Ölüm Çığlığı (8 Ocak 2012)

td001_y2

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Allah nurunuzu itmam eylesin. Yüce Rabbimizden kendi beyanının gereğince, kendi kavlinin uyarınca, Rabbimiz nurumuzu itmam eyle diye dua ediyoruz, edeceğiz. Evet, dünyada da nura ihtiyacımız var, berzahta da nura ihtiyacımız var, mahşerde de sıratta da, cennette de nura ihtiyacımız var. Rahmetli Büyüğüm “Nursuz mümin olmaz” derdi.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ (28) وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ (29) 

 

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{وَظَنَّ} أيقن المحتضر {أَنَّهُ الفراق} أن هذا الذي نزل به هو فراق الدنيا المحبوبة{والتفت الساق بالساق} التوت ساقاه عند موته وعن سعيد بن المسيب هما ساقاه حين تلفان في أكفانه وقيل شدة فراق الدنيا بشدة إقبال الآخرة على أن الساق مثل في الشدة

 

 

ÖLÜM ÇIĞLIĞI

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm 

2.Tefsirden Okunan Bölüm 

3.İmanla Terakki 

4.İlmin Nuru 

5.Yüzde Yüz Hayat Cennettedir

6.Her Telden Çalan Hoca

7.Envar Çeşit Çeşittir

8.Güzel İsimlerle Hakk’a Nida

9.İlmin Artışı Nurun Artışı Demektir

10.Ara Açan Dünya

11.Zaman Ötesi Yaşayanlar

12.Esma İle Dolum

13.Kıyamet Kıyam Et

14.İhtizar Hali

15.Rüyanın Yalanı Olmaz

16.Keçi Kafalılar

17.Resûl İle Velinin Farkı

18.Bundan Sonrası Fehimdir

19.İnsanın Meleklik ve Hayvanlık Tarafı

20.Allah İle Yaşam Allah İle Ölüm

21.360 Melekli İnsan Bedeni

22.Boş Bakışların Bakışması

23.Yakinin Yakini

24.Ayrılık Geldi

25.Manevi Bakım Yaptıralım

26.Ölüm Çığlığı

           İMANLA TERAKKİ

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

       Allah nurunuzu itmam eylesin. Yüce Rabbimizden kendi beyanının gereğince, kendi kavlinin uyarınca, Rabbimiz nurumuzu itmam eyle diye dua ediyoruz, edeceğiz. Evet, dünyada da nura ihtiyacımız var, berzahta da nura ihtiyacımız var, mahşerde de sıratta da, cennette de nura ihtiyacımız var. Rahmetli Büyüğüm “Nursuz mümin olmaz” derdi. Bu nurcu meselesinden, meseleyi ortaya atar çıkarır da derdi ki: “Zaten mümin nursuz olmaz. Falan nurcu olacak da diğeri nursuz mu kalacak? Bu mümkün mü?” İman nurdur. Kim imana sahip olursa o nur, onu takip eder. Ancak biz nurumuzun sonsuza açılan bir açı ile Yüce Rabbimize yöneliş kaydediyoruz. İman yönünde terakki kaydediyoruz. Onun için daha çok nura ihtiyacımız var. İman içeriği itibariyle ziyadelik oluşturur. İman kemal yönüyle daima ziyadelik oluşturur.

İLMİN NURU

İmanın ziyadeliği marifetledir. İlimledir. İnsan ne kadar ilmini artırırsa ve bu minval üzere ilminin gereğini ortaya koyarak amelini artırırsa ilmin kendine mahsus bir nuru vardır. İlim, Yüce Allah’ın bir sıfatıdır. Ve biz insanlara da bu karakteri uygun görmüştür. Yarattığım bu güzel insana da ilim yaraşır demiştir. Bu nedenle bizleri ilim sahibi kılmıştır. Bizlere ilim öğretmiştir. İlk defa atamız Âdem’e

وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا

¶        “Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti.”[1]

sırrıyla ilimlerin asıl kaynakları olan esmayı ki bu esma müfredattır. Her ilmin ayrı bir müfredatı vardır. Yani ilim bölümlerden ibarettir. Bölümlere, ünitelere ayrılmıştır. Her isim bir üniteyi ifade eder. Bunun için üniteler halinde atamız Âdem’e ilimleri öğretmiştir. Ve عَلَّمَ ile Yüce Allah ilim sıfatı ile Âdem babamıza teveccüh buyurdular. O’na öğretmenlik yaptılar. عَلَّمَ öğretti. Kim öğretti? هُوَ  Allah öğretti. Yarattığı o güzel insana ilim öğretti. Üniteleri öğretti. Bütün malumatın, bilinen şeylerin paketleri, asılları ve mahzenleri olan isimleri öğretti.

وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا

Tamamını öğretti, eksiği yok.

قال ابن عباس: علّمه اسم كل شيء حتى القصعة والمغرفة

  1. İbn Abbas Hazretleri demiştir ki: “ Allah Âdem a.s’a kapkaçağın ismine ve marifete varıncaya kadar her şeyin ismini öğretmiştir.”[2]

Her ilim beraberinde bir nur taşır eğer Allahsız değilse, Allah adıyla ise her bilgi mübarektir. İster kötülüğe ait olsun, ister iyiliğe ait olsun. İlmin hepsi mübarektir. Bilmek daima bilmemekten üstündür. Bu bilgi hırsızlık bilgisi bile olsa. Her şeyin ilmi cehlinden evladır demişler. Mollalara ders veren hoca araya sıkıştırırmış:

Velev kane saz olsa da” dermiş. Bir sofu talebesi varmış. Hocaya böyle kaşlarını çatar, oldu mu hoca şimdi? Bu da olacak şey mi? Hadi her şeyin ilmi cehlinden evladır anladık ama bu saz da nereden çıkıyor diyormuş. Ondan sonra böyle içinden homurdanırmış. Böyle talebeler de vardır.

YÜZDE YÜZ HAYAT CENNETTEDİR

Her şeyde çürük çarık cinsinden bulunur. Vücudun her tarafı yüzde yüz sağlam değildir. Mutlaka çürük bir tarafın vardır. Aksak yanıyla yaşar gidersin. Bu hayat böyledir. Yüzde yüz sağlıklı yaşam Cennet-i A’la’dadır. Yüzde yüzü bulan sağlık sıhhat afiyet cennettir. Mümin cenneti Ala’ya girmediği sürece afiyet-i tâmmeyi elde edemez. Tam sağlık cennettedir. Çünkü burada üzüntü, keder, hastalık, aksırık tıksırık eksik olmaz. Oradan buradan mutlak sıkıntı vardır. Bu da insanın zevkini keyfini engeller. Evet, bu her şeyin ilmi cehlinden evladır velev kane saz olsa da diyen hoca, talebeleriyle bir gün bir beldeye gitmek zorunda kalır. Bir vadiden geçerlerken eşkıya bunları basar. Eşkıya basınca ne varsa, keselerine, üstlerine başlarına, kuşaklarına, uşaklarına el koyar.  Ne varsa, adamları çırılçıplak soyup şöyle, eşkıya böyledir biliyorsunuz don gömlek adamı salıverir. O sırada eşkıya başı eline bir saz almış tıngır tıngır öttürüyormuş. Böyle çalmaya çalışıyormuş ama beceremiyormuş. Hocanın dikkatini çekiyor. Varıyor, müsaade buyurur musunuz efendim diyor. Alıyor sazı eline, eşkıya “sen de anlıyor musun bundan” diyor. Eh bir çalalım da görün. Vurunca tellerine kurtlar kuşlar üşüşmüşler. Nerde ne varsa o sesi duyan etrafa saf kurmuşlar. A demiş mest olmuş. Eşkıya vezirine -eşkıyanın da veziri var tabi, baş eşkıyanın yardımcısıdır- “Şu hocanın çevresinden ne aldıysanız verin. Bir de onları ilerideki müfrezeden de geçirin” demiş. Bunları ödül olarak salıverin, demiş. Ondan sonra hoca, o somurtan talebesine –mollaya- dönmüş “velev kane saz olsa da” demiş ve böylece ona dersini vermiş.

HER TELDEN ÇALAN HOCA

Bazı talebelere böyle ders verilir. Zamanını bekleyeceksin ve kara günde kara yerde kapkara bir ufuk içinde aydınlık bir koridor açacaksın. Hocalar işini bilir, hoca ise tabi. Değilse zaten saz ile söz ile ilgisi olmaz. Hoca kısmı her telden vurmasını bilmelidir. Tellerde ayırım yaparsa benim tel şurası, şurası benim değil derse o sıkışıp kalmıştır. Onun yolu dardır. O, keçi yolundan gidiyordur. O keçi gibi bir hocadır ve onlar inatçı olurlar, kendilerini beğenirler, gönülleri dardır, kafaları dardır. Bu nedenle insan beğenmezler, hoca beğenmezler. Hocadır ama hoca beğenmez. Yani benden başkası yoktur der, bir tek ben varım. Bu onun dar kafalılığından geri zekâlılığından ileri gelir. Olmaz mı? Yeryüzü Salihlerle, âlimlerle doludur. Olmaz olur mu?

وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ

¶        “ve her bilgi sahibinin üzerinde bir başka bilen vardır.”[3]

Her âlimin üstünde bir başka âlim vardır.  İlim denilen şey pisliğe bulaştırılmadığı sürece mübarektir. Bilgi dediğimiz olay aslında hayırdır. Hangi şeyin bilgisi olursa olsun. İster küfür bilgisi olsun, zındıklık bilgisi olsun ama insan bunu şerrin vukuu ve vücudu ile ilgili olarak alet ederse şer olur. Bıçak güzeldir ama onunla eşkıyalık yaparsan bıçak kötüdür. O bıçak da değildir suç. Eşkıyalık yapan eldedir, kafadadır, gönüldedir suç. Bıçak ne yapsın. İlim de böyledir Allah’ın Kulları. İlim de böyle kullanmasını bilirsen keser, işine yarar, meseleni halleder, çözer, seni adam eder, vezir eder. Ama yerinde kullanmasını bilmezsen seni rezil eder. Demek ki yerini bileceksin, yerinde kullanacaksın. Malda böyledir. Mal hayırdır. Allah mala hayır tabirini kullanmıştır Kur’an da. Aslında hayırdır. Onunla Cenneti kazanırsın, Allah’ın rızasını kazanırsın. Yerinde onun rızası doğrultusunda malını seferber eder harcarsan, senin için nurun ala nur olur. Ama azgınlıkta kullanırsan, heva ve nefsini tatminde kullanırsan, İblis’in gösterdiği yolda ve yönde kullanırsan işte o zaman şer oluşturur. Aslında o şer değildir, şer sendedir. Onu kötüye kullanandadır. İlim de böyledir Allah’ın kulları. .

ENVAR ÇEŞİT ÇEŞİTTİR

Şeytan da âlimdir. Şeytan ilmi ki ona da o ilmi Allah öğretmişti. O kötüye kullandı, Atamız Âdem ise hep iyiye kullandı. Kullara Allah’ın kendisine öğrettiği ilmi öğretti. O da ona, o da ona, o günden bugüne hep ilim aka aka gelir. Nil nehri gibi akar. Fırat ve Dicle gibi akar. Hep gönülleri suvarır. Akılları nurlandırır. Gönülleri bahtiyar eder. İlmin, her bilginin kendine mahsus bir ışığı vardır. Nursuz ilim olmaz. Ama bu ilmi bir de amel ile bütünleştirdin mi o bilginin gereğini yaptın mı ikinci bir nur oluşur. O amelinde bir nuru vardır ve bu sefer nurun ala nur olur. Nur üzerine nur olur ve bu ameli ihlâs yönünde, takva yönünde, daha da vera yönünde, zühd yönünde derinliğe doğru indirirsen, amelin daha da ihlaslı olmasını sağlarsan, o zaman daha yoğunluk arz eder. Nur üzerine, onun üzerine, onun üzerine nurlar inzimam eder ve buna envar diyoruz. Allah’ın bir çeşit nuru yoktur. Binlerce çeşit nuru vardır. Allah’ın bir tür ismi yoktur. Doksan dokuz deriz ama o ağzımızda sakız gibi çiğnediğimiz bir sözcüktür. Allah’ın isimleri sonsuzdur. Allah kısa keserek diyor ki en güzel isimler Allah’ındır.

وَلِلَّهِ الْأَسْماءُ الْحُسْنى فَادْعُوهُ بِها

¶        “Oysa en güzel isimler Allah’ındır.”[4]

GÜZEL İSİMLERLE HAKK’A NİDA

O isimlerle O’na çağırın. Allah’a güzel isimlerle çağırın. Kötü isimlerle değil yoksa kapıları size kapatır. Yoksa onu yüzüne çarpar. Onun için ona güzel isimler ithaf ediniz. Nedir bu güzel isimler? Onlar, en güzel isimlerdir. Allah kitabında belirtmiştir. Kutsal kitaplarda, peygamberlerin lisanında vardır ve bazı uluların gönül dünyasına yansıtmıştır. Bir melekût kapısı açılmış, Mele-i A’la’ya doğru bir hat oluşmuş, şöyle de diye kulağına mesaj gelmiştir, gönlüne mesaj gelmiştir. Ve özel olarak bir ismini ona Yüce Allah öğretmiştir. Vardır ama bunların özelliği nedir? En güzel olmasıdır. En güzel demek en yararlı demektir. O halde işte ilim budur. İlim öğrenen nur almış olur. İlmini artıran nurunu artırmış olur. Hele hele ameli de bu işin içine katarsa, bir de amelin içine ihlâs katıverirse, yemeye doyum olmaz vallahi Allah’ın Kulları. Bu ruhun gıdasıdır. Yemeye doyum olmaz. Doymaz o. Âlim ilme doymaz. Ehli dünya da dünyalıklara doymaz. İblis de fıska doymaz. Bakın bunlar doymayanlardır. Göz bakmaya doymaz. Yetiversin a gözüm demeyeceksin. Göz görmek için yaratılmıştır bakmaya doymaz. Kulak işitmeye doymaz. Onun için yaratılmıştır. Bu sesi arar. Velhasıl Allah’ın Kulları her şey bir şey için yaratılmıştır. İşte âlim de gerçek bir mümin de ilim için yaratılmıştır ve ilme hiç doymaz. Daima der ki:

 رَبِّ زِدْنِي عِلْماً

¶        “Artır Ya Rabbi, ilmimi artır der.”[5]

İLMİN ARTIŞI NURUN ARTIŞI DEMEKTİR

İşte Allah’ın Kulları bu ilmimi artır demek, nurumu artır demektir. Çünkü her ilim artışı insana nurun tezayüdünü sağlar, nurun artışını sağlar ve biz Allah’ın Kulları nur olarak Cennet içinde yaşayacağız. Artık bir ceset kemik torbası değiliz. Orada bir nur yumağı olacağız, nur olarak yaşayacağız. Orada nur ile besleneceğiz, patlıcan soğan ile değil Allah’ın Kulları. Bu dünyanın yiyecekleri le değil, onlar burada kalacaktır. Onlar mide içindir, onlar bağırsaklar içindir, onlar etler, kemikler, tırnaklar, saçlar içindir. Orada bunlara yer yoktur. Nur ile yaşayacaksınız. Şimdi de gönlümüz zaten nur ile yaşıyor. Yediğimiz o patlıcan soğan ile yaşamıyor, nur ile yaşıyor. Bu nedenle Allah’ın kulları biz Rabbimize diyor.

رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا

¶        “Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla![6]

Ey Rabbimiz bizim nurumuzu itmam eyle. Yani bizim nur yönüyle açığımız kalmasın. Bizi mükemmel kıl Ya Rabbi. Eksiğimizi tamamla.

رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا

Arkasından وَاغْفِرْ لَنَا  “Bizi affet Allah’ım. Bizi affet, bağışla.” Biz nursuzluk, arsızlık yaparak, nursuzluğa adım attık. Biz cahillik ettik Ya Rabbi! Bizi bundan ötürü affet Ya Rabbi!

وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

 

¶                    “Bizi bağışla! Çünkü sen her şeye kâdirsin, derler.”[7]

ARA AÇAN DÜNYA

Sen her şeye kadirsin diyoruz ve dersimize bu dua ile giriyoruz. Kıyamet Sure-i Celile’sinde Yüce Hakk’ın huzurunda, dünya aradan çekildikten sonra bir kıyam edeceğiz. Dünya bizim aramızı açıyor.

فَلا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَياةُ الدُّنْيا

¶        “Dünya yaşamı sakın sizi aldatmasın.[8]

Ey Kullarım aklınızı başınıza alınız. Dünya yaşamı tatlıdır. Nefse haz verir, nefis baştan çıkartır, aldatıcıdır, garurdur. Sakın sizi dünya yaşamı aldatmasın. Gördünüz mü bakın!

فَلا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَياةُ الدُّنْيا

Ve diğer bir yerde de

غَرَّتْهُمُ الْحَياةُ الدُّنْيا

 

¶        “Dünya yaşamı onları aldattı.”[9]

Bütün bu uyarılarıma rağmen, o cehennem erbabını anlatırken, o bahtsızları hatırlatırken Yüce Allah onlar hakkında öyle söyler.

غَرَّتْهُمُ الْحَياةُ الدُّنْيا

 

Dünya yaşamı onları aldattı. Evet, Allah’ın Kulları işte biz bu dünyanın; dünya derken onun manevi yönünden bahsediyoruz, dünya deyince neyi görüyorsun ki. Eh işte dağlar, taşlar, bayırlar, çayırlar, yediğin, içtiğin, meskenin, senin derin, kemiğin. Bunların hepsi dünyadır. Bunun da bir ruhu var. Kendine mahsus bir ruhu var, canı var. İşte o canı var canavar oluyor. Dikkat etmezsen seni boğuyor. O canı var canavar oluyor ve seni boğuyor. Birçok insanlara o göründü. Dünyanın esas yüzünü gördüler. Nasıl görmüşler biliyor musun? İki büklüm bir ihtiyar, acuze olarak gördüler. Dal gibi olmuş, ağzında salyası akıyor, burnu akıyor, gözü akıyor, bir çirkef yaratık, korkunç ve ona denildi ki işte dünya budur. Ve bu vaziyet mahşer yerinde zuhur edecek. Müminlerin, insanların peşine düşecek ve ondan kaçacaklar. Ondan sonra o cadı filmlerini hatırlayın efendiler. Eğer cadı diye bir şey varsa o dünyadır. Yemin ederim, kalıbımı basarım. Dünyadan daha cadı bir varlık yoktur. Bunu ben söylemiyorum Peygamber söylüyor. Dünyadan sakının.

اتَّقُوا الدنيا فوالذي نفسي بيده إنها لا سحر مِنْ هَارُوتَ وَمَارُوتَ

  1. Dünyadan sakının. Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki dünya Harut ve Marut’tan daha sihirbazdır, etkileyicidir.”[10]

Harut ve Marut ki büyünün âlimleridir. İnsanlara büyüyü öğretmek için gelen iki meleğin adıdır. O Harut ve Marut’tan daha büyücüdür. Büyüsü daha tesirlidir. Dünyadan korkun, sakının. Bunu Peygamber söylüyor. O bizim Keloğlan’da çıkıyor, öyle bir cadı var değil mi? Keloğlan diye çizgi filme benzeyen bir şey yapmışlar. Bakın Allah’ın Kulları o çirkinliği herkes tasvir edemez. O çirkinliği ortaya koymak da bir hünerdir. Bakın, işte onun suratına bakın ama onun kıyas edilmeyecek yüzlerce, binlerce katı, daha tehlikeli ve daha çirkinini farz edin. O size bir ipucu olsun. Bağıracak insanlara, o çatlak, korkunç sesiyle o cadı, o dünya, dünyada iken, dünya yaşamındayken bana meftun oluyordunuz. Benim için ölüyordunuz, canınıza kastediyordunuz, canlara kastediyordunuz, şimdi niye benden kaçıyorsunuz diyecek. Ne zaman? Haşir günü.

ZAMAN ÖTESİ YAŞAYANLAR

İşte bu dünyada iken haşir gününü yaşayan, geçmişi ve geleceği gününe aktaran ulular vardır, onlar için zaman durdurulmuştur. Onlar zaman ve mekân ötesine geçmişlerdir. Onların nazarında geçmiş ve gelecek yoktur. Onlar hakkında ayet şudur.

لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ

Geçmişle gelecekle onların bir meselesi yoktur. Çünkü biz geçmişten ve gelecekten hep kaygılanırız. Hep sıkıntı duyarız. Onların böyle bir problemi yoktur. Kim bunlar?

أَلا إِنَّ أَوْلِياءَ اللَّهِ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ

¶        “Açın gözünüzü! Allah’ın dostları üzerine ne korku vardır ne de onlar mahzun olurlar.”[11]

Bunlar Allah’ın velileriymiş. لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ Onların ne geçmişle ilgile ne de gelecekle ilgili korkuları ve tasaları vardır. Yani onların defterinde onların dünyasında onların kafasında gelecek ve geçmiş yoktur, an vardır.

كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ

¶        “O, her an yeni bir iştedir.”[12]

Her anda bir şanda olma vardır. Yüce Allah ile sürekli temas halindedirler. Onun esması ile dolum halindedirler. İşte itmam olunma yönünde kendilerini esmaya arz etmişlerdir. Bazen görürüm tıp yönü ile şöyle hastayı veya muayene edilecek insanı yatırmışlardır. Bir bakarım efendim kafasında bir şeyler var, yapıştırmışlar. Kafasında alnında, yanaklarında, çenesinde, orasında burasında aman Allah’ım doludur. Ondan sonra da ekrana vermişler. Kendinizi böyle hatırlayın Allah’ın Kulları. Esmanın huzurunda yatırılmışsınız, mevta gibi, kendini O’na sunmuşsun. O’nun huzurunda teslim oldum,

اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ، رَهْبَةً وَرَغْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ

diyorsun. Ne güzel değil mi? أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ kendimi sana teslim ettim Ya Rabbi diyoruz. Bu ne güzellik değil mi? Diğer bir ifade tarzı da İbrahim vari söyleyeceksin. Bu أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ Muhammet varidir. İbrahim ise, onun dilinde ise şöyledir.

إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفاً

¶        “Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve ben asla Allah’a ortak koşanlardan değilim.”[13]

ESMA İLE DOLUM

Ben yüzümü tamamen çevirdim. O da böyle söyler. İkisi de aynı anlama gelir. İkisi de aynıdır. Birisi nefsinden doğru özünden başlatmış. Diğeri de özün aksettiği yüzü ele almış. Fark eden bir şey yoktur, aynı şeyi söylüyorlar. İşte o anda bütün esma sana yapışmış, rabt olmuş. Sen dolum sağlıyorsun.  Dolduruyor seni ya, akü gibi doluyorsun. Niçin doluyorsun? Cennete gideceksin, cennete layık bir pozisyon almalısın. Bu vaziyetin ile bu dolumu sağlamazsan, esma ile mütehakkık olmazsan, esma senin bünyene aktarılmazsa esmanın tecellisi, esma gibi olmazsan, cennette nasıl yaşayacaksın. Oranın havasına nasıl intibak edersin? Bu etle bu kemikle bu kanla oraya nasıl gidersin? Bu âlemde biz bunun için yaşıyoruz. Teslim olacağız. أَسْلَمْتُ diyeceksin, dolum sağlayacaksın. Kolay mı kabir geçmek, kabir âlemini geçmek kolay mı? Benzindir, mazottur ne ise enerji yükleneceksin.

قال النبي صلى الله عليه وسلّم لأبي الدرداء «1» رضي الله عنه: «جدد السفينة فإن البحر عميق[14]

يا أبا ذر جدد السفينة فان البحر عميق واكثر الزاد فان السفر بعيد واقل من الحمولة فان الطريق مخوف وأخلص العمل فان الناقد بصير[15]

 

  1. Peygamberimiz: “Ey Eba Zer! Hazırlık yap dedi veya ashabından birisine isimler o kadar önemli değil. Hazırlık yap. İçinde bulunduğumuz deryada yüzüyoruz.” Bunun dibi çok derindir. Gemini, جدد السفينة gemini yenile.

İMAN GEMİSİNİ YENİLE

 Ne demek gemini yenile? İmanını ikmal et, جدد السفينة sefine imandır. O gemi bu deryada bu belalar, musibetler deryasında ala bora olmamanın yolu geminin sağlam olmasıdır. Bu gemiden maksat da imandır. İmanını her an hu ile yenile. Hu çek yani onu söyle, O’nun adını söyle, Allah de, Allah de, لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ de gaza bas. Ve محمد رسول الله da geminin kaptanıdır. Sen لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ diyerek geminin fırınına yükleyeceksin. محمد رسول الله  da gemiyi yönlendirecektir. Sen küheylan mı diyorlar o fırına ateş atan, altını yakan hamamlarda filan külhan mı deniyor. İşte burada bir Külhan Efendi var mesela değil mi? Evet efendim bu şekilde yürüyeceğiz Allah’ın Kulları. Esma budur, Allah’ın isimleri ile kontak kurmanın anlamı budur. Yoksa işimiz haraptır.

KIYAMET KIYAM ET

Ve şimdi esma ile kontak kurmamış ve böylece böyle bir çevrede bir ferdin ölümüne tanık oluyoruz. Kıyamet Suresi’nde dünyanın aradan çekilmesi ile Ey Kulum aramızı açan dünyayı kaldırdım. Şimdi benim huzurumda kıyam et. Gördünüz mü kıyamet neymiş. Kıyam et. Bu bizim açımızdan bir esprili yorumdur. Bu kitabi değil, hitabidir ve hissidir. Hissi bir yorumdur. Onun için kitapta yerini aramayın. Bu bizim hitabi olan bir yorumumuzdur, hissi olan bir yorumumuzdur. Birileri abuk subuk şeyler diyebilir ama ben yakıştırıyorum. Kıyam et diyorum kıyameti böyle ifade ediyorum. O da ifade etsin. Hangimizin ki gönüllerin daha hoşuna gidiyor? Hangisi insanları açıyor? Ona insanoğlu kendisi karar versin. Ben malımı satıyorum alan alır almayan almaz. Onun için çıkıp da böyle dalaşmanın, keçi gibi vuruşmanın bir anlamı yoktur. Tabi ki bunlar çıkacaktır, boynuzunu bize takmaya çalışacak vardır. Keçiboynuzu vardır, severim ben. Şeker de var bizde. İşimize geliyor o. Keçiboynuzunu severim.

İHTİZAR HÂLİ

Bir ölüm;  kıyamete doğru giden bir varlığın, kıyamet hazırlığına doğru veyahut da şahsi olarak huzura kıyamı, huzurda kıyam etmek üzere hazırlığı yapılan yani dünya yaşamının artık elinden alınmaya çalışıldığı bir kişinin durumu, mevtanın durumudur. Yani ona muhtazar diyoruz. Fıkıh ifadelerinde ölüm halinde olan kişiye muhtazar denilir. Bu vaziyete de hali ihtizar denilir. Yani ölmek üzere olan kişinin vaziyetidir. İşte böyle bir durumda olan bir sahneyi bize Yüce Allah anlatıyor. Can boğaza geldiğinde ve çevresindekiler tarafından kim buna bir çığlık atılıp bir vaveyla kopup gitti gidiyor, anam gidiyor, babam gidiyor. Artık hatırlayın. E türlü türlü böyle acayip şeyler oluşur, ne sahneler oluşur. Bunların hepsini o anda hatırlamanız gerek. Yüce Allah her şeyi burada söylemez. Bu bir hikâye kitabı değildir. İncik boncuk anlatmaz burada, ama senin hislerini yaratan biliyor. Sen ne türlü o tablo karşısında his duyarsın. Nasıl duyarlı olursun. Nasıl tepki gösterirsin. Bunu programlayan Allah’tır. Sen Allah’ın bir kitabısın. Bu da Allah’ın bir kitabıdır. Ama bu icazlı bir kitaptır, bu özetlenmiştir. Bunun açılımını sana bırakıyor. Senin aklına bırakıyor, senin hislerine bırakıyor. Allah, sana güveniyor. Neden güveniyor? Yüce Allah yarattığı mahluku sapasağlam yarattım ben diyor.

أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ

¶        “Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır.”[16]

Yüce Allah Yarattığı her şeyi sapasağlam tutmuştur. Bir de seni gözde kılmıştır. Ahsen diyor sana. Ah sen kulum. Ahsen yok musun? Seni çok severim diyor, gördünüz mü? İşe bu ayet de  وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ   hali o kadar dalgalanan bir macera doludur ki, bunu biz biliyoruz. Allah’ın burada anlatmasına gerek yok. Bunu söyleyince o keçi kafalı diyor ki burada yazmıyor o diyor. Senin söylediklerin nerede? Kardeşim biz öyle tepki gösteriyoruz. İnsanların ortak hali budur. Bunu da onlara Yaratan verdi. Dolayısıyla bu da yaratanın bir sözüdür. Sendeki tepkiler de Yaratan’dandır, Allah’tandır. Niye onları birbiriyle çatıştırıyorsun ki? Uzlaştırmak daha güzeldir. Sen onu burada yazıyor. Bunun açılımını hayatta bulacaksınız Allah’ın kulları hayatta. Biz gökten yağmur diyor, bahsediyor, şimşekten söz ediyor. Bunların o kadar renkleri vardır ki, o kadar türleri vardır ki bunu anlatmaya gerek görmüyor. Çünkü onlar yaşanıyor. Sen onu görüyorsun. O aslını söylüyor. Şimşek bir asıldır, yıldırım bir asıldır. Yağmur bir asıldır. Üç tane asıl, gerisi ise fasıldır. Faslını sana bırakıyor. Çünkü sen fasılsın. Fasıl olan bir varlıksın. Senin içine Allah tafsil etmiş. Seni tafsilatlı yaratmış. Bunları fasledecek sensin. Müfessir aslı tafsil eden kişidir. Tefsir ne demek? Müfessir, uzatan açan kişi demektir. Bunu sana bırakıyor Allah’ın Kulu. Hadi kendini göster kulum diyor. Bakalım hislerini nasıl anlatacaksın. Saptırmadan anlatmak gerekir, sakın saparak anlatma. Duyduklarını doğru anlat. Hissettiklerini doğru anlat. Ne hissediyorsan onu anlat. O zaman kendini meydana koyarsın. İşte ben buyum dersin. Enin, boyun belli olur.

RÜYANIN YALANI OLMAZ

 Allah uyuyunca insana bir şeyler gösterir. Bunları anlatırken eğer bir eksik yapar, bir ilave yaparsa büyük günah işlemiş olur, biliyor musunuz? Çünkü bu Allah’ın ona göstermesidir. Bunda vahiy hissi vardır, rüyada vahiyden nasip vardır. Eğer sen ona bir katkıda bulunursan, bir eksiltme yaparsan büyük günah işlemiş olursun. Müfteri olursun. Hele hele görmediğin bir şeyi gördüm diye anlatırsan yalancı Peygamber gibi olursun.

مِنْ أَفْرَى الْفِرَى أَنْ يُرِيَ الرَّجُلُ عَيْنَيْهِ مَا لَمْ تَرَيَا

  1. İftiraların en büyüğü kişinin görmediği bir şeyi gördüm diye anlatmasıdır. Bu en büyük müfteridir.”[17]

أَيْ: أَكْذَبُ الْكَذِبَاتِ أَنْ يَقُولَ: رَأَيْتُ فِي النَّوْمِ كَذَا، وَلَمْ يَكُنْ رَأَى شَيْئًا، لِأَنَّهُ كَذِبٌ عَلَى اللَّهِ؛ لِأَنَّهُ هُوَ الَّذِي يُرْسِلُ مَلَكَ الرُّؤْيَا لِيُرِيَهُ الْمَنَام

  • Kişinin rüyasında görmediği halde bir şeyi gördüm diye anlatması yalanların en katmerlisidir. Çünkü bu Allah’a atılan bir yalandır. Çünkü rüyada göreceği şeyi göstermesi için meleği gönderen Allah’tır.”[18]

Hadiste böyle bir rivayet vardır. İftiraların en büyüğü kişinin görmediği bir şeyi gördüm diye anlatmasıdır. Bu en büyük müfteridir. Onun için aman dikkat edin rüyanızı anlatırken abur cubur şeklinde anlatmayın. Ve rüya dinlerken de ciddi ol. Vahiy dinliyormuş gibi dinle. Şaka değil bu. Hayırdır inşallah diyeceksin.

وَأَنَّا لا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَنْ فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداً

¶        “Doğrusu biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?[19]

KEÇİKAFALILAR

Ne diyor. O gelenleri cinler duyuyorlar. Melekler konuşuyorlar. Mesajların bir kısmına kulak misafiri oluyorlar ama diyorlar ki. Bu buyrukların biz yeryüzündeki ahaliye hayır mı getireceğini, şer mi getireceğini biz bilmiyoruz. Gördünüz mü Allah’ın Kulları o rüyanın da sana hayır mı getireceği, şer mi getireceği belli değildir. Onun için hayırdır inşallah diye dua edeceksin. Adam bir mesaj söylüyor. Bu ciddiyet nerede değil mi efendim. Keçilerin kafasına sahip olunca, keçi maskesini kafaya geçirince, onun içinde keçeye dönüşür vallahi halılar. Hal ne olur. O hal keçeye dönüşür. Hâlbuki keçeyi halı yapmak esastır. Onu didik didik ederek halıya çevirmek lazım iken keçeye çevirmenin işi nedir? Evet, keçilerin işi böyledir efendim. O güzelim halıları, halleri, o hali beğenmezler. O halden o hale geçişi doğru dürüst sağlayamazlar. Böylece boynuzlarını işin içine katarlar. Ondan sonra girift o hal, o hal, hal bu bir terimdir. Bu gönül ehlinin halidir bu. O halıyı o keçi kafalı keçeye çevirir. Keçeleşmiş bu dersin ya ayıramazsın artık. O güzellikleri bir birine karışıp gitmiştir. Yani rüyayı أَضْغاثُ أَحْلامٍ [20]a çevirmiştir. Biraz değil mi böyle? Bu rüya dili başkadır tabi ki. Evet, Allah’ın Kulları dolayısıyla bu ayetlerin tabi ki alt yapısını bileceksin. Ayet dinlemesini bileceksin. Kur’an ilimlerini öğreneceksin. Sonra ayetleri dinleyeceksin, kulak vereceksin. Gönlüne düştü senin söyle bakalım, ne anladın. Seni nerelere götürdü Kur’an? Bu mucize seni nerelerden alıp, nerelere götürdü? Nereye bıraktı seni, söyle bakalım. Nerede efendim, hani, niye konuşmuyorsun, konuşacaksın. Hâsılat ne yahu? Dinledin ya, bu bir kazanç, iktisap. Ne kazandın Allah’ın kulu anlatsana, sıfır elde sıfır, bir şey yok.

RESUL İLE VELİNİN FARKI

Her ne ise efendim biz hüsnü zan ediyoruz. Hissetmiştir ama hislerini dile getiremez diyelim. Güzel şeyler duymuştur, gönlü genişlemiştir, haz duymuştur ama bunları dile getiremez. İşte Resul ile Veli’nin farkı budur. Resul bu gönlünde olanları dile getirir. İnciler mercanlar gibi döktürür. Veliler ise sadece gönüllerini söktürür,  içten içe yanarlar, böyle içinde kalır. Tabi ki bu en iyi bakışla olan bir yorumdur Allah’ın kulları. Yani buradan şunu anlatmak istemiyorum. Veliler bu işi yapamaz, bunu döktüremez. Hayır, onlara izin yoktur. Onlar içinde bulundukları ahvali ben şöyle şeyler yaşıyorum bana şöyle şeyler geldi diyemez. Böyle şeyler söyleyemez. Bana vahiy geldi diyemez, yasaktır. Böyle bir şey söylemesi yasaktır. Bunu ancak Peygamber söyleyebilir, ona izin vardır. Bana şöyle vahyolundu.

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ

¶        “De ki bana şöyle vahyedildi...”[21]

Gördün mü bak Allah’ın emriyle söylüyor. De ki: “bana şöyle vahyolundu de”. Ama bir veli bana şöyle vahyolundu diyemez, bana şöyle ilham oldu diyemez. Diyenler olmuştur ama hiç de iyi not almamışlardır. Kendisini satmaya kalkıyor bu diye onları kınamışlardır. Bana şöyle ilham oldu. Peki, ilham olmaz mı? Olur, ama öyle söylemeyeceksin. Allah’ın ayetlerini okuyacaksın. O senin kalbine gelenleri, o ayetleri okurken duyacaksın. Ve diyeceksin ki ben bundan şunu anlıyorum diyeceksin. Bana ilham oldu demeyeceksin. Ama o ilhamdır tamam anladık. Ama bana böyle oluyor demeyeceksin. Fehimdir efendim. Bunu sahabe söylemiştir.

BUNDAN SONRASI FEHİMDİR

Artık bundan sonra resmi vahiy sona ermiştir. Lafzî olan vahiy bitmiştir. Bundan sonra anlam cihetinden fehim kalmıştır demiştir. Bunu sahabe söylüyor. Bundan sonrası fehimdir. Kendini göstereceksin işte, anladığını söyle bakalım, ne anlıyorsun? Deminden beri onu söylüyoruz. Hadi bakalım ne anladın? Okudun, söyle bakalım ne anladın? Buradakileri söylüyor. Ben ne anladım kem küm edip duruyorsun, oradakileri tekrar ediyorsun. Sen ne anladın bundan. Bu güne yansıyan bir yönü var mı, yok mu? Bugün olanlarla bitenlerle bir ilişki kur bakalım. Hadi bakalım. Yok, öyleyse tarihte kalmış bu. Asrı Saadet’te gelmiş, bitmiş, yaşanmış. Şimdi ile bir ilgisi yok. İşte bunu diyen tarihseldir diyen keçi kafalılar var. Misyonu tamam diyorlar, bitti, tamamladı. E ne olacak şimdi? Şimdi demokrasi kitapları var. Allah Allah, şimdi demokrasi kitapları varmış. Bu zamanda artık bunlar geçerli diyor. Haşa ve Kella. O keçileri gerçekten ormana sokmamak çok yararlı. Yoksa ormanı mahvederler. Orman neresi biliyor musunuz? اسد الغابة Peygamberin ashabıdır. Bunların arasına hiç sokmayacaksın bu iti, böyle itleri ormana sokmayacaksın. Keçi ormanı mahveder, yetiştirmez, bozar. İşte bu keçiler de bozuyorlar. جَزاءُ العناد  diye bir parça okumuştuk değil mi okulda? Hatırladınız mı? Arapça kitabında. Kimdi onlar? Keçilerdi değil mi? Keçilerin inatları. Köprüden sen geçeceksin, ben geçeceğim, sen önce ben önce, ondan sonra dereyi, uçurumu boyluyorlar. Cehennemde buluşmuşlardır tabi ki. Efendim bu hikâyelerden tabi ki söylediklerimiz şeyler insanlar içindir. Yoksa keçiler için değildir. Onlar bir örnektir. Onları Allah bizim için yarattı. Onlardaki karakterler insandaki karakterleri yansıtır.

İNSANIN MELEKLİK VE HAYVANLIK TARAFI

Her hayvanın özel bir karakteri vardır ve insanda bunlar mevcuttur. Çünkü insanın hayvanlık tarafı vardır, meleklik tarafı vardır. İkisinden hangisi öne geçerse insan odur. Meleklik yanın öne geçerse salih bir insan olursun, ona salih denir, melek denmez. Ama sanki melekmiş gibi

إِنْ هَذَا إِلاَّ مَلَكٌ كَرِيمٌ

¶        “Haşa! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektir.”[22]

Sanki melekmiş gibidir ama ona melek denmez. Çünkü melek ayrı bir varlıktır. Allah korusun hayvanlık tarafı öne geçerse o zaman أُولئِكَ كَالْأَنْعامِ [23]  olur. Daha da ötesi vardır ki İblis olur, şeytan olur.

شَياطِينَ الْإِنْسِ

¶        “Biz böylece her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık.”[24]

İnsan şeytanları olur. Allah hepsinden korusun. Evet,  bir paniktir oluşur. Can vermek üzere… Düşünün bir paşa, bir zengin, bir kral öyle düşünün. Aman Allah’ın tüm memleket geçen değil mi,  bir komünist kafa, koca kafa cehenneme yuvarlandı. Doğuda bir ülkenin Kore miydi orası? Aman Allah’ın kendilerini yerden yere vuruyorlar. Hâlbuki bir ateisttir. Bu doğunun dinlerine de inanmaz. Geçmişine inanmaz. Atasına söven birisidir. Atası ile ilgisini kesmiş ben varım der. Geçmişim yok benim, magablim yok. Bundan sonra ben varım. İşte Firavunlar böyledir. Yahu Mısır’ın Firavunları bile böyle değildi. Onlar atalarından söz ederlerdi ama bunlar ben ben… Lenin’in babası yok. Ben varım gördünüz mü bir atası yok onun. Ben varım. İşte böylesine bir hain, bir kâfirdir. Yani biz işin sûri yönüne bakarak söylüyoruz. Tabi geberirken öbürleri nasıl geberdi onun özel halini bilmiyoruz ama komünistlik budur. O da komünistliği savunmuştur biz o minval üzere konuşuyoruz. Onun özel konumunu nereden bilelim. Allah bilir. Biz yorum yapıyoruz. Olanı biteni şöyle topluyoruz ve bu şekilde konuşuyoruz. Gerisini bilmeyiz, Allah bilir. Böyle bir ölüm düşünün diyorum. Yoksa bir garip çoban ölüp gidiyor. Kim bağıracak, kim edecek etrafında kim bulunacak ki.

Bir garip ölmüş diyeler,

 Üç günden sonra duyalar.

 Soğuk su ile yuyalar.

 Şöyle garip bencileyin.

Dervişin dediği gibi kim haberdar olacak? Onlar böyle bağırıp çığırmaz nasıl olsa, panik oluşturmazlar, onların ölümü çok suhuletle olur. Tatlı olur. Şerbetini içer gider. Ya şerbetini içtik diyorlar değil mi? Söz aldık şerbetini içtik diyorlar. O gariplerin ölümü böyledir. Şerbetini içer. Seni kabul ettik derler, ondan sonra yatağın hazır derler.

Kim bunun ruhunu alacak, kim buna şifa verecek şeklinde رَاقٍ kelimesini iki şekilde yorumlamıştı yorumcumuz, müfessirimiz. Oradaki مَنْ رَاقٍ   şeyince bir panik, o وَقِيلَ içinde çok kavil vardır, çok sayhalar vardır, çok bağırmalar, çığırmalar vardır. Babamı kim kurtaracak veya kralı kim kurtaracak. Doktor nerede kaldı? Gibi derler ya bağırırlar. İşte bütün bu sahneleri hep hatırlamanız lazım. Hepsi burada mevcuttur. Bu قِيلَ ın içinde âlemler var. Allah bir  قِيلَ ın içinde bütün قَالَ leri dercetmiştir. Ve daha sonra onu kıla çevirmiştir. Değmez قَالَ ye kıl de gitsin. Kıl gitsin şekliyle ifade ediliyor. Yine bir espri olsun diye söyleyeyim. Bunlar tabi ilmi yönünden fazla şeyi olmaz da hissi şeylerdir. Yakıştırma türü olan şeylerdir. Biliyorsunuz bizim şeyde rakı diye bir şey var değil mi? Benzetmek gibi olmasın. Kafayı çekenler rakı nerede kaldı cinsinden böyle de sanki ayette böyle bir şey var. Çünkü adam nasıl yaşarsa öyle ölür. Benim rakı nerede kaldı şekliyle ifade de anlaşılabilir. Biliyorsunuz kimisi نعوذ بالله süt içer ama öteki de buna benzer ama o ayrıdır. Bu helaldir öteki haramdır. Ona neden o ismi verdiler tabi nerden geliyor? Onu da zannediyorum yine böyle aklı yerinden oynatma gibi bir şeyle ilgili olsa gerek. Böyle bir şeyin şifa olması mümkün değil. Allah haramda şifa yaratmamıştır ama herhalde aklı yerinden oynatıp tepeye, havalara uçurduğu için insanı rak kelimesi yükseltmek anlamına gelen böyle bir özellik vardır. نعوذ بالله. Yani anlayan anlamıştır ne dediğimi böyle bir incelik vardır.

ALLAH İLE YAŞAM ALLAH İLE ÖLÜM

Çünkü tavla oynayan adam tavlayı getirin nerede kaldı tavla der. Öteki köpeği ile havlayan nerede kaldı der. Onun havlamasını bekler. Velhasıl ne ile yaşadıysa onunla ölür. Onun içinde ölür. Meftuniyeti ne ise, damarlara ne doldu ise, sinirler nasıl elendi, belendi, dolandı ise nasıl kuruldu ise, insan kurulu düzeni üzere ölür. Bunun için denmiştir ki

تَمُوتُونَ كَمَا تعيشون و تحشرون كَمَا تَمُوتُونَ

“Yaşamı nasıl sürüyorsanız öyle ölürsünüz. Yaşadığınız gibi ölürsünüz. Nasıl öldüyseniz öyle diriltilirsiniz.”

 O halde Allah diyerek ölen Allah diyerek kalkacak. Allah diyerek yaşayan ve her halükârda huzuru izzette olduğunu bilen adam huzurda ölür. Yok, muzırlarla ver papazı al kızı cinsinden ise ver papazı al kızı diye geberir gider. Son nefesini böyle verir. Ve bunlara şahit olanlar olmuştur. Bunları laf olsun diye söylemiyoruz. Duyduk bunları Allah’ın kulları duyduk. Eğer çok merak ediyorsanız ölmek üzere olan insanın başında bekleyin. Bu tabloları yerli yerince görmek isterseniz, tahammül edebilirsen tabi ki bak seyret. Her babayiğit ölülerin yüzlerine bakamaz. O halden hale girer, tavırdan tavıra değişir. Bazısını bağlarlar biliyor musunuz? Yerinde duramaz, duvarları kemirir, ellerini ısırır, neler vardır neler. Ölüm kolay değil Allah’ın Kulları. Ölüvermek kolay değildir.

Neresini tashih edecektik biz. التَّرَاقِيَ kelimesi ile mi ilgiliydi. إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ  kısmında  التَّرَاقِيَ kelimesinin bir tashih ile dersimize giriş yapıyorum.  العظام المكتنفة elizamül müktelifetü demiştik. Veya müfessire göre elizame’l-müktelifete diye bağlı okursak veya tanımlama hüve gibi bu التَّرَاقِيَ mübteda kılar. Elizamü’l- müktelifetü diye okuyabiliriz. Yani onun açıklaması olarak, التَّرَاقِيَ nedir? Elizamu’l-müktelifetü şeklinde ref ile veya doğrudan tefsiri müfessire göre irap verecek olursak التَّرَاقِيَ  kelimesi mansup olduğu için elizame’l- müktelifete diyoruz. لثغرة kelimesini (lisağreti) şeklinde okumuştuk. Zamme olarak (lisuğreti) değiştiriyoruz. Boğaz deliği anlamındadır.

Şuradaki boğaz. النَّحْر boğaz deliği. Suğre delik anlamına geliyor.

وَظَنَّ  den alıyoruz. Şimdi orada ihtizar halinde, ölmek üzere olan birisi var. Çevresinde ise sevdikleri, dostları var ve panik içindeler. Eyvah gitti gidiyor. Kim bunu kurtaracak, doktor nerede kaldı, hemşire nerede kaldı? Hani makine sinyal verdiğinde, öttüğünde bağırıyorlar ya, hemşire nerede kaldı, doktor nerede kaldı? Bizim aslan elden gidiyor. İşte bunlar hep buradadır.    وَقِيل    de, bütün bunlar مَنْ رَاقٍ içindedir. Doktor nerede, tabip nerede kaldı, ilaç nerede kaldı? Dilaltı mı vereceksiniz, dilin üstüne mi, boğazının içine mi, altına mı, üstüne mi? Nereye ne konacaksa artık bilmiyoruz. Türlü türlü işleri var. Evet, bunlar var. Bu zahirde olandır. Hastanın çevresindeki etli butlularla ilgilidir. Bir de işin arka planı var, kameranın çekmediği taraf var, ilahi kameranın çektiği bir taraf var, işin melekler boyutu var, orada bir de melek kitlesi var. Bu meleklerin içerisinde görev yapan melekler bekliyorlar. Çünkü artık görev bitmek üzere, son bulmuş artık, çekilin siz demişler. Aralaşın siz, şimdi bunu tırpanlayacağım ben diyor Azrail, gelmiş, siz kenara çekilin.

360 MELEKLİ İNSAN BEDENİ

وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ وَالْمَلَكُ عَلَى أَرْجَائِهَا

¶        “O gün gök yarılmış, sarkmıştır. Melekler de onun etrafındadır.[25]

Sırrıyla bu kıyamet günü semanın çevresine dizilmiş meleklerle ilgilidir ama yine kıyametle ilgili, bu da bir şahsın kıyameti ile ilgilidir. Sadece mafsallarında, eklemlerinde en az 360 görevli melek var. Hücreler hariç, böbreği, kalbi, şurası, burası, sayısını bilmiyoruz Allah’ın Kulu. Sen bir ordusun farkında mısın? Senin üzerinde  جُنُودِ اللَّهِ var. Sen âlemlerin kompleksisin. Her zaman söylüyoruz. Ne kadar melek olduğunu bilmiyoruz.  Ama bir kitle aralaşmış şöyle, melekler de bekliyorlar. Azrail hazır operasyon yapacak, görevini yapacak. O sırada meleklerin ileri gelenleri kendi aralarında kim götürecek bunun ruhunu, bunun ruhunu hanginiz yukarı yerine teslim edecek, görevli kim diye hani sorarız ya. Polisler kendi arasında bunu karakola kim götürecek, görevli kim diye sorarlar ya. Bu da o anlamdadır.  وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ bakın melekler de bu işin içindeler ve konuşmaları var kendi aralarında, büyük bir hadise efendi. Gördün mü ölüm kolay bir şey değildir. Kimler varmış orada. Kimler yok ki. Olaylar oluyor değil mi? İşte ölen bazen onları görür, bazen ahbaplarını görür. Bazen etli butlulara bakar, bazen de onlara bakar. Senin haline ne diyeyim dercesine onlar ona bakarlar. O da onlara. Hani böyle bakar, işte bir şeyler yapsana, öteki de ne diyeyim der. O ona bön bön bakar. O da ona bön bön bakar. Ne yapabilirsin, elinden ne gelir senin. Ne kadar sevsen ne yapabilirsin? Gidiyor işte. Gözünün önünde gidiyor.  Hadi bakalım. Ve bunu diğer biraz genişleten sahne:

BOŞ BAKIŞLARIN BAKIŞMASI

فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ     Vakıa suresinde. Can boğaza gelince diye başlar. Burada da ne idi.  إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ  aynı bunlar bir birinin tefsiri olan ayetlerdir. Oradaki biraz daha buradan geniştir.  وَأَنْتُمْ  sizler Ey İnsanlar  حِينَئِذٍ   o anda تَنْظُرُونَ  böyle bön bön bakarsınız,  kuzu gibi bakarsınız. Böyle ne kadar aciz, biçare olarak bakarsın. Bakışın böyledir. Artık o hayat veren bir bakış değildir. Ölünün bakışı gibi bakarsın. O da boş boş bakar sana sen de ona boş boş bakarsın. Çünkü bir şey yapamazsın ki efendi, elinden bir şey gelmiyor. Onun için bakış artık boşalmıştır.  Artık bakış boşalmıştır. Dolu dolu bakamazsın. Çünkü bir şey yapamazsın. Bir şey yapamadın mı o iş boştur. Boştur Allah’ın kulu. Eğer bir sözün yerine gelmeyecekse söylüyorsan o söz boştur. Elini uzattın içi boşsa bir şey yapmıyorsan, yapacak bir şeyin yoksa, o el boştur. Amelin içinde ihlâs yoksa o amel boştur. Onun için boş şeylerden sakının. Dolu dolu olsun. Tabi ki güzel şeylerle dolsun. Onu demek istiyoruz.  وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ  Siz o zaman öyle bakar durursunuz.  Nasıl devam ediyordu.  وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ Bu sefer çevredekilere soruyor. Veya bu sahneyi bir muallim gösteriyor, âleme ders veriyor.  وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ   siz ona bakıyorsunuz, böyle  bakıp ama biz  وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ  Biz ona çok yakınız.  مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ  Siz görmüyorsunuz.  Tabi bu diğer bir ayette bu akrabiyeti ifade eden

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

¶        “Ve biz ona şahdamarından daha yakınız.”[26]

O da o akrabiyeti ifade eden başka bir bağlantıdır. O da ayrı bir ayette. فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ   Eğer siz Ey İnsanlar hesap kitap vermeyecekseniz, yakanızdan, paçanızdan yapışılıp da sorguya çekilmeyecekseniz, tekrar diriltilmek üzere eğer böyle bir hesap, kitap yok, buna inanmıyorsanız  تَرْجِعُونَهَا  Onu geri çevirin.  إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ Eğer bir daha hayat yoktur, ölüm yoktur, haşa efendim, Azrail yoktur,  şu yoktur, bu yoktur manevi, hadi o zaman geri çevirin, geri çekin. Göreyim sizi. Allah: “Ben bir tarafından asılıyorum diyor. Siz de bir tarafından asılın. Hadi bakalım, hangimiz galip gelecek? Hadi kurtarın onu.” مَنْ رَاقٍ  hadi kim kurtaracak onu, benim elimden kim kurtaracak? Kim çekip alacak? Ben şimdi ona asılıyorum diyor. Hadi siz de asılın. Bakalım o zavallı kimin elinde kalacak? Göreyim sizi diyor, kimin elinde kalıyor? Amerika’nın elinde kalıyor mu, Rusya’nın elinde kalıyor mu? Kalsaydı verirler miydi o ağalarını, babalarını değil mi? Asılırlardı. Asılın babam asılın. Ne kadar asılırsan asıl efendi, o çekip alır. Çünkü onun olanı kimse alamaz. O’nun o, O’nun. غَيْرَ مَدِينِينَ  anlamı hesap kitap görmeyecekseniz, eğer huzura gitmeyecekseniz ki siz ey inançsız müşrikler böyle diyorsunuz anlamındadır. O zaman hadi ben şimdi onun yakasından yapıştım hesap vermek üzere huzuruma alıyorum. Hadi siz kurtarın bakayım. Benim elimden kim kurtaracak? Ben şimdi ona hesap sormak üzere onu içinizden çekip alıyorum. Hadi siz de geri çevirin bakalım. تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ  Şimdi Yüce Allah bu canı teslim etmek üzere veya teslim eden insan için ne diyor.  فَأَمَّا şimdi tafsil ediyor.  إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ eğer o huzurumuza dumurunu itmam etmiş olarak,  ilmini ziyade etmiş olarak, huzurumuza kabul verdiğimiz ve yaklaştırdığımız kullarımızdan ise عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ [27]mukarreb(مُقَرَّبٍ ) ise yani katımıza yaklaştırılanlardan ise فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ  Ona rahatlık vardır, güzel kokular vardır. Bütün güzellikler, giyecek, içecek, yiyecek türünden zevk alacak ne varsa, her şey hepsi var burada, bütün bu kelimelerin içinde ve Cennet-i Naim vardır. Naim cenneti vardır.  وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ  Eğer Ashab-ı Yeminden ise  فَسَلَامٌ لَكَ selam sana Ey Ashab-ı Yemin مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ Ey ashab-ı yeminden olan sana selam olsun.[28] Selam veriyor ona. Esenlik sana olsun. Allah ona: “Rahat ol rahat ol” der. Endişe etme. Rahat dur, esenlik senin üzerine olsun der ve

لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ

sırrıyla

وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا

¶        “orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.”[29]

تَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ بِالتَّحِيةِ وَالسَّلَامِ

لأن الملائكة تتلقاهم بالبشرى يقولون سلام عليكم

cennetle müjdeler olsun, sevinin

إِنَّ الَّذِينَ قالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلائِكَةُ أَلاَّ تَخافُوا وَلا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ

¶        “Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da doğrulukta devam edenlere gelince onların üzerlerine melekler inerler ve derler ki: Korkmayın, size vaad edilen cennetle sevinin.”[30]

Melekler onların üzerlerine inerler.

YAKİNİN YAKİNİ

Üzülmeyin mahzun olmayın. Va’d olunduğunuz cennetle müjdelenin diye melekler onu yatıştırırlar. Okşarlar, severler, endişe etme. وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ  eğer o sahtekarlardan, din gününü yalanlayanlardan ise Allah’a ve Resulüne iman etmeyenler, haşir gününe inanmayanlardan ise فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ  o, kaynar sudan yakan ateşten fokur fokur kaynayan sudan, kendisine bir konukluk vardır, yani bir sunum vardır, bir karşılama vardır. Buyur diyecekler ona. Başımdan, tepemden aşağı bir kaynar su döküldü derler ya bu laf olsun diye, burada mecâzi anlamda tabi, orada gerçek olacak.  حَمِيمٍ kelimesini müfessir kaynar su olarak söylüyor. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ  Ve cehenneme sokma vardır, giriş vardır. Öteki ashabı yemine cennet vardı. Buna da جَحِيمٍ  vardır, cehenneme giriş vardır. إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ  İşte bu gerçektir Ey Kullarım diyor. Bu yakinin yakinidir. Ta kendisidir. Gerçeğin ta kendisidir bu, bunda şek ve şüpheniz olmasın. Hepimizin başına gelecek bunlar. Ama siz hangisindensiniz? Üç sınıftan bahsetti. İkisi makbul üçüncüsü ise bitiktir Allah korusun. İşte bu ayetlerin diğer surelere serpiştirilmiş şekilleri bunlardır. Bir biriyle alakalı bağlantılı, bunları bir araya getirdin mi genişler gider. Kur’an kendi kendini tefsir ediyor. İşte bu durumda artık o ölüm halindeki varlığa dikkati çekiyor. Onda kesin bir sanı oluşuyor, zan oluşuyor. أيقن المحتضر وَظَنَّ  ölüm halinde olan o kişi kesinlikle bilir, anlar ki  أَنَّهُ bu olay burada olup biten olaylar, bakışlar, konuşmalar, kişi anlar ki benim hazırlığımı konuşuyor bunlar, beni götüreceklermiş. O zaman dostlarına bakar, hiçbir hareket yok. Kendisine bir şey yaptıkları yok.  Bağırıyorlar. Çağırıyorlar ama hiçbir çaresi yok adamın gidiyor. Misafir olan o bedendeki ruh, canı çıkıp gidiyor, kimse tutamıyor. Artık o da biter kendi halinde, yapacak bir şey yok artık der. Bunu artık sindirir, kabullenir. İşte buradaki zan budur. Niçin kesin anlar demiyor da zan diyor.

 Birincisi şöyle cevap verebiliriz, her zaman söylerim. Dünyada dört dörtlük yüzde yüzlük hiçbir kesinlik yoktur. Dünya âlemi böylesine kurulu bir düzendir. Burada ekser hüküm vardır.  Eksere hüküm vardır.

İkincisi gâvurun şeyi yakin dışındadır. O su-i zan ile yaşar. Gâvur bu hayatta su-i zan üzere yaşar. Mümin hüsn-ü zan üzere yaşar. Hatta bu özellikle ölürken tembih edilir. Sakın ha Allah’a karşı su-i zan ederek değil hüsnü zan ederek ölün. Ruhunuzu ona göre teslim edin.  

لَا يَمُوتَنَّ أَحَدُكُمْ إِلَّا وَهُوَ يُحْسِنُ بِاللهِ الظَّن

  1. Sizden birisi sakın Allah’a hüsn-ü zan etmeksizin ölmeye kalkışmasın.”[31]

İşte ölüm hali, bu da ölüyor ve zannediyor. Mümininki de zandır. Ama aradaki fark birisi su-i zandır, birisi ise hüsnü zandır. Ama artık hüsünle su-i ile bir değer yok. Çünkü bu imansız birisinin halidir. Bunun artık zannı

فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

¶        “Şimdi senden gaflet perdesini kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir.”[32]

ile melekleri falan görüyor. Melekler artık canını alıp çıkarıp yerine götürmekle ilgili kendi aralarında konuşma yapıyorlar.

AYRILIK GELDİ

Bunları duyuyor, adam hepsini görüyor ve zan أيقن oluyor. Müfessir kesin anlar diye tefsir etti. Artık onun zannı o platforma kaydığı anda أيقن ye dönüşür. أيقن nedir. Yakinen bilir demektir. O da المحتضر ölmek üzere olan أَنَّهُ ki o, işte bu başına gelen hal  الْفِرَاقُ  ayrılıktır. Artık ayrılık gelmiştir. Oğuldan, kızdan, anadan, babadan, maldan, mülkten, makamdan, dünyadan, daha ötesi şu bedenden; yetmiş sene beraber olmuş artık onu da terk ediyor. Bu beden de artık ona kâr etmiyor. Çünkü ona eğreti olarak verilmişti. Bu kafes geçici idi, bu beden geçici idi, bu gözler kulaklar, eller, ayaklar birer emanet idi. Alıyor Allah. Emanet olarak verilen şeyleri bir gün sahibine teslim edeceksin. Senin değil o, emanettir. Senin bir şeyin yok. Ruhunu da zaten bir tarafa götürüyorlar. Bedenini de toprağa atıyorlar. Ruhunu da çekip öte tarafa götürüyorlar. Bunun işi الْفِرَاقُ ayrılıktır.  Onun gerçekten bir ayrılık olduğunu anlar.  أن هذا الذي نزل به bu başına gelen şey, yani نزل به  demek ey أي أَصَابَهُ demektir. Bu başına gelen şey,  هو فراق الدنيا المحبوبة sevgili dünyadan ayrılıştır. Burada müfessirimiz sadece dünyayı ele aldı. Çünkü ben deminden dünyayı saydım. Bu dünya denilen şeyin içinde anası, babası, oğlu, kızı, malı, mülkü, cahı yani makamı vardır. O güzelim bakandır mesela koltuk boş kalmıştır. Eyvah geride kaldı diyor. Koltuktan ayrılıyorum diyor. Gözü hâlâ oradadır. Kıyamet günü birçoklarının gözü geride haşrolacaktır. Bu görsel olarak insanlara gösterilecek. Bakacaklar ki göz yok. Yüzü gözsüz. Gözler arkadadır. Bunlar, gözü arkada kalanlardır. O dünyaya perestij edip bağlananların gözleri haşir günü ceza olarak arkada haşrolacaktır.  وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ    bacak bacağa kenetlenir, dolaşır. Bacak bacağa dolaşır. Çünkü adam diretiyor, asılıyorlar. İmam-ı Gazzali Hazretleri, ruhun bedenden çıkış olayını çok güzel anlatır. Oralardan okumak lazım, oralarda uzundur. Bu bedenperest yani kendisine çok düşkün hani derler ya ehli dünya. Kimisi bilmeyerek kullanır, bu sözcük müminlere de bulaştı. Kendine iyi bak. Bu sözcük müslüman sözcüğü değil Allah’ın kulları. Öyle bir şey olmaz. Allah sağlık versin, afiyet versin, sıhhatte olasın, selamette olasın deriz. Kendine iyi bak neymiş. Sen kendine nasıl iyi bakabilirsin? Sana sağlığı veren kim? Kendin mi veriyorsun sağlığı sen? Sen kendin mi besliyorsun kendini? Şifayı veren sen misin? Kalbin ne olduğunu biliyor musun? Kalbinin doğru atmasını sen mi sağlıyorsun? Gözünün doğru görmesini sen mi sağlıyorsun?  Ne yaptın elinle? Nereye para ödedin? Ne yapıveriyorlar sana? Bu kulağın çalışması için ne ödüyorsun sen? Bak buzdolabı çalışıyor, elektrik çalışıyor para ödüyorsun. Peki, bu kulak çalışırken bir şey ödüyor musun sen? Allah korusun bir sağır olsan ne yaparsın? Gir istediğin yere paraları öde, ne yapabilirsin? İşte şimdiden kıymetini bilin Allah’ın kulları. Ne büyük değerlere sahipsiniz. Ne müthiş şebekeleriniz var. Ne büyük sistemleriniz var ve bunlara hiçbir kuruş ödemiyorsunuz. İşte bunun için Allah’a şükretmek gerekmez mi?

MANEVİ BAKIM YAPTIRALIM

 O’na fiilen, O’nun huzurunda eğilerek,  اللَّهُ أَكْبَرُ diyerek huzurunda secdelere kapanmak gerekmez mi? Allah’ın Kulu. Ne kadar ayıp ediyoruz değil mi? Yiyoruz içiyoruz sonradan da Allah’a isyan ediyoruz. Yediğimiz içtiğimiz şeyden hâsıl olan gücü isyanda kullanıyoruz. Rabbim acı bize, merhamet eyle ya Rabbi! İşte böylesine canı çıkası bu yaratık, artık dünyada iken hiç manevi bakım yapılmamış. Manevi bir bakımdan geçmemiş. Hep böyle bir motoru düşünün, arabanızı düşünün. Hiç bakımını yaptırmamışsın. Hep böyle zararlı yerlerde durdurmuşsun. İçerisine her türlü haşere girmiş, kapısı, penceresi açık, bütün cıvataları hepsi pislenmiş, ne olur?  Bir gün gelecek bunu çalıştırmak zorunda kalırsan ne yaparsın? İşte düşünün Allah’ın Kulları bunları sökmek icap ettiği zaman nasıl olur? Çoğu zaman artık o şeyler işe yaramaz, penseler işe yaramaz, o anahtarlar işe yaramaz. O durumda kırarlar, testerelerle keserler. İşte kâfirin, ehli dünyanın,  putperestin, dünya perestin işi de onun ruhu ile bedeni o kadar birbirine kaynaşmıştır ki, dünya ile o kadar iç içe yaşamıştır ki, bunun ruhunu ondan ayırt etmek çok zordur. Bu nedenle İmam-ı Gazali’nin ifadesiyle pamuk içinden dikenli bir şeyi çekmeye benzer diyor. Pamuk içinde bir dikenli budaklı bir şey var. Asıldığın zaman kolayına çıkar mı? Bir de düşün şimşir var veya dümdüz bir ağaç, çubuk var. Onu çekersin bir şey olmaz. Ama budaklı ise budak nedir? İşte sarmışsın, bedene girmişsin, dünyaya giriş yapmışsın, oraya girmişsin. Budaklı olmuşsun efendi a budala. Ondan sonra asılınca, asılan güçlü, paramparça eder. Bedeninin içindeki bir takım parçaları da alır götürür. Artık onun vereceği acıyı düşünün Allah’ın Kulları. Peygamber-i Zişan bu mevtaların çığlık attığını söyler. Belki burada bu hal ve vaziyet üzere, buralarda böyle bir kayda rastlamıyoruz.

إِذَا وُضِعَتِ الجِنَازَةُ، فَاحْتَمَلَهَا الرِّجَالُ عَلَى أَعْنَاقِهِمْ، فَإِنْ كَانَتْ صَالِحَةً قَالَتْ: قَدِّمُونِي، وَإِنْ كَانَتْ غَيْرَ صَالِحَةٍ قَالَتْ لِأَهْلِهَا: يَا وَيْلَهَا أَيْنَ يَذْهَبُونَ بِهَا، يَسْمَعُ صَوْتَهَا كُلُّ شَيْءٍ إِلَّا الإِنْسَانَ، وَلَوْ سَمِعَ الإِنْسَانُ لَصَعِقَ "

 

  1. İnsanlar yani ceset, taşınana şeye yani sala konulup omuzlanınca insanlar tarafından bir anda gözünü açar, kendine gelir, ne oluyorum der. Beni götürüyorlar diye ondan sonra bir çığlık atar. Bırakın beni götürmeyin, nereye götürüyorsunuz diye bağırır.”[33]

ÖLÜM ÇIĞLIĞI

 İnsanlar yani ceset, taşınana şeye yani sala konulup omuzlanınca insanlar tarafından bir anda gözünü açar, kendine gelir, ne oluyorum der. Beni götürüyorlar diye ondan sonra bir çığlık atar. Bırakın beni götürmeyin, nereye götürüyorsunuz diye bağırır. Bu konuşmasından söz eder. Ondan sonraki kabirdeki çığlık atışından söz eder ve onun attığı çığlığı hayvanat duyar. Yani insan dışındaki varlıklar duyar. Eğer insanlar onun attığı çığlığı duyacak olsa o anda bayılırlar belki de ruhlarını teslim edip ölürler diyor. Gördünüz mü bakın.  Rivayetlerde bunlar var. O halde çığlıkların en beteri ölürken atılırken çığlıktır. Ama bunları duyamazsınız, imtihan bozulur. Ama bunun mukaddematında bir hastalık sonucu, işte kanserdir böyle bazı hastalıklar vardır biliyorsunuz. Bağıra bağıra ölenler de yok değildir. Ama bu can çıkarken ki bağırış değildir. O normal fizik yönüyle duyduğu normal acılardır. Eğer ölüm anında böyle fasıkların, zalimlerin çığlığı duyulmuş olsaydı insanlar kolay kolay ölüme yanaşmazlar, ölümü istemezlerdi. Ve hele hele aman aman derler. Bu durumda imtihan bozulurdu Allah’ın Kulları. Yani demek ki işin manevi yönü imtihan gereği daima gizli tutulmaktadır. Ama bazen Yüce Allah’ın duyurduğu da olur. Bazen sızdırır bir şekilde ibret olsun diye, onlarda olmaz değil. İşte bu canın çıkması anında bedende meydana gelen tepkiyi anlatan bir ibaredir. Bacak bacağa dolaşır. Bu bir diretme alametidir. Yani fizik yönüyle bacağı bacağına, eli eline dolaşıyordu. Bu panik göstergesidir. O anda böyle korkunç bir dalış yapıyor. Azrail’i görüyor. Görürken de melek onun yapısına uygun bir pozisyon alıyor, meleğin tek bir şekli yoktur. Melek görevli olduğu varlık ile kontak kurar. Bazen bir birinden ayırt edilmez hale gelir. Muhammet (a.s) ile Cibril mesela. Muhammet (a.s) Cibril için kardeşim derdi. Kardeşim Cibril derdi. أَخِي جِبْرِيلَ[34] Birisi melek birisi insan türündedir. Olsun, onlar emsaldirler, birbirine aksederler. Bir bakarsın Cibril’e Muhammed (a.s) dersin. Muhammed (a.s)’a bakarsın[35] الرُّوحُ الأَمِينُ dersin. Onlar, bir birinden ayırt edilmez. Bir birlerine aksederler. İşte meleklerde böyle bir konum, durum vardır. Mesela

فَتَمَثَّلَ لَها بَشَراً سَوِيًّا

¶        “Cebrail’i gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü.”[36]

Meryem’in dünyasında en güzel bir erkek olur. O nasıl bir tersim etti kafasında, Hz. Meryem’in kafasını çelecek, gönlünü alacak, bir anda kendinden geçirebilecek bir güzellik nasılsa melek o şekle girdi. Ve O’nun bünyesindeki üreme kanallarını devreye soktu. Bu onun elinde değildir. Çünkü bünye insanın iradesi dışında böyle şeyler çalışır. Limon gördün mü ağzın sulanır. Bu senin elinde değil efendi, senin yapın böyledir, yapın gereğidir. Ve Meryem’in o kafasında oluşturduğu imaj aynen Cibril de belirmiştir ve onu görmüştür ve gördüğünü gözü yalanlamamıştır. Bu yabancı değil demiştir. Evet, böylece muradına ermiştir. رُوحُ اللَّه bu şekilde tahakkuk etmiş, temessül etmiştir. O temessülün temessülüdür.

Bacağın bacağa dolaşması meselesi budur.  التوت ساقاه عند موته ölümü anında baldırları birbirine dolaşır.  ساق dizden aşağısı olan bölüm demektir. Biz oraya bacak diyoruz.  Bunları aslında Biyoloji derslerinde okuyoruz. Bacakları birbirine dolaşır. وعن سعيد بن المسيب  Müfessir, burada Said bin Müseyyib ki tabiinden bir zattır, onun görüşünü beyan ediyor .  هما o ikisi, iki tane bacak geçti burada   ساقاه ölünün, muhtazar halinde ölüm halinde olan kişinin bacaklarıdır. Yani burada onun bacağı demiyor. Bacak bacağa dolaşır diyor. Müfessir burada onun bacaklarını kastediyor diyor. Çünkü burada nisbet yok, mutlak anlatılıyor. Bacak bacağa dolaşır. İyi de bu bacak hangi bacak. Said bin Müseyyib, müfessir diyor ki işte onun, ölünün bacağıdır, o kişinin bacaklarıdır.  حين تلفان kefenlenince, kefenlendiği anda  في أكفانه büründüğü anda, لِفَافٌ  kelimesinden geliyor. لَفّ  den الفوف  bürünmüş, örtüye bürünmüş anlamında,  kefenleri içerisine büründüğü anda bacağı bacağına kenetlenirmiş böyle, dolaşırmış. Ama tabi ki biz bunu görüyor muyuz, görmüyor muyuz o ayrı bir konudur. Belki bize onlar gösterilmiyor. Ama Yüce Allah bunu görüyor ve bize o vaziyetin perde arkasını anlatıyor. Tıpkı meleklerde olduğu gibidir. Biz melekleri görmüyoruz ama burada melekleri anlattı. Diğer ayetleri de okuduk. Meleklerin ne dediğini, nasıl dua ettiklerini, üzülme dediklerini, moral verdiklerini ölüye onları anlattı. Ama bunları biz görmüyoruz. Bu da görünen bir şey mi, görünmeyen bir şey mi? Görmüyorsak, adamın hiç bacağı macağı kımıldamıyor mesela bu olmaz anlamına ben baktım hiç böyle bir şey olmadı. İzledim, kamerada koyduk böyle bir şey yok denmemesi lazım. Çünkü artık ölüm tahakkuk ettikten sonra olan şeyler bize görünmez. Çünkü hayat bitti, başka bir hayata geçti. Bizim o hayatı algılama mekanizmamız yok, şuanda çalışmıyor. Bizde devrede değil. Öldüğü zaman insan çalışacak, devreye girecek o mekanizmalar. Öldüğü anda, ölmeyince olmaz. Yangın olmayınca yangın uyarıcıları devreye girmediği gibi insan da bu mekanizmalar var mı var. Var ama biz o boyuta geçmediğimiz için devrede değil, çalışmıyor. Tam takır değiliz. Var hepsi. Bu şekilde düşünmemiz lazım.  وقيل bu dikkat edersek için zahiri boyutu, bildiğimiz bacağı anlattı. Ama bunun mecâzi bir anlamda da olabileceği Arap Kültürü’nde vardır. Arap Dili’nde bacaklar için çok darbı meseller vardır. Denildi ki  شدة فراق الدنيا بشدة إقبال الآخرة bu mecâzidir. Buradaki bacağın bacağa dolaşması Arap Dili’nde şiddet ifadesidir. Bacak bacağa dolaştı demek buradaki bir şiddeti, çok sıkıntıyı ifade ettiğini, dolayısıyla bu adamın bacağının bacağa dolaşması demek birinci bacak dünyadır. Bu adamın başına gelen şeylerin bir bacağı burada bir bacağı başka yerde anlamındadır. Bizde de kullanılır bir bacağı falan yerde, bir bacağı falan yerde deriz. Bu adamın bir bacağı Kastamonu da bir bacağı Ankara da denilir. Yani adamın iki işi var şekliyle ifade ediyoruz. Bacak bacağa dolaştı. Orada kalsın. İnşallah oradan alırız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Bakara2/31

[2] Safvetü’t-Tefasir, Bakara Suresi2/31

[3] Yusuf12/76

[4] Araf7/180

[5] Taha20/114

[6] Tahrim66/8

[7] Tahrim66/8

[8] Lokman 31/33

[9] Enam6/70

[10] Kurtubi, Bakara Suresi2/ 102

[11] Yunus10/62

[12] Rahman55/29

[13] Enam6/79

[14] Tefsir-i Tüsteri, Rum Suresi30/40

[15] Ruhu’l-Beyan, Bakara Suresi2/266

[16] Neml27/88

[17] Buhari, Rüyasıyla ilgili yalan söyleyen kişi, 7043

[18] Levamiü’l-Envar, s.197

[19] Cin72/10

[20] Yusuf12/44 “Dediler ki; rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir.”

[21] Cin72/1

[22] Yusuf12/31

[23] Araf7/179 “İşte bunlar hayvanlar gibidirler.”

[24] Enam6/112

[25] Hakka69/16-17

[26] Kaf50/16

[27] Kamer54/55

[28] Vakıa/91

[29] Furkan25/75

[30] Fussılet41/30

[31] Müslim,Allah’a hüsnü zannı emr19, hadis no:81;İbn Mâce,Tevekkül ve yakin, hadis no:4167

[32] Kaf50/22

[33] Buhari, Cenazenin Taşınması, 1316

[34] Müsned, Ahmed, 21947

[35] Şuara/193

[36] Meryem19/17

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

71 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37