Ahzab Suresi 12-17:"Türklere İlişmeyin"

“TÜRKLERE İLİŞMEYİN”

AHZAB SÛRESİ  12-17

“Eûzü bi’llahi mine’ş-şeytâni’r-racîm bismillahirrahmanirrahim

Kıymetli ve değerli kardeşlerim!

Bu hafta Ahzâb Sure-i Celilesinin tefsirinden okuyacağımız ayetler 13. Ayetten başlayacak inşaallah. Yalnız bir ayet yukarıdan başlayacağız : “ Ve iz yegûlü’l-münafıkun” ayetinden başlayacağız. Efendim geçen ayetler içerisinde hendek savaşının durumu belirtiliyor, anlatılıyor ve değerlendiriliyordu. Hendek Savaşı, Uhud Savaşından 1 sene sonra ve Hicretin 4. Senesi içerisinde vuku buylan meşhur asr-ı saadet savaşlarındandır.  Bu savaşın değişik tahlilleri yapılıyor ayetler içerisinde, dolayısıyla insanların, mümin, münafık, kafir başlıca inanç bakımından insanlar bu üç gruba ayrılıyor, bu üç şekilde islam kültüründe değerlendiriliyor. Yani insanlar ya kafir olurlar-şu veya bu nedenle mukaddesatı, kutsi alemden getirilen değerleri inkar ederler, -doğrudan veya dolaylı yollarla- bunlara kafir veya münkir tabirini kullanıyoruz. Müşrikler de bu gruba girerler. İkinci grup da vahdaniyyeti, hakkın varlığını ve birliğini tescil eden, tensib eden ve bunu kalbi ile inanıp edip dili ile söyleyen zümredir ki bunlar müminler grubudur. Üçüncü grup içlerinde inkarı, küfrü, inançsızlığı benimsiyorlar, gizliyorlar ama dilleriyle, azaları ve organlarıyla dış aleme, dış yüzeye inamış gibi kendilerini aksettiriyorlar, gösteriyorlar. Bunlar da münafıklardır. İşte insanoğlu hayat sahnesine, dünya alemine geldiğinden beri, imtihandadır, Allah peygamberleri vasıtasıyla onları eğitmektedir, Onların iç alemlerinde yer alan sırları serleştiriyorlar, yani yüzeye çıkarıyorlar. Bu imtihanı peygamberler yapıyor. Efendim ogünden bugüne insanlar bu üç sınıf içerisinde yer almışlar ve bunlar içerisinde daime müminler azınlıkta bulunmuştur. Allahımız bunu  Kur’anında böylece belirtiyor.  Yani insanların azı mümin, çoğu kafirdir. “Ekserühümü’l-kafirun” sırrıyla çoğunluğu kafiridr. İşte olaylar, hadiseler, özellikle peygamberlerin döneminde yeralan bir takım hadiseler hassas bir şekilde Cenab-ı Hak tarafından tensib edilmiş ve takdir edilmiş, çok ince nüanslarla toplumlar imtihandan geçirilirler. Çok çetin bir imtihandan geçirilirler. Bu imtihanlardan en dehşetlisi, peygamberlere düştüğü için onların etrafındaki insanlar da dolayısıyla onların en çetin imtihanlara maruz bırakılırlar. Ve bu nedenle Peygamberler ve ashabı bu imtihanlardan yüz akıyla çıktıklarından ötürü sair insanlardan faziletçe üstündürler. Çünkü bir ferdin imtihanı ne kadar dehşetli olursa, sabreder ve yüz akıyla bu imtihandan çıkarsa o kimse sair insanlarda üstündür. İlkokulun imtihanıyla ortaokulun imtihanı bir değildir, normal bir lise ile anadolu liselerinin imtihanı bir olmadığı gibi, fen liselerinin imtihanı daha değişik, daha ağırlıkta olduğu gibi insanoğullarının imtihanları da bir değildir. İmtihanın zorluğuna göre kişilerin fazileti ortaya çıkar. İşte bu hadisede de Allah inananlar ve inanmayanları kafirler, müminler ve münafıklar grubunu üç kategoride ele alıyor ve bu savaşta bu üç grup da kendisini belirlemiş oluyor. Yerlerini tesbit etmiş oluyor. Münafıklar daima müminlerin içerisinde yer alan taşlara benzer, pirincin taşına benzer onlar, pirinçle beraber taşı da gelir, bunların ayıklanması icabeder. Dişiniz kırılmadan afiyetle bir yemek yemek istiyorsanız, o pirincin taşını ayıklamanız lazım, işte Allah ortaya koyduğu öyle bir ahyat standartları vardır ki, öyle hadiseler, olaylar takdir buyurmuştur ki onları insanlar üzerine sunduğu, arzettiği zaman hemen kendilerini ortaya koyuverirler, müminler bir taraf münafıklar bir tarafa kendisini gösteriver ama bunu görebilecek göz lazım, kocakarıların gözleri pirincin taşını görmez. Neden gözleri  görme yeteneğini hemen hemen kaybetmiş durumdadır. İşte insanların içerisinde de acuze kafalıları vardır, artık akılları iyi çalışmayan, ebleh tipli, geri zekalı, şeşi beş gören, olayları ve hadiseleri iyi ayıramayan tipler vardır. Bunlar maalesef bu ayrıntıları göremezler, tabii görenler için konuşuyoruz. İşte bu hadisede de bu üç grup ayrı ayrı belirlenmiş oluyor. Efendim söylememiz gereken bir durum vardı. Hendek savaşında hendeğin kazılması sırasında büyük hadiseler oluşuyor. Çok tarihi ve yüce peygamberin mucizesini ifade eden olaylar oluşmuş oluyor. Bu olayların içerisinde savaşa başlangıç durumu vardır ki ashab-ı kiramı neşelendirmek için Yüce peygamberimiz arapların meşhur şairlerinden şiirler okuyor. O dizeleri söylüyor. Yine ashab-ı kiram Peygamberi takliden dillerinde bunları terennüm ediyorlar, yani onları neşelendiriyor. Bu hadiseler de savaşa böyle tarihi şiirler, toplumun ruhunu canlandıran şairlerin şiirleri, sözleri hatta marşlarıyla gerekirse halk türküleriyle toplumu harekete geçirmek ve onları kamçılamayı ifade eden bu etkin sözleri söylemek gerekiyor. İşte atalarımız bunu mehter marşları olarak dile getirmişler, onları biz de dinliyoruz ve içimizde birtakım şeylerin kımıldadığını hissediyoruz.  O marşlara atalarımızın ruhları sinmiştir. Onları dinlemek ve çoluğumuza çocuğumuza dinletmek gerekir. Kendimiz de dinlemeliyiz ki içimizde ki bize aşılayan cümlelerin aşılamasına panzehir olsun. Akşama kadar hep etraftan, çevrede gavur aşısı yiyoruz. Onları dinlemek suretiyle de Allahın iznizle bu gafleti dağıtacağız, atacağız. İkinci ve önmeli bir hadise Peygamberimizin Hendek kazılması işinde bilfiil yeralmasıdır. Bu hendeği kazma sırasında muazzam bir taş çıkıyor. Bu taşı ashab-ı kiram imkanı yok yerinden oynatamıyor ve neticede Yüce Peygamberimize başvuruyorlar. Yüce Peygamberimiz ridasını çıkarıp kolları sıvayıp eline kazmayı veya külüngü, hendek kazımında ne kullanılıyorsa onu alıyor “mığvel” diyor. Mığvel yer kazılan şey, balyoz diyelim. Bismillah diyerek, “ve temmet kelimetü rabbike’s-sıdkan ve adlâ” ayeti celilesini okuyarak, Allahın vermiş olduğu karar ezel aleminde, ilm-i ezelide varlıkları yaratmazdan evvel kararlaştırdığı dostları için adilane, dostları, evliyası ahbabı için lutfu ile keremi ile takdir buyurduğu iman, ihsan kerametle ilgili kararı düşmanları için takdir buyurduğu adilane, istidracları, dalaletleri ve hüsranlarıyla ilgili takdiri vaki olmuştur” ayetini okuyarak eline balyozunu alıp vurduğu anda muazzam bir kıvılcım fırlıyor bunun neticesinde o sırada başucunda Selman-ı Farisi hazretleri var olayı seyrediyor. Ürperiyorlar, korkuyorlar. Yüce Peygamber celallendiği zaman alnındaki bir damar ok gibi fırlar gözlerindeki bakış değişir, ashab-ı kiram da bunu derhal farkederdi. Ondaki celadet taşa fırlamış ve elindeki o güç taşı paralamıştı. İşte o anda muazzam bir ışık ve büyük bir görüntü hasıl oluyor. Muazzam bir görüntü. Ne demişti: “nusirtu bi’s-sabah” ben saba ile muzaffer kılındım. Saba ne idi? Doğudan esen rüzgar. Ümmet-i Muhammedin muzafferiyeti doğudan olacaktır. Bu dinin te’yidi gücü, kuvveti kaynağı doğudur. Manasını vermiştik ve o sırada o dev gibi atlıları görmüş olacak ki Allahü ekber sadaları ile küffarın üzerine çılgınlar gibi atılan ve onları ezip geçiren, viyanalara kadar giden atalarımızı görmüş olacak ki “de’u’-türke..........ütrükü’t-türke ma vedeukum” türkler size ilişmedikçe sakın ilişmeyin fermanını buyurmuş. Hiç yeri mi orası? Türklerle ilgili bir konu yok. Kendisine o olaylar, o sahneler, o atlı süvariler görünmüş olacak ki Yüce Peygamberimiz o savaşta hiç ilgisi yokken, hendek savaşı bu, Türkler size ilişmedilçe sakın onlara ilişmeyiniz buyurmuş. Doğunun, iran ve ötelerinin alındığını ümmetine ram olacağını gördüğünü buyurmuştur. Bana o kapılar açıldı buyurmuş. Daha sonra rumun kapılarının açıldığını, bizans topraklarının ümmet-i muhammede geçeceğini duyurmuş, üçüncü vuruşunda da yemen havalisinin topraklarına katılacağını, san’a bölgelerinin bu din-i muhammedi toprakları içerisine gireceğini tebşir etmişler ve iki millete karşı uyarmışlar: (.....)Türkler size ilişmedikçe siz onlara ilişmeyin ve (........) habeşliler size ilişmedikçe onlara da dokunmayın. Onlara ilişmeyin, dokunmayın. Onların dokunulmazlığı var. Taraf-ı risaletten bana böyle emir geldi ben de size duyuruyorum. Sakın onlarla uğraşmayın.beşaretini vermişler. İşte bu hendeğin en önemli olayı budur. Bu görüntüler o taşı kırmakla kendisini göstermiş oluyor. Arkadaşımız hendeğin durumu hakkında bazı tespitler yapılmış demekki siyer kitaplarında onun hakkında bilgi aktarayım: genişlik 5 metre derinlik 4,5 metre, uzunluk 8 km zaman, bu hendeğin hazır hale gelmesi de 10 gün sürmüş.

Yüceler yücesi rabbımız Yüce Peygamberimizin bu beşaretli haberleri ile bizleri müjdelendirsin ve onun rahmetine bizleri ilhak eylesin. Bu harpler içerisinde dehşetli haller vaki olmuş, korkular zuhur bulmuş, idi geçen dersimizde bunları gördük. Kalpler gırtlaklara kadar dayanmış, gözler yerinden fırlamıştı. Yani bu inan insanların durumu idi ve bu durumda insanlar ne yapacaklarını şaşırmışlar, paniğe kapılmışlar, herkes kaçacak bir delik arıyor. Gerçek inanlarla inanmayanların artık yeri açığa çıkıvermişti. İşte bu durumda herkes her grup Allah’a karşı değişik sanılar üzere bulunmuş değişik tahminler üretmişti. Rabbımız bunları  belirtti ve bu sırada müminler çetin bir imtihanla o mahalde imtihana tabi tutulmuşlardı. İşte bu sırada:

“iz yegûlü’lmünafıkune” Evvelki cümleye atıf, “vellezine fi gulubihim meraz” kalplerinde hastalık olan münafıklar veya iki tevcih yapılmıştı, münafık zümre ve kalplerinde zayıf imanlı olanlar, maraz olanlar. Maraz’ı “da’fü i’tikad olarak ele alan müfessirlerimize göre, bu itikat zayıflığı, zayıf imanlı kişiler. Şöyle demişlerdi (.......)bu vellezine cümlesi ayrı bir cümle değil, atıf tarzında değil de bir önceki cümlenin vavlı tavsifidir. (İlel melikil.....) beytinde heçtiği gibi aradaki vavlar atıf vavı değil sıfat manası taşıyor. Araplar böyle kullanırlar diyor. “Ve gıle “hüm” denildiki, buradaki hüm den maksat (.....) din konusunda basiretsiz, anlayışsız görüşsüz olan ebleh bir kavimdir ki (...)münafıklar(......)onlarınayanına sokulurlar, onlara temayül ederler niçin(........) onların kalbindeki zayıf inaçtan istifadeyle o eblehleri, o ahmakları kandırırlardı, onların kalplerine şüphe sokmak için böyle değişik kılıklar ve kııyafetler ve kalıplarla onlara temayül ederler, onlarla ilgilenirlerdi içimizde de sürekli böyle ayak takımı insanlar vardır. Sen asılırsın, senin tarafına gelir, o asılır onun tarafına gider. Yeri yoktur yurdu yoktur. Belli bir kapasitesi yoktur. kendi görüşü yoktur, iradesi sanki yok adamın. Böyle zayıf tabiatlı insanlar vardır. Ayak topu gibi oynanırlar. Cemiyet içerisinde her zaman böyleleri bulunur. Kararsızlardır. Kim ki olur kararsızlardan onların gönlü sızlar. Aslında sızlayan gönülleridir. Gönüllerinde bir istikrar oluşmamış, sebat oluşmamış. Yerleri yok, yurtları yok, rüzgar ne taraftan eserse o tarafa gidiyor. Maazallah. Evet bunlar basiretsiz toplumlardır. Bunlardan daima zarar gelir. İyi bir çobanı yoksa bunların, Allah korusun daima sürüye zara verir bunlar. münafıklar bu dehşetli tablo karşısında artık düşman iyice hendeğin karşısında kızışmış, şiddetinden çatlıyor. Uzun bir zaman, bir aya yakın bir zaman geçmiş. Böyle bir zaman içerisinde bir beklenti var. Ha saldırdılar, ha saldıracaklar, ha oldu ha olacak. Böyle sürekli artık korku zirveye ulaşmış. İnsanın psikolojik yapısı iyice patlamak üzere. yani sabır gücü neredeyse bitmek üzere. İnsan bünyesinde herşeyin bir barajı var. Hepsinin bir kapasitesi, seviyesi var. İşte bu neredeyse bardağı taşıyor. Patlamak üzere bu durumda münafıklar artık patladılar ve çatladılar. İçlerindekini gizleyemediler. Önceden gizliyorlardı, artık kendilerini gizleyemez oldular ve dediler ki: (ma vaadenallahü ve resulühü......) ne duruyorsunuz artık gidelim, bu peygamber bize ne vaadetmişti? (.........) bu karşı güçleri, dehşetli, sağlarında ve sollarından vadinin altından ve üstünden değişik bölgelerden tüm medinenin kuşatıldığını görüp bu kişileri görünce dedi ki: (.....) münafıkların ileri gelenlerinden bu adam demiş ki: (.....) iranın ve bizansın fethinden bize haber vermişti taşı kırarken. Hem bunları vadedşiyorbize diyor hem de(......)bu seferde dışarı çıklmalarına izin vermiyor. Sakın dışarı çıkmayın, yeriniizde kalın diye Peygamber a.s. emir  veriyor.Ne biçim iş bu diyor, hem ta nerelerdeki ülkeleri bize vaadediyor. Hem de yerimizden tuvalete bile çıkamıyoruz diyor. (....9dehşetli korkudan ötürü diyor çıkamıyoruz diyor tuvalete bile çıkamıyoruz diyerek Hazret Peygamberi onlara şikayet ediyor. Yani onların, o zayıf itikatlı insnaların kalbini çelmek, onları rotadan saptırmak ve oradaki ümmet-i muhammede zarar verici hale getirebilmek için orduyu dağıtmak için fitne ve fesat aşılıyorlar. (......)bu ancak ldanma ve aldatma tüğründe olan bir vaaddir. Aslı astarı yoktur demek suretiyle bu şekilde iç alemindeki nifakı dışarıya atmış oluyor. İçindeki pislikleri dışarı çıkarıp kusuyor. (.....)yine o vakit onlardan bir grup şöyle demişti(....)übey b. Selül denilen ibne selül, münafıkların lideri ve onun arkadaşları şöyle demişlerdi: muazzam bir hareket başlıyor. İçeride yıkım başlıyor, arkadan vuruş başlıyor. Arkadan vurma nedir? Oradaki insanların sebatını sarsmak demektir. İnancını,direncini sarsmaktır. Silah atacak değil, yumruk vuracak değil. Onların kuvve-i maneviyyesini kırmak amaçları nitekim bu memlekette de oldu. Dinsiz ve imansızlara, muhammed a.s.ye dil uzatan insanların dilini kesmek üzere tepelerine balyoz gibi inen insanları “adam öldürmek yok bizim dinimizde siz katilsiniz” demek suretiyle maalesef böyle bir zümre bunların kuvve-i maneviyesini kırmaya çalıştı. Bu zümre üstelik cihat bayrağı açmıştı. İkide bir cihat türküsü söylerdi. Uyurken mırıldanıyor. Kağıtlara şiirler yazıyorlar. Tuvalet kapılarının arkalarına yazıyorlar, yerlere yazıyorlar, duvarlara yazıyorlar, cihat çağrısında bulunuyorlar. Ama gerçek cihada giden, yumruk sallayan insanlara da öyle diyorlardı. Siz adam  öldürüyorsunuz. Bu dinde adam öldürmek haram” ne adamı gavurun adı adam mı olmuş. Bu zihniyet suçlandı, hapislere atıldı böyle yumruk sallayamayan adamlar da oturduğu yerlerde ne sallıyor bilmiyoruz, palavra sallayarak maalesef cihat ilan ediyorlar. İşte benzer bir tablo. Kuvve-i maneviyeyi kırıyor. Bilenen, dişlenen insanların bir güş oluşturmuş küfre karşı arkadan doğru onları kırmaya, yıkmaya çalışıyorlar. Bunlar yanlış şeyler. Sizden birisi bir kötülük gördü mü onu eliyle önlesin muktedir ise, eliyle önleyecek, değil yapamıyorsa diliyle önlesin, diliyle de önlemiyor adam. “Onlar namazsız kardeşler”, efendim ne oluyormuş namazı yokmuş yahu bu inançsız namaz değil adamın inancı yok. Maalesef bunlar  çok yanlış tutumlar. Bütün bunlar bizi aynı hadiselerle cephede yıkmak paralamak için  uygulanan parolalardır. Bunlara uymamak lazım, bu hadislerden ibret almak lazım. Bizim yerimiz neresi. Bu tablo aynen günümüzde de cereyan ediyor. Hendekler var, barajlar var görüyorsunuz. Baraj , geçilmesin diye yapılan bir şey. Kefere fecere atlayamasın veya karşı tarfa barajı koyuyur. Onlar bizim üstümüze sıçrayamasın atlamasın. biz çağ atlayalım çekirge gibi, onlar gelemesinler bizim vadiye uğramasınlar. Her zaman vardır, her zaman bulunur. Kıyamete kadar vardır ve olacaktır bunlar ama burada inanmış insanların birbirini takviyesi önemli. Allah teala bu yöndeki çalışmaları muzaffer eylesin. Muvaffak eylesin. İyi anlayalım, iyi dinleyelim birbirimizi, yanlış saplantılarda bulunmayalım. Kelamullah içerisinde meselelerimizi çözmeye çalışalım. Filanın falanın fikriyle değil. Bu ayetler bizi gösteriyor. Yevm-i kıyamete kadar bu ayetler bizim planımızı ve projemizi çiziyor. Biz kendimizi bunda bulacağız. İşte bunun içerisinde yeraldığımız zaman hadiseleri değerlendirmek gayet kolaydır. Yerinizi tesbit etmek gayet kolaydır. Ağzımızdan çıkan sözlerin nereye vardığını tesbit gayet kolaydır.

Onlar demişlerdi(....) ey medineliler, ay medine ahalisi (...)medinelilere hitab ediliyor. Yesrib medine şehrinin eski adı veyahutda çoğunluğa göre yesrip bir bölgenin adı. O bölge içerisinde medine yer alıyor. Oraya da yesrip tabiri kullanılıyormuş. Peygamber a.s daha sonra bu ismi beğenmiyorlar değştiriyorlar. Tayyibe veya taybe şeklinde ismini değiştiriyorlar. Daha sonra orası medinetü’n-nebi, peygamberin şehri adıyla meşhur olmuş kısaca nebi kelimesini hazfederek medine adıyla yadedilegelmiştir. Medine şehir demektir. Daha sonra oraya özel isim olmuştur. Esas peygamberin koyduğu isimse tayyibe veya taybe şeklinde imiş. Münevvere sıfatıysa; Peygamber a.s yle nurlanmış şehir, onun mübarek ravzasının bulunması, ışığın, orada nurun yer alması sebebiyle münevvera. (.......) ey medineliler sizin için burada duracak yer yok. Artık burada durmayın, eylenmeyin burada (......) mimin zammesiyle, egame fiilinin mastarı olmuş oluyor. Hafs böyle okumuş,bunun manası(.....)burada sizin içindurma yoktur. Durmayın burada.(......) burada barınacağınız, kalacağınız yer kalmamıştır. Hadi evinize dönün diyecekler şimdi aşağıda gelecek.(.....)ekameden ism-i meful olara kalındıysa mükam kelimesi aynı zamanda o bab mekan makası ihtiva ediyor. İkamet edeceğiniz yer değildir, burası durulacak yer değildir, burası tehlikeli bir bölgedir. Burada durmayın. (....)evlerinize dönün. Buradaki dönüş aslında peygamberi bırakıp dönmek ne demek “rucu anil iman demektir. İmanı bırakın artık bu peygamber size vaadediyor, hiç vaadinin falan yerine geldiği yok. Bir aya yaklaştık, oturduğu yerden iran ülkelerini, acem ülkelerini, bizans ülkelerini vaadediyor size efendim güneyinizde habeş ülkesini demek suretiyle onların kalplerine fitne ve fesat tohumları ekiyor. İmandan dönün artık bırakın diyor. Bu adamın söylediklerinin aslı esası yoktur. Diyorlar. Medineye dönün, bırakın evinize, barkınıza dönün şeklinde Hz. Peygamberin yandaşlarını, ona inananları, onun topluluğunu paralamak istiyorlar ve gücü parçalamak, karşıya karşı birleşmiş gücü parçalayıp karşı tarafa yem etmek istiyorlar. Bugünkü hadiseler de artık aklınız var ahmak değilsiniz, ebleh değilsiniz, hepiniz buraya bu ayetleri anlamak ve dinlemek üzere gelmişsiniz bu sizin akıllı olduğunuzu gösteriyor. Allah teala ziyade buyursun hepimizin aklını, fikrini imanını ziyade buyursun. Bunları daima günümüzdeki olaylarla değerlendirmek lazım. Demek ki münafıklar Peygamberin arkasındaki gücün hiç olmazsa bir kısmını parçalamak istiyorlar. “ayrılın” demek suretiyle karşı tarafa karşı güçsüzlüğü yani yenilginin oluşmasına yardımcı olmuş oluyorlar. (....) bu sırad onların telkinleri etki etmiş olacak ki veyahutta bu kampanyanın, bu gizli nifak kampanyasının bir ürünü olarak Peygamber a.s. ın içerisinde yer alan, medinede yaşayan insanların bir kısmı(...) haris oğullarından bir grup peygambere gelerek şöyle izin istediler, şöyle mazeret beyan ettiler(.........) Ya resulallah bizim ev bark açık kaldı, oraya çoluk-çocuk, hayvan falan dalar, biz kapıyı açık bırakmışız, evin kapısı bacası açık kaldı, bir aydır burada eylenip duruyoruz, bize izin ver de şu kapıyı bacayı bir örtüp gelelim-gayeleri kaçmak, kaçıp gitmek- çoluk-çocuk ne yapıyor, hasta söker var mı gibi bir takım uydurma mazeretler(.....)açık manasınadır.(.......)halbuki öyle değildi diyor Allahımız, öyle söyledikleri mazeret yoktu. Öyle bir açıkları olmadığı halde Peygambere böyle yalan söylüyorlardı. İnançları olsaydı, görünmeyen alemleri gören biri insana hiç benim evim barkım açık kaldı diye yalan söylersin. O görüyor. Arkasındakini görüyor. Öteleri görüyor. Bu nedir?  Kör kalbe sahip olduğu içindir. Körler. Haberi yok kime ne söylediğinden. Kimi kandırıyorsun sen. İşportacı mehmet ağayı mı kandırıyorsun! Peki öyleyse gayeleri nedir?(.......) onlar ancak kaçmayı tasarlıyorlar, kaçmayı kasdediyorlar onların bu istekleriyle maksatları budur. Demek suretiyle günümüzdeki “İşim vardı, şimdi böyle yaparsam, o taraftan gelirsem, size meyledersem orası eksik kalır, bacasını yapamadım, bi kapısı kaldı, şu kadar bir yerim var orayı da tamamlıyayım, biraz daha müsaade!” mazeretlerine de işaret ediliyor. Avret kelimesi dilimizde yaygındır. Avret dilimizde hanımlarımız için kullanılan bir tabirdir. Ama kelime anlamı (...) manasına gelir. Yarık, çatlak, açıklık, gediklik manasına gelen bir kelime. (.....)kelimesi failatün vezninde sıfat-ı müşebbehe olup(.....) gediği olan, açığı, çatlağı olan manasına gelir. Yani utanılacak bir kusuru olan şey demektir, kusuru olan şey demektir. (......) bu şekilde okuyuş ibn abbasın kıraatıdır. (....)denilir ki(.....)herhangi bir mekanda bir çatlak açılırsa(.......)denilir. (....) ki ondan dolayı düşmandan veya hırsızlıktan endişe duyulur. Kapının açık olması, pencerenin açık olması neticesinde oluşan durumlar gibi. İşte buna avira tabiri kullanılır. (.....)avretün kelimesinin avire kelimesinin muhaffef şekli olması caizdir. Vava hareke değil de cezm ederek okunursa. Tahfifle. Harekenin alınması işlemine tahfif denir. Tahfif iki şekilde yapılır. Şeddeli kelimenin şeddesiz hale getirilmesi, harekeli kelimenin harekesiz hale getirilmesiyle. (......)bu münafıklar özür beyan ettiler ki(...)evlerimiz hırsıza, düşmana yağmacıya hedef diyorlar. Şu anda kapılarımız kilitli değil, her taraf açık diyorlar. (.....)çünkü oralar korunur durumda değil, çevrili, etrafı kapalı değil.(.........)ondan evlerini barklarını korumak için izin istediler. (.........)sonra geri döneriz dediler. Ya resulallah onları halledelim de biz yine geliriz buraya dediler. Halbuki ayet gayeleri kaçmaktı diyor. (.........)Allah teala onları yalanladı, onların aslında böyle bir korkusu yok. Ev, bark açıkmış, çoluk-çocuk zarar görecekmiş böyle bir korkuları yok. (.........)onlar ancak savaştan kaçmayı tasarlıyorlar. Buyurmak suretiyle ezelde, önceden kararlaştırdıkları bir komplonun tezahürü olduğunu Peygamberimize duyurarak, onlara karşı hemen tertibat almasını Peygamberimize bildirmiş oluyor. Uyanık olmasını ve gereğinin hemen yapılmasını. (.........)faraza onlara saldırılsaydı(.........)medineye saldırılsa, medineye girilseydi, veya dedikleri gibi olsa da evlerine saldırılsaydı, bu (.........)cümlesi ala ile(.........)ala fülaninden bedel olmuş oluyor(.........)manasına yani fakat (.........)şeklinde.

(.........)etrafından çevresinden oraya girilseydi, oraya saldırılsaydı(.........) kutur kelimesinin çoğuludur. Kutur canib demek. (.........)bu bölüklere ayrılmış, gruplara ayrılmış askerler girseydi, (.........)o kaçan, kendilerinden kaçtıkları korkudan kendilerinden firar ettikleri-ki bunlar kaçmak istiyorlar zaten(.........)o asakir-i mütehazzibeden, korkarak kaçtıkları(.........)şehirlerine veya medineye veya evlerine girmiş olsaydı, her tarafından(.........)halklarına, çoluk -çocuklarına saldırsalardı(.........)söverek, sayarak yağma ve talan ederek(.........)sonrada istenselerdi(.........)bu korku anında”yani o dedikleri ordular medineye üşüsseler, saldırsalar, çoluklarının, çocuklarının üzerine doğru yağma ve talan etmek üzere tehditlerle sövüp sayarak saldırsalar girseler ve sonra da kendilerinden yakayı kurtarmak için(.........)geri dönüş, dinden dönme, bırakın şu müslümanlığı sizin canınızı kurtaracağız, artık bize dönün denilseydi, böyle bir talepte bulunulsaydı kendilerinden(.........)ve müslümanların yanında savaşmayı bırakın bize gelin denseydi(.........)elbette bu istekleri onlara verirleri. (.........)şeklinde okunmuş(.........)hicaz kurrası(.........)bu takdirde ellbette o isteğe, o arzuya gelirler ve onu icra ederlerdi, tamam derlerdi, geri döndük, bıraktık, onun ordusunda yer almıyoruz, size geliyoruz derlerdi. (.........)hiç dyraklamazlardı(.........)o arzu ve isteğe icabette(.........)çok az bir süre içerisinde buna hemen cevap verirlerdi, hemen fazla düşünmeden, taşınmadan hemen icabet ederlerdi. (.........)zaman zarfı, az bir süre türkçede az bekle, biraz bekle şu işimi göreyim arapçadaki karşılığıdır. Bu çoğunlukla ma ile bitişik olur. (.........)sanki onların isteklerine öyle icabet ederlerki, arada hiç fasıla yok, sanki hemen bekliyorlarmış gibi(.........)veya şöyle bir mana çıkabilir. (.........)onlar irtidattan dinden, imandan, muhammed a.s’nin ordusundan ayrıldıktan sonra(.........)azıcık bir zaman kalırlar hemen pılıyı pırtıyı toplayıp kaçarlardı. (.........)kuşkusuz Allah onları helak buyurucudur. Haberleri yok, Allah onların bu yaptıkları, söyledikleri sözlerle onları mahvedecek, helak buyuracak, perişan edecektir. (.........)bunun tefsiri anlamı onlar mazeret ileri sürerler(.........)evlerinin açıklığını ileri sürerek(.........)peygamber a.s’a destek olmaktan ve yardımdan kaçmak için bunu yapıyorlar. (.........)ve hiziblerin kendilerini korku ve dehşetle dolduran safından kaçmak için bunu yapıyorlar, karşıda ordu var(.........)bu ahzab ise olduğu gibi onlar kendilerine, kendi bölgelerine, evlerine barklarına saldırsalar(.........)faraza kendilerine saldırssalar ve ya kafir olursunuz veya kelleniz gider şeklinde kafir olmalarını teklif etseler manasna geliyor bu ayet(.........)ve kendilerine Müslümanların üzerine saldırın dense, elbette bu talebe hemen koşarlardı. Neden çünkü onların içerisindeki nifak Allah tarafınfdan bazı şeylerle kamufle ediliyor, bazı örtüler var Allah tarafından bazı setredici içlerinde gizliyorlar, namaz, oruç gibi bir takım hayır işler yapmak suretiyle kendi kendilerini aslımız görünmesin diye boyuyorlar, bazı arabaları hırsızlar çalar da hani yeşil arabaya üzerine kırmızı boya vurur. Belli olmasın diye, tanıtmamak için. Onlar da kendilerine boya vuruyorlar, ama altı kof boya kabul etmiyor ki ikide bir pullanıp pullanıp düşü düşüveriyor maske. Boyanın kabul edilmesi için aynı cins olması lazım, boyayı kabul eder cinsten olması lazım. Onun yapısı içerisi küfür, iman boyasını kabul etmez ki, ama belli bir süre duruyor. Farkında olmadan düşü düşüveriyor maske. Hani o moruk karılar falan vardır, görürsünüz televizyonlarda, gözlerinde kirpik-mirpik kalmamıştır, acaib acaib kirpikler takarlar. O da hiç ummadığı yerde düşü düşüverir. Bedeninde hayır kalmamıştır. Şıllık gibi çıkmıştır, çorap giyer çorap düşü düşüverir, yakışmaz hiçbir şey bünyesine gelmez. İşte bu kılıksız münafıklara da ima libası hiç yakışmaz. Düşü düşüverir ikide bir maskeleri. İşte devamlı içlerinde küfre karşı bir arzu, bir meyil vardır. Ondan hoşlanırlar, ne kadar namaz kılsalar da ne kadar oruç tutsalar da hacca gitseler de kulağına bir küfür sözü geldi mi bundan son derece mütelezziz olurlar. Dört köşe olurlar, gavurlardan biri geberdimi çok üzülür, hayıflanır, müslümanların ileri gelenlerinden birisiyse hiç umurunda değildir. Hem namaz kılar hem oruç tutar, ama yine de böyledir. Mayası ondandır onun için dikkat etmek lazım insanın aldığı zevk önemlidir. Neşesi önemlidir. Yaptığı hareket donuk ise sönük ise ondan hayır çıkmaz. Neşeleniyor mu, yüüznün rengine bakacaksın. Nur var mı, uğur var mı adamda. İstesiz isteksiz namaza kalkarlar. Gafil. Münafıkların namazı böyle. Kuranda çok değişik ayetlerde bunların vasıfları anlatılır. Demekki kendilerine hadi müslümanların üzerine saldırın, biz geldik diye medinenin içerisine askerler dalıverse “tamam derler bizim kurtarıcılar geldi, haydin beraber deyip hurra yürürler. Hiçbir zaman karşı koymazlar. Bu tip insanlarıallah her zaman ayıklar. Bir çok ülkelere gavurlar geldi mi bunlar hemen kanatlarının indiriverirler. Hoş beş ederler, hoşgeldiniz derler, karılarını bile peşkeş çeker bunlar. Bunları filmlerde de görüyorsunuz. İşte bunların yüzünden gavur bir ülkeye girebilir. Bunlar olmasa kesinlikle hiçbir zaman düşman bir ülkeye giremez. Savunsalar, tankların altına kendisini atsa, kendini heder etse kesinlikle düşman giremez. Ama içerideki bu münafıklar onları daime içeri çağırırlar. Ve hiçbir tepki göstermezler. Burada da bu tablo incelenmiş oluyor. Allah buna imkan vermiyor ama böyle bir şey olsaydı hemen onlara teslim olurlardı. Onlarla beraber omuz omuza çarpışırlardı(.........) onlar bu gibi şeylerle mazeret göstermiyorlar. Bunun nedeni (.........)onların islama olan buğzları, adavetleridir bunun sebebi. İçlerinde böyle bir hınç vardır. Ama ne yapacaksın ki evi barkı orada. Müslüman bir adamdan dünyaya gelmiş, başka bir yere gidemiyor. Kazancı var, çoluk-çocuk var aslında onları istiyor ama şu veya bu nedenle o taraf gidemiyor. Bir takım çıkarları var. (.........)ve kafirlikten hoşlanmalarıdır, onu sevmeleridir ve (.........)onların dönekliği yeni değil, onlar halbuki allaha bundan önce söz vermişlerdi, söz verdiler, peygamber onlarla anlaşma yaptı, sözleşme yaptı. (.........)bu izin isteyen ukela herifler medinede yaşayıp peygamberin nimetinden, rahmetinden istifade eden bu benu haris daha önce uhud savaşında da böyle bir yalpa yapmışlar, bırakıp gelmişler müfessirin tevcihine göre bu söz, hendekten önce alınmıştı.-ama müfessiri  ilk verdiği manaya göreyse hendekten önce bu sözleşme yapılıyor. Ölmek var dönmek yok buna göre ha Medineyi şu şekilde koruyacağız edeceğiz diye anlaşma yapılmış(.........) o orduları görmeden önce sözleşme yapmışlardı, söz vermişlerdi, peygambere söz vermişleri. Peygambere verilen söz allah’a verilmiş demektir. Demekki bunların dönekliği yeni değil. Bunlar her zaman dönüyorlar. Böyle tam kritik dönemde çekip gidiyorlar. Allah teala muhafaza etsin. Nasıldı verilen söz(.........)arkalarını dönüp kaçmayacaklarına allaha söz vermişlerdi. (.........) Dağılarak, darma dağın oldukları halde arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair bu antlaşmanın hakkını, hukukunu vereceklerine dair söz vermişlerdi. (.........)allaha verilen söz ise sorumluluk gerektiren önemli bir hadisedir, sorumluluğu mucibdir. Onun hakkında sual varid olacaktır. Onun hakkında inceden inceye hesap ve kitap yapılacaktır. (.........)ondan sorulur, ondan istenir, o ahde uyulması istenen şeydir. Muktezan gereğinin yapılması istenen şeydir(.........) kendisinin yerine getirilinceye kadar o matlubdur. Gereğinin yerine getirilmesi daima istenen şeydir. (.........)Ey peygamber o ahmaklara, o bedbahtlara de ki(.........)siz kaçmak istiyorsunuz, allah bana bildirdi, sizin gayeniz kaçmak, ölümden korkmak sizin gayeniz ama şunu bilin ki kaçmak size fayda sağlamayacak. Ölümden sizi kurtarmayacak(.........)eğer siz ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız bu kaçış size her hangi bir fayda sağlamayacaktır. (.........) faraz eğer siz ölümden kurtulsanız, eceliniz biraz sonra gelse, yani allah size bir süre daha yaşamayı takdir ettiyse, kaçtıktan sonra ömrünüz varsa(.........)az bir süre yaşayacaksınız, çok değildir o süre yine öleceksiniz bizim huzurumuza geleceksiniz, akıbetinizi göreceksiniz. (.........)yani sizin eceliniz geldiyse kaçmak size fayda vermez(.........)şayet gelmemisse, ölüm takdir olmamış, daha bir süre yaşayacaksanız(.........)bu takdirde kaçarsanız(.........) dünyada ancak az bir süre yaşatılacaksınız. O çok değildir, uzun zannaetmeyin, uzun değildir. (.........)ve o da ömrünüzün müddetidir. Ne kadar takdir buyurduysa Allah o kadardır. Ömrün geri kalan kısmı bu da azdır. (.........)dünyanın metaı azdır, uhrevi hayata göre sayılıdır, miktarı vardır, değişkendir, bitendir, sararandır, solandır, herşeyin sonu var öyleyse bu azdır. Nerede nemrutlar, nerede firavunlar, o bin sene yaşayan insanlar nerede. Hepsi toprağın altında. Biz de yüz sene yaşasak ne olacak. Bunların hepsi az şeylerdir. (.........)mervanilerden biri-emevilerin bir grubudur bunlar-(.........)yıkılmak üzere, meyilli bir duvarın yanından geçiyormuş(.........) hemen oradan süratle geçmiş, normal yürüyüşünden hızlıca geçmiş, birisi de teaccüb etmiş Allah allah şu kafaya bak. Gitmiş ona şu ayeti okumuş(.........)kendisine bu ayet okundu diyor(.........)ölümden kaçsanızda o size fayda vermez. Ondan kaçsanız da yine öleceksiniz, kurtulsan bile geri kalan ömür azdır. Bu ayet okununca dünyevi zekaya sahip olan bu mervani demiş ki : (.........)işte ben o az şeyi istiyorum. Onu kaçırmak istemiyorum, o kadar olsun yaşamak istiyorum demiş. Evet bir espri bu ayetin bir espirisi olmuş oluyor. Yani  ayetteki bir inceliği kavratma bakımından müfessir bunu naklediyor. Yoksa bu maskaralığı anlatmak için değil de ayetteki kalil manasını vermek için buraya bunu almış, kaydırmış(.........)deki ey peygamber ey geri zekalılar, ey ahmaklar, a bedbahtlar, a akılsız kişilerşimdiye kadar sizi allahın gazabından belasından azabından kim korudu,  bu sağlığı nerede buldunuz, buyiyecek içeceği siz nereden buldunuz, söyleyin bakalım, ne kerametiniz vardı sizin, ne özelliğiniz vardı. Şimdiye kadar sizi kim korudu. Evet ozamana kadar sağlık içerisinde yaşamışlar,gel keyfim, yiyip içip yatmışlar. Bu zaman kadar sizi kim korudu?...

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

25 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37