Güneş ve Ayın Birleşmesi (20 Kasım 2011)

td001_y2

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim, Allah’ın Aziz Kulları!

Allah izzetimizi, haysiyetimizi, onurumuzu,  Aziz Kur’an’ın izzeti ile ziyade buyursun. Onun şefaati ile şefaatine mazhar eylesin. O’nun rahmeti, hidayeti ile hakka yönelişimizde suhuletler ihsan eylesin. Allah dünya ve ahirette bizi Kur’an’ın rehberliğinden ayırmasın.  Bu hafta tefsir-i şeriften okuyacağımız bölüm Kyamet Sure-i Celilesi’nin 6. Ayeti olacaktır. Allahu Teâlâ Hazretleri anlayışımızı, kavrayışımızı, aşkımızı, şevkimizi ve Kur’an ile tehalluk ve tahakkuk yönümüzü ziyade buyursun. Bu yönde bizlere muvaffakiyetler ihsan eylesin.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ (6) فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ (7) وَخَسَفَ الْقَمَرُ (8) 

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ (9)

 

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{يسأل أَيَّانَ} متى {يَوْمُ القيامة} سؤال متعنت مستبعد لقيام الساعة{فَإِذَا بَرِقَ البصر} تحير 

فزعاً وبفتح الراء مدني شخص{وخسف القمر} وذهب ضوءه أو غاب من قوله فخسفنا به

وقرأ أبو حيوة بضم الخاء{وَجُمِعَ الشمس والقمر} أي جمع بينهما في الطلوع من المغرب

أو جمعا في ذهاب الضوء أو يجمعان فيقذفان في البحر فيكون نار الله الكبرى

 

 GÜNEŞ VE AYIN BİRLEŞMESİ


 

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Tevhid Mücadelesi

4.Müşriklerin Kızdıkları Noktalar

5.Can Evinden Vuruş

6.Büyük ve Küçük Kıyamet

7.Kalp ve Nefis Hattı

8.Cadde-i Kübra’dan Yürüyelim

9.Nefsin Terbiyesi

10.Nefsin Mertebeleri

11.Kendini Görme

12.Enbiyanın İki Açısı

13.Evliya Adetullah’ı Bozmaz

14.Peygamberin Tövbesi

15.Haris Nefis

16.Korkunun Göze Yansımsı

17.Ayda Nur, Güneş’te Ziya Vardır

18.Aslımız Nekra İdi, Görevimiz Maruf Olmak

19.Hicret Yurdu Dünya

20.Kıyametin İpini Çekmek

21.Yeryzünün Sigortaları

22.Kıyamet Anormal Bir Oluşumdur

23.Güneş ve Ay’ın Birleşmesi

24.Celal ve Cemal Aynaları

 

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim, Allah’ın Aziz Kulları!

Allah izzetimizi, haysiyetimizi, onurumuzu,  Aziz Kur’an’ın izzeti ile ziyade buyursun. Onun şefaati ile şefaatine mazhar eylesin. O’nun rahmeti, hidayeti ile hakka yönelişimizde suhuletler ihsan eylesin. Allah dünya ve ahirette bizi Kur’an’ın rehberliğinden ayırmasın.  Bu hafta tefsir-i şeriften okuyacağımız bölüm Kyamet Sure-i Celilesi’nin 6. Ayeti olacaktır. Allahu Teâlâ Hazretleri anlayışımızı, kavrayışımızı, aşkımızı, şevkimizi ve Kur’an ile tehalluk ve tahakkuk yönümüzü ziyade buyursun. Bu yönde bizlere muvaffakiyetler ihsan eylesin.

TEVHİD MÜCADELESİ:

Önceki sure içerisinde Peygamber-i Zişan’ın Müddessir Suresi’nde tevhit mücadelesini gördük. Vahyin ilk etapta Peygamber üzerindeki etkisi, tepkisi ve daha sonra bunların kavimlere, kavmine yansıyan şekliyle olan etkisi, tepkisi ne yönde olmuştur onları gördük. Bu insanların son derece şiddetli tepki göstererek Allah’a karşı din yönü ile olan yaklaşımlarını görüyoruz. Çünkü Mekke dönemindeki o müşrikler kendilerince Allah’a yaklaşım konusunda bir takım işlevlere sahiptiler, amellere, ibadetlere sahiptiler. Yani onların kendi çapında, kendi anlayışlarına göre Allah’a yaklaşma programları vardı. Ama bunları şirk yönü ile ortaya koyuyorlardı. Mesela diyorlardı ki:

وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى

¶        “Biz bu putlara bizi Allah’a yaklaştırsın diye ibadet ediyoruz.”[1]

Görüyorsunuz onların da kendi müfredatında, kendi anlayışlarında Allah’a yaklaşma programları, çalışmaları var. Yani Allah’la tamamen ilişkileri kopuk değildir. Ama olmaması gereken bir yönde, bir yolda tecelli etmiş. Son derece sapık bir yön ve yol ihdas ederek, bid’î olan, bidat olan, menşei yeryüzü olan, menşei Allah’tan gayrı olan bir yol ile Allah’a yol bulmaya çalışıyorlar ki, bu tamamen batıldır. Allah yolunu kendisi çizmiştir. Kendisine açılan yolu da kendisi vazetmiştir. Onun gösterdiği yoldan, onun gösterdiği kapıdan ona yöneliş oluşmadığı takdirde bunu reddetmektedir.

Peygamberin aracılığıyla Yüce Allah böylece ferman buyurdu:

مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ فِيهِ، فَهُوَ رَد

  1. Bizim şu emrimizde, Allah’tan gelen emirde dinde, diyanette, kitapta, risalette kim kendiliğinden birşey vazeder, onda olmayan bir şeyi ortaya atarsa o merduttur.”[2]

Asla kabul görmez. Ve kim onu ihdas ettiyse başına çalınır, başına vurulur ve ila cehenneme zümera sahibiyle birlikte cehenneme atılır. Allah korusun. Onların mücadeleleri vardı. Peygamber-i Zişan o ortakları ortadan kaldırmalarını istedi. Allah’ı tandııklarını, Allah’ı bildiklerini biliyordu. Ama Peygamber onlarla şirk mücadelesi verdi. O putlar yoluyla değil, bir olan, sadece bir, eşi, benzeri, ortağı olmayan bir Allah’a yönelmelerini istedi. Bunu da

أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي

¶        “Hani bir de Bana ve Peygamberime iman edin diye havarilere ilham etmiştim.”[3]

ŞRİKLERİN KIZDIKLARI NOKTALAR:

Bana iman edin prensibiyle yani “La ilahe ilallah Muhammedün resûlüllah” çerçevesinde yapmaları gerektiğini, kendisini göz ardı etmemeleri gerektiğini, eğer kendisini silecek olacak olursa Allah’ın onlara yol vermeyeceğini de ifade etti. Bu nedenle onlar üç şeye çok kızdılar. Bir Muhammed (a.s.) ‘in risaleti. Sen de nereden çıktın? Biz seni kabul edemeyiz dediler. Bula bula Allah, Ebu Talip’in yetimini mi buldu bize gönderecek dediler. Onu asla kabullenemediler, bir türlü sindiremediler. İkincisi ise, putlardır. Bunlardan vazgeçemeyiz. Varımızı, yoğumuzu bu putlar için harcarız dediler.

وَانْصُرُوا آلِهَتَكُمْ

¶        “İçlerinden bazıları eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin.”[4]

Gelin bakın putlar elimizden gidiyor, Tanrılarınıza destek çıkın, yardım edin diye birbirlerine çağrıda bulundular. İşte bu surede bu dönem anlatılır ve onların en tipik karakterleri, Muahmmed (a.s) ‘ı bir türlü kabul edemeyişleridir. Kesinlikle bunu reddetmişlerdir. İkincisi putlarını gözden çıkarmayı asla kabul etmemişlerdir. Üçüncüsü ise kıyameti, ba’s gününü, dirilişi asla kabul etmemişlerdir. Bu üç ana esas onların tepkisidir. Muhammed (a.s)’e tepkisini oluşturmuştur. İşte bu sûre, Müddessir Sûre-i Celilesinin hemen akabinde gelerek kıyameti siz mi reddediyorsunuz, ben size kıyameti anlatayım diyerek özel olarak Yüce Allah bir “Kıyamet Sûresi” indirmiştir.

CAN EVİNDEN VURUŞ:

Onları can evinden bu surede avlayacaktır. Can evinden vuracaktır. Zaten darbelerin en güçlüsü can evinden vurulan darbedir. İşte kıyamet olgusu, oluşumu da insanların işini bitirmektedir. Çünkü yaşamı kesip atmaktadır, yaşama son vermektedir, hayatı sonlandırmaktadır. Bir başka yaşamın başlangıcını ifade etmektedir. Kıyamet olayı bir yaşamın bitip, tüketilip, tamamlanıp ondan sonra bir başka yaşamın başlayacağını anlatan bir vakıadır. Kıyamet bir vakıadır, bir hadisedir, bir olaydır, bir haktır.

الحاقة(Elhakka) kıyametin bir ismi de الحاقة dır. Hakikattir. Böylece insanın beynine perçinlenir. İnsan kıyametsiz yaşam sürerse pusulasını, yönünü kaybeder. Çünkü

وَأَنَّ إِلى رَبِّكَ الْمُنْتَهى

¶        “Şüphesiz en son dönüş Rabbinedir.”[5]

Bu gidişin sonu kıyamet kapısından geçerek devam edecektir. Dünya kıyamet ile son bulacak. Ukba kıyamet ile başlatılacaktır. O halde kıyamet hadisesi bir imtihan dönemini oluşturan yaşamın tamamlanıp, noktalanıp; hesap kitap ile başlayan ukba hayatını, ahiret hayatını bize haber vermektedir, ifade etmektedir, anlatmaktadır. Bu surede kıyamet olayı yemin ile vurgulanmış, yemin ederek Yüce Allah yani daha ne diyeyim yemin olsun kıyamete diyerek, kıyametin varlığını yemin ile destekleyerek ispat etmiştir. Allahu Teâlâ Hazretleri beşer için çok büyük değer ifade eden, önem ifade eden şeylere kasem etmiştir, yemin etmiştir. Yoksa Yüce Allah’ın yemine ihtiyacı yoktur. Çünkü beni beşerin; insanoğlunun usûlü neyse kendi yaşamı içerisinde takip ettiği yol ne ise,  Allah o insanların takip ettiği yol üzere vahyini inzal buyurmaktadır. Buna dikkatinizi çekiyorum.

وَما أَرْسَلْنا مِنْ رَسُولٍ إِلاَّ بِلِسانِ قَوْمِهِ

¶        “Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik.”[6]

Kavminin lisanı, yani onlar nasıl konuşurlar, meselelerini nasıl anlatırlar, ne gibi uygulamalar yaparlar, hangi tür edebiyat tarzlarını kullanırlar. Kur’an da bu minval üzere gelmiştir. Dolayısyla buradaki yeminle o dönemdeki insanların söylemek istedikleri şeylerin önemini vuruglamakta kullandıkları bir metoddur, yemin ederlerdi. İşte bu nedenle Yüce Allah da bu minval üzere bu hakikati, kıyamet hakikatini yemin ile vurgulayarak anlatmıştır. Burada  kıyamete yemin edilmiştir. İkinci olarak da nefs-i levvameye yemin edilmiştir. Nefsi levvame ile kıyamet arasında ne gibi bir fark vardır.

BÜYÜK VE KÜÇÜK KIYAMET:

Kıyamet İslâm Dini’nde genel olarak iki türlü anlatılmıştır. Birincisi Kıyamet-i Kübra, büyük kıyamet, her varlığın canının alınması, hayatının elinden alınması yani ölümüdür. İkincisi ise ferden ferdendir. Her varlığın bir eceli vardır. Bunun içine atom da dâhildir, küçücük mikroplar da dâhildir.  Herşeyin bir eceli vardır, süresi vardır. Allah her şey için bir ecel tayin etmiştir. İnsan için daha tahsis edecek olursak, insanın ölümü kıyametinin kopmasıdır. Nefsin kıyametidir. Nefsin kıyameti

كُلُّ نَفْسٍ ذائِقَةُ الْمَوْتِ

¶        “Her nefis ölümü tadacaktır.”[7]

Sırrına erişmesidir. Bunu zaten biliyoruz. Yani kişinin ölümü kıyametinin kopmasıdır.  İşte büyük kıyamet ile küçük kıyamet arasında bakın ne kadar benzerlik var, yakınlık var, ne kadar birbirine uyum sağlamış. Her ikisi de bir geçiş dönemidir.  Yani dünya yaşamının bitip, ukbaya doğru geçişini ifade etmektedir. Büyük kıyamet dediğimiz Kıyamet-i Kübra şu gördüğümüz avâlimin, arşa kadar olan dünya yaşamının sona erdirilme olayıdır. Arş, kürsi için kıyamet geçerli değildir. O âlem ayrı bir âlemdir. Onlar bekaya mazhar olmuş bir âlemdir. Uhrevi bir hayat gibi, onun da üstündedir. Bakınız uhrevi yaşamın daha üstündedir. Çünkü arş cenneti alanın tavanıdır. Daha üstündedir, fevkindedir. Onun için oralar için kıyamet geçerli değildir. Nefsi levvame, nefsin ölümü de bir tür kıyamettir. Bu yönüyle iki kıyamet bir arada zikredilmiştir.  Diğer bir yönüyle Allah’ın Kulları, nefsin doğal yapısı emmare oluşudur. Tabiatı icabı fıtraten böyle yaratmıştır. Allah onu hırlayan, ısıran böyle koparan, kotoran, arsız, hırsız türünde bir vasıf vermiştir. İnsanın içine köpek gibi yerleştirmiştir. Bu negatif yönüyle insanı bir tarafa çekmeye çalışan bir unsurdur. Allah tarfından verilmiştir, imtihan için verilmiştir. O daima

إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

¶        “Şüphesiz nefis olanca gücüyle kötülüğü emreder.”[8]

Kötülük tarafına meyyaldir. Emmare, meyyale. Bu dediğimiz gibi Allah tarafındandır.  Ama bunun yanında Allah sana kalp gibi, ulvi bir değer verdi, bir güç de verdi. O manevi âlemin yüce âlemden tahsisat alır. Allah’a bağlıdır. Doğrudan Allah’a bağlıdır.

إِنَّ قُلُوبَ بَنِي آدَمَ كُلَّهَا بَيْنَ إِصْبَعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ الرَّحْمَنِ، كَقَلْبٍ وَاحِدٍ، يُصَرِّفُهُ حَيْثُ يَشَاءُ

إِنَّ القُلُوبَ بَيْنَ أُصْبُعَيْنِ مِنْ أَصَابِعِ اللَّهِ يُقَلِّبُهَا كَيْفَ يَشَاءُ

  1. Şüphesiz ki Âdemoğlunun kalplerinin hepsi Rahman’ın parmaklarından iki parmağı arasındadır. S anki tek kalp gibi dilediği şekilde onlarda tasarruf eder. Bir diğer rivayette onları tek kalp gibi evirir, çevirir.”[9]

Rahman’ın elinde, parmaklarının ucunda, hani beni parmaklarında oynatıyor derler ya.

Bütün kulub-ü beni Âdemi tek kalbi idare ettiği gibi evirir, çevirir. İşte insan  böyle bir kalbe de sahip kılındı. Yüce Allah onun yanında ben varım diyor, korkma. Evet nefis var ama o ötekinin yanında bir hiçtir. Ama insana böyle Yüce Allah imtihan gereği mutlaka negatif, olumsuzluk yanı  olacak ki tercih yapsın insan.

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

¶        “İki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?”[10]

KALP VE NEFİS HATTI

Kalp hattı ve nefis hattı ikisi zıt kutuptur. Birisi Konya’ya doğru gidiyor, birisi Hanyaya doğru, Kenya’ya doğru ters yönde gidiyor. Birisi ila cehenneme zümeraya açılan, birisi de cenneti ala’ya açılan bir yoldur.

فريق في الجنة وفريق فى السعير

¶        “Bir gurup cennette, bir gurup ise cehennemdedir.”[11]

Birisi ulvi, birisi ise süfli bir yolu tercih ediyor. İşte burada Yüce Allah insana irade, akıl, fikir  vermiş, bu yönüyle bu melekelerini kullanacak, tercihini yapacak ve bunun hemen akabinde de Yüce Allah’ın desteğini alacak. İradesini pozitif olarak kullandı mı ilahi irade hemen onun imdadına yetişiyor. Seni destekliyor. Senin yanında yer alıyor ama İblis tarafını, negatif olan tarafı tercih edersen, hemen İblis geliyor, boynuna biniyor. Yavrum diyor ve seni sıvazlıyor. Seni alıp, elinden tutup cehennem yönünde, yolunda götürüyor. O da sana; nefse destek çıkıyor. İnsan her iki yönden desteğe mazhardır. Ama birisi negatif birisi pozitifitr. İnsan işte imtihan yönüyle bu iki ortamda

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

İki caddeyi, iki yolu biz o insana gösterdik.”

Necdeyen tarikayn (Tarika’l- hayri ve’ş- şerri- hayır yolu ve şer yolu-) anlamındadır.

Biz insanı ikiye ayrılan bir yol başına getirdik, koyduk diyor. Ondan sonrası sana ait kulum. İşte bu iki yoldan birisini tercih edersin. Benimle istişare edersen, bana sorarsan sana şu yoldan gitmeni tavsiye ederim.

ووَصَّى Gördünüz mü? Sana şunu tavsiye ederim. Burdan sakın ha, sakın bu yoldan gitme. Çünkü kulum sonu burasıdır. Ayan beyan eder, bu bir insanoğlunun bulmacası gibi değildir. muammalı bir mesele değildir. Herşey ayan beyandır Allah’ın Kulu. Yüce Allah kuluna her türlü desteği vermektedir. Her türlü gizli olanı,  aşikâr etmekte, açıklamaktadır, tabiri caizse kuluna kopya vermektedir. Kulum bak bunun cevabı budur. Şu soruları soruyorum bunların cevabı da bunlardır. Daha ne yapayım? Ondan daha güzeli olur mu?

تَبارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعالَمِينَ

¶        “Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir.”[12]

فَتَبارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخالِقِينَ

¶        “Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir!.”[13]

إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُفٌ رَحِيمٌ

¶        “Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir..”[14]

اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبادِهِ يَرْزُقُ مَنْ يَشاءُ

¶        “Allah kullarına çok lütufkârdır, dilediğini rızıklandırır.”[15]

Öyle bir rab’dir. Demek ki Allah’ın Kulları şer yönüne giden insanlar gayet bedbaht kimselerdir. Gayet sufli yaratıklardır, adi varlıkalrdır. Bunca inayetleri, bunca yardımları, kolaylıkları bir tarafa itmişlerdir.

إِنَّ الْإِنْسانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ

¶        “Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.”[16]

CADDE-İ KÜBRA’DAN YÜRÜYELİM

Ne kadar zulüm değil mi bu, ne kadar büyük bir zulüm. Ve o daracık yerden sığmaya çalışıyor, geçmeye çalışıyor.  Şeriat yolu, cennet yolu, Caddey-i Kübra’dır. Şerre, cehenneme giden yollar, hep dehlizler, böyle daracık, menfezler, hani şu farelerin delikleri gibidir, karanlıktır. Ama insan bir kere maceraya düşkün oldu mu, cehennem yolu labirentlerle doludur. Oralara merak ediyor. Onun için demişler ya fazla merak iyi değildir. İnsan bilinenin peşinden gitmelidir, bilinmeyenin peşinden neden gidiyorsun? Bak bütün akıllı, uslu, bilinçli insanlar caddey-i kübradan gitmiştir.  Bütün ne kadar muammalı, ne idüğü belirsiz, ipsiz, sapsız olanlar varsa hep o karanlık yola girmişler. Ne işin var o yolda senin? Nerede rezalet varsa, insanoğluna hakaret varsa, dünyada kan içenler, kan akıtanlar varsa hepsi o yoldadır. Senin ne işin var o yolda? Bunlar asılmış. Allah gösteriyor. Bu yoldan gidenler diye sana tablo sunmuştur. Bak bu yoldan bunlar, bunlar gitti ve sonu böyle oldu. Allah, tam tercih yerine levha asmış. Bu yoldan gidenler bunlardır ve akibetleri şöyle olmuştur. Bakın ne kadar açık, din ayan beyandır, din-i mübindir. Muamma değildir. Her şeyi açık ve seçiktir.

NEFSİN TERBİYESİ

Levvame nefis, bir yönü ile memduhtur, bir yönü ile çirkindir. Yani levvamelik nefis için kınayıcı olma açısına bağlıdır. Bir açıdan iyidir, bir açıdan kötüdür. Genelde müfessirler bunu iyilik yönü ile ele almışlar, kendini kınayan anlamında düşünmüşlerdir. Bunun için emmare nefsin üzerinde bir boyut olarak tespit etmişler, derece tespit etmişler. Bunu bir yönde hayrın başlangıcı, iyiliğin başlangıcı olarak bilerek takdir etmişlerdir. Ama levvame laim kelimesinden mübalağadır. لوّامة aslı لوام dır. Oradaki ة harfi de müenneslik alâmeti olsa gerektir. النَّفْسُ müennes değil mi? veya kalıbın bazı durumlarda illa müennes olması gerekmiyor, tekit amacıyla veya manayı abartma anlamında da verildiği söyleniyor. Şimdi bu durumda ismi failler, fiil gibi amel ederler. Yani şibhi fiil türündedir. Bu levvame olan nefsin burada neyi kınadığı belirtilmiyor. Kınayıcı amma neyi kınıyor? İşte kendini kınayan anlamı verilmiştir. لوّامة نَفْسَهُ , ذاته demektir. Kendini kınama anlamında ise bu güzel bir sıfattır. Çünkü pişman oluyor. Peki, bu nefis nesini kınamış olabilir? Çünkü bunun esas yapısı nefsi emmaredir emmareliğini kınıyor. Önceki halini kınıyor. Zaten üst üste derece verilen nefis, nefis aynı nefistir. İnsanda ikinci, üçüncü bir nefis yoktur. Zatı aynıdır onun, sıfatları değişiyor. Zatı değişmez. İnsanın zatı değişmez, karakteri değişir. İyi hasletlerle dolarsa iyi insan dersin. Kötü hasletlerle dolarsa kötü insan dersin. Onun eti kemiği, gözü, kulağı değişmiş değildir, aynı adamdır. Nefis de böyledir. Nefis değişmez, insanda bir tane nefis vardır. Sıfatları değişir. Bu da terbiye gördüğünün bir kanıtıdır. Onu terbiye edebiliriz, ıslah edebiliriz. Bunun adına ıslah, terbiye denir. Tabi bu mücahede ile gerçekleşir. Durup dururken, otururken armut piş ağzıma düş yok. Kendi kendine değişmez. Uğraşacaksın, didineceksin, bunun yöntemleri, yolları var.

وَالَّذِينَ جاهَدُوا فِينا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنا

¶        “Bizim uğrumuzda cihat edenler var ya biz onları mutlaka yollarımıza ileteceğiz..”[17]

Cehd ü gayretle bu iş olur. Şimdi nefis eğer kendini bu yönü ile suu kanalından doğru kendini kınıyorsa, yaptığı kötülüklere, arsızlıklara  karşı eğer kendini kınıyorsa, kendini kınamak bu  yönüyle güzeldir.bu insanın adam olma yönünde attığı ilk adımdır. Çünkü bu adam artık kendine dönmüştür. Kendine dönmüş, kendini görmüştür. Kendini görmek bir fazilettir. Çünkü Allah hayır dilediği bir insana kendini gösterir.

إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِعَبْدِهِ خَيْرًا فَقَّهَهُ فِي الدِّينِ، وَزَهَّدَهُ فِي الدُّنْيَا، وَبَصَّرَهُ عُيُوبَهُ , وَمَنْ أُوتِيَهُنَّ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ

  1. Allah, bir kulunun hayrını murad ettiği zaman onu dinde fakih kılar, dünyalık konusunda zühd sahibi yapar, ona kendi ayıplarını gösterir, kime bu hayırlar verilmişse ona dünya ve âhiretin hayrı verilmiştir.”[18]

Vardır. Maddeler halinde sayılmış bir kaç tane özelliği var. Bu özelliklerden birisi de Allah’ın ona nefsinin ayıplarını göstermesidir. İşte bu nefis kendini gören bir nefistir. Eyvah ben batmışım, pislik olmuşum der ve kendisini kınar. İşte bu anlamda bu yemindir. Çünkü bu bir aşamadır ve geleceğin güzel habercisidir. Bu bir iyi başlangıçtır. Ataullahu İskenderi Hazretleri:

مَنْ حسنت بدايته حسنت نهايته

“Başlangıcı güzel olanın nihayeti de güzel ve parlak olur,” der

İşte bu anlamda müfessirlerin geneli bu bir ikinci kasemdir demişlerdir. Çünkü levvame olmuş nefis, kendine ait olmuş, kendi durumunu biliyor. Sadece bunda ikinci bir şık kalmış.

من عرف نَفسه عرف ربه

Tamam olmuş, şart gerçekleşmiş. Cevabı bunun

Nefsini bilen Rabbine de arif olur.”

NEFSİN MERTEBELERİ

Rabbini de bilmiş olur. Artık ikinci bir şık kalmıştır. İşte bundan sonra ki atacağı adımlar onun adını da değiştirecektir. Tabir-i caizse emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiyye, mardiyye, safiyye ve daha bir ötesinden bahsederler ki nefs-i natıka diye isimlendirilmiştir.

وَما يَنْطِقُ عَنِ الْهَوى (3) إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحى (4)

¶        “o, nefis arzusu ile konuşmaz, Size okuduğu ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”[19]

âyetinin şemsiyesi altına giren nefisdir. Nutku Hak olan nefistir. Ona nefsi natıka veya konuşan nefis derler. Demekki bu nefsin bir anlamda derecelerini ifade eden, apoletlere verilen bir isimdir. Yani bu derecesini gösteren bir isimdir. Yoksa dediğimiz gibi  nefis yine aynı nefistir. İkinci tehlikeli bir yön vardır. Hasan-ı Basri bu yönden bakmıştır.  Nefsi levvamenin nesini methedeceksin ki diyor. Bu غَيْرَهُ لوّامة (levvametün gayrehu) demektir. Kimseyi beğenmeyen, başkasını kınayan nefis anlamındadır. İşte o zaman rezil mi rezil olur. Kendini hiç görmez. Hep başkasını görür, başkasını kınar. Başkasını kınayan bir nefis kınanmayı hak etmiştir.

KENDİNİ GÖRME

Kendini görmeyip, başkasını görmenin iyi bir yanı da vardır. Hasene konusunda, iyilik konusunda kendini değil de başkasını görmek güzeldir. Başkası benden iyi, ben kötüyüm. Asya erkânı yani atalarımız:

“Eller yahşi biz yaman

Eller buğday ben samanım” demiştir.

Biz kötüyüz başkaları iyi demek, bu yönde kendini görmeyip başkalarını görmek güzeldir. Ama Allah korusun, kötülük konusunda kendinin iyi bilip başkalarını kötü görmesi yani başkasına kötü demesi, ağyar hep kötü ben ise yarım, ben güzelim dediği zaman bu helâk edici bir sıfattır. İşte başkasını kınayan nefis ise burada kendini değil de o anlamda alınırsa bunun methedilecek nesi var ki. Allah burada yemin etmemiştir. Ben levvame nefse yemin etmiyorum demek istemiştir.  Ben onu gale almıyorum. Ve kıyamette de bunun işini bitireceğim. Kıyametle onu tehdit ediyor. Kınamaya devam edin bakalım başınızı kıyamette ezeceğim diyor. Bir şekilde bir uyarı vardır. Geçen dersimizde bu kısmı biraz kısa geçmiştik. Oradan buradan sözler geldi, kendim de izlediğim zaman biraz eksik buldum. Bu dersimizde bu nedenle biraz daha üzerinde durduk. Bu şekilde mesele anlaşılmış oldu. Sıfat-ı Medih ve Sıfatı Zem diye bahsetti. Hasan-ı Basri: “Kasemde sıfatı medih vardır” diyor. O halde burada sıfatı zem vardır. Öyleyse bu yemin değildir. وَلَا أُقْسِمُ diyerek olduğu gibi almıştır. Yemin etmiyorum diyerek bu bir yemin değildir diyor. Bunu izah etmiş olduk. Ama müfessirimiz, genel müfessirler bunu pozitif anlamda ele almışlar, kendini kınayan nefis olarak, لوّامة نَفْسَهُ diyerek kendini kınayan anlamında almışlardır. Bu zamanda müfessirimiz bu minval üzere

أي النفس المتقية dedi. Veya içerisine göre okursak أي النفس المتقية (eyinnefsilmuttakiyyeti) diye بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ ye göre okuyabiliriz. Muttaki nefis dedi bunu. Çünkü kötülüğe karşı وَاتَّقُوا emrine uyan bir nefistir. وَاتَّقُوا korkun sakının, dinsizlikten, şirkten, zulümden, isyandan, fuhuştan, Allah’ın haram ettiklerinden uzak durun. وَاتَّقُوا emrine uyan nefse المتقية diyoruz, النفس المتقية diyoruz. “Sakınan nefis” anlamındadır. İşte kendini bir anlamda kınayarak, bak yine bu tarafa geldin. Bak yine gözün haramda, hemen sinyal veriyor. İnsanı kınıyor, Niçin bu tarafa bakıyorsun? Bak yine baktın. Yine ayıp ettin. Demek ki içimizde zaten böyle bir uyarıcıya hep ihtiyacımız vardır. Yüce Allah’a şükretmek lazımdır. İçimizden bir ses geliyorsa, biz tamamen mebzul olan şer konusunda rezil olan bir yapıda değiliz. İçimizde bir uyarıcı var, kendinde olan birisi var, ayıplayan birsi var deyip, Allah’a şükredip, Ya Rabbi rüşdümü, hidayetimi ziyade eyle demeliyiz.

رَبِّي زدني هُدًى و رُشْداً و عِلْمًا و هداية

Diye güzel yönleri ekleyeceksiniz. زدني ‘ye ilave edeceksiniz. Allah ziyade eylesin diyeceğiz.

ENBİYANIN İKİ AÇISI

Diğer bir yön ise, geçen dersimizde üzerinde durmadığımız bir açı da; nefis, ne kadar yüksek dereceler kat ederse etsin, nefiste birinci aranan sıfat levvameliktir. Yani daima kötülüğü kınayıcı, iyiliği övücü bir sıfatta olması gerekir. Nereye çıkarsa çıksın levme ihtiyacı vardır. Yani insanın mutlaka hangi boyutta olursa olsun tökezlemesi söz konusudur. Allah’ın Kulları hiç hata etmeyen sadece Allah’tır. O’nun hatası, kusuru olmaz. Ama insan denilen varlığın,  bunun içine Peygamber de dâhildir ve onun alt yapıları veliler de dâhildir. Enbiyada iki açı vardır. Bir vahyedilen açı vardır. O Allah’a müteveccihtir. İkincisi de beşere açılan yönleri vardır.

قُلْ إِنَّما أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ

¶        “De ki; Ben de ancak sizin gibi bir insanım.”[20]

Yapısıdır. Bu sizin gibi yerim, içerim, uyurum, kalkarım. Yani bende beşerim, hata ederim. Yanılırım ama O’nun bir başka noktası vardır. Bizim durumumuz burada bitiyor. Ama

يُوحى إِلَيَّ أَنَّما إِلهُكُمْ إِلهٌ واحِدٌ

¶        “Fakat bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor.”[21]

Mertebesi var onun. Bir açısı var ki ben doğrulturum, ben uyarılırım, ben düzeltilirim. Benim eksik yanlarım giderilir ve mükemmelleştirilirim.

أدبني رَبِّي فَأحْسن تأديبي

  1. Rabbim beni terbiye etti, ne güzel terbiye etti.”[22]

Bizim böyle bir açımız yoktur. Yani yok dediğim elbette lütuf, kerem vardır. Allah’ın lütuf kapıları açıktır ama bizim böyle bir risalet, vahiy kapımız yoktur. Çünkü biz resul değiliz. Onların vacip sıfatları var. Emin olmaları gerekir.  Ama normal beşerde böyle bir sıfat aranmaz. Ama emin olmak için uğraşmalıdır, didinmelidir. Ama Nebiler emin olmak için uğraşmazlar. Onlara Allah tarafından bu özellik doğal yapısına zerkedilmiştir. O doğuştan o niteliklere sahiptir. Peygamberler anasından doğarken de peygamberdir. Sonradan olmazlar. “

“Ben Âdem henüz toprakla su arasında çamurken bile peygamberdim.

Demek ki nebiler, bu dünyada herhangi bir fazilet yönüyle Allah’ın hoşuna gitmiş de gel seni Peygamber yapayım; öyle değildir. Onlar, ezelden Peygamberdir.

وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ صِدْقاً وَعَدْلاً

¶         “Rabbinin kelimesi doğruluk ve adalet bakımından tamdır.”[23]

âyetinde bildirildiği üzere, ezelde o hüküm onlar hakkında tecelli etmiştir. Bu yönüyle de felsefecilerin, filozofların insan uğraşarak, didinerek, nefsini terbiye ederek peygamber olabilir görüşü zırvadır. Onlar bu kanaattedir. Belki de Mutezile’nin içinde de bunlar vardır. İnsan takvaya dikkat ederek, falan filan işte Resul olabilir şekliyle filozofların böyle görüşleri vardır. Bunlar zırvadır. Çünkü bu kesb yönüyle değildir. Risâlet vehbidir, kesbi değildir. Öyle olsaydı mesela derler ki:  Eğer öyle bir şey olsaydı İmam-ı Gazali’nin de peygamber olması gerekirdi. Çünkü o çoktan bu makamı hak etmiştir. Bakmışlar bütün risâlet çerçevesinde yer alan zatta ne varsa, o zatta da var. Diyorlar ki; Muhammed (a.s) den sonra eğer Peygamber gelecek olsaydı muhakkak o Gazzali olurdu. Ama ne çare ki gelmemiştir, gelmeyecektir.

خاتم النبيين[24]

Evet, nefsin temel yapısı hangi noktaya giderse gitsin, levvamelik, yani nedamet, pişmanlık yönü vardır. Kınama yönü vardır. Bakınız, Peygamber-i Zişan’a bakıyoruz. Şimdi şöyle diyor: “Ben her gün yüz defa tevbe ederim.” Öyle mi?

إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي، وَإِنِّي لَأَسْتَغْفِرُ اللهَ، فِي الْيَوْمِ مِائَةَ مَرَّةٍ

  1. Şu bir gerçek ki bazen benim kalbimin üzerini bir duman kaplar. Onun için ben her gün yüz defa tövbe ederim.” [25]

EVLİYA ADETULLAHI BOZMAZ

Hadi bakalım izah et bunu. Gördünüz mü, tövbe levmden gelir. Çünkü pişmanlık, kınama olayı başladı mı tevbe mekanizması otomatikman çalışmaya başlamıştır.  Peki mana âleminde madde boyutundan sıyrılıp, masivadan sıyrılıp, manevi âlem boyutunda yer alabilen, beden tuzağından veya hapishanesinden çıkıp mesela Allame Bediüzzaman Efendi’nin içerisi kitli olduğu halde hapishaneden camide gören yüzlerce insan vardır. Sabah namazında onu orda görüyorlar. Ve gidip konuşuluyor bu, hâkim, hapishane müdürü tehdit ediliyor. Sen onu bırakıyor musun? O camide görülmüş, namaz kılıyormuş. Sen vazifeni doğru yapmıyor musun? Yemin billah adam, ne demek ben kilitliyorum, bakıyorum, kontrol ediyorum. Gördünüz mü? İstediği anda o kilitli yerden çıkabiliyorlar. Ama onlar yine adetullahı bozmazlar. Edep ve terbiyeler ile cari kanuna tabi olurlar. Hallaç bunu bozdu. Hapishanelere tıktıkları zaman, hapishanelere işaret eder, bu duvarlar yıkılır, içerdekilerin hepsini salıverirdi. Yapma etme deseler de mümkün değildi. İşte onun akıbetini hazırlayan şeylerden birisi de buydu. Yani bu âlemde olması gereken yasaları tanımama olayı, çiğnememe olayı, yani isterlerse bu insanlar her an özgür olabilirler. Allah onlara bu kabiliyeti vermiştir. Ama onlar yinede bu madde âleminde cari olan, ilahi yasaya- ki buna sünnetullah denir-sünnetullaha tabi olurlar, uyarlar. İşte bu siccinden, bu zindandan, bu hapishaneden çıkıp mana âleminde peygamberle rahat görüşebilen bir zat diyor ki: Ya Resûlallah ne demek istediniz, izah eder misiniz, siz diyorsunuz ki إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي demişsiniz. Benim kalbimi bir الغين kaplar, bir duman kaplar. Bu nedir? Ya mübarek,

لاَ غين الأغيار و غين الأنوار هو

O yârin âlemime tecelli edip, hani benzetmek gibi olmasın böyle büyük gösteriler oluyor ya, kutlamalar, dumanlı filan, dumanların arasından çıkıp geliyor ya, o ışığın verdiği bir dumandır. Ağyarın verdiği bir duman değildir. Benim yârimle buluşmamdaki oluşan bir andır.”demiştir.

PEYGAMBERİN TÖVBESİ

Her neyse Allah’ın Kulları Peygamberimiz “yüz defa tövbe ederim “ diyor. Tövbe rücu demektir. Önceki hâli bırakıp, yeni hâle, olması gereken hâle adapte olmaktır. Çünkü her yeni bir önceki yeniyi demode eder, eskide, geride bırakır, çürütür. O artık yeni değildir. Peygamberler her an yenilenme hâlindedir. Onlara yeni bir tecelli vardır, yükselme halindedirler. Peygamberler sürekli, sonsuza giden bir yüceliş içerisindedirler. Onlar donuk ve sönük değildirler, bir yerde kalmazlar. Onun için peygamber sürekli yukarı çıktığı için, arkasından utanır, ondan tövbe eder. Ben önce en iyiyi buldum zannetmiştim, değilmiş. Affen Ya Rabbi der ve yeniye adapte olur. Çünkü tövbe dönüş demektir. Tövbe, önceki hâlden yeni hâle dönüş demektir. Ve onun dünyasında, onun beğenmediği bir şey, bizim öpüp başımıza koyacağımız şeydir. Hani çok büyük ağalar, zenginler eşyalarını değiştirirler. Eskileri dışarı atarlar. Ama o atılan eşyalar dışarıdakiler için ganimettir. Ne kadar güzel eşyalar bunlar derler, o çöpe atılanları alırlar ve evlerinin en güzel yerlerine koyarlar. İşte bu

حسنات الأبرار سيئات المقربين

Cinsinden bir sözdür. Onun için o yazdığımız kitapların içinde şöyle demişizdir:

Uluların atıkları o dereceye erişemeyenlerin katıklarıdır.”[26]

Onların atıkları, öbürkülerin, onun aşağısında olanların katıklarıdır. Yani şunu demek istiyoruz ki nefsin terakki etmesi için mutlaka bu levm mekanizmasının çalışması gerekir. Çünkü kendini beğendiği an gelişme durur, stop eder, yerinde kalakalır. Müminin terakkisi tevbeye bağlıdır. Bu da bulunduğu konumu Allah hesabına beğenmeme olayıdır. Nefsi hesabına değil, Allah hesabına yeterli görmemektir. Bunun diğer adı da

هَلْ مِنْ مَزِيدٍ

dir.

¶        “Daha var mı?[27]

Verdiklerim yetmiyor mu? Daha var mı Ya Rabbi?  Yani

وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْماً

¶        “De ki, Rabbim, ilmimi artır.”[28]

Yetiversin dersen, olmaz. Orada kalakalırsın. Bu Allah’ın hoşuna gitmez, Allah memnun olmaz. Allah Teâlâ manevi yönüyle

حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ

¶        “Size çok düşkün...”[29]

 

HARİS NEFİS

Peygamberin bir sıfatıdır. Sizin için, size âşık, Muhammed (a.s) çok hırslıdır.  Bundan maksat bir evi var, iki evi olsun, üç evi olsun, şu kadar parası var, daha olsun değildir. Hâşâ ve kella. Böyle şeyleri Peygamber için düşünemeyiz. Kendi âl ü ashabının, kendi âlinin rızkının o güne yetecek kadar olmasını dileyen zat yani Peygamber (a.s), senin için nasıl para pul diler. Peygamber sizin derece almanız için, Allah’ın yüksek katında yüksek yerlere çıkabilmeniz için hırslıdır, حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ dür. Peygamberin hırsı budur. İşte peygamberde memduh olan bu sıfat, aslında nefis için de geçerlidir. Yani manaya doymak bilmeyen bir nefis ve daima azımsayan, daha isterim daha isterim deyip Yüce Allah’a boyuna boyun büküyor. Nem var ki Ya Rabbi senin katındakine göre bunlar kalil. Yani asla kesir görmez.

قُلْ مَتاعُ الدُّنْيا قَلِيلٌ

¶        “De ki, dünya geçimliği azdır.”[30]

وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا

¶        “Size pek az ilim verilmiştir.”[31]

Bize verilenler hep azdır. İster dünya olsun, ister ilim irfan olsun hep azdır. Bunun sonu yoktur. Öyleyse sonsuz olandan bunları hep istemek lazımdır. İstiyoruz, Allah Teâlâ’nın lütfundan, kereminden istiyoruz. Kabul buyursun.

Yüce Allah ölülerin o ufalanmış kemiklerini bile dirilteceğini ifade etti. Devam ederek kâfir insanın ne türden Peygamber-i Zişan’a karşı istekte bulunduğu, ne yönde inkârını tescil için peygamberi zora soktuğu ifade edilmektedir. Ayetler, onların bu yöndeki anormal tepkilerini vurgulamaya, anlatmaya devam etmektedir. 6. Ayetten okuyoruz.

يسأل أَيَّانَ O kâfir insan sorar.  متى ne zaman gerçekleşecek, ne zaman vuku bulacak. يَوْمُ القيامة kıyamet günü ne zamandır, ne  zaman vuku bulacak diye sorar. Bu   يسأل ye göre okuyacak olursak,  سؤال yani mefulu mutlak pozisyonunda geliyor, nevini beyan anlamındadır.  سؤال متعنت inkarcı, inatçı bir soru ile sorar. مستبعد uzak görerek, ihtimal vermeyerek  لقيام الساعة kıyametin saatini, yani kıyametin vukuunu imkan ve ihtimal görmeyerek, muhtemel bilmeyerek,  مستبعد uzak gören, çok uzak bir görüş o, olacak şey değil yani ihtimal vermiyor. Bu anlamda sorulmuş bir sorudur. Yoksa öğrenmek için değil. Gerçekten kıyameti kabul edip de kıyamet ne zaman kopacak Ya Resûlellah demiyor. Hani birisi de gelip böyle soruyor. Ama onun sorma maksadı böyle değildi. Bu, inatçı bir kâfirin, bile bile inkâr eden, anut olan bir kâfirin küfürde direten bir adamın sorusudur. Kıyamet saatini de, kıyametin vukuunu istibat eden, asla olması mümkün değil diye vicdanında ifade eden birisinin sorusudur. Ne zaman kıyamet vaki olacak diyor.

KORKUNUN GÖZE YANSIMASI

Yüce Allah cevap veriyor. فَإِذَا بَرِقَ البصر göz dehşete kapılınca, yani korku ve dehşet içinde insan kaldığı zaman; gözünde beliren bir takım görüntüler vardır. Göz yerinden fırlar, Allah korusun soğan gibi açılır, fal taşı gibi derler. Hele de korku anında çok daha korkunç açılıma sahip olur. Yani insanın korktuğu gözlerinde belirir. Dehşete kapılınca gözler yerinde duramaz, fırlar.   تحير hayretler içinde kalınca   فزعاً korktuğundan dolayı, مِمَّا رَأَى demektir. Gördüğünden korkuya kapılıp, hayretler içinde kalınca. Yani hiç aklında hayalinde, belleğinde böyle bir şey yoktur. Olacağını hiç tahmin etmiyor. Ama hiç ummadığı şeyler birden meydana çıkınca, işte Yüce Allah onun vaziyetini anlatıyor. Gözlerindeki konuma, gözlerine dikkat çekiyor. Sanki kamera gözlerine dikilmiştir. Size sunulan her ayeti böyle değerlendirin. İlahi kamera oraya çevrilmiştir. Tabii bu sadece onun gözündeki ahvalidir. Eli ayağı ne haldedir kim bilir? Elinden ayağından da bahsediyor.

 

يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ ساقٍ

¶        “Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) gün...”[32]

Diyecek mesela, yani bacaklarından da söz edecek. Ama burada Yüce Allah, gözlerini dikkatimize sunmuş oluyor. وبفتح الراء بَرَقَ şeklinde بَرِقَ , بَرَقَ şeklinde  مدني Medine kurrası öyle okumuştur. بَرَقَ şeklinde okumuşlardır. O zaman بَرَقَ demek شخص anlamına gelir. شخص - خَافَ anlamına gelir, korktu anlamındadır. Göz korkuya büründüğünde, korku içinde kalınca, korkuya giriftar olunca; çünkü gözün iki hali vardır. Sevinç hali bellidir. Gözlerinden bellidir, adamın sevinci gözlerine vurur ve gözleri ışıl ışıl olur. Gözlerin gülüyor yine derler. Yüzün değil de gözlerin gülüyor derler. Bu sevinç, mutluluk halidir. Bir de gözlerinde beliren korku hali vardır. Dehşettir, vahşettir. O da gözlerine vurur ve o andaki konumu çok farklı olur. Kirpikler yumulmaz hale gelir. Kasılır. Hâlbuki sevinçte gözler böyle fal taşı gibi açık değildir. Hatta sevincinden gözler yumulur. Ötekisinde ise açılır bir daha gergin hâlde kalakalır, donakalır.

فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ

¶        “Kâfir, şaşırıp kaldı.”[33]

da olduğu gibi.

Onun için bazı bazı gözler ölürken buradaki bu hal فَإِذَا بَرِقَ البصر ayeti mevtaya aittir. وأما البصر فبرق عند الموت Ölüm hâlidir[34] diyenler var. Adamın gözleri o gördüğü şeylerden dolayı açık kalmıştır.  Ne gördüyse ne gösterildiyse gözleri nasıl açıldıysa bir daha kapanmamıştır. Biz tabii iyiye yorarız o ayrı bir konudur. Göz dehşet içinde kalınca, dehşete kapılınca

AYDA NUR GÜNEŞTE ZİYA VARDIR

وخسف القمر ay tutulunca,  وذهب ضوءه ayın ışığı gidince, ayın ışığının gitmesi tabi ki iyiye alamet değildir. Hatta normal zamanlarda bile ay ışığının olmadığı gece büyüler yapılır. Sihirbazlar, büyüler ayın ışığının olmadığı gece çalışırlar, o gecelere kâbus gecesidir. Allah korusun. Ayın ışığı, nur, الْمُبِينُ isminin masdarıdır.

وَقَمَراً مُنِيراً

¶        “ve aydınlatıcı bir ay yaratanın şano çok yücedir.”[35]

Ve onda nur tecellisi vardır. Nurun olduğu yerde şerre mahal yoktur. Onun için ay ışığı çok önemlidir. Ayın ışığının kaybolması şerrin başladığını gösterir. İşte korku, dehşet ondan sonra vaki olur. Bu geri dönüşümün habercisidir.

ASLIMIZ NEKRA İDİ, GÖREVİMİZ MARUF OLMAK

Çünkü biz karanlıktan, zifiri bir karanlıktan geldik. Sonra Allah aydınlattı. Nuru ile tecelli etti ve varlıklar bir bir belirmeye başladı. Biz belirsizlikten geliyoruz. Aslımız nekre idi, sonradan marifeye dönüştük. Asıl olan nekradır. Marifelik, tarif, marifet, kesb olayıdır ve bu âleme biz maruf olmak için geldik, tarif için geldik, arif olmak için geldik, marifetullah kesbi için geldik. Bu âleme geliş sebebimiz budur. Bu kesb olayıdır. Dolayısıyla müminlerin dünyası hiç karanlık olmaz. İşte levvame nefsin diğer bir özelliği de sürekli marifet kesbi yönünde çalışan bir makineye, santrale benzer. Sürekli harıl harıl çalışıyor. Yani olumsuz şeyleri hep reddediyor. Hayır hayır, istemiyorum, defol dercesine bir yapıdadır. Bu nurun üretiminin bir alt yapısıdır. Yani kâbusu sokmuyor, dehşeti, vahşeti sokmuyor. Böylece kalbin rahat bir şekilde çalışma imkânını getiriyor. Kalbin etrafında himaye edici bir nefistir. Yani evini kollayan bir kadın gibidir.  Adam işinde gücünde çalışıyor. Kadında emin, emniyetli evini koruyor.

وَالمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا

  1. Kocasının evinde de kadın bir çobandır. Malından, oğlundan, evdekilerden sorumludur.[36]

İşte nefis de bünyede bir kadın gibidir. Levvame nefis koruyucu, kollayıcı bir nefistir. Herkesi içeri almıyor, kabul etmiyor, reddediyor. Reddedici, kınayıcıdır. Senin şuranı beğenmedim, buranı beğenmedim, seni buraya alamam. Niçin beni beğenmedin? Senin kulağın eksik, gözün eksik, elin eksik böylece müspet anlamda kınama yönünü kastettik. Ama dedik ki onu bunu beğenmeyen, kendinden başka hiç kimseyi beğenmeyen bu felaket tellalı olan bir nefistir. Velhasıl açılımına göre, açısına göre değişir. Kamer ayın ışığı gidince, husuf peyda edince أو veyahutta  غاب ay battığında anlamına da geliyormuş.  من قوله Allah’ın şu beyanında bu manayadır, batmak anlamınadır. فخسفنا به ve وَبِدَارِهِ الْأَرْضَ Kasas suresi 81. Ayettir. Karun hakkındadır. فخسفنا به onu ve وَبِدَارِهِ evini, sarayını gömdük, batırdık. الْأَرْضَ yere gömdük. Yeri açtık, içerisine dolduruverdik, ondan sonra da kapatıverdik. Sabahleyin bir baktılar ki yerinde yeller esiyor. Ne saray var, ne Karun ne de onun adamları var. Bomboş bir arazi kalmış. Doğudaki zelzeleleri görüyorsunuz. Allah nasıl temizliyor, Allah isterse oradan oraya çil yavrusu gibi dağıtır. Kazıları görmüyor musunuz? Yer altından şehirler çıkıyor. Nasıl çıktığını zannediyorsunuz. Nereye gitti bunların halkı?

HİCRET YURDU DÜNYA

Hâlbuki öyle şehirler var ki binlerce seneden beri hâlâ yerinde devam ediyor. Onlar niye devam etmedi? Hâlbuki o zaman başkentmiş. Allah onları batırmış. Yerin dibinden, altından çıkıyor. Eşe eşe çıkarıyorlar. Hadi çöl olsa neyse, çölde boyuna rüzgâr eser, oradan oraya kumların altında kalır. Burada nasıl kaldı? Onu kazıyorlar altından başka bir şehir daha çıkıyor. İlginç bir şeydir. Onu kazıyorlar onun altından başka bir şehir daha çıkıyor, başka bir medeniyet baş gösteriyor. Üst üste yığmış Allah onları, hepsini temizlemiş. Allah’tan korkalım Allah’ın Kulları. Bu ayetler şimdi tecelli ediyor. Şimdi soracak. أَيْنَ المفر kaçışlar başladı diyor. Nereye kaçıyorsun? Sanki gittiğin yer orası emin belde mi? İşte emin belde olarak bildiğimiz Mekke-i Mükerreme var. Ama gün gelecek oranın da emniyeti kaldırılacak. Orası da yıkılacak. Dünyaya güven olmaz. Burası hicret yeridir. Burada kalmaya gelmedik. Bu insanlar düşünmeliler, bizim vazifemiz neydi? Bizim ne yapmamız gerekiyordu da Yüce Allah bir anlamda bizi buradan kovuyor. Bunun anlamı budur. Gidin, burada durmayın diyor. Gözüm görmesin sizi dercesine bir şeydir. İnsanlar sorgulamalı ama yanlış anlayıp da Allah’ın Kulları ha onlar öyleymiş, biz öyle değiliz. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla demek istiyor. Yani o bir tane örnek seçilmiş, kabak onun başında patlamış ama biz bunun dışında değiliz. Diğer insanlar bu seçilen bölgeden ders almak zorundadır. Aynı şey ha bugün ha yarın senin başına da gelebilir. Ders almamız lazım. Burada bütün insanlara ders vardır.

Demek ki ışığın gitmesi olayı iyiye alamet değildir. Çünkü ayın bitmesi güneşin bittiğini haber verir. Çünkü ışık oradan geliyor, santral orasıdır. Eğer onda ışık gittiyse onun aldığı kaynağın işi de bitti demektir.

 

 

 

KIYAMETİN İPİ ÇEKİLİNCE

Kasas Suresi 81. âyette[37] batırdık anlamına geliyormuş bu. İşte ay battığı zaman anlamına da gelir.  وقرأ أبو حيوة Ebu Hayve adlı zat okumuştur. بضم الخاء hanın zammesi ile okumuştur. Bu da خُسِفَ demektir. Yani meçhul olarak okumuştur. الْقَمَرُ خُسِفَ و yani malum olan okuyuş tarzını meçhule çevirmiştir, manası değişmez. Ay batırıldığı zaman, ayın ışığı giderildiği zaman demektir. Şu halde ayın yerinden oynatılması, alınması olayı kıyamet dediğimiz büyük oluşumun ipini çekmek anlamına gelir. Eğer bir dinamit patlatacaksanız, onun fitilini yaktınız demektir. Hani dinamitlerde bir tel vardır ya yakarsın. O artık büyük patlamaya gidiyor demektir.  Ucu ateşlendi, fitil ateşlendi demektir. Ayın ve güneşin gitme olayı, daha bunun bir evveli de vardır. Yıldızlarda ölüm olaylarının çoğalması, yıldızların kaybolup gitmesi bunlar kıyamet habercisidir. Artık biz fazla izleyemiyoruz. O tarafı fazla göremiyoruz ama ayı güneşi görüyoruz. Çünkü onlar birer tane olduğu için, hemen onun hakkında bilgi edinmek kolaydır. Ama binlerce milyonlarca yıldız var. Hangisinin nereye gittiğini, ne yaptığını biz bilmiyoruz. Yüce Peygamber öyle buyurdular: “Yıldızlar yeryüzünün garantisidir.  Ashabım ümmetimin garantisidir. Ashabım çekildi mi ümmetimin başına gelecek olan fitneler, payır payır yağacak.”

YERYÜZÜNÜN SİGORTALARI

Yıldızlar da yeryüzünün garantisidir. Yıldızların çekilip gitmesi de yeryüzünün sigortasını ortadan kaldırıyor. Emniyet gitti artık ne halin varsa başının çaresine bak demektir. Biz gidiyoruz. Bitti efendim, direğinin yıkılması, temelinin yıkılması anlamına gelir. İşte bunlar kıyamet alameti olarak sayılıyor. Çünkü kıyamet ne zaman diye sordu. Allah da cevap veriyor. Gözün yerinden fırladığı, ayın tutulduğu zaman, kim bilir göz niye fırıldıyor? Belki de gökyüzündeki bu dehşet verici hali görünce oldu. Çünkü bunlar zincirleme birbirine bağlıdır dikkat ederseniz. Gördüğü şeyden dolayı demiştik zaten. مِمَّا رَأَى فزعاً demiştik. Gördüğünden korkuya kapıldığı için, dehşete kapıldığı için, kıyamet işte o zamandır.

Ebu Hayve meçhul okumuş dedik.  Demişler ki bir küsuf var bir de husuf var. Burada husuftan söz ediliyor. Ebu Hatim Muhammed bin İdris şöyle demiş:

أَبُو حَاتِمٍ مُحَمَّدُ بْنُ إِدْرِيسَ: إِذَا ذَهَبَ بَعْضُهُ فَهُوَ الْكُسُوفُ، وَإِذَا ذَهَبَ كُلُّهُ فَهُوَ الْخُسُوفُ

Ayın ışığının, yani yarım ay tutulması küsuf, tam tutulma ise husuftur diyor.

Öyle izah edilmiştir. Burada ise tam tutulmadan söz ediyor. Tam olan bir kayboluş, ışığının tam olarak kaybolmasından söz ediyor.  وَجُمِعَ الشمس والقمر Peki ayın ışığı giderildi, ay gitti. Biz ay battı diyoruz. Batmayı işi bitti anlamında da kullanıyoruz. Kâğıt paralar battı demek geçmiyor artık, işi bitmiş onun anlamındadır. Ben battım, bittim, işim bitti benim demektir. Batmak tabiri iflas etmek, işi bitmek, fonksiyonunu yitirmek, devreden çıkmak anlamına gelir. O halde ay devreden çıkarıldığında anlamına gelir. Çünkü ayın bir rotası,  menzili vardır. Bu kâinat fabrikasının bir çarkıdır. Ve ay önemli bir çarktır. Ayı yerinden oynattığınız anda öyle öneme sahip ki bu derhal güneşe, güneşten diğer güneşe sirayet ediyor. Birbirini eviren deviren ve ortadan kaldıran bir misyonla bu hareket oluşuyor. Allah’ın Kulları siz zannediyor musunuz ki onların hepsi rastgele misket gibi saçılıverilmiş. Onların hepsi birbirine bağlıdır. Birinin oynaması demek, hepsinin oynaması demektir. Bu kadar müthiş bir sistemdir. Bir fabrikada bir çarkı oynattığınız zaman o fabrikanın işini bitirirsiniz. Çünkü onun bir işlevi bir görevi vardır.  O ona bağlıdır, o ona bağlıdır. Saatinizi çıkarıp eski saatler öyleydi, şimdikileri bilmiyorum da. Onların içinde zembelekleri vardı. Onlardan bir tanesine bir dokun bakalım ne oluyor. Saat saat olarak kalıyor mu ondan sonra. Gördünüz mü işte bu şekildedir.

KIYAMET ANORMAL BİR OLUŞUMDUR

Onun için insanın yapısı da böyledir. Nefsini alıversen insanın insanlığı biter. Kalbine dokunduğunda onun işi biter. İnsanı insan yapan mekanizmalar da böyledir. Diğer bir yönü ile وَجُمِعَ الشمس والقمر peki ay böyle güneş ne durumda. Aya bir şey olduysa güneşe de mutlaka bir şey olması lazım dedik. Güneş ve ay bir araya getirildiğinde, cem olunduğunda, toplandığında. Ayrı şeylerin bir araya getirilmesine cem denir. Ayrılmak تفرق , birleşmek جَمَعَ demektir. Bu olay başa dönü ştür. Çünkü güneş ve ay diyor,

فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ

¶        “Gök yarılıp da kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?).”[38]

Şimdi o sema ile yer hakkındadır. Bilim yönü ile astronomi ve bu sahada var oluşu anlatan, yerleri gökleri filan bu coğrafyada mı geçiyor. Yerin göğün nasıl oluştuğuna dair konular genelde fen derslerinde mi olur. Onlardan biz duyduk değil mi? Ay dünya güneşin bir parçasıdır. Güneşten kopma olarak anlatılır. Siz öyle okumadınız mı? Bize öyle öğrettiler. Kopmuş efendim, oradan gelmiş, güneşten gelmiş. Bakın tekrar onun kucağına veriliyor. Cenabı Hak: “ Biz bunu senden almıştık, al yavrunu” diyor. Yani tabii ki yeryüzü de buna dâhildir. Aydan bahsettiği zaman bilin ki bu işin içinde yeryüzü vardır. Çünkü ay dünyanın uydusudur. Dünya da güneşin uydusudur. Onun etrafında dönüyor. Bunlar birbirine bağlıdır. Şimdi durup dururken, tabii ki yani dünyanın pozisyonu da burada önemlidir. Belki şöyle de söylenebilir.  Çok ince konular bunlar. اللَّه أَعْلَم bütün bunlar da. İnsanın hatırına gelen şeylerdir. Burada arzın adı yok. Ama arzın yavrusu mesabesinde olan yani ay, güneşin torunu sayılır.  O dededir. Onun oğlu veya kız neyse dünya, dünyanınki de aydır. Bunlar birbirine dede ve baba gibidir. Baba dünya ay da onun yavrusudur.  Burada ne olmuş oluyor. Güneşle doğrudan torun arasında bir birliktelik var. Dünya gözden çıkarıldı mı? Buna ne oldu? Sanki o, dünyanın elinden alınmış. Yeryüzünün elinden alınmış. Bu işte bir iş var. Bu normal bir gidiş değil. Bu anormal bir oluşumdur. Zaten kıyamet pozitif anlamda bizim bildiğimiz, bize iyilik getirecek, insanoğluna saadet, mutluluk getirecek bir olay değil ki. Senin elinden hayat alınıyor, bu bir yıkımdır, bu bir son veriştir. Bu yaşamın ana kurallarının çiğnenmesi, devreden çıkarılması olayıdır. Dolayısıyla anormal şeyler oluyor. Çünkü anormal olan bir olay gerçekleşecektir. Normal, güneşin doğudan doğması, batıdan batmasıdır. Ayın belli zamanlarda ışığını vermesidir. Belli oranlarda bu minvaldir, bu normaldir. Ama bu sıra takip etmiyorsa anormale dönüşmüştür. Ondan sonra

فانتظر السَّاعَة

Kıyameti bekle.”

İşte kıyamettir. Dolayısıyla kıyamet dediğimiz olay varlıkların, sistemin normalden anormale dönüşmesi demektir. İşte burada da bir anormallik gözünüzün önündedir. Peki dünyanın yavrusunu elinden alıyorsun, arzın elinden alıyorsun, güneş alıyor. Güneşle ikisi birleşmiş. Babayı bir tarafa diskalifiye ettiler. Artık ne anlamda anlayacağız tabii ki. Anlatma yönümüze, açımıza bağlı bunlar tabii ki, bakış açımıza bağlıdır. Güneş ve ay bir araya getirildiğinde.

GÜNEŞ VE AYIN BİRLEŞMESİ

Güneş, ay Allah’ın الْمُنِيرِ isminin tecelligâhıdır. Güneş, Allah’ın celal tecellisinin karargâhıdır, aynasıdır. Celal yönü iledir. Nur yönü ile ise الْمُنِيرِ ismi cemale aittir. Bu çok ilginç bir araya geliştir. Celal ile Cemalin temsilcisi, iki açılım yönü ile zıt olan bir araya geliyor demektir. Bir bakıma dehşet verici bir olay, bir bakıma sevindirici bir olaydır. Yani ayrılığa son veriliyor demektir. Bu senin benim için iyi değildir. Onlar için iyidir. Kabak bizim başımızda patlayacak. Senin ayrı bir hüviyetin vardı, evin vardı, barkın vardı. Ayrı olduğun da böyleydi. Yarın bu bir olduğunda hepsi benim diyecek, siz çekilin aradan. Hadi bakıyım yerinize. Çekilin karşımdan dediği anda ne yaparsın. Yok olun dediği anda yok olur gidersin.  Onlar da kalakalırlar. Bütün macera bu ikisi için miymiş, biz paravan mıydık dersin kalırsın. Hani işte kırk gün kırk gece düğün yaptılar, ettiler. Ondan sonra herkes dağılıp gider. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine denir. Burada ilahi senaryo da böyle bir birliğe gidiş, ehadiyyete doğru bir gidiş vardır. Vahidiyyetten ehadiyyete doğru bir gidiştir. Çünkü şems celali temsil ediyor, kamer ise cemali temsil ediyor. Bu ikisinin buluşması demek, ikiliğe son vermek anlamına gelir. Yani tabiri caizse bir adada kavga vardı, gürültü, dalaşma, bir mücadele vardı. Artık anlaşıyorlar ve mücadele bitiyor. Ama bu iki ayrışma sayesinde ülkeler oluşmuştu, aileler oluşmuştu, ticaret kapıları açılmıştı. Siz savaş diyorsunuz ama savaşında ekonomiyi canlandırdığını biliyor musunuz? Savaş netice de, bir açıdan ölümdür ama bir açıdan da ölülerin tekrar canlanması anlamına gelir. İşi gücü olmayanlara iş sahası çıkacaktır. İnşaat sektörleri durmuştur harıl harıl çalışmaya başlayacaktır. Bunları ben ağalardan dinledim, böyle şeyler anlatıyorlar ki doğrudur. Bu anlaşma sayesinde bunlar bitiyor. Birçok artık müesseseler silinmiş oluyor. Ona gerek kalmıyor, anlaşma yapılmış bitmiş.  أي جمع بينهما ikisinin arası cem olunduğunda bu cemiyetin konusu   في الطلوع من المغرب batıdan doğma konusunda demek ki bu birliktelik batıdan doğma konusunda güneş ve ay birleştirildiğinde anlamındadır. Çünkü kıyamet alametlerinden birisi de güneşin batıdan doğması olayıdır. Buna ay da dâhildir. Ayda buna dâhil olarak o da orda demektir. Bu ikisinin arasının birleştirilmesini müfessirimiz batıdan doğma konusunda bir araya getirildiğinde diye anlıyor, bu şekilde tefsir ediyor. Bunlar da kıyametin alametleridir.  أو veyahutta  جمعا ikisi bir araya getirildiğinde   في ذهاب الضوء ışıklarının giderilmesi konusunda. Demek ki ikisinin de ışığının alınması, bu yönüyle bir araya getirilmesi,  ışıkları alınır sonra bir araya getirilir. Çünkü ışıkları varken bir araya gelmeleri mümkün değildir. Çünkü birbirini itici bir özelliğe sahiptir. İkisi zıttır. Birisi cemalin, birisi celalin tecelligâhıdır. Ayette ay için nuran kelimesi, Güneş için ziya kelimesi vardır.

هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِياءً وَالْقَمَرَ نُوراً

¶        “O, Güneş’i bir ışık, ayı da bir aydınlık kaynağı kılan…..”[39]

CELAL VE CEMAL AYNALARI

Birisinde ziya vardır, birisinde nur vardır. Birisi Celalin birisi Cemalin tecelligâhıdır. Bunlar ise o halde ışıklarının alındığında yani ilgili tecelliler kesilir ikisi aynalık yönüyle bir araya getirilebilir. Çünkü ikisi de bir aynadır. Birisi Cemalin aynası, birisi Celalin aynasıdır. Karşı karşıya gelmiş konumdadır. Gerçi bunların hepsi Allah’ındır. Allah’tan kaynaklanıyor. Ama bunların bir araya getirilmesi, o artık medet kesilip, fiş çekildikten sonra aynanın bir hükmü kalmaz. Birisi cereyan olsa, birisi de televizyon olsa ikisi de cereyanlı alettir. Fişini çektin mi ikisi de alettir bunların, fark eden bir şey kalmaz. Sadece fişi taktığın zaman birisinden ateş geliyor, birisinden gözcü geliyor. Çayır çimeni görüyorsun. Fişleri çekildiği anda ikisi d       e mekanik alettir bunların, bitti. İkisi bir araya cem olunduğunda, ışıkları varken olmaz dedik. Çünkü o anda birleşmeleri mümkün değildir.  أو يجمعان cem olurlar, ışıkları alınır, birleştirilirler.   فيقذفان في البحر ve gaz denizine atılırlar.  Denize, deryaya atılırlar. Şimdi gaz deyince tabi gaza gelmeyin. Adam diyor ya gaza gelmeyin,  şuna gelin diye. Aygaza gelin diyor. Ay da gitti gazı mı kaldı? Şimdi biliyorsunuz bahr dediğimiz şey sudur. Denizden maksat sudur. Su ise hidrojen ve oksijendir. Bunlar da gazdır.  Gaz denizine atılınca, bu ikisi demek ki birleştirildikten sonra, fişleri çekilip, alınıp, madde olarak kaldıkları zaman, yakıt haline getirilip, geriye dönüşüm için reci için, rücu için geriye alınıyorlar, atılıyorlar. Bir anlamda yakılıyorlar. Ondan sonra ateşe verecek, bunları yakacaktır. Üzülmeyin öte tarafta kimisi Cennet-i A’la’da, kimisi cehennemde olacak. O gazlı şey, ateş veren şey cehenneme, öteki nur veren de cennete bir şekilde alınır. Orada sana hizmet verir. Allah’ın mülkünde hiçbir şey yok edilmez, israf edilmez. O, Alîmdir. Her şeyi bilen ve en güzel yapandır. Oraya atılırlar ve yakılırlar.

فيكون Birbirine cem olmuş şey, birlik olan güneş ve ay varlığı, o bire dönüşen varlık, ondan oluşan varlık نار الله الكبرى Allah’ın büyük ateşini oluşturur. Allah’ın büyük ateşi, taammetü’l- kübra cehennemdir. Veyahut da kâinat büyük bir ateşe verilecek. Yer gök ateş olacak o zaman. O sema, gökyüzü, samanyolu denilen o sistem ortadan paralanacak. Ateş samanyolundan gelecektir. Onun için bu isimde olanlardan da korkun, sakının. Çünkü büyük ateş oradan başlayacaktır. Allah nasıl da bu isimleri birilerine yakıştırmış. Bilen için bunlar ne büyük alametlerdir. Allah akıl fikir versin. Evet, kitaplarda öyle yazılıdır.

إِذَا السَّماءُ انْشَقَّتْ

¶        “Gök yarıldığı zaman...”[40]

Sure geldiği zaman okuyacağız. Gök yarıldığında, işte o samanyolu denilen yerden gök ikiye ayrılacaktır. Karpuz gibi olacaktır. Ve ondan sonra muazzam bir ateş her tarafı istila edecektir. Büyük ateşten murat, ya kıyamette bütün bu oluşumdur. Gördüğümüz yer ve göğün ateş olmasıdır. Ama burada esas bahsedilen cehennemdir. Çünkü naru’l- kübradan maksat cehennemdir. Önümüzdeki dersimizde bunun karşısında insanın vaziyeti ne olacak, bu oluşumlar karşısında insanın yeri ne olacak ve tavrı ne olacak onu inşallah göreceğiz. Allah inşallah lütfeder kerem eder de bizi o günlere sağlık, afiyet içinde getirir, bunları okur, anlatırız.


[1] Zümer39/3

[2] Buhârî, Sulh-u Cevr,2697; Müslim,Nakz-ı Ahkâmi’l-Bâtıl, 17; Ebû Davud,Sünnete İttiba,4606

[3] Maide5/111

[4] Enbiya21/68

[5] Necm53/42

[6] İbrahim14/4

[7] Al-i İmran 3/185

[8] Yusuf12/53

[9] Sahih-i Müslim, Tasrifüllah,17; Tirmizi,Aynı isimli hadis,2140

[10] Beled90/10

[11] Şura42/7

[12] Araf7/54

[13] Müminun23/14

[14] Bakara2/143

[15] Şura42/19

[16] İbrahim14/34

[17] Ankebut29/69

[18] Musannef-ü İbn-i Şeybe, Hasan-ı Basrî, 35257

[19] Necm53/3-4

[20] Fussılet41/6

[21] Fussılet41/6

[22] Müsned, Ahmed b. Hanbel, 4,64

[23] Enam6/115

[24] Ahzab/40

[25] Müslim, İstiğfarın Gerekliliği, 41

[26] Sahih-i Buhârî, لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَâyetinin açıklaması

[27] Kaf50/30

[28] Taha20/114

[29] Tevbe9/128

[30] Nisa4/77

[31] İsra17/85

[32] Kalem68/42

[33] Bakara2/258

[34] Taberi,Camiü’lBeyan,Kıyame,6

[35] Furkan25/61

[36] Buhârî, Kölenin Sahibinin Malını Koruması, 2409

[37] “Sonunda onu da sarayını da yerin dibine batırdık.”

[38] Rahman55/37

[39] Yunus10/5

[40] İnşikak84/1

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

26 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37