Ezel ve Ebed Varisleri (27 Kasım 2011)

Değerli  Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Hepiniz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Allah Teâlâ Hazretleri bu Aziz Kitabı’nı anlamak için, dinlemek için, içeriği ile amil olmak için bu arzu ile bu şevkle bir araya geliyoruz, bu maksatla yıllardır toplanıyoruz. Allah Teâlâ bereketini ihsan eylesin. Lütfundan, mağfiretinden, kalplerimizi mahrum eylemesin. Akıllarımızı, içimizi, dışımızı Kur’an’ın nuru ile münevver eylesin. Bizleri sırat-ı müstakim üzere sabit eylesin. Sonsuza dek Aziz Kitabı’nın şefaatinden, hürmetinden ayırmasın.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ(10) كَلَّا لَا وَزَرَ (11) إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ(12)

 

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ (10) {يَقُولُ الإنسان} الكافر {يَوْمَئِذٍ أَيْنَ المفر} هو مصدر أي الفرار من النار أوالمؤمن أيضاً من الهول وقرأ الحسن بكسر الفاء وهو يحتمل المكان والمصدر

كَلَّا لَا وَزَرَ (11) إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ (12) {كَلاَّ} ردع عن طلب المفر {لاَ وَزَرَ} لا ملجأ

{إلى رَبِّكَ} خاصة {يَوْمَئِذٍ المستقر} مستقر العباد أو موضع قرارهم من جنة أو نار مفوّض ذلك لمشيئته من شاء أدخله الجنة ومن شاء أدخله النار

 

 

EZEL VE EBED VARİSLERİ

 

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.İnsan Gönlü Zikirsiz Olmaz

4.Kur’an’la Amel Etmek

5.Peygamberin Hediyesi

6.Kuran’in İki Kanadıyla Uçuş Turu

7.Yeryüzünün Varisleri

8.Nikabını Açsın Diye Medih

9.Ezel ve Ebed Varisleri

10.Oku Kitabını!

11.Süveyday-ı Kalp

12.Bir Gönle Girmek Huzura Girmektir

13.Gül Gibi Gökyüzü

14.Göz Aynası

15.Ayrışma Günü

16.Dünyayı Ayakta Tutan Cazibe

17.Ölüm Sarhoşluğu

18.Tek Güvencemiz Allah

19.Kaçacak Delik Var mı?

20.Finish Huzurullah

21.Huruç ve Duhul

22.Ruhun Baban, Nefsin Annendir

 

Değerli  Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Hepiniz hoş geldiniz, sefa geldiniz. Allah Teâlâ Hazretleri bu Aziz Kitabı’nı anlamak için, dinlemek için, içeriği ile amil olmak için bu arzu ile bu şevkle bir araya geliyoruz, bu maksatla yıllardır toplanıyoruz. Allah Teâlâ bereketini ihsan eylesin. Lütfundan, mağfiretinden, kalplerimizi mahrum eylemesin. Akıllarımızı, içimizi, dışımızı Kur’an’ın nuru ile münevver eylesin. Bizleri sırat-ı müstakim üzere sabit eylesin. Sonsuza dek Aziz Kitabı’nın şefaatinden, hürmetinden ayırmasın.

İNSAN GÖNLÜ ZİKİRSİZ OLMAZ

Allah’ın kulları insan gönlünün hiç bir zaman onsuz olamayacağı şey Allah’ın zikridir. İnsan bedeni nasıl ki, nefes almadan vermeden havasız yaşayamaz. İnsanın kalbi de Allah’ın zikri olmadan yaşayamaz. İşte bu anlamda, bu meyanda Yüce Allah kullarını zikirsiz bırakmamıştır. Onlara peygamberleri aracılığı ile manevi havayı ifade eden Zat-ı Akdesi’nin, mukaddes âleminin atmosferini havasını ifade eden zikri şerifini peygamberler kanalı ile insanoğluna göndermiştir. Kim kalbine o âlemin havasını taşıyan, bir tüpe benzetecek olursak, o âlemden gelen bir tüp kalbe takılır. Kalbe takılan bir tüp olarak değerlendirirsek, onu kalbe bağladığımız zaman, işte o kalp bu zikir havası ile teneffüs ederse

الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهِ أَلا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ

¶        “Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki kalplar, ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur.”[1]

âyetinde Yüce Alllah’ın beyan buyurduğu gibi o kalp neşelidir, o kalp sahibi mutludur. Artık dünyalar onun olmuştur. Âlemler onun olmuştur. Ezel ve ebed onundur. O artık herşeye sahiptir. Kim Alllah’a sahipse, Yüce Allah’ın inayetine sahipse, lütfuna ve keremine erdiyse, evvel ve ahir onundur. O artık herşeye sahiptir. O mutlu olmasın da o kutlu olmasın da kim mutlu olsun?

KUR’AN’LA AMEL ETMEK

İşte Allah’ın Aziz Kulları biz böylesine bir Rahmani tüpe, iksire sahibiz. O Hazreti Kur’an’dır. Hepinize verilmiştir. Hepinize ihsan olunmuş, ikram olunmuştur. Sizin yapmanız gereken onunla kalbiniz arasındaki irtibatı kurmaktır. Tüpün kapağını açıp, kalbinize enjekte etmek kalmıştır. Bağlantıyı kurmak kalmıştır. Bu kadar bir işlevi de yapacaksınız. Bu kadar bir işi görmeniz, yapmanız lazım. İşte bunun adına amel diyoruz. Kur’an’la amel etmek diyoruz. Buda Allah tarafından kuluna kolay edilmiştir.

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

¶        “And olsun ki biz Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”[2]

Biz insan için Kur’an ile irtibat kurmayı, o zikir ile ilişki içine girmeyi ant olsun ki çok kolay kıldık. Bu çok zor bir şey değildir. Bu Yüce Allah’a can u gönülden yönelip بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ diyerek dalış yapmaktır, nefes almaktır. Ondan sonra her şey tamamdır. Ve o minval üzere yol almaktır. Artık tüpünü taktın. Enerji harıl harıl geliyor, bitmesi tükenmesi yoktur. Ya biterse, beni yarı yolda bırakırsa yoktur.  لا تنتهى dir

PEYGAMBERİN HEDİYESİ

Bitmez ve tükenmez. Sen onu bırakmadıkça, o seni bırakmaz. En kritik zamanlarda imdadına yetişir, elinden tutar.  Çünkü o Allah’ın mucizesidir. Ve bu insanlığa armağan edilmiştir. Yüce Allah mucizeleri Peygamberlere verir, insanlara değil. Peygamber-i Zişan’a armağan edilen bu mucize sevgili peygamberimiz tarafından sevgili ümmetine benden size armağan olsun. Bunu bana Allah verdi, benim de size hediyem olsun demiştir. Ona tutundukça asla sapıtmayacaksınız demiştir. Yani Sevgili Peygamberimize verilen bu ebedi mucize ümmetine hediye edilmiştir, armağan edilmiştir, emanet edilmiştir. Bu emanetin hakkını verin yoksa hain oluruz. Çünkü emanetin hakkını vermeyene hain denilir. İşte böylesine bir kutluluğa sahibiz. Mutluyuz çünkü böyle bir kutluluğa sahibiz. Kim kutluluğa sahip olursa mutluluk onundur. Böyle kutlu bir kitap, mukaddes bir kitap ancak Muhammed a.s gibi bir eşsiz nebinin eşsiz ümmetine layıktır. Öyleyse liyakatinizi gösterin, layık olduğunuzu ispat edin diyoruz ve şerefli Kur’an’ın şerefi ile Aziz Kitab’ın izzeti ile içerisine girmeye çalışacağız.

KUR’AN’IN İKİ KANADIYLA UÇUŞ TURU

Âyetleri arasında tur yapacağız. Allah bu turumuzu, bu seferimizi Musa’nın Tur’a gidişi gibi eylesin.  Bizim turumuz işte böylesine bir sefer Sidretü’l- Münteha’ya doğru Kaf Dağı’nın ötesinden, Zümrüd-ü Anka misali kanatlanıp uçuyoruz. İşte bizim kanatlarımız bu Aziz Kitabın iki kapağıdır. İşte kanatlar bunlardır. Sen bu Aziz Kitabı çalıştırdın mı kanatlanır uçarsın. O zümrüt ne olmuş ki, o Anka ne olmuş ki onu sen sollarsın. Ey Allah’ın kulları bu Aziz Kitab’ın bir dengi, bir ortağı yoktur. Çünkü Allah’ın kitabıdır. Allah’ın Kitabı’nın, sıfatlarının, esmasının ortağı olur mu? Ama Yüce Allah sana izin veriyor. Gel kulum benimle diyaloğa gir,  benimle ol diyor. Seni âlemlerime ortak edeyim yani gel benim adıma şu âlemlere talip ol ve bu âlemlerin yönetiminde sana da bir görev vereyim. O veriyor. Biz kendi kendimize gelin güvey olmuyoruz. O veriyor Allah’ın Kulları. O bütün meleklerine, bütün nebilerine, bütün evliyasına, bütün sıddıklara, şühedalarına bu âlemlerin içerisinden bir bölümü vermiştir. Şuralar Ey Veli senin velayetine aittir. Senin tasarrufuna verdim, buradan sen sorumlusun. Ötekine şuraları sana verdim. Kutuplar sana ait, semavattaki falan yıldızlar sana ait. Başıboş olduğunu mu zannediyorsunuz, varis kılıyor. Yüce Allah mülkü dilediğine miras bırakır.

وَلَقَدْ كَتَبْنا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُها عِبادِيَ الصَّالِحُونَ

¶        “And olsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da ‘Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacak’ diye yazmıştık.”[3]

 

YERYÜZÜNÜN VARİSLERİ

Gördünüz mü işte delil budur. Burada gir, başını sok, benim söylediğim daha geniş koridora geçersin. Biz zikirden sonra Zebur’da da şöyle buyruğumuzu ilan ettik. Ki yeryüzüne salihler varis olur. Sulehay-ı müminin yeryüzünün varisleridir. Sadece yeryüzüne mi varis olunur. Gökleri de var bunun ve içerisinde daha ne mülkler var, ne mülkler var. İşte bu yönde bu yolda yürüdüğünüz zaman varislerden olursunuz.

أُولئِكَ هُمُ الْوارِثُونَ (10) الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيها خالِدُونَ (11)

¶        “İşte bunlar varis olanların ta kendileridir. Onlar Firdevs cennetlerine varis olurlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır.”[4]

Bu veraset dünyada bitmez, sonsuza uzanır. Ezel ebed onundur artık, o mümine aittir.  Bu kitaba varis oldun mu sen âlemlere varis olursun.

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنا مِنْ عِبادِنا

¶        “Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere(Muhammed ümmetine) miras olarak verdik.”[5]

NİKABINI AÇSIN DİYE MEDİH

Sonra biz kitaba varis kıldık. Bak orda da var. Bunları sizin uhdenize havale ediyorum. Bunları şahit olarak gösteriyorum.  Konumuz bu değildir. Bu Kur’an’ın methi konusudur. Her girişimde onu methetmeye çalışırım. Ona aşk ve şevk aşılamaya çalışırım. Ya bu adam her girişinde böyle yapıyor. Evet, Allah kabul buyursun. Onu medhediyorum, onu sıvazlıyorum, onu seviyorum ki, bana nikabını açsın, bana mahrem yerlerini göstersin. Kimseye göstermediklerini bana göstersin. Onun için onu övüyorum. Çünkü seviyorum. Seven sevdiğini över. Seviyormuş, nerede övgü? Övgü yok. Ondan sonra da seviyorum diyor. Öyle şey olur mu? Bütün zikirden, fikirden ibadetten maksat övgüdür. Sevgi övgüyü doğurur. Seven över. Allah kabul buyursun.

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنا مِنْ عِبادِنا

¶        “Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere(Muhammed ümmetine) miras olarak verdik.”[6]

فَمِنْهُمْ ظالِمٌ لِنَفْسِهِ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سابِقٌ بِالْخَيْراتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ

¶        “Onlardan kendilerine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır.işte bu büyük lütuftur.”[7]

Sonra biz kullarımız içinden, kullarımız deyince bunların içinde

يَوْمَ يَأْتِ لا تَكَلَّمُ نَفْسٌ إِلاَّ بِإِذْنِهِ فَمِنْهُمْ شَقِيٌّ وَسَعِيدٌ

¶        “O gün geldiği zaman Allah’ın izni olmadan hiçbir kimse konuşamaz. Onlardan mutsuz (cehennemlik) olanlar da vardır, mutlu (cennetlik) olanlar da vardır.”[8]

Bir kısmı cennetliktir, bir kısmı bahtsız olan ehli cehennemdir. Hepsi Allah’ın kuludur. Firavun da Allah’ın kulu, Musa da Allah’ın kuludur. Nemrut da Hz. İbrahim de Allah’ın kuludur. Ama Allah işte bu genel anlamdaki kulları içerisinden birilerini seçmiştir. Arif olan, bilgili olan seçer. Becerileri tescil eder, çok iyi bilir. Gözünden, kaşından anlar. Zahirde deriz ya. O zahirde Allah’ın bir de “Batın” ismi vardır.  Allah, batın yönüyle görür.

إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذاتِ الصُّدُورِ

¶        “Allah göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”[9]

EZEL VE EBED VARİSLERİ

Senin genindekini, gönlündekini görür. O seçerken sadece kara gözüne, kara kaşına bakmaz. İçine bakar ve o seçtiğini tam seçer. Asla isabetsizlik etmez. Seçtiği tüm Peygamberler hakkını vermiştir. Allah’ı memnun etmiştir. Hiç birisi Rabbini kızdırıp da, seni cezalandıracağım, sen bana yan çizdin öyle bir şey vaki değildir. Aldığı emri yerine getirmeyen hiçbir Peygamber yoktur. Hepsini Allah övmüştür. Bakın Yüce Allah onları övmüştür diyorum. Çünkü seviyor. Allah sevdiğini övüyor.  Kullarımın içlerinden seçtiğim, liyakatli olanları seçtim ve Kitab’a onları varis kıldım. Bu Kitab’a varis olmak demek, çünkü yerler, gökler, ezel, ebed

كُلٌّ فِي كِتابٍ مُبِينٍ

¶        “Bunların hepsi açık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılıdır.”[10]

كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا

¶         “İşte bu, kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.”[11]

Hepsi bu kitapta yazılı, çizili, programı, şifresi mukayyettir. Bu Aziz Kitapta yazılıdır.

وَلا رَطْبٍ وَلا يابِسٍ إِلاَّ فِي كِتابٍ مُبِينٍ

¶        “Hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta(Allah’ın bilgisi dâhilinde Levh-i Mahfuz’da) olmasın .”[12]

OKU KİTABINI

Yaş, kuru ne varsa iki zıt, yaş kurudan maksat iki zıttır. itap o Ne kadar zıt kavramlar varsa hepsi bu Aziz Kitabın içinde mevcuttur.  Öyleyse başka k kumaya gerek yoktur. Okuyana bir kitap yeter. O da Aziz Kur’an’dır. Yeter ki sen oku. Bakın Yüce Allah ne diyor.

اقْرَأْ كِتابَكَ

¶        “Oku Kitabını!”[13]

Kitabını oku diyor. كتبك (Kütübeke) demiyor. Kitaplarını oku demiyor. Çünkü Allah’ın bir tek kitabı vardır. O da Kur’an’dır.  Öve öve O’nu nasıl bitirelim Allah’ın Kulları. Övgü bilgiye dayalıdır. Bilgi ölçüsünde övebilirsin. Ne kadar bilgin varsa boyun o kadardırBoyunca onu övebilir, ona göre sevebilirsin. Biz de karınca kararınca Allah’ın bize sunduğu imkânlar ölçüsünde O’nu övmeye çalışıyoruz. Rabbimiz kabul buyursun. Bu bir mirastır. Hepiniz iman sayesinde iman ederseniz ki müminsiniz bunda kuşkumuz yoktur. Öyleyse varissiniz. Bu Kur’an’ın varisisiniz.

ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنا مِنْ عِبادِنا فَمِنْهُمْ ظالِمٌ لِنَفْسِهِ

¶        “Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere(Muhammed ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendilerine zulmedenler vardır.”[14]

 

Seçilen kulların bir kısmı maalesef zulümkardır. Nefsine karşı hayındır. Ya da başka bir deyişle nefsi ona karşı hayındır. Sulh içinde değildir. İçyapısında nefsiyle kalbi arasındaki uzlaşmayı sağlayamamıştır. İçerde zulüm, haksızlık vardır.

ظالِمٌ لِنَفْسِهِ dir.Barışı sağlayamamıştır, kendisiyle barışık yaşayamamaktadır. Kavgalıdır. Savaşlar gece gündüz devam etmektedir. Zaten savaş olmasa, teslimiyet bayrağı çekilirse ki bu dünyada mümkün olan bir şey değildir. Amma pozitif amma negatif bu iş devam edecektir. Amma şu şekilde amma bu şekilde dünya mücadele âlemidir. Asla tek yönlü bir noktalanma söz konusu değildir.  Ölüm gelinceye kadar atışma, dalaşma devam edecektir. Bazen

وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُداوِلُها بَيْنَ النَّاسِ

¶        “İşte (iyi ve kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz.”[15]

Bazen kalp nefsi alteder.  Bazen nefis kalbi alteder. Bir öyle bir böyle devam eder gider. Bazen Müslümanlar bazen kâfirler galip gelir. Bu dünya böyledir. Hiç bir zaman düz murat yoktur. Tamamen müslümanlara verilmez. Tamamen kafirlere de verilmez. Her zaman için Allah’ın itaatkâr kulları da vardır. Asiler daha çoktur. أَنَّ أَكْثَرَهُمُ الْكَافِرُونَ

Demek ki bu adamlar bile nefsiyle kapışık olanlar da yani levmedilmeye haketmiş nefis, nefsi levvamenin bir adı da mülevvemedir, kınanan nefistir. A hortlak, a bedbaht iman etsene, aklını başına alsana diyerek, kalp ile kalbin kendisi ile uzlaşmaya çalıştığı, yola getirmeye çalıştığı nefis, nefs-i levvamedir. O zaman Hasan-ı Basri’nin ifadesiyle övülmeye layık değildir. Kınanmaya layıktır, kınanan nefistir şekliyle yine tefsirimize atıfta bulunmuş oluyoruz.

ظالِمٌ لِنَفْسِهِ İşte bu meyanda olan bir nefistir. Bu Kur’an veraseti dışında değildir. Kur’an’a varistir. Allah’ın beyanı ile daire olarak dış dairede küfür ile iman arasında yakın bir mesafedeki, küfür sınırına yakın bir mesafede yer alan nefis sahipleridir. Ama daire iman dairesidir, içeri girmiştir. Kalp tasdik etmiştir, mümindir, müslümandır. Böyleleri varistir.

SÜVEYDAY-I KALP

وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ Bir kısmı orta yerde yer alır. Bunların iyi amelleri de vardır, kötü amelleri de vardır. Kah öyle, kah böyledir. Birbiriyle denkleşme yönünde bir gidiş vardır. Yine mücadele vardır. Bazen iyilikleri ağır basar, öne geçer. Bazen kötülükleri ağır basar, o öne geçer. Böylece bir gidiş vardır, piston hareketi vardır. Bunlar da مُقْتَصِدٌ (muktasıt) kimselerdir, orta yollu kimselerdir. Ama bunların daha merkezi olanları vardır ki onlarda artık öz hâsıl olmuştur. Ve onlar öz ehlidir, kalp ehlidir. Kalbin tam odak noktasına, süveyday-ı kalbinde baş şehre, payitahta varmıştır. Payitahtta yaşar o. Sultanın yaşadığı yere payitaht denir, baş şehir denir. İşte Yüce Allah’ın tecelligâhı o surda yer alır. O sarayda yer alır. O süveydayı kalptir. Kalbin odak noktasıdır. Allah kutsi rivayette ne diyor:

  1. “Ne yerler ne gökler beni almıştır. Mümin kulumun kalbi benim tecellime masadak olmuş, makes olmuştur.”

BİR GÖNLE GİRMEK HUZURA GİRMEKTİR

Ona ehil mümin kulumun kalbidir. Ben orada tecelli ederim. Beni arayan orada arasın demiştir. Nasıl biz suri olarak, şeriat yönü ile Yüce Allah’ın tecelligâhının odak noktası suret olarak yeryüzünde, onun misyonu Kâbe’ye aittir, mana olarak ise mümin kulun kalbidir. Onun için derviş der ki:

“Hepsinden a’la’sı bir gönle girmektir.” Çünkü gönle girmek, Yüce Hakk’ın huzuruna girmektir. Allah layık eylesin.

Bütün bunlar verasettir. Sonunda bu dünyada kitaba varis olanların ödülleri bir gün gelecek somut olacaktır.  Bu soyut olan bir verasettir. Soyut olan bu görünmeyen türde kalbi olan veraset bir gün gelecek, kalp dışarı, beden içeri girdiği gün ki o kıyamet sonrasındaki bir değişimdir. Yani ahiret zahir olacak; cennet cehennem ortaya çıkacaktır. Dünya batına intikal edecek. Hani biz yok olma diyoruz ya yok olma filan yok. Tebdil var, değişim var. O değişim neticesinde dünya karma âlemdir. Böyle sağ el, sol ele girmiş vaziyettedir. Yavaş yavaş ayrılıyor. Yaşam budur, yaşam temyizdir. Tamamen ayrıştığı gün araya bir sur gerilecek, ayetlerde bahsedilir. Aralarına bir sur gereriz.

فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بابٌ باطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذابُ

¶        “Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.”[16]

Artık zahir olan dünya ki o azaba duçar edilir. Onun görünmeyen yönü de ukbaya batını rahmet olarak o batın zuhur edecektir. Böylece dünyada yok olup gitmeyecek. Yani dünya dediğimiz aslında unsurları ya cennete aittir,  ya cehenneme aittir. Bunları kıyamette Allah ayırt edecektir.

إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيامَةِ

¶        “Allah, kıyamet günü mutlaka onların arasında mutlaka hüküm verecektir.”[17]

Allah kıyamet günü onların arasını ayıracak. Şu halde bir ayrışma, bir analiz günüdür. Biz evvelcede ayrı idik, analiz halindeydik yani ayrı idik. Daha sonra sentez oluştu. Yani Yüce Allah birleştirme oluşturdu. Nefis ve ruh birbirinin zıddı olan şeylerdir. Birisi semavidir, birisi arzidir, yere aittir, süflidir, toprağa, dünyaya aittir. Allah iki zıttı Cebbar ve Kahhar ismiyle birbiri ile cem etti. Nasıl tecelli edince

قالَتا أَتَيْنا طائِعِينَ

¶        “İkisi de isteyerek geldik, dediler.”[18]

Dediler. Boyun büküp kuzu gibi bir araya geldiler. Hadi gelmesinler. Ama bir gün gelecek cebir kalkacak, kahır kalkacak. Ondan sonra evli evine, köylü köyüne gidecek. Bir gün gelecek. Ama nefis eğer gönle ram olur ise yok bir farkımız haline dönüşürse

كَأَنَّهُ هُوَ

¶        “Sanki o, o.”[19]

ya dönüşürse. Bu Süleyman’ın tahtı başında oldu. Belkıs’ın tahtı Süleyman’ın tahtı yanına getirildi, payitahta getirildi. Bu mu senin tahtın, yani üzerine oturduğun yer bu mu? Senin nefsin bu mu? Baktı o mu değil mi? من جهة (Min cihetin) o, من جهة (min cihetin) değil. Çünkü min cihetin kendine ait bir yön var. Belkıs’ı yansıtıyor. من جهة (Min cihetin) Süleyman’ı yansıtıyor. Ama yok yok dedi. Bu Süleyman’ınki baskın çıktı.

الرَّحْمنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوى

¶        “Rahman, Arş’a kurulmuştur.”[20]

Sırrıyla Süleyman onu istila etti, ona çullandı, onu kapladı ve onu kendine dönüştürdü.  İşte bu da sentez olayıdır,  analizi yapılmış olan bir şeyin sentezidir.

كَأَنَّهُ هُو dedi. Ve o deyip bitti. Artık o ikisi için de geçerlidir. Sen mi ben mi o? O هُو’ nun içinde sen de varsın, ben de varım.

وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمانَ لِلَّهِ رَبِّ الْعالَمِينَ

¶        “Şimdi ise Süleyman’la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum, dedi.”[21]

Ben Süleyman’ın beraberliğinde, ona abanmış, ona dayanmış onunla

وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ

¶        “Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir..”[22]

مَعَ سُلَيْمانَ Ben Süleyman ile birlikte âlemlerin Rabbine teslim oldum dedi. Evvela o oldu. كَأَنَّهُ هُو. Ondan sonra Süleyman’ın dünyasında Allah’a teslim oldu. Bu da bir verasettir. Süleyman’ın verasetine varisliğine bakınız. Belkıs’a varis oldu. Gördünüz mü? Cennet cehennem de dünyaya varistirler. Bu dünyanın iki varisi vardır. Birisi cennet, birisi cehennemdir. Bir kısmı cehenneme aittir, bir kısmı cennete aittir. Allah mülkünü boşa harcamaz, zırnık israf etmez Allah. Hepsini yerli yerince hazır etmiştir. Hazırdır ve oraya doğru yol almaktadır. Sen dağları yerinde duruyor zannedersin.  Halbuki dağlar bulutlar gibi hareket etmektedir. Yani o yol alıyor.

إِلى أَجَلٍ مُسَمًّى

¶        “Belli bir süreye kadar...”[23]

O tayin edilen büyük gün için gidiyor. Kendine hedef belirlenmiş. Şuraya gideceksin. O nereye gideceğini biliyor. Hepsi tayin edilen

كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

¶        “Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”[24]

Her biri yaratılmışların gökyüzündeki yıldızlar gibi her zerrenin, küreler gibi bir müstekarrı vardır, rotası vardır, yolu vardır. O yolda o hedefe doğru yol almaktadır.

Evet, fazla açıldık herhalde biz yine sadede dönelim.

أُولئِكَ هُمُ الْوارِثُونَ İşte o varislerin, bu dünyada kitaba varis olanların verasetinin somutlaşacağı gün kıyamet günü yani haşir günüdür. Haşir Günü, dünyada görünmeyen kavram tarzındaki, iman tarzındaki, tasdik tarzındaki verasetin artık somutlaşmış, görselleşmiş hale dönüştüğünü göreceğiz. Peki, o zaman bu müminler, kitaba varis olanlar ne olacaklar?  أُولئِكَ هُمُ الْوارِثُونَ “Onlar varislerdir.” Çünkü ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتابَ âyetinde Kitab’a varis olmuşlardır. Peki, bu Kitab’ın varisleri sonsuz âlemde nereye varis olacaklardır? Cennet-i A’la’ya;

الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيها خالِدُونَ

“Firdevs Cenneti’ne varistirler.”

هُمْ فِيها خالِدُونَ

“Orada ebedi kalacaklardır.”

ادْخُلُوها بِسَلامٍ آمِنِينَ

¶        “Onlara ‘Girin oraya esenlikle, güven içinde’ denir.”[25]

Allah selamet versin. Emniyetten, huzurdan ayırmasın. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine diyoruz ve tekrar Kur’an’ın dünya üzerinde tecelli eden manevralara, insanoğlunun rol aldığı bu manevralardan bir bölümü tekrar ele alıyoruz, gözlüyoruz, izliyoruz. Buna göre de yolumuzu belirliyoruz. 10. âyet-i celileden devam ediyoruz.

Ayetlerde kıyametin ne zaman olduğu müşrikler tarafından Peygambere sorulduğunda alayvari, inkâr türünde bir soruyla sorulduğunda Yüce Allah bu olayı hafife alan, önemsemeyen, yadsıyan bu kâfirlerin karşılarına geleceğin tablosunu dikiyor. Kıyameti anlatıyor. Birisi bize alayvari bir soru sordu diye ona cevap vermeyeyim demeyeceksiniz. Çevrelerinde insanlar varsa belki o hain nasipsiz olabilir. Ama çevresinde insanlar var. O zaten onları kışkırtmak için yapıyor. Eğer sen ona cevap vermezsen, burnunu büker gidersen, gördün mü bak nasıl kaçtı. Onu kullanacaktır. O nedenle sen cevap vermek zorundasın. Oradaki insanların etkisi, tepkisi önemlidir. Ona cevap vereceksin. O adamın şahsına kızdığın için fevri hareketler gösterip, olumsuz hareketlerle davranırsan o onları kullanır ve senin aleyhine olur. İşte Yüce Allah böyle bir meseleyi bildiği için bu sual öğrenme suali değildir, sorusu değildir. Öğrenme niyeti yok adamın, inkâr sorusudur, istihza sorusudur. Ama Yüce Allah bunu cevaplıyor. Bu kaideyi buradan alıyoruz.

GÜL GİBİ GÖKYÜZÜ

Gözün fal taşı gibi açıldığı, gözün şimşekler gibi çaktığı gün, gözden ateşlerin çıktığı gün. Çünkü âlemler içerisinde yıldırımlar, şimşekler çakmaktadır.  O gün yerler ve gökler ateş almıştır. Ayetlerde var biliyorsunuz. Gökyüzünün ateş alacağı, yanacağı, Rahman Suresi’nde sanırım.

فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّماءُ فَكانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهانِ

¶        “Gök yarılıp da yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz nice olur?)”[26]

Burada gökyüzünün tutuşması, patlaması, tam samanyolu denilen yerden ayrıldığı gün müthiş bir

فَكانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهانِ Bu kızarmış yağ gibi olacak. gül gibi gökyüzünde sanki kıpkırmızı, gül renginde kızarmış yağ gibi olacak. Diğer ayetlerde de var. Çünkü bunların hepsi gazdır. Senin gördüğün şu yeryüzündeki azottur, şudur budur bunların hepsi gazdır. Bizim beslendiğimiz şeyler hep gaz türü şeylerdir. O gün havada duman halinde işte bunlar oradan buradan çarpışırken birbirine girerken müthiş alevler ve müthiş yıldırımlar. O oraya o oraya saldıracak. Hani şu patlatıyor, patlayası var ya. Nasıl değil mi oradan oraya civek saçıyor. Vardığı, yapıştığı yeri yakıyor. İşte bunlardan bile ders çıkaracaksınız. İşte kıyamet de böyle patlayacak. O zaman elindeki şişe değil, şişe kalasının şişesi değil. O zaman bu yıldızlar dökülecek.

وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ

¶        “Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman...”[27]

GÖZ AYNASI

Yıldızlar döküldüğü zaman, tabi o zaman hep birbirlerine toslaya toslaya, müthiş patlamalar,  kıvılcımlar, yıldırımlar, şimşekler oluşacak.  İşte o şimşekler bunun gözünde de çakacak. Belki de adamın göz bebeği ayna gibi bazı filimler de gösterirler, karşıyı o göz çekmiştir. Onun gözünde karşı tarafı seyredebilirsin. İşte o göz فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ budur. Öyle gördüğü şeylerden dolayı,  öyle bir dehşete kapılmıştır ki fal taşı gibi açılınca, sanki onun gözünde olanları görüyorsunuz. Yani kâfirin gözünde Allah sanki olanları anlatıyor. Veya kendi gözünde de şimşekler çakmıştır. Bu tabiri kullanıyoruz. Şimşeklerin çakması ya da adamın kafasına vurunca yıldızlar dönüyor ya.  İşte böylesine bir vurgu insanın beyninde çakılmıştır, beynine vurulmuştur. Müthiş bir darbe ile vurulduğu için o göz dışarı fırlamıştır. Büyük bir balyoz gibi tepesine o Hakka vurunca Hak onun tepesinde tecelli edince ki bu zaten münkir idi. Birden inanmadığı şeylerle yüz yüze gelince adam şoke olmuştur. İşte böylesine bir tablodur. Bunun akabinde ay tutulacak, güneş ve ay bir araya getirilecek ve o ayrı olan fasıl halinde olan görünüş itibariyle tabi bu. Güneş ve ay şu anda birbirinden ayrı gibi görünüyor ama değildir. Aslında onların kendi arasında bizim göremediğimiz yönde bir bağ vardır. Nitekim Ay Dünya’ya, Dünya da Güneş’ e bağlıdır. Kozmografya bunu söyler. Astronomi böyle anlatır. O halde Ay Güneşin torunu gibidir. Güneşin ve Ay’ın bir araya gelişi, önceden zaten bir imiş, yer gök bir idi biz bunları birbirinden ayırdık diyor[28]. Bunlar tekrar kıyamet olayı ile bir araya getiriliyor. Ayrılmışlar sonra birleşiyorlar.

AYRIŞMA GÜNÜ

Evet, kıyamet günü dediğimiz olay da bir bakıma ayrışma bir bakıma birleşmedir. Ayrılanların birleştirildiği, birlik olanların ayrıştırıldığı bir gündür. Daha doğrusu her tür kendine münasip olan aynı türler bir araya gelecek. Türlerde ayrılma, bozulma oluştuysa onlarda da ayrışma meydana gelecek. Dolayısıyla iki kardeş düşünün. Birisi mümindir, birisi kâfirdir. Bu ikisi aynı türden, aynı anne babadan geldiği halde iman bağı ile bağlı olarak bu bağ kopmuştur. Bu bağ koptuğu anda

إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ

¶        “O, asla senin âilenden değildir.”[29]

O senden değildir. Allah Hz. Nuh’a oğlum gidiyor, boğulup gidecek, ölecek dediğinde o senden değildir dediği gibi ayrışma günü, fasıl günü öteki cehenneme birisi cennete gidecek. Çünkü türleri bozuldu, aynı tür değil artık onlar. Ayrı tür oluşmuş oldu. Ama aynı ise. Önceden ölmüş nesillerimiz var, atalarımız var, soyumuz var, dedelerimiz var. O aileler hep bir araya toplanacaklar. Türleri aynı olanlar bir araya gelecekler. Aynı dinden olanlar, aynı mezhepten olanlar, aynı kitlelerden oluşanlar, aynı milletlerden oluşanlar hep bir araya geleceklerdir. Ama bunlar iman bağı ile bağlı kaldığı zamandır. İman bağlarını kopardıkları anda hiçbir güç onları bir araya getiremez. Ve onlar tamamen ebediyen ayrılacaklardır. İşte dünyada da ayrı gibi görünenler kıyamet günü asla başlangıç noktasına dönüşüldüğü için evli evine köylü köyüne hesabı Ay Güneş’ten geldiği için Güneş’e dönmüş oluyor. İkisi bir araya getirildiği zaman. Peki, bu bir araya getirildiği zaman ne demektir. Yani fonksiyonları ellerinden alındığı zaman demektir. Adam azledildi, generallikten kovuldu, hadi git dendi. Rütbesi söküldü, tamam denildi veya emekli ettim seni dedi. Evine gidecek. Ama önceden karargahtaki o büyük makamda oturuyordu. Artık işi bitti. Evli evine köylü köyüne, evine dönecek. Vazife bitti, o makamda kalamaz. Çünkü o makam kimseye ait değildir. O vazifeyle ilgili bir makamdır. Güneş olmak ay olmak bir görev gereği Allah onu o yüce makama oturtmuştu. Görev bitti. Bitince nereden geldiyse oraya gidecek. Ateşten gelmişti dolayısıyla ateşe gidecek. Dolayısıyla bir insanın geldiği yere dönmesi kadar tabi bir şey yoktur. Zaten buna tabi, doğal denilir. Aslına dönmek. Tabi bunların ayrıntılı şeyleri vardır. Yeri geldiğinde sohbetlerimizde ifade ederiz. Güneş ve Ay’ın bir araya gelişi şu halde büyük bir olayın habercisidir.

DÜNYAYI AYAKTA TUTAN CAZİBE

Güneş’e bağlı olarak cereyan eden bütün oluşumlar iptal olmuş demektir. Artık bu durumda dünyanın işi bitmiş, feleği şaşmış demektir. Çünkü dünyayı o çizgide tutan Güneş’in cazibesidir. Güneş yumulduğu zaman, işlevden alındığı zaman, dünya feleğini şaşırmış, havada rotasını kaybetmiş bir uçak gibi olur. Bitti. Artık sağa sola çarpar. Bunu sonu ölümdür, parçalanmadır. Demek ki Ay ve Güneş arasında Dünya her ikisinin iki ana dümen gibidir. Atın iki dizgini var ya dünyayı dizginleyen iki şey Ay ve Güneştir. Bu ikisi dünyayı idare etmektedir. Her ikisi de görevden alınmış. O zaman dünyanın işi bitti demektir. Burada dünyadan bahsedilmiyor, arzdan söz edilmiyor. Yani dünyayı ayakta tutan değerler evvela devreden çıkartılıyor.  Çıkarınca artık işi bitiyor. Dağ artık yerinde duramıyor. Hepsi havada uçuşuyor. Çünkü basınç kalmıyor, cazibe kalmıyor. Ay ile Güneşin dünya üzerindeki yerinde durma hadisesi bu ikisinin devreye girişiyle sağlanıyor. Yani biz burada rahatça ayakta durabiliyorsak bu ikilinin hesabı, kitabı ile ayakta duruyoruz.  Bu ikilinin hesabı kitabı bozuldu mu artık yer paramparça olacak, dağlar havada uçuşacak. Onları orada tutacak bir şey kalmayacak. İşte o uçağın dengesi bozulduğu zaman bir yerinden hava aldığı zaman, açıldığı anda nasıl her şey uçuşuyorsa, onun gibi yeryüzü de

فَكانَتْ هَباءً مُنْبَثًّا

¶        “dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu.”[30]

Dağların havada pamuk gibi uçuştuğunu göreceksin. İnsanlar kelebekler gibi uçuşacaklar. Onlarda ayetlerde o tablolar anlatılıyor. Şu halde Ay’ın ve Güneş’in yerinden oynaması Dünyanın tepesinde patlar.

Çünkü dünyanın yaşamı bu ikiliye bağlıdır. Kitaplarda okuyabilirsiniz. Ben bu kadarını anlatabiliyorum, dilim bu kadarına dönüyor ama ilgili kitapları okursanız, Ay ve Güneş’in dünya üzerindeki fonksiyonlarını okursanız o zaman dediğimi anlarsınız. Ben azıcık ifade edebiliyorum derinliğine söyleyemiyorum. Çünkü o sahanın elamanı değiliz. Bize bu kadarı yeter. Bu kadar bilmek bizim mesleğimiz için kâfidir.

10. âyet-i celile ile devam ediyoruz.  Peki, bütün bu durumlarda gökyüzünde böyle hadiseler, Ay gitmiş, Güneş gitmiş bir araya böyle ışıkları alınıp ikisi birbirine sarmalanmış, dolanmış, kenetlenmiş, paketlenmiş. İkisi paketleniyor. Zayi edilmiyor, paketleniyor. Onlar da bir yere götürülecek. Peki, bu durumda acaba insanın konumu ne olur? Yeryüzünde neler var neler yok? Hadi gökyüzünü anladık.

ÖLÜM SARHOŞLUĞU

Rabbimiz biraz da kamerayı yeryüzüne çeviriyor. O zaman insan biz ne halde olacağız diyecek. İnsan o zaman şöyle haykırıyor, bağırıyor. يَقُولُ الإنسان الكافر çünkü o kopma anında mümin kalmayacak. Kâfir olarak tefsir etmesinin nedeni; kopma anından bir süre önce, Allah bu olayları mümin kuluna göstermek istemedi. Onlar korksun istemedi, ödü patlasın istemedi. Bir süre önce suhuletle bir dalgalı bir rüzgâr estiriyor, böyle nesimi bir rüzgâr, can alıyor ama insanı mest ediyor. Ölüm mestliği geliyor. Çünkü ölümün de bir sarhoşluğu vardır.

إِنَّ لِلْمَوْتِ سَكَرَاتٍ

  1. “Ölümün sarhoşlukları vardır.”[31]

Mest olmak, sarhoş olmak da bir tür devreden çıkmak demektir. Tamamen bir mestlik ile müminin canı alınıverecek. Hiç duymayacaklar. Böyle keyifli bir hava içerisinde canını verecektir. Müminler çekilince, meydanda keferetü’l-fecere kalacaktır. Gökyüzünün tepesini Allah onların üzerine yıkacaktır. O binayı tepene yıkamaz mıyım bak görürsün derler ya. Tepene altüste getireceğim, tepene yıkacağım deriz ya. İşte Yüce Allah tepelerine yıkıyor. Gök çatlamış vaziyette, yer patlamış durumdadır. Bir yerden patlama, bir yerden çatlama var, bir yerde de kelebekler gibi havada uçuşanlar var.

وَتَرَى النَّاسَ سُكارى

¶        “İnsanları sarhoş görürsün ama” [32]

وَما هُمْ بِسُكارى

¶        “onlar içerek sarhoş olmamışlardır.”[33]

Altlarındaki yer durmadığı için böyle kıvrım kıvrım sarhoşun hareketi gibidir. Ayakta kıyam edemiyorlar, duramıyorlar.

وَلكِنَّ عَذابَ اللَّهِ شَدِيدٌ

¶        “O şiddetli azabın bir ürünüdür.”[34]

Allah’ın gazabının ve azabının bir ürünüdür. İşte azap ve gazap adamı öyle oynatır. Sarhoş olmadığı halde sarhoş gibi oynatır. Hani benzetmek gibi olmasın. Zil takıp oynatmaz mıyım seni derler ya. Tabancayı ya da hançeri yanına koyar. Oyna bakalım der. O hain düşmanını getirir karşısına, bir etek giydirir bir de zil taktırır. Bu bir intikamdır. Yüce Allah da bunları sanki yeryüzünde oynatıyor. Sarhoşlar, adam bir de içmiş. Sarhoşlar çok iyi oynarlar. Normalde oynamayan adamı içirirsen oynamaya başlar. Hiç ummadığın şeyleri söylettirebilirsin. Akıl elden gittiği için hepsini yapabilir. Dizginleri ele almanın yollarından birisi karşındakini sarhoş etmektir. Sarhoşluk da bir tür büyü tarzıdır, büyüleme tarzıdır. Çünkü aklını ele veriyor. Başkasının dizginleri altına giriyor. Sarhoş adamı ağlatmak da kolaydır. Normalde ağlamayan adam sarhoşken ağlamaya başlar.

Kâfir insan o zaman şöyle der.  يَوْمَئِذٍ o günde. O gün gözlerin fal taşı gibi açıldığı, Ay’ın tutulup, Güneş’e peşkeş çekildiği gündür. Al yavrunu uzun süre seni ondan ayrı bıraktık ama şimdi her hakkı hak sahibine veriyoruz. Hakkın kalmasın, al yavrunu kucağına ve böylece sarmaş dolaş oluyorlar. Bunu âyette cem olarak ifade ediyor. İkisi bir araya geliyor. وَجُمِعَ الشمس والقمر İşte o günde  أَيْنَ المفر gâvurun diyeceği söz budur. Kaçış nereye, sığınak nerede? Sığınakları vardır onların atomlardan, şundan bundan yapılmıştır. Kavgaları, gürültüleri, patırtıları vardır ya ve kıyamete doğru gazlar devreye çok girecek. Çünkü kıyamet gazın tutuştuğu gündür. Tamamen gaz gelecek. Eskiden gaz gelecek yerden tavuk sakınılır mı derlerdi. Hep böyle yapa yapa nihayet gaz geldi, Allah gaza verdi. Ondan sonra cayır cayır yanacaklar. Tamamen boşalıp her taraf ve bunun tabi ki suçu da vebali de insana, zalim insana, kâfir insana ait olacaktır. Çünkü biliyorsunuz yer altında ve yerüstünde olan birçok gazlar var. Hava da şu anda gazdır. Hidrojen bombası var duydunuz. O oksijen ve hidrojen sudan yapılıyor. Hava da öyledir. Bunların hepsi gazdır. Hava, su, süt hep bunlar ve yerin altındaki gazlar orada depolanmışken insanoğlu bunları dışarı çıkardı. Kendi eliyle Yüce Allah’ın hapsettiği bu şeyleri; aslan gibi, kaplan gibi, canavar gibi olan bu şeyleri hapsetmiştir. Biz insanlar yavaş yavaş bunları dele dele yerin altından köstebek gibi onları dışarı salıveriyoruz. Bunlar geleceğimizi hazırlamaktadır. Yarın o depremlerle onlar koparılı koparılıverince oradan alevler oradan alevler her tarafta olur. Düşünün, şimdi bu gazlar hangi ülkelerde yok? Onlar bombadır. İnsanoğlunun felaketidir. Neye güveniyorsun, nene güveniyorsun. Efendim sigortalı bunlar. Senin sigortanı kim sigortalayacak? Tuz Gölü’nün altına gömeceklermiş. Tuz Gölü’nün yerinde kalacağını nereden biliyorsun? Onun altından bir başka tür gaz fırlar. Ötekiyle dalaşır. Yılanların savaşı gibi savaşır. Velhâsıl güvencemiz yoktur.

TEK GÜVENCEMİZ ALLAH

Allah’tan başka güvence yoktur onun için müminler ancak Allah’a güvenirler. Güvence yoktur. Allah’a emanet olarak yaşıyoruz. Allah’ın hıfz u emanında olarak yaşayacağız. Güvenecek bir şey yoktur. Her tarafımız tehlike doludur. Bir kibrit çakmaya kalmıştır. Git gide bu varlıklar arasındaki düzen bozulacak, formül bozulacak. Çünkü sürekli bozulma var. Sürekli ifsat hareketleri var. Suların içerisine ona ait olmayan, onun yapısına uygun düşmeyen zehirler akıtılıyor. Yeryüzü zehirleniyor, hava zehirleniyor. Böylece git gide bir gün o artık sigortalı noktayı, emniyetli noktayı tecavüz edecek. Tecavüz ettiği anda müthiş bir patlama ile yerler gökler Allah korusun ateşe bürünecek. أَيْنَ المفر kaçış nereye? Bu sığınak anlamına da gelen المَفِرّ kelimesi ile de okunmuştur. İlerde geçecek. المَفِرّ anlamında ismi mekan aynı zamanda mastar anlamı da vardır. المَفِرّ- الْمَفَرّ

هو مصدر أي الفرار من النار Çünkü ortalık ateş, yanıyor her taraf. Yerden ateşler fışkırıyor. Nuh tufanında yerden su fışkırıyordu, gökten de su akıyordu. Her taraf su idi. Ama şunu bilin ki o su da gazdır. Allah o anda her tarafı suya boğdu. Ha ateş olmuş, ha su olmuş. İkisi de haddini aştı mı senin işini bitirir. İkisi de tehlikedir. Allah dilerse görsel olarak su tarzında gösterir. Dilerse onu gaza dönüştürür, ateşe dönüştürür. Ateşten kaçış nereye?  هو مصدر mastardır. Kaçış anlamında firardan gelir. فَرَّ nin mastarıdır  أي الفرار من النار ateşten kaçış nereye demektir. أوالمؤمن veyahut da bu kâfir insan değil de bu işin makablinde, kıyamet evvelindeki, yalancı kıyamet tarzında, önce hazırlık babında mesela fecr-i sadık gelmeden evvel bir fecr-i kazib gelir. Yani kazip demek söz gelimi öyle kullanıyoruz. Gerçeği olmadığı için, esası olmadığı için öyle kullanıyoruz. Kıyametin de kıyameti kazip, kazibe diyebileceğimiz, öncül kıyametler vardır. İşte o zaman mümin olabilir ama onlar gerçek kıyamet değildir.  Esas kıyametin habercisi olan, geliyor geliyor, büyük kıyamet geliyor anlamında bir uyarıdır. Ki bunlar olacaktır. Bu tür deprenmeler, yer batmaları gittikçe artacak. Önü alınmayan artık insanoğlu diyecek ki, gece gündüz sallanacak. Buna alışacağız. Böyle gidecek bu işler. Bitmiş artık. Bata bata aşağıdaki katmanlar artık iyice yanaşmış birbirine, aradaki mesafe kapanmış. Altında zaten ateş vardır. O çıkmaya hazırlanıyor. Allah ne zaman çıkaracağının hesabını, kitabını yapmış. Gittikçe katlar şu depremlerde nasıl ki o on kat on iki kat birden birleşiveriyorsa işte yedi kat yerinde gittikçe arası kapanıyor. Ondan sonra ateş dışarı fırlayacaktır. أوالمؤمن veya mümin olabilir. İşte mümin olduğu zaman bu büyük kıyametin nasıl olacağına dair böyle bir izahta bulunduk.  أو Veyahut da kabrinden doğru izleme imkânı olabilir. Çünkü büyük kıyametten haberi olmayan hiçbir varlık olmayacak. Yer ve gök ehli ondan etkilenecek. Bedenleri toz olmuş, çürümüş gitmiş, gitsin. Ruhları ihtizaza gelecek. Ruhlar onu hissedecek. Mesela genelde birçoğumuz rüya görürüz. Çünkü kabir yaşamı rüya ile anlatılır. Ama bunların hiç birisini yanındaki adam bilemez. Kim bilir nerelerde duruyor, korkuyor, ediyor. Ama bazen bu bedene de yansıyor. Bakıyorsun ağlıyor, hopluyor, buraları terlemiş. Bu herhalde kötü şeyler görüyor diyorsun. Ennihayet adamı uyarmak zorunda kalıyorsun. Böyle çığlık atanları, tepinenleri gördük, rastladık, yaşadık. İşte onun gibi o aslında o rüyayı ruhen görüyor. Bu gözüyle görmüyor, bu kulağı ile işitmiyor. Ama bakın beden nasıl etkileniyor,  bu bedene bile yansıyor.  Demek ki insanın ruhu o büyük kıyametten etkilenecek ve bedeninin zerreleri de bunu hissedecek, duyacak. Toprağa karışsa bile nasıl o beden böyle titriyorsa onlar da bundan etkilenecek. Çünkü toprağa karışmış olmak demek yok olmuş olmak değildir. O parçalar hâlâ duruyor. Sadece toplayacak birisine ihtiyaç vardır. Onu da ancak Allah toplayabilir. İşte biz de onu o gün toplayacağız diyor.

KAÇACAK DELİK VAR MI?

Kâfir insan   أوالمؤمن أيضاً ya da mümin insan böyle diyecek من الهول korkudan dolayı, insan korktuğu zaman hemen böyle kaçacak delik arar. Bu insanın tabiatında olan bir şeydir, Yaratan tarafından bedenini korusun diye verilmiştir. Hemen kaçacak, sığınacak bir yer arar. O elinde değildir, onu düşünerek yapmaz, otomatikman olan bir hadisedir.  من الهول demek, أَيْ الْخَوْفِ demektir.   وقرأ الحسن Hasan-ı Basri Hazretleri bu ifadeyi okumuştur.   بكسر الفاء mefir المَفِرّ şekliyle fanın kesresi ile  وهو يحتمل المكان والمصدر bu المَفِرّ şeklinde okuyuşta hem ismi mekan olması -ki sığınak demektir. Kaçılacak, sığınılacak yer demektir. Melce’ anlamındadır.- والمصدر hem mastara ihtimali vardır. -Yani kaçış anlamına gelir.- Hem de kaçacak yer anlamına gelir. İsmi mekân anlamındadır.   كَلاَّ hayır, bu  ردع عن طلب المفر kaçış isteğinden mendir. O olmaz. Kaçamazsınız. Kaçacak yer bulamazsınız. Böyle bir şeyi aklından çıkart. Olmaz, Heyhat…  Asla mümkün değil, olmaz öyle şey. Bütün bunlar كَلاَّ nın ifadesinde yer alıyor. لاَ وَزَرَ hiç bir sığınak yoktur. Hiçbir kale, sığınak anlamına gelen her ne var ise yeraltı dehlizleri şudur budur hepsi buraya dâhildir. لاَ وَزَرَ- لَا حِصْن demektir. Hısın kale, sığınak anlamındadır. لا ملجأ sığınak anlamındadır yine, iltica edecek, kaçacak, sığınılacak bir yer yoktur. Çünkü hepsi darmadağın edilmiştir. Düşman senin bütün sığınaklarını darmadağın etmiş, nereye kaçacaksın? Ordu o zaman yok. Kardeşim nereye gidelim? Adam hepsini batırdı, darmadağın etti. Gümbür gümbür hepsini yıktı. Yıkılmış yahu nereye gideceksin? Yerin altı üstüne getirilmiş.

يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ غَيْرَ الْأَرْضِ

¶        “O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür.”[35]

 

FİNİSH HUZURULLAH

O gün yeryüzü, yeryüzü olmayan bir şekle büründürülmüş. Tanıyamayacaksın, burası neresi ya diyeceksin. Orası senin bildiğin bir yer değil. Nereye gideceksin? Önce kafanda şurada bir sığınak vardı diyorsun. Orası falan kalmamış. Burası neresi diyorsun? Ya biz Kastamonu’da mıyız neredeyiz? O zaman Kastamonu falan kalmayacaktır. Alâmet-i farikalar tamamen silinecektir. Yani dünyanın yerinde artık yeller esiyor, sen farkında değilsin. Yerler, gökler çatlamış. Her taraf birbirine karışmıştır. لاَ وَزَرَ Peki, o zaman nereye gideceğiz? Varacak, gidecek yer neresidir? إلى رَبِّكَ bundan sonra varış artık Rabbinin huzurudur.    إلى رَبِّكَ nin türlü anlamları vardır.   رَبِّكَ حضور إلى Rabbi’nin huzurudur diyebiliriz. رَبِّكَ حكم إلى hazf-i muzaf yaparak; gidiş Rabbinin hükmünedir, artık Rabbinin hükmüne gidiyorsun. Çünkü

وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ

¶        “O gün emir, hükümranlık Allah’ındır.”[36]

Artık Allah’ın huzuruna gidiyoruz.  Bizim Türkçemiz’de böyle söylenir.  إلى رَبِّكَ bundan sonra gidiş Rabbinin huzurudur.  يَوْمَئِذٍ o gün Rabbine doğrudur.  خاصة özellikle Rabbine doğrudur.  المستقر son merci anlamında bir kelimedir. İstikrar, duruş artık varış diyoruz.  Türkçe de varış, yabancı dille finish yani gidişin son bulduğu nokta, bitti. Ondan ötesi yok.  Orası Rabbindir. İşte o finish noktası, bitiş noktası Rabbindir. Geldiniz mi evet. Rabbinizi bulacaksınız o gün. Bütün bu şeylerin, maceranın sonu O’nun huzurudur. Orada bitecek. Tabi ki orada müminler bayram edecekler. Kâfirler ise bittik, yandık, eyvah diyecekler. Bizi yakaladı diyecekler. Şimdiye kadar hep oradan oradan sıvışıp gidiyorduk. Hep saklanıyorduk, bu işleri atlatıyorduk. Adamı atlatıyordum.  Şimdi nasıl atlatacağım? Şimdi beni yakaladı.

¶        “İşte Rabbinin yakalaması böyledir, çok şiddetlidir.” [37]

إِنَّ أَخْذَهُ أَلِيمٌ شَدِيدٌ

Onun yakalaması var ya çok elem vericidir, çok şiddet doludur. Yani hâşâ ve kella ya ne biçim tanrıymış, hiç insancıl değil filan demeyin. Şedid sakın öyle bir şey umma. O dünyadaki zıpçıktıların uyduruk Tanrı’sıdır. Sevgi Tanrısıymış, bilmem ne tanrısıymış bunlar uyduruk şeylerdir. İnsanlar tarafından, manyaklar tarafından uydurulmuş şeylerdir. Böyle tanrı filan yok.

HURUÇ VE DUHUL

Allah müminler için son derece acıyıcıdır. Kâfirler için son derece şedittir. Öyle yağma yok. Biz inanla inanmayanı bir mi tutalım diyor. Bir tutacağımızı mı zannediyorsunuz. Bunlar hep Kur’an’da vardır.  لاَ وَزَرَ لا ملجأ إلى رَبِّكَ خاصة o gün hasseten, özellikle Rabbinin يَوْمَئِذٍ المستقر o gün istikrar, makar, duruş, varış, artık Rabbinin huzurunadır. مستقر العباد Kulların karargâhı o gün Rabbinin huzurudur. Karar kılacakları, duracakları, istikrar, yani artık hareketsiz oldukları, yolun bittiği yerde işte orada duruyorsun, artık gidemiyorsun. İşte o durduğun yer müstekar oluyor.  Artık ne sağdan ne soldan ne önden ne arkadan gidecek bir yer yoktur. Kaçacak bir yer yoktur. Çakılı kaldın, işte oraya müstekar deniliyor. Ve o nokta Allah’ın huzurudur. Artık gidecek yer yoktur. Ne müthiş bir sonuç değil mi Allah’ın Kulları. Huruç ve duhul; çıkış ve varış anlatılıyor. Uzun bir serüven yaşadık ve bu macera bitiyor. Bitiyor ama hesabı bitmiyor. Hesap yapılacak. İşte esas mesele ondan sonradır. Allah yüzümüzü ak etsin. أو موضع قرارهم veya müstekar kelimesi ismi mevzi anlamında karar buldukları yer, karar ettikleri yer, yani durdukları yer anlamındadır. من جنة أو نار şimdi مستقر العباد birincisinde mahşeri ifade ediyor. Yani kulların müstekarrı, varacakları nokta mizan başıdır. Hesap kitap yeridir. Diriliş de böyledir. Ama daha ötesi var. Daha mizan geçicidir. موضع قرارهم o zaman  burada anlatılan sonsuz olarak kalacakları mevzidir. من جنة أو نار cennet yada cehenneme ait kalacakları yerdir, yani Rabbinin huzurudur. Orası da ya cennet olarak ya da cehennem olarak belirecek. Bir kısmını cennete bir kısmını cehenneme, ikisi de Allah’ın huzurudur. İkisinde de Yüce Allah’ın esması devrededir. Ama birisi Celal yurdu, birisi Cemal yurdudur. Yani ayrı bir yere gittikleri yok.  Yine Allah’ın huzurundalar. Yani gözden uzak değildirler, gaip değildirler. Huzur âleminde her şey ayan beyandır. Yüce Allah buyurur:

وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

¶        “Allah, kıyamet günü onlarla konuşmayacsak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir.”[38]

Bakın burası çok ilginçtir. Allah onlarla konuşmayacak. Allah onların yüzüne bakmayacak. Bu tabirler sevgi yönüyle söylenmiş sözcüklerdir. Yoksa Allah onlarla konuşacaktır. Ama lütuf yönüyle konuşmayacak, sevgi yönüyle konuşmayacak. Sevgi konuşması yok. Gazap, hiddet, şiddet konuşması var. Oh olsun, geberin canı çıkasılar. Böyle konuşma var. Ama hoş geldiniz kullarım. Selam sizlere. Bundan sonra artık sizlere hiç kızmayacağım. Böyle bir konuşma yok. Bu müminler için vardır. Demek ki yoksa Allah onlara Celal nazarıyla nazar edecek. Ve Celal kelamıyla kelam edecek. Böyle şey olur mu? O zaman onlara kim azap yapacak? Şu halde iltifattan, güzel iltifatlardan mahrum kalacaklar. Allah Teâlâ’yı asla sevecen bir şekilde görmeyecekler ve bulmayacaklar. Onlara kesinlikle bu kapı kapatılmış olacak.  Allah onlara hiç gülmediği için, onlara letafetle davranmadığından dolayı asla yüzleri gülmeyecek. Ama dünyada oluyordu. Dünyada Allah Teâlâ;

اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبادِهِ يَرْزُقُ مَنْ يَشاءُ

¶        “Allah, kullarına çok lütufk3ardır, dilediğini rızıklandırır.”[39]

إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ

¶        “Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.”[40]

Gibi ayetlerle lütufkârdı. Bu insanların içinde onlar da vardı. Müminlerle beraber onlar da yararlanıyorlardı. Birkaç ağzı dualı mümin yalvarır yakarırdı, Allah yağmur verirdi. Öteki zalimler de fâcirler de onların sayesinde yararlanıyorlardı. Ama orada yanlarında öyle ağzı dualı mümin olmayacak.  Gönül ehli olmayacak. Allah’ın acıyıp da yüzü suyu hürmetine verdiği bir kimse olmayacak. Olmayınca tamamen gazap ve hiddet kaplayacaktır. Cehennemde bu nedenle kâfirin yüzü asla gülmez. Ama burada hep hakır hakır güler, oynarlar. أو نار cennet ya da cehennemden karar kılacakları yer kastedilmiştir. Yani burada bu yer olarak ele alındığında buradan maksat cennet ve cehennem olabilir. Rabbinin huzurudur. Bu gidişin sonucu, finişhi, varışı orasıdır. Varıştan maksat mahşer olabilir veyahut da doğrudan en son durak müminler için cennet-i a’la, kâfirler için cehennemdir. Otobüslerde “Hadi efendim, son durak inin artık” deniliyor ya, Geldik artık inin derler ve bir daha seni orada oturtmazlar. Parasını verdim. Buraya kadardı, bitti. İndirirler orada ve böylece cennet veya cehennem neresi ise Allah korusun oraya indirip sonra da üzerine bildirecekler tabii ki. Allah korusun. مفوّض ذلك Cennet cehennem meselesi havale olunmuştur. لمشيئته Onun dilemesine havale olunmuştur. Allah’ın dilemesine bağlıdır bu kimsenin dilemesine değil. Yani cennete ya da cehenneme girme olayı kimsenin elinde değildir.  Bu tamamen مفوّض Allah’a havale edilmiştir. Allah’ın dilemesine havale edilmiştir. من شاء Allah  kimi dilerse  أدخله الجنة cennete kor, cennetine koyacaktır.  ومن شاء dilediği kimseyi de  أدخله النار Ateşe sokacaktır. Yani bu tamamen O’nun dilemesi ile ilgilidir. O’nun emrine, iradesine bırakılmıştır.  مفوّض tefviz kelimesinden havale olmuştur. Yani O’na aittir. Onun dilemesine aittir. Başka bir kimsenin dilemesine değil. Bir Peygamber geçerli değildir bu konuda. Herhangi bir melek hayır. Tamamen dizginler bu konuda Allah’a aittir.

يُدْخِلُ مَنْ يَشاءُ فِي رَحْمَتِهِ

¶        “O, dilediği kimseyi rahmetine sokar..”[41]

يُعَذِّبُ مَنْ يَشاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشاءُ

¶        “O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar.”[42]

Tamamen Allah’a aittir.

RUHUN BABAN, NEFSİN ANNENDİR

Bu konuda söz sahibi O’ dur. Son hüküm O’na aittir, başkasına değildir. Cennetlik cehennemlik kararını O verecektir. Biz değil, bir Peygamber değil, bir melek değil. Bunu böylece bilelim. Onun için falanı filanı memnun edelim de biz cennete girelim. Öyle bir şey yoktur. Ama şeriat sahibinin, ananın, babanın memnun edilmesi konusu vardır. Ananın ayakları altındadır. Ananın babanın rızasındadır.

رِضَا اللَّهِ مَعَ رِضَا الْوَالِدِ، وَسَخَطُ اللَّهِ مَعَ سَخَطِ الْوَالِدِ

  1. “Allah’ın rızası,babanın rızasıyla beraberdir, Allah’ın öfkesi de babanın öfkesiyle beraberdir.”[43]

Bu ayrıdır, bu teşvik içindir. Kulu yönlendirme babındadır. Ben anamı babamı memnun ettim doğrudan cennetliğim o zaman. Sadece annen babanla kalmıyor ki mesele, daha ne analar, babalar vardır.  Ruhun babandır, nefsin annendir. Onların hakkını da verdin mi? Onu da düşüneceksin. Manevi baban annen onların kim olduğunu biliyor musun? Annen baban kim senin. Demek ki bu bitmez. Onun içinde sen vazifeni yap, kendin hakkında karar vermek sana ait değildir. Karar Allah’ındır, hüküm Allah’ındır. İnsan haddini bilmelidir. Sadece buyruk yerine getirmelidir. Ve Allah’a hüsnü zan beslemelidir. İnşallah beni Rabbim bağışlar. Rabbimin beni bağışlamasını umuyorum.

وَالَّذِي أَطْمَعُ أَنْ يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ

¶        “O, hesap gününde hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”[44]

Ayetlerde Peygamber de öyle söylüyor. Rabbimin beni bağışlayacağını umuyorum, diyor. Bakın peygamber bize usulünü öğretiyor. Umabilirsin ama sakın hüküm vermeye kalkışma. Hüküm Allah’ındır. Kul reca eder yani umut besler. Allah da inşallah lütfeder. Biz O’na hüsn-ü zan besliyoruz. Hüsn-ü Zan beslenecek birinci varlık Allah’tır.

فَلا تَمُوتُنَّ إِلاَّ وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ

¶        “Ancak, Müslüman olduğunuz halde canınızı verin.”[45]

 

لَا يَمُوتَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمْ إِلَّا وَهُوَ يُحْسِنُ الظَّنَّ بِاللَّهِ

  1. “Sizden birisi Allah-u Teâlâ’ya iyi zan besleyerek ancak nefesini versin.”[46]

Yani ancak bu şekilde nefesinizi verin. Ben gittim, şeytan gözünün önüne getirir günahlarını, mahvoldum diyerek ben bittim artık deyip ümit kesmemelidir. Çünkü o an kritik andır, can elden gidiyor. Son kararın mı? Son kararın Rabbim beni bağışlar olmalıdır.

Rivayetlerde geçer “Atın cehenneme diyor. Ondan sonra tam atacakları sıra da kul: ben seni böyle ummamıştım der. Bunu Cenâb-ı Hak duyar. Durun der. Sen beni nasıl umuyordun? Beni bağışlayacağını umut etmiştim. Öyle mi der. Kulumun ümidini, umudunu kırmayım der. Bana yakışmaz der, cennete götürün der”. Bunlar hadis rivayetlerinde geçer. Ben seni böyle zannetmemiştim diyor. Nasıl zannetmiştin? İşte bunlar dağlar kadar günahın olsa, bütün kâinat dolu olsa yine korkma hepsi sabun köpüğü gibidir. Yüce Allah’ın rahmeti karşısında hiçbir şey yoktur. Ama tabi ki bu ümit de yine Allah’ın lütfuyla olur.  Bizde bir şey yok ki hepsi O’ndandır. Onun için hep Allah’ın fazl-u ihsanından talep ediniz.

وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ

¶        “Allah’ın fazlından isteyin.”[47]

نسألك مِنْ فضلك diyelim. Fazlından istiyoruz Ya Rabbi. Fazlından derken yani benim bir şeyim yok. Ben tam takırım. İsteyecek yüzüm de yok ama sen fazl-ı azim sahibisin. Ve “Allah’ın fazlından isteyin” diyorsun. Kendin emrediyorsun. Ben de bu emrini tutmak için fazlından istiyorum.  O zaman hangi yüzle denmez. Ama eğer Ya Rabbi bak ben bu kadar iyilik yaptım. Sen de mürüvvetini göster, bana bunun karşılığını ver dersen. “Hangi yüzle” diyebilir. Ama fazl kapısından girersen hangi yüzle denmez. Ya Rabbi bende ne yüz olsun. Bütün yüzlükler sendedir. Ben sıfırım Ya Rabbi. Bir ekleyiver şu sıfırların başına. Çok sıfırlayım ben. Başına bir, bir ekleyiversen, yüzlükler hep sende Ya Rabbi. Yüzü suyu hürmetine, fazlının yüzü suyu hürmetine. Benim yüzüm falan yok. Ben yüzsüzüm. Yüzlenmeye geldim. Fazlına güvenerek. İşte bunlar kulluğun ince hassas noktalarıdır. Kulluğun adam olması lazım. Kulluğunu da adam edeceksin. Kulluk da yüzsüz, rezil olabilir.  O kulluk bir sıfattır. O sıfatı insan ya yüceltir ya da alçaltır. Bu da insanın elindedir. Öyleyse nasıl hayatta böyle kıvrak zekâya sahip adamlar vardır. Adam gelir getirecek yerleri bilir. Çok basit hareketlerle basit girişimlerle çok para kazanır. Hayret edersin. Ne zeki adam ya, nasıl da yolunu buluyor bu adam. Haram yoldan değil, helal yoldan. İşte kulluğun da böyle kazanç yolları vardır. Kulluk bir sermayedir.  Allah sana onu vermiştir. Onunla çok güzel kazançlar yapabilirsin. Çok basit bir girişimle çok büyük karlar elde edebilirsin. İşte bu anlattığım tür de o türden bir girişimin adıdır. Size örneğini verdim.

Mühlüz bir adam sahabeden bu türden birisi, Ya Resûlallah battım ben, battım diyerek geldi. Peygamberimiz hayrola dedi. Ramazan günü ehlimle buluştum. Kefaret vereceksin, şu kadar doyuracaksın dedi. Bir şeyim yok Ya Resûlallah dedi. Şu kadar oruç tutacaksın dedi. Gücüm yok ki Ya Resûllallah dedi. Ben zayıf bir kulum, baksana halime der. O sırada birisi bir hurma sepetiyle geldi. Peygamberimiz al şunu dedi. Götür fakirlere dağıt dedi. Benden daha fakiri mi var ya Resûllallah dedi. Bir şey yok ki biz de mühlüzün tekiyiz dedi. Peygamberimiz al bunu git, ehlinle ye dedi. Böylece adam hem suçlu hem güçlü hatta bir ara böyle bir sohbet yapmıştık. Adam böylece kazandı gitti. Helâk oldum diye gelmişti. Kazandım diye gitti. Peygamberin huzuru böyledir. O huzurda bahtsızlık söz konusu değildir. Orası umut diyarıdır. Allah’ın huzuru bundan daha yücedir. Yeter ki o gönle sahip ol. Peki, efendim önümüzdeki dersimizde devam ederiz inşallah.
 
 

[1] Ra’d13/28

[2] Kamer54/17

[3] Enbiya21/105

[4] Müminun23/10-11

[5] Fatır35/32

[6] Fatır35/32

[7] Fatır35/32

[8] Hud11/105

[9] Al-i İmran3/119

[10] Hud11/6

[11] İsra17/58

[12] Enam6/59

[13] İsra17/14

[14] Fatır35/32

[15] Al-i İmran3/140

[16] Hadid57/13

[17] Hac22/17

[18] Fussılet41/11

[19] Neml27/42

[20] Taha20/5

[21] Neml27/44

[22] Hadid57/4

[23] Bakara2/282

[24] Enbiya21/33

[25] Hicr15/46

[26] Rahman55/37

[27] Tekvir81/2

[28]Enbiya21/30 أَنَّ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ كانَتا رَتْقاً فَفَتَقْناهُما

[29] Hud11/46

[30] Vakıa56/6

[31] Buhârî, Sekeratü’l-Mevt,6510

[32] Hac22/2

[33]Hac22/2

[34] Hac22/2

[35] İbrahim/48

[36] İnfitar/19

[37] Hud11/102

[38] Al-i İmran3/77

[39] ŞURA42/19

[40] Bakara2/143

[41] İnsan76/31

[42][42] Maide5/40

[43] Cami-i liibn-i Vehb, Esma, 92

[44] Şuara26/82

[45] Bakara2/132

[46] Sünen-i İbn-i Mace, Tevekkül ve Yakin, 4167

[47] Nisa4/32

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

77 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37