin a berduş” der. Allah’ı unuttun mu der. Yaşın kaç, başın kaç bak der. Nereye gidiyorsun? Falan bak dün geberdi, öldü. Herkes yaş döktü.  Sabahleyin döktüğün yaşları unuttun mu? Ölüm, sana da gelecek der. Buna tahammül edemezler. İlhamlara tahammül edemezler. O güzel meleğin uyarılarına tahammül edemez. Ne yapayım bunu ah der, beynim, kafam çatlıyor der. Ya birkaç tane atıştıralım gel, bir şeyin kalmaz diyor. Öyle değil mi? Kendini zehirlemeye gidiyor, aşılamaya gidiyor. Düşünmeyeyim diye kendini öldürüyor. Allah bunun hesabını sormaz mı? Yüce Allah, insanı düşünsün, fikir üretsin diye yaratmış. Allah, “yerleri, gökleri size verdim” diyor. “Sizin kullarım, sizin” diyor. Haydi, gezin, benim gücümü, kudretimi görün. Temaşa edin. Ve sonra “maşallah, barekallah deyin ve önümde eğilin” diyor. O nerede bu adam nerede? Sen onlara mı uyuyorsun?

KALPLERİN MUTLULUĞU

Onlar mı senin ipini çekiyor. Onlarla mı mutlu oluyorsun? Onlar zaten mutsuzdur. Mutluyuz dediklerine inanmayın. Yüzlerinin güldüklerine inanmayın. Tersinedir Allah’ın kulları tersinedir. Onlar mutlu olamazlar. Allah’ı unutan bir varlığın mutluluğu söz konusu olamaz. Yeminle söylüyorum. Bu Aziz Kur’an dikkat diyor. Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutlu olur. Yalan mı söylüyor. Hâşâ ve kella. O mu yalan söylüyor bu kitap mı yalan söylüyor. Ben inanıyorum ki o yalan söylüyor. Çünkü onun kalbi pislikle dolu. Allah’ı anmıyor. Allah’ı ansaydı o pislikleri yapmazdı. İkisi bir arada olmaz. Hem içki, şarap iç haram ye hem de Bismillah de. İki türlü günah işlersin. Harama besmele çekilmez. Besmele ile ne demek istiyorsun? Allah’ın izniyle diyorsun. Kahpe, Allah sana izin mi verdi de besmele çekiyorsun. Gördün mü; Allah’ın izni diyorsun, Allah’ın ona izni yok ki. Haram o, haram. Onun için harama besmele çeken ikinci bir günah işler. Helale besmele çekilir. Yüce Allah bize kendimizi göstersin. Bize vaziyetimizi bildirsin. Bize kendimizi göstersin de nerede olduğumuzu bilelim, görelim de ona göre tedbir alalım. Ona göre vaziyet belirleyelim. Ona göre yol arayalım. Yordam oluşturalım. Ve azm ü cezm ü gayret edip Ya Allah Bismillah diyerek Hakk’a revan olalım. Nedir o? Bu Kur’an Allah’ın kulu. Hak bu Kur’an’dır. Size Hak geldi ey kullarım diyor.

جاءَ الْحَقُّ

¶        “Hak geldi.”[18]

وَزَهَقَ الْباطِلُ

¶        “Batıl muzmahil oldu.”[19]

Silindi süpürüldü. Mekke’ye Hak geldi, Kur’an geldi, putlar yüzüstü alaşağı olup gitti. İşte bunun manası budur. Ama senin dünyanda da bu olayın gerçekleşmesi gerekir. Senin kalbin nerelere bağlı? Gönlün, kafan nerelere bağlı? Kazandığını kimlere harcıyorsun? Allah’ın sana tanıdığı bu zaman dilimini nerelerde harcıyorsun? Kimlere, nasıl? İşte zamanını, mekânını peşkeş çektiğin, hiç düşünmeden seferber ettiğin varlık senin ilahındır. Herkes ilahını ona göre belirlesin. Eğer senin ilahın, tanrın Allah olsaydı o zamanların, mekânların O’na transfer edilmesi gerekirdi. Ama sen O’na transfer etmiyorsun. Siz zannediyor musunuz ki putperestlik her zaman bir taşın önünde eğilmektir. Nice başlar o taşlara dönüşmüştür. Yüce Allah bunu bakınız nasıl söyler? Bizi, nasıl uyarır? أَفَرَأَيْتَ Gördün mü Muhammed (s.a.s.)’im? Yani sen gördün, biliyorsun. مَنِ o kimseyi ki اتَّخَذَ إِلهَهُ kendisine tanrı edindi.Neyi, هَواهُ, arzu hevesini[20] kendisine tanrı edindi.

İNSAN KENDİNE TAPAR MI?

Bu kendine tapmaktır. Eğer sen canının istediğini yapar, bunun haramını helalini ayırt etmezsen işte o zaman dışarıda put aramaya gerek yoktur. Sen kendin put olmuşsundur, kendinin putu olmuşsundur. Allah korusun. Bunun diğer adı nedir biliyor musunuz? Gizli şirktir Allah’ın kulları. Ebu Cehil, Ebu Leheb gizli müşrik değildiler, açık müşriktiler. Onların putları açıkta idi ve davaları da açıktı. Onlar bizim tanrılarımız diyorlardı. E şimdikiler ooo modern adamlar. Taşlara falan tapınmıyorlar. Tabi ki taş ile işi ne adamın? Kendisi varken niye taşa tapsın? Adam canının çektiğini yapıyor mu, yapıyor. Ben hürüm diyor, ben kendim karar veririm. Babasına, annesine siz kimsiniz? Veya bir nasihat verene size ne diyor. Diyor ki ben hürüm. Başkası da diyor ki sakın karışmayın. Çocuk kendisi karar versin. Çoluk, çocuk kendisi karar versin. Aman Allah’ım çocuklar karar verecekmiş. Karar mekanizması ne dereceye geldi ki onun, karar verecek. Sahtekâr, o zaman işyerinin başına bir çocuk getir de oturt. Kararı versin. Sahtekâr buna razı olmaz. O deneyimsizdir der, olur mu tahsili yoktur der. O zaman niye böyle söylüyorsun? O adam, sahtekârdır,   ikiyüzlüdür. Kendisi karar verecekmiş? Onların söyledikleri başkadır, dava ettikleri şey başkadır. İkiyüzlü adamlardır. Allah’ın kulları, bunlardan ders almayın. Bunları dinlemeyin. İçinize kötülük bulaşır. Bunların kötü yüzlerine bakmayın. Yüz yüze baka baka renkleşir. Kara yüze baka baka yüzünüz kararır. Üzüm üzüme baka baka, yüzüm de yüzüme baka baka o hali alır. Benden söylemesi

Çok acıklı bir sahneden geçtik ama sadece ruhen geçtik gittik. Bir gireyim dedim ama çıkılacak gibi değil. Peygamberin bir savaşı anlatılıyor. Çetin bir sahne, çetin bir imtihan… Tam Cehennem’in üzerindeki sırat köprüsü tasvir ediliyor. Ve birçoğunun ayağı kaydı, tam Cehennem kapmak üzereyken Peygamber kaptı, bacağından onu tuttu. İşte o nerede.

وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ

¶        “Allah bağışladı, affetti.”[21]

BİR İNSAN BİR MİLLETTİR

Evet,  çok acıklı sahneler… Okuyun bir mealden, bir tefsirden çok acı sahneler... Ciğerim tahammül etmezdi. Allah bir şekilde bizi nedense oraya sokmadı. Böyle bir sohbet oluştu. Hâlbuki niyetim buraya bir gireyim diyordum. Giremedik, müsaade olunca gireriz ama mutlaka bakın oradan biz geçtik. Belki gözünüz yumuk gibi oldu, kulağınız tıkalı gibi oldu. Bunları, siz açın, oradan okuyun. Neler olmuş bitmiş mutlaka okumanız gerekir. Ruhlar geçti gitti oradan ama akıllar da geçsin gitsin. Bu gözler de geçsin gitsin, hayalimiz de geçip gitsin. Bütün uzuvlarınla sen bir millet gibisin. Tek başına bir inansın ama bir insan aslında bir millet gibidir. İçinde onun neler, neler var. Maddi ve manevi ne duyular, ne duygular var. Onun için Rabbine namaza durduğun zaman [22] إِيَّاكَ نَعْبُدُ Sadece sana ibadet ederiz.” E sen tek başınasın be adam. Ederim niye demiyorsun? E ederim desem hocam bundan sonra öyle diyeyim. Olmaz, ederiz diyeceksin. Öyle şey olur mu? Allah böyle istedi böyle söyleyeceksin. Ama niye, işte onu düşün. Ya ben tek başınayım niye ederiz diyorum. Ve وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ [23]. “Ve ancak senden yardım dileriz.” Gözüm, elim, ayağım, kafam, aklım, fikrim… Ne varsa, sinirlerim, asabım damarlarım, hücrelerim, zerrelerim, atomlarım, saçlarım, tırnaklarım, hepimiz, görevli meleklerin hepsi “biz” oluyor.  O geminin içinde ne ordular var. Her eklem yerinde bir melek görevlidir. Üç yüz altmış melek sadece eklemlerinde yer almaktadır. Daha midenin içinde, böbreğinin içinde olanları saymıyorum. Bunların kendi kendine mi çalıştığını zannediyorsun? Nerede gördün sen, bir fabrika ki işsiz çalışsın? Dünyada böyle bir fabrika var mı? Allah’ın kulları, aklınızı kullanın. Deriler, kemikler kendi kendine mi çalışıyormuş. Maalesef hiç düşünen var mı? فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ [24]Adam, biyoloji,  kimya, fizik yazıyor. Oluştu, oluşur işte bir masal gibi anlatıyor. Be hey adam, bunları kime söylüyorsun? Maalesef soyutlanmış, küfür halinde sana anlatıyor. İmanlı olan o yönden onu çıkarmış, ruhunu sökmüş, ruhsuz halde sana anlatıyor. Bunu ne güzel yaratmış yaratan, bunlar kendi kendine olabilecek bir şey değil desene, uyarsana.

UYANIK YOLCULUK YAPALIM

Allah’ın kulları uyumakla bir yere varamayız. Uyaracağız, bak kervan gidiyor. Evet, bu bir yolculuktur. Biz bu vadiden geçtik. Sizi geçirdim ama dediğim gibi kaç uzvunuz katıldı? Çevrede olup bitenlerle hangi duyularınız diyalogda bulundu, alışveriş yaptı. İşte mesele budur. Eşeğini sürersin bir yoldan gidersin. Eşeğin kulaklarına bakar gidersin. Ondan sonra da karşına birisi çıkar. Ya Hasan Efendi, bizim Ahmet Ağayı gördün mü? Yoo. Kimseyi görmedim. Yarım saat önce bu yoldan çıkmıştı. E tabii görmez, eşeğin kulağına bakmaktan başka bir şey görmedi ki. Ne sağına ne soluna bakıyor. E tabii görmezsin. Nereye bakarsan onu görürsün. Nereye bakarsa gözün, onu görürsün. Sözün de o olur. Sözün gözüne tabidir. Gördüm, görmedim. İşte Allah’ın kulları,  bu şekilde hepsini katarak anlamak, dinlemek gerekir. Burada ben sadece belli yönleri gösterebiliyorum. Belli açılardan bahsedebiliyorum. Onun geri kalan kısımlarını da size havale ediyorum.  Şöyle şöyle yaparsanız daha tatlı olur. Ben size bir çay ikram etmişim. Elimde ne var işte birkaç tane bardak, şeker. Ama bak şu, şu, şu anda bende yok diyorum. Bunları da katarsanız nurun a’la nur olur. Aliyyü’l- a’la olur ya, daha tatlı olur, der gibi size bu şekilde ifade ediyorum. Hepsini anlatmaya imkânımız yok. Aynı anda mümkün olmuyor. Yirmi üç senede insanların en üstünü olan anlattı. Bakınız size bir şey söyleyeyim.

SAHABENİN FAZİLETİ

Eğer Muhammed Aleyhisselamın ashabı peygamberimizden önce gelseydi yeminle söylüyorum peygamber olurdu. Ne diyor bakın.

عُلَمَاءُ أُمَّتِي كَأَنْبِيَاءِ بَنِي إِسْرَائِيل

  1. Benim ümmetimin âlimleri İsrailoğulları’nın peygamberleri gibidir.[25]

Bu edebi bir benzetmeden ibaret değildir. Şunu demek istiyorum. Onun ashabı bu kadar yüksek kalitededir, derecededir. Peygamberin güneş ışığı karşında o yıldızlar söndü, görünmedi. Onların hepsi bir yıldızdır. Onlar, nübüvvet semasının yıldızlarıdır. Eğer onlar Muhammed(a.s)’den önceki çağlarda gelseydi hepsi birer peygamber olurdu. İnsanlara hidayet ederlerdi. Onların hepsi âlimdir. Onların hepsi peygamberin tezgâhından geçti. Peygamberi Zişan’dan hiçbir şey almasa, sadece yüzüne baksa, mübarek gözlerini aşk ile şevk ile izlese veya a’ma gözü görmüyor. Onu dinlese derecelerin en yükseğine çıkmıştır. Bakınız birçok tabiinden, evliyadan söz edilir. Kerametleri tevatüre ulaşmış zatlardan söz edilir. Ama bunların hepsini birleştir, Vahşi Hazretlerine denk tutamazsın. Neden? O peygamberin makbulü oldu. Sen O’nun makbulü oldun mu? O af edildi. Sen affedildin mi? Öyleyse ne konuşuyorsun? Ulemanın görüşü budur. Onlara ona göre davranın. Ağzınızda sakız gibi isimlerini çiğnemeyin. Onlar Efendimizin (s.a.s.)terbiyesinden geçen efendilerdir. Efendimiz Hazretleri’nden efendiliği öğrenen efendilerdir. Allah onların cümlesinin şefaatinden bizleri ayırmasın. İşte Kur’anın tezgâhından böyleleri çıkmıştır. Muhammed (a.s)’in edebi terbiyesi nedir? Kuran’dır.

حَدَّثَنَا هَاشِمُ بْنُ الْقَاسِمِ، قَالَ: حَدَّثَنَا مُبَارَكٌ، عَنْ الْحَسَنِ، عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامِ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ: أَتَيْتُ عَائِشَةَ، فَقُلْتُ: يَا أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ، أَخْبِرِينِي بِخُلُقِ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قَالَتْ: " كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ، أَمَا تَقْرَأُ الْقُرْآنَ، قَوْلَ [ص:149] اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} [القلم: 4][26]

Hazreti Aişe Validemizin Peygamber (s.a.s.)’i soran insanlara, ashabı kirama, merak edenlere onu tanıtmasıdır. Kur’an’da Muhammed (a.s)’ in karakterinin çok yüksek olduğu anlatılır. {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}Aişe Validemiz bize söyler misin, bizim bilmediğimiz bir şey mi var? Peygamberimizin bu övgüsüne mazhar olan bu karakter nedir? Siz Kur’an okumuyor musunuz? E okuyoruz. İşte O’nun karakteri odur. Kur’an okumuyor musunuz Allah’ın kulları, Peygamberimizin karakteri odur.” Uymanız gereken odur. Size benden sonra emanet bırakıyorum derken Kitabullah’ı demedi mi? Falan şeyh, filan yerdeki adam, işte şöyle olanlara tabii olun. Böyle bir şey söyledi mi size? Şimdi adamlar Ehl-i Kur’an’a geliyor. Şeyhin var mı senin diyor? Ölüyün körü diyeceksin. O kimmiş. Ben zaten şeyh oldum, ihtiyarım. Elli yaşını geçti mi Arap şeyh der. Sen kitap okuyor musun? Senin Kitab’ın var mı? Kutsi karakterin kaynağına sahip misin? İlahi beyanları terennüm ediyor musun? Kendini ölçüp biçiyor musun? Falanın verdiği adresten mi arıyorsun? Listeden mi kendini görüyorsun? Yoksa Allah’ın gösterdiği listeden mi? Hangisindensin? Diyecek adam yok ki Allah’ın kulları. Bunları söyleyecek adam kalmadı. Onun için uyarıyoruz, yanlışlıkları beyan ediyoruz. Tersliklerden söz ediyoruz. Aldanmışlıklardan söz ediyoruz.

KUR’AN’SIZ İNSAN HİÇTİR

Bu Kur’an olmadan yeminle söylüyorum insan bir hiçtir. Ona insan demek reva değildir. Bu kitapla tanış değilse, bu kitabı tanımıyorsa, bu kitabı özümsemiyorsa, bunu sindirmek için emek vermiyorsa gebersin o adam. Duyduğu halde duymazdan gelmiş ise, gördüğü halde görmezden gelmiş ise hakikatlerini bildiği halde hayatına adapte etme yönünde, o hakikatlerle bütünleşme yönünde emek vermiyorsa onun yaşamasına gerek yoktur. Bak Peygamber ne buyurmuş?

إِنَّ الَّذِي لَيْسَ فِي جَوْفِهِ شَيْءٌ مِنَ القُرْآنِ كَالبَيْتِ الخَرِب

  1. Kimin ki içinde Kur’an’dan bir şeyler yoksa harap olmuş bir ev gibidir.[27]

Harap olmuş evlerde neler vardır? Fareler, böcekler, örümcekler vardır. Köpekler gelir oraya kunnarlar. Enik sürüleri orada oyalanırlar. Daha ötesi şeytanlar gecelerler. Harap yerler, cinlerin,  şeytanların cirit attığı yerlerdir. Harabe yerlerden sakınacaksın. Çünkü oranın düzeni bozulmuştur. Düzeni bozuk kimse isterse insan olsun uzak dur. İsterse ev olsun. Düzen yok mu, yok. Öyleyse ondan kaç? Sakın düzensiz olma, düzenbaz olma. Düzenbaz kimdir? Hile düzen, hainlik eden adam demektir. Allah korusun. Harap yerlerden uzak durun. Turap güzeldir ama harap olmak güzel değildir. Harabiyyet ölüm demektir. Uzeyir (a.s) yolda gidiyordu, harap olmuş bir şehir gördü. İlgisini çekti baktı. Allah Allah dedi. Bu harap olmuş yerlerin mutlaka sakinleri vardı. Yok olup gitmiş, evler de yıkılıp gitmiş. Hadi içindekiler gitmiş, evler de yıkılıp gitmiş. Acaba nasıl oldu, nasıl? Yüce Allah’ın kudreti bir temas etse, acaba nasıl olurdu? İnsan bu, derecesine göre aklına bir şeyler gelir. Senin gelmez. Böyle bir yerden geçerken şuralarda hazine çok mu diye gelir. Epeyidir buralarda, in cin yok. Bir şeyler kalmıştır ne oldu? Ama onun öyle gelmiyor. Yüce Rabbimin kudreti bir temas etse acaba şurayı ne hale çevirir? Onun hatırına bu geldi. Hatırlarınız, hayalleriniz, akıllarınız ne ile besleniyorsa size o türden neticeler verir. Buğday ekersen buğday bulursun. Onun için Ebu Cehil, hanzala tohumu ekersen hanzala çıkar. Ondan elma, armut bekleme. Onun için düşüncelerinize dikkat edin. Bir gün olaylar dizisi halinde payır payır, pat pat tepenize dökülür. Düşüncen gerçekleşir. Kötü şey düşünme sakın, başına gelir. Ne demiş adam, benim için ne düşünüyorsan o senin başına gelsin. Aman Allah’ım, adam bunu biliyor. Ona göre düşün diyor. Kötü düşünüyorsan o senin başına gelsin diyor adam beddua ediyor. Geriye çeviriyor.

Evet, işte böyledir. Allah bizleri korusun. Kuran’ın hidayetinden bir an olsun ayırmasın. Feyziyle bizleri bahtiyar eylesin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOPRAK ANA DERSİNDEN

KULAĞIMIZDA KALAN HOŞ SADALAR

 

 

 

İmran diyarından doğru huzura gidişimiz bazen hüzünlü, bazen sevinçli olarak, bazen aşağılara inmiş bazen yukarılara çıkmış olarak, bazen gecelere girmiş, bazen gündüzlere ermiş olarak sürüyor. Bazen hazarda bazen seferde, bazen barışta, bazen savaşta olmak üzere bu yolculuk devam etmektedir. Barış da savaş da bir gidiştir. İnsanların çoğu bunu bilmezler. Gece de gündüz de bir gidiştir. Ama insanların çoğu bunu anlamazlar. Hastalık da sağlık da bir gidiştir. Ama insanlar bunu idrak etmezler. Ölüm de dirim de bir gidiştir. Ama insanlar hiç mi hiç akıl etmezler.

 

 

 

 

Tüm varlıklar oluştu, bir bir hepsi yerli yerince dikildi. İzhar edildi, hazır edildi ve insan ondan sonra yaratıldı. Hiçbir şey değildik. Bizi şey yapan Allah oldu. O’na hamd u senalar olsun. O bizi tamtakır iken, tam bakırdan öte altın ve cevher gibi donanımda kıldı. O’na hamd u senalar olsun.

 

 

 

Kesinlikle şu bir gerçek ki Allah müminlere ihsan ve ikramda bulundu. Onlara içlerinden bir resul göndermekle büyük ihsanda bulundu. Çünkü o vasıta ile biz insanlığımızı öğrendik. O vasıta ile biz kemali öğrendik. Yüceliği öğrendik. Aşağıyı yukarıyı öğrendik. Cenneti, Cehennemi, karanlığı, aydınlığı öğrendik. Eğriyi, doğruyu öğrendik. Rabbimizi öğrendik. O’nun sıfatlarını öğrendik. O’nun esmasını öğrendik. O’nun tecelliyatını öğrendik. O’nun bizimle olan münasebetini öğrendik. Münasebetsiz idik. Münasebetli olmayı öğrendik. Münasebeti öğrenince, münasebetli davranmayı yeğledik. Ve münasebetsiz olmaktan kurtulduk, münasebetli olduk.

 

Toprak post, Allah dosttur. İşte o ayaklarının altına halı gibi serilen o yer, Aziz olan Allah’ın şanından şanlandı.

 

Yerlerde tozun toprağın içinde geziyorduk. Ayaklar altında idik. Cinlerin, şeytanların ayakları altındaydık. Sefil bir haldeydik. O Yüceler Yücesi toprağa kerem buyurdu. Tevazusundan dolayı onu mükâfatlandırmak istedi. Ayaklar altındasın, eziliyorsun. Her türlü pisliğe maruz kalıyorsun. Ama üf demiyorsun. Ey toprak seni aziz kılacağım, şanlı kılacağım. Bu Allah’ın yasasıdır. Kim huzurunda zillet gösterir, O’nun iradesine karşı gık demez, üf demez, boyun eğer, itaat ederse Yüce Hakk’ın dikkatini çeker. Lütfunu, keremini çeker. İzzetini üzerinde rapteder.

 

 

Bir zamanlar toprak idiniz. Cinlerin, şeytanların ayakları altında eziliyordunuz. O zalimlerin zulmünün altında ne kadar hayıflandık. Ne türden canlarımız yandı. Acılar üstüne acılar çektik. Ama Allah böyle dilemiş ne yapalım. Rızık rızadan gayrı ne yapabiliriz dedik toprak iken boyun büktük. Hep içimize attık ve Yüce Allah’ın dikkatini çektik. Yüce Allah ateşten yarattığı şeytanları itti, onları kovdu. Nurdan yarattığı meleklere bir kenara çekilin dedi. Şeytanlar, asi varlıklardı. Melekler muti, itaatkâr varlıklardı. Birisi şeytan, birisi melek türüydü. Uçta iki varlık uç uç. Birisi yukarıya doğru uçuyor, birisi aşağıya doğru uçuyor. Hepsi uç emrine uymuş uçup gidiyor. Evet,  hepsi uçuklar… Korkan dudaklar uçuklar. Uçuklar sevilmez, uçuk yaradır. Uçuk beredir. İnsanın ağzının formunu bozar, tadını bozar. Uçuk olmayın, kaçık olmayın

 

 

Sen insanlıktan bahsediyordun ama Muhammed (Aleyhisselam)’in ümmeti hakkında bir ayet okudun. Ümmet-i vasattan maksat Âdem (a.s) değil ki. Âdem’in evlatları değil ki. Muhammed (s.a.s) ümmetidir. Allah bazen birinin hatırına doksan dokuz yaratır. Gerisi faso fisodur. Gözde olan bir tanedir. Maksat bir tanedir. İşte o bir tane ümmet Muhammed (S.A.V.) ümmetidir. O’nun hatırına bir senaryo oluşturdu. Âdem (a.s) dedi, Nuh (a.s) dedi, şu dedi, bu dedi. Ve nihayet dur bakayım. Şöyle ayrılın. Şimdi Şahlar Şahı geliyor. Zübdetü’l-halaik geliyor. Mahlûkatın özü geliyor. İşte benim Muhammed’im geliyor. Bütün sizlerden maksat o idi. O da geldi. Şimdi sizlerin pili bitti. İşi bitti. Alın kitabınızı. Alın ne varsa gidin. Toz olun. Şimdi Muhammed geldi. Meydan onundur. İşte bu toplum maksattır. En son geldi ama biraz geç oldu ama vallahi temiz oldu. Ne güzel oldu değil mi?

 

Âdem! Ey beni beşerin babası! Ey beni Âdem! Ey Âdem! Bunların babası sensin. Kalk bakayım, buraya gel. Cehennemlikleri ayır. Bu, senin görevindir. Nasıl olacak Ya Rabbi? Nasıl ayıracağım? Bir, bir tarafa ayır. Bir, bir tarafa ayır. Dokuz yüz doksan dokuzun içinden birisini ayır. Dokuz yüz doksan dokuzu cehenneme gönder. Titredi millet. Eyvah bittik, yandık der. İnsanlar o gün yandık derler. İşte o gün bir anda bebeler var ya bebeler, çocuklar, sabiler ihtiyar oluverirler. Bu hitabın karşısında sararıp soluverirler. Eğer anasının karnında olsaydı patadak düşüverecekti. Çünkü o olmadan öldü

 

 

Bir kısmı İsa,  bir kısmı Musa deyip duruyorlar. İsa mı kaldı Musa mı? Bunların sadece adı var. Onlar, Muhammed (a.s)’e medyunlardır. Onların hepsi ahir zaman Nebisini müjdelemek için geldi. Hepsi provaydı. Provokatör değil provaydı. Tabii ki provokatör olanlar da vardı. Kabil’den bu yana onlar da var. Ama nebiler prova yaptılar. Gelecek olan final gününün provası yapıldı. Final gününün provası yapıldı. Ne günü o, Muhammed (s.a.s)’in günü. Ümmet-i Muhammed’in günü.

 

 

Ahir kelam, son sözdür. Hep birike birike dibine aktı. Sıza sıza hep aşağıda birikti. İşte sen onu yiyorsun, onu içiyorsun. Onlar hep kabuklarını yiyip içtiler. Hep ıskartaları yediler içtiler.

 

 

 

Ve atanız Âdem (a.s)’e yer ve gök secde etti. Bir tane mahlûk hariç diğerleri hep secde etti. O rezil yaratığı biliyorsunuz. O sizin nüvenizde var. Sizin menünüzde var. Yüce Allah onu içinizde nakşetti. Düşmanınızın adı içinizde yazılıdır. Dışarıdan öğretmeye gerek yok. Ancak okuyacaksın. İçindekini dışarıya taşıyacaksın. Kabiliyetlerin yüz üstü çıkması gerekir. Yüz üstü gelmesi, yüzeye çıkması gerekir. Alttan üste çıkması lazımdır. İşte böyle… Sizin maziniz budur. Toprak idiniz, zelil idiniz. Azizlerden oldunuz. Sakın topraktan geldiğinizi unutmayın. Ananızı unutmayın. Toprak anayı unutmayın. Sizin sağlığınız ondadır. Sizin sevginiz ondadır. Rahatınız ondadır. Sakın ondan uzaklara gidip, onu terk etmeyin. Yoksa perişan olursunuz.     Toprakla ilişkinizi sakın kesmeyin.

 

 

 

 

 

Toprak fıtrattır. Aslını gördün mü rahatlarsın. Onun yerine yatmak kucağına yatmak gibidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

İhlâsınız yoksa iflas edersiniz. İhlâs, gerçek ise hiçbir zaman iflas etmez.

 

 

 

 

 

 

Yücelerin isimlerini koymak güzeldir. Ama sakın taklit olma. Tahkik ehlinden olmaya çalış. Layık olmaya çalış. Yoksa hain olursun. Hırsız olursun. O isme ihanet etmeyeceksin. Ve illa o ismi sıyrıl at.

 

 

 

 

 

Toprak daima yerdedir. Toprak daima aşağıdadır. Toprak taşır. Toprak akıtır, feyiz verir, coşar, sevene verir. Ağaçları korur, böcekleri korur. Allah’ın Rezzak ismini taşır. Müzil isminin mazharıdır, yatıvermiştir. İsmail’den öte boynunu verivermiştir. Kullar çiğnesin beni, deyivermiştir. Bunun için Yüce Allah onun evladını azizlerden kılıvermiştir. Ve bunun için ateşe karşı övünür, haklıdır. Hiçbir şey olmasa sadece Muhammed (s.a.s.) olsa, o bendendir dediği zaman akan sular durur. Yerler, gökler, yıldızlar, Cennet, Cehennem solda sıfırda kalır. O bendendir. Onun için iftihar olarak yeter. Allah o toprağı Cennet-i A’la’ya idhal edecektir. Orada süt gibi beyaz olacaktır. O da cennete girecektir. Miskler gibi kokacaktır. Hiç tozmayacaktır. O bir ziynet olacaktır, cennetin süsü olacaktır.

 

 

 

Ey şehit oğlu şehit diye seslenen uluya bak, şaire bak. Bastığın yerlere dikkat et diyor. Onun altında şüheda var. O kan, Allah’ın verdiği canın cisimleşmiş şeklidir. Canın somutlaşmış şekli kandır. Kan bedende canı temsil eder. O gitti mi sen de gidersin.

 

 

 

 

 

 

 

 

Biz alamete falan binmeyiz. Biz Allah’ın takvasına bineriz. Takva ne güzel binittir. Onu oluşturdun mu, onu yaşattın mı o seni uçurur gider. O seni Hakk’a götürür. Onun için bir alamete binmeyin. Ayete binin.

 

 

 

 

 

 

Onlar mı senin ipini çekiyor. Onlarla mı mutlu oluyorsun? Onlar zaten mutsuzdur. Mutluyuz dediklerine inanmayın. Yüzlerinin güldüklerine inanmayın. Tersinedir Allah’ın kulları tersinedir. Onlar mutlu olamazlar. Allah’ı unutan bir varlığın mutluluğu söz konusu olamaz. Yeminle söylüyorum. Bu Aziz Kur’an dikkat diyor. Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutlu olur. Yalan mı söylüyor. Hâşâ ve kella. O mu yalan söylüyor bu kitap mı yalan söylüyor. Ben inanıyorum ki o yalan söylüyor. Çünkü onun kalbi pislikle dolu. Allah’ı anmıyor. Allah’ı ansaydı o pislikleri yapmazdı. İkisi bir arada olmaz. Hem içki, şarap iç haram ye hem de Bismillah de. İki türlü günah işlersin. Harama besmele çekilmez.

 

 

 

 

İşte zamanını, mekânını peşkeş çektiğin, hiç düşünmeden seferber ettiğin varlık senin ilahındır. Herkes ilahını ona göre belirlesin.

 

 

 

 

 

 

İşte zamanını, mekânını peşkeş çektiğin, hiç düşünmeden seferber ettiğin varlık senin ilahındır. Herkes ilahını ona göre belirlesin. Bu kendine tapmaktır. Eğer sen canının istediğini yapar, bunun haramını helalini ayırt etmezsen işte o zaman dışarıda put aramaya gerek yoktur. Sen kendin put olmuşsundur, kendinin putu olmuşsundur.

 

 

 

 

 

Adam canının çektiğini yapıyor mu, yapıyor. Ben hürüm diyor, ben kendim karar veririm. Babasına, annesine siz kimsiniz? Veya bir nasihat verene size ne diyor. Diyor ki ben hürüm. Başkası da diyor ki sakın karışmayın. Çocuk kendisi karar versin. Çoluk, çocuk kendisi karar versin. Aman Allah’ım çocuklar karar verecekmiş. Karar mekanizması ne dereceye geldi ki onun, karar verecek. Sahtekâr, o zaman işyerinin başına bir çocuk getir de oturt. Kararı versin. Sahtekâr buna razı olmaz. O deneyimsizdir der, olur mu tahsili yoktur der. O zaman niye böyle söylüyorsun? O adam, sahtekârdır,   ikiyüzlüdür. Kendisi karar verecekmiş? Onların söyledikleri başkadır, dava ettikleri şey başkadır. İkiyüzlü adamlardır. Allah’ın kulları, bunlardan ders almayın. Bunları dinlemeyin. İçinize kötülük bulaşır. Bunların kötü yüzlerine bakmayın. Yüz yüze baka baka renkleşir. Kara yüze baka baka yüzünüz kararır. Üzüm üzüme baka baka, yüzüm de yüzüme baka baka o hali alır. Benden söylemesi

 

Eğer Muhammed Aleyhisselamın ashabı peygamberimizden önce gelseydi yeminle söylüyorum peygamber olurdu. Bu edebi bir benzetmeden ibaret değildir. Şunu demek istiyorum. Onun ashabı bu kadar yüksek kalitededir, derecededir. Peygamberin güneş ışığı karşında o yıldızlar söndü, görünmedi. Onların hepsi bir yıldızdır. Onlar, nübüvvet semasının yıldızlarıdır. Eğer onlar Muhammed(a.s)’den önceki çağlarda gelseydi hepsi birer peygamber olurdu. İnsanlara hidayet ederlerdi. Onların hepsi âlimdir. Onların hepsi peygamberin tezgâhından geçti. Peygamberi Zişan’dan hiçbir şey almasa, sadece yüzüne baksa, mübarek gözlerini aşk ile şevk ile izlese veya a’ma gözü görmüyor. Onu dinlese derecelerin en yükseğine çıkmıştır. Bakınız birçok tabiinden, evliyadan söz edilir. Kerametleri tevatüre ulaşmış zatlardan söz edilir. Ama bunların hepsini birleştir, Vahşi Hazretlerine denk tutamazsın. Neden? O peygamberin makbulü oldu. Sen O’nun makbulü oldun mu? O af edildi. Sen affedildin mi? Öyleyse ne konuşuyorsun? Ulemanın görüşü budur. Onlara ona göre davranın. Ağzınızda sakız gibi isimlerini çiğnemeyin. Onlar Efendimizin (s.a.s.)terbiyesinden geçen efendilerdir. Efendimiz Hazretleri’nden efendiliği öğrenen efendilerdir. Allah onların cümlesinin şefaatinden bizleri ayırmasın.

Okuyun bir mealden, bir tefsirden çok acı sahneler... Ciğerim tahammül etmezdi. Allah bir şekilde bizi nedense oraya sokmadı. Böyle bir sohbet oluştu. Hâlbuki niyetim buraya bir gireyim diyordum. Giremedik, müsaade olunca gireriz ama mutlaka bakın oradan biz geçtik. Belki gözünüz yumuk gibi oldu, kulağınız tıkalı gibi oldu. Bunları, siz açın, oradan okuyun. Neler olmuş bitmiş mutlaka okumanız gerekir. Ruhlar geçti gitti oradan ama akıllar da geçsin gitsin. Bu gözler de geçsin gitsin, hayalimiz de geçip gitsin. Bütün uzuvlarınla sen bir millet gibisin. Tek başına bir inansın ama bir insan aslında bir millet gibidir. İçinde onun neler, neler var. Maddi ve manevi ne duyular, ne duygular var.

 

 

 

 

Allah’ın kulları uyumakla bir yere varamayız. Uyaracağız, bak kervan gidiyor. Evet, bu bir yolculuktur. Biz bu vadiden geçtik. Sizi geçirdim ama dediğim gibi kaç uzvunuz katıldı? Çevrede olup bitenlerle hangi duyularınız diyalogda bulundu, alışveriş yaptı. İşte mesele budur.

 

 

 

 

 

 

Bu Kur’an olmadan yeminle söylüyorum insan bir hiçtir. Ona insan demek reva değildir. Bu kitapla tanış değilse, bu kitabı tanımıyorsa, bu kitabı özümsemiyorsa, bunu sindirmek için emek vermiyorsa gebersin o adam. Duyduğu halde duymazdan gelmiş ise, gördüğü halde görmezden gelmiş ise hakikatlerini bildiği halde hayatına adapte etme yönünde, o hakikatlerle bütünleşme yönünde emek vermiyorsa onun yaşamasına gerek yoktur.

 

 

 

 

 

 

 

Harap yerlerden uzak durun. Turap güzeldir ama harap olmak güzel değildir. Harabiyyet ölüm demektir.

 

 

 

 

 

 

Hatırlarınız, hayalleriniz, akıllarınız ne ile besleniyorsa size o türden neticeler verir. Buğday ekersen buğday bulursun. Onun için Ebu Cehil, hanzala tohumu ekersen hanzala çıkar. Ondan elma, armut bekleme. Onun için düşüncelerinize dikkat edin. Bir gün olaylar dizisi halinde payır payır, pat pat tepenize dökülür. Düşüncen gerçekleşir. Kötü şey düşünme sakın, başına gelir.

 
 

[1]İnsan76/1

[2] İnsan76/1

[3] Al-i İmran3/164

[4]

[5] Mülk67/15

[6] İsra17/70

[7] Al-i İmran3/59 “…..O’nu topraktan yarattı.

[8] Enam6/2 “Sizi çamurdan yaratmış.

[9] Bakara2/143

[10] Zümer39/71       “……İnkâr edenler grup grup  cehenneme sevk olunurlar.

[11] İsra17/55

[12] وَلَقَدْ كَرَّمْنا بَنِي آدَمَ İsra17/70”And olsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık.

[13]Fussılet41/11

[14] Tekasür102/8

[15] Fatır35/32

[16] Bakara2/156

[17] Fussılet41/11

[18] İsra17/81

[19] İsra17/81

[20] Casiye45/23

[21] Al-i İmran3/155

[22] Fatiha1/5

[23] Fatiha1/4

[24] Kamer54/22”Var mı düşünüp öğüt alan?

[25] Keşfü’l-Hafa, Ayn Harfi

[26] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 24601

[27] Tirmizi, Fazailü’l-Kur’an,19

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

75 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37