Yakînin Gelişi (9 Ekim 2011)

Allah Aziz Kitabımızın şefaati, rahmeti, hidayeti ile nurumuzu ziyade eylesin. İmanımızı kemâle erdirsin. Rızasına nail eylesin. Dünyada ve ukbada Kuran’ın şefaatinden mahrum eylemesin. O’na bihakkın tutunmayı,  O’nu bihakkın okuyup içeriğiyle amil olmayı Allah cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Müddessir Sûre-i Celilesinden okumaya devam ediyoruz.

 


KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

 

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ (46) حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ (47) فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ (48)

 TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{وكنا نكذب بيوم الدين} الحسب والجزاء {حتى أتانا اليقين} الموت

{فَمَا تَنفَعُهُمْ شفاعة الشافعين} من الملائكة والنبيين والصالحين لأنها للمؤمنين دون الكافرين وفيه دليل ثبوت الشفاعة للمؤمنين في الحديث إن من أمتي من يدخل الجنة بشفاعته أكثر من ربيعة ومضر

 


YAKİNİN GELİŞİ

 

 

İÇİNDEKİLER

1.Kuran’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Yüce Allah’ın Büyük Kozu

4.Mümin Daima Uyarılır

5.Sınırlı Sorumlu Varlıklarız

6.Burası Noksan Âlemi

7.Cehenneme Götüren Hatalar

8.Âhir Zaman Deccalleri

9.  Huzura Kabul Ediliş

10.Mahlûkata Şefkat

11.Cehennem Yakıtları

12.İmanın Yenilenmesi

13.Allah’ın Halifesi İnsan

14.İnsan Taslakları

15.Elimizdekini de Silip Süpüren Batıl

16.Nefis ve Ruh Teknesiyle Seyahat

17.Negatif Adımların Sonu

18.Yakinin Gelişi

19.Gerçekleri Gösteren Mercek Ölüm

20.Aşama Aşama Yakin

21.Âyetlere Cübbi Bir Bakış

22.Nefse Tattırılacak Tatlar

23.Rabıtatü’l-Mevt Kapanı

24.En Sağlam Mürşit

25.Mümin Egoist Değildir

26.Binbir Hatlı Mümin

27.Esma Ekranı Mümin

28.İslâm Dışındaki İstler

29.Okudukça İkna Eden Kitap

30.Şefaat eEdiciler

31.İnsanın Hizmetindeki Melekler

32.Nebiler Manevi Baba Mesabesindedir

33.Gezilerimiz Nereye

34.Müslümanlar Allah’ın Kölesidir

35.Şefaatin İki Türü

Değerli Müminler,  Kıymetli Kardeşlerim;

Allah Aziz Kitabımızın şefaati, rahmeti, hidayeti ile nurumuzu ziyade eylesin.  İmanımızı kemâle erdirsin. Rızasına nail eylesin. Dünyada ve ukbada Kuran’ın şefaatinden mahrum eylemesin. O’na bihakkın tutunmayı,  O’nu bihakkın okuyup içeriğiyle amil olmayı Allah cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Müddessir Sûre-i Celilesinden okumaya devam ediyoruz. Son bölümlerine yanaştık. Allah hakkıyla okuyup, anlayıp, anlatıp; gereğine hakkıyla uymayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.  Resul-i Zişan Efendimiz’i tehdit eden, O’nu türlü şekillerde engelleyen Peygamberimiz (s.a.s.)’e  sui kast tertip eden, ellerinden gelen her türlü kötülüğü yaparak O’nun tebliğatına engel olan kişilerin, kafirlerin, müşriklerin ve emsali insan müsvettelerinin, nesnasların,  ölüm sonrasındaki  akıbetleri gözümüzün önüne getiriliyor. Yüce Allah’ın Kuran’ında olan gerçeklerdir,  bu  Kur’anî bir üsluptur, tarzdır.

YÜCE ALLAH’IN BÜYÜK KOZU:

Yüce Allah’ın yegâne tehdit ettiği ve tehdidinde tabiri caizse koz olarak kullandığı, cehennem ateşi ön planda yer almaktadır. Yaratan bilmez mi?

أَلا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

¶ “Yaratan bilmez mi? O en gizli şeyleri bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”[1]

Allah, insan tabiatını bu minval üzerine yaratmıştır.  Yaratan bilmez mi? İnsan ateşten çok korkar.  Paniğe kapılır. Ateşi gördüğü anda şuurunu kaybeder, dengesini yitirir, normal düşünemez. Derhal eli ayağına dolaşır. Elinde ayağında olanı da bilmez.  Ne olduğunu görmez, biz bunu daha dünyada iken görüyoruz. İşte insanın bu yapısından ki bu yapıyı düzene koyan Allah’tır.  Yüce Allah hemen yakarım ha, ateşe atarım ha dercesine hemen gazabının belirtisi olarak tehditinin hemen başında ateşe sokarım diyor.

وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكافِرِينَ

¶                         “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.”[2]

bu şekilde öcü şekliyle bizler kurtarılıyoruz, uyarılıyoruz.

MÜMİN DAİMA UYARILIR:

Yolumuza esenlikle devam etmemiz bu uyarılarla bir şekilde sağlanmış oluyor.  Arabanın ayarına, balans ayarı gibi bir şekilde yanlamaya oraya buraya, sağa sola sapmaya çalışan müminler de bu sayede uyarılıyor, rotasına oturtulmuş oluyor.  Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a. İşte bu bölümlerde, cehennem içerisinde yer alan kesimin niçin bu ateşin içerisinde yer aldıkları soruşturuluyor. Burada anlatılan olaylar,  o gün olacak yani bizim akıl, nefis, ruh dengesi içerisindeki varlığımız hasebiyle gelecekte olacak ama ruh hasebiyle ezelde olmuş bitmiş bir hadisedir.  Demek ki biz ruhen galü beladan beri müslümanız. Ama beden, nefis, akıl bu cevherlerin cem olduğu bir yapı ki bunun adına insan denir. Bu yönüyle gelecek vardır. Ama ruh için gelecek geçmiş yoktur.

قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي

¶   “Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”[3]

Emirden beri o ruhun varlığı sabittir. O emir ne zaman çıktı biz bilmiyoruz. O halde bizim ezeli olan zatın varlığında bir varlığımız var. Vücud-u ilmi denilen bir mevcudiyetimiz söz konusudur. Bu mevcudiyetimiz de ruhen sabittir.

قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي[4]

[5]وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي ile

SINIRLI SORUMLU VARLIKLARIZ:

Böyle bir haldaşlığı, yoldaşlığı, soydaşlığı var. Ötesi bizim için karanlıktır. Bizim ışığımız bir yere kadar yanıyor. Her yaratılanın bir sınırı vardır. Çünkü yaratılmak sınırlı ve sorumlu olmaktır. Yaratan için ne sınır vardır ne sorumluluk vardır.

لا يُسْئَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْئَلُونَ

¶        “O yaptığından dolayı sorgulanamaz, fakat onlar sorgulanırlar.[6]

O yaptığından sorumlu değildir. Ama Cibril de olsa, Muhammed (s.a.s)  de olsa her mahlûkun bir sınırı vardır.  İşte bizim de bir sınırımız var.  O sınıra gelince varlığımız istop ediyor. Otomatikman bitiyor. İnteha diyor.

وَأَنَّ إِلى رَبِّكَ الْمُنْتَهى

¶ “Şüphesiz en son varış Rabbinedir.”[7]

O hazır ve nazır olunca bizim varlığımız sönüyor. Vacibül vücud zuhur edince biz batına intikal ediyoruz. Bu âlemin şartları, bu neşve, bu boyut böyledir. Ama bir gün gelecek müşeddet olan bir gün, takviyeli bir gün, lutuf ve keremin sonsuza yöneldiği, coştuğu bir gün, cuşu huruşa geldiği bir gün, o gün işte o gündür. O gün lutuf ve kerem günüdür. Kullarına görünecek, Ey Kullarım selam size, selam verecek. Bundan sonra size hiç kızmayacağım. Aman Allah’ım, bundan sonra size Cemâl’im var.  Celâl’im bitti.

الْجلَال يتجلى فِي النَّار دائما

الْجمال يتجلى فِي الْجنَّة دائما

ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَام

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

¶        “Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.”[8]

âyetinin sırrı onun bir özeti, mukaddeme hasebiyle Arafat ‘ta oldu. Arafat’ın gerçek olan timsali mahşerdir. O mahşerde el yevm gerçekten tahakkuk edecek ve bütün aksaklıklarımız, eksikliklerimiz giderilecek.

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

Ey Kullarım! Dininizi işte bugün tamamladım, eksiğinizi giderdim. Siz benden tamamlamamı istediniz. رب تمم dediniz, yalvardınız, yakardınız.  Bugün sizi cennete hazır bir  pozisyona getirdim. Artık eksiğinizi bırakmadım.  Yamalarınızı yamaladım. Eksiğiniz, kırığınız, çürüğünüz, çarığınız kalamdı. Hadi

ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ آمِنِينَ

¶        “Onlara: Girin oraya esenlikle, güven içinde denir.”[9]

emniyet içinde, sıhhat, selametle cennetime girin. Demek ki

الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ

âyetinin dünyadaki geçici bir oluşumu, tezahürü var. Ama bunun gerçek tezahürü ikmal; bu dünyada ikmal tastamam olur mu?

BURASI NOKSAN ÂLEMİ:

Burası noksan âlemdir. Noksan âlemin üzerinde ikmal olur mu? Kendisi noksan, temeli noksandır. O halde dünyada kalan insanların ikmalinden, kemâlinden söz edilemez. Bu dünyanın kendisi nakıstır, noksandır, eksiği, çürüğü, çarığı çoktur. Buradan çıkmak, kemal âlemine geçmek lazımdır. O da ancak (gelecek âyet ilerde ) yakinin insana gelmesi ile hâsıl ve tahsil olur.

Cehennemin ahvalinden söz ediyordu. Bir şekilde sanki  röportaj yapılıyordu. Onların ağzına sanki mikrofan tutulmuş. Söyler misiniz ey ehli nar, sizi buraya sokan nedir?

مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ

İşte bunlara cevap veriyorlar.

CEHENNEME GÖTÜREN HATALAR:

1.SEBEP: En büyük suçlarının ne olduğunu biliyorlar ve ifade ediyorlar. Biz namaz kılanlardan değildik, olmadık. Biz musalli, ehli salat değildik. Bu münafıkların kıldığı namazın namaz olmadığını ifade ediyor. Çünkü burada münafıklar vardır. Biz namaz kılanlardan değildik diyorlar ama kılmışlardı, kılıyorlardı.  O muteber bir namaz değildi. Biz zaten o kıldığımız namaza itibar etmiyorduk, namaz demiyorduk. Sadece insanları aldatmak için, gösteriş için yapıyorduk. Onun için bizce de namaz değildi. Onu saymıyorlar. Zaten sayılmamıştır. Onun için bakın biz namaz kılanlardan değildik diyorlar. O halde namazın farziyetine, vucübuna inanmadan eğer öyle bir hareket yapılırsa o asla namaz değildir. Adam bakar hoşuna gider. Bir gavur, bir kafir, bir gayri müslim gelir. Ne güzel hareketler bunlar der. Hani program yapmışlar ya ne güzel hareketlermiş, yani ne pislik hareketler bunlar. Tersini anlayacaksınız.

ÂHİR ZAMAN DECCALLERİ:

Âhir zamanda kullanılmak üzere güzel sözcükler seçilecek, siz onun tersini anlayacaksınız. O güzel diyorsa bil ki o çirkindir. O kötü diyorsa bilin ki o iyidir. Çünkü şeytan iyiye kötü, kötüye iyi der. Bunu bilin. Onun için sakın onların güzel dediğinin yanında yer almayın. Bu, size vereceğim basit bir ölçüdür. Tersine yorumlayın. Bunu nerden çıkarıyorsunuz hocam derseniz.  Bu ahir zamanda her şey tersine dönecek.  Deccal’ı duymadınız mı? Deccal seni cehenneme atıyorum dediğinde Peygamberimiz o cennettir diyor. O’nun su dediği ateştir, ateş dediği sudur diyor.  O’nun ateş dediği şeyde sizin için hayat vardır.  İşte delil budur. Böyle bir deccaliyet döneminde yaşıyoruz. Deccaliyet ve Mehdiyyet çekirdek halinde Âdem babamızın zamanında da vardı.  O zamandan bu zamana gelişe gelişe kemal yönünde hareket ediyor. Kendi çapında zirveye erişmek için hareket ediyor. Her zaman her Peygamber Deccale karşı kavmini uyarmıştır.  Her Peygamber aynı zamanda mehdilik görevi yapmıştır. Her zaman mehdilik vardır. Dolayısıyla bu gele gele bir son noktası vardır. Deccal mı çıktı şimdi veya Mehdi mi çıktı? O beni ilgilendirmez. Son noktayı Allah koyacaktır. Benim görevim bunun her dönemde var olduğunu anlatmaktır ve bu uyarıların yapılmasıdır.  Bu yönde ayırımın, temyizin yapılmasıdır. İnsanlara bunun öğretilmesidir. Bizim görevimiz Şu Deccaliyettir, şu Mehdiyettir, şu yoldan git, bu yoldan gitme diye bir tafsilde bulunmaktır. Anlatanların, öğretenlerin görevi budur. Birincisi buydu. Çok konuştuk üzerinde fazla ileri gitmemize gerek yok. Biz namaz kılanlardan değildik, ehli salat değildik. Namazın, kişinin Allah ile olan açısını ifade ettiğini belirtti. Kısaca örnek verdi. Namaz insanın Allah’la olan diyalogunun en canlı göstergesidir.  Ondan daha pratik bir gösterge yoktur. Namaz bunun en canlısıdır.

الصَّلَاةُ مِعْرَاجُ الْمُؤْمِن

  1. Namaz,müminin miracıdır.”[10]

Denilmesinin sebebi de işte budur.

HUZURA KABUL EDİLİŞ:

Her namaz ile ilahi bir vuslat vardır. Bu çok büyük bir şereftir. Bunun hamdü senasını çok yapmak lazım. Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a ki beni namaza kabul buyurdu. Bana namazı müyesser kıldı. Çünkü namaz kabuldür. Eğer namaz kılabildiysen kabul edilmişsin demektir. Büyük bir lutuftur. Rabbimize şükürler olsun diyeceğiz. Çünkü bir müminin hayatında bu günde beş defa gerçekleşir.

إِنَّ الصَّلاةَ كانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتاباً مَوْقُوتاً

¶        “Çünkü namaz, müminlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.” [11]

Bu vakitler erdem vakitleridir. İnsanın yıldızının doğduğu vakitlerdir.  Yıldızımızın doğduğu yolumuzun açıldığı, kapımızın açıldığı, buyur edildiğimiz, ezel sultanı seni bekliyor.  Ey falan seni kabul etmek üzere hazır ve nazır. Haydi gel sende hazır ve nazır ol. İki nazır bir makamda muntazır. O onu, o onu bekliyor, o ona o ona nazar ediyor. Bu, ne büyük bir şereftir. Yüceler yücesine hamdolsun.

2. SEBEP: İkinci açı, mahlûka yöneliktir.

التَّعْظِيمُ لِأَمْرِ اللَّهِ şeklindeki Allah açısından, Allah’ın emrine, buyruklarına tazim açısından bahsedildi.

MAHLÛKATA ŞEFKAT:

وَالشَّفَقَةُ عَلَى خَلْقِ اللَّهِ Mahlûkata şefkat ikinci açısıdır. Kul iki kanatlıdır. İkinci kanadı da budur. Bu da miskinlerin korunması, onların sırtının pek tutulması,  onlara acı çektirmemek şeklinde gerçekleşir. Onların yüreği zaten acılarla dolu, onların gönlü zaten kırık, dolayısıyla onları görüp gözetmek  sırtı pek olan, karnı tok olanlara vaciptir. İşte biz bunu da yapmadık diyorlar. Tabiri caizse bunlar hergele sürüsüne benziyorlar. Bizde hergelenin teki derler. Bu aslında kaba bir söz değildir ama birilerine göre kaba olabilir.

أُولئِكَ كَالْأَنْعامِ

¶        “İşte bunlar hayvanlar gibidir.”[12]

Allah’ın bu buyruğunun topluma yansımasından ibarettir. Bu kaba bir söz değildir. Allah onlara sığır gibi demiştir. O da hergele demiş ne çıkar ki ikisi de aynı kapıya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu hergele sürüsü dediğimiz enam cinsi sadece yemektedir. Siz hiç merkebin çayırlığa salındığı zaman sana bakıp sen de buyur dediğini gördünüz mü? O zaman o merkebi “Beni de kendine benzetti, ot yemeye davet etti” diye öldürürsün. Zaten etmez. Yani onlara en yüksek gıdaları verseniz sizi çağırmaz. Sizin o gıdalara ortak olmanızı istemez. Çünkü o enamdır, hayvandır. Hayvan başkasının ortak olmasını istemez. İşte bunlarda كَالْأَنْعامِ olduğu için fakiri fukaraya hiç düşünmediler, sofralarına çağırmadılar, yedirip içirmediler. Demek ki sığır sürülerinin bir özelliği de kendilerinin yiyip içmeleri bir ikinci bir üçüncüyü çağırmamalarıdır. Hatta bu yırtıcıları belgesellerde görmüyor musunuz?  Bir laşeyi, bir leşi buldukları zaman sadece kendilerinin yemesini ister. Ötekilere hırlar. Böyle kavgaları vardır. Hele hele arslan sadece ben yiycem der, benim kalanımı ancak siz yiyebilirsiniz der. Gördünüz mü efendiler, bunlar hayvan sürüsüdür.

CEHENNEM YAKITLARI:

O halde bu cehennemde aslında insan denilen bir varlık yoktur. Burada şeyatin var. Burası,

شَياطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنّ

¶        “İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık.”[13]

in makarrıdır.  Bu iki yönden iki kanat, miskinlerin gözetilmesi, yedirilmesi, içirilmesi ikinci kanattır. Başkalarına müteaddi iman gerçek imandır. Kabından taşan ve bir başkasına doğru aşan iman müteaddidir. Lazım bana lazım gayri neme lazım. Böyle lazimi bir iman değil müteaddi bir iman nafidir. Başkaları o imandan istifade eder. Bencil değildir. İmanda daima bir taşma, aşma, feveran,  daima bir yükselme hareketi vardır.  İşte bunun için gerçek iman sahipleri mutlaka bir başkasını düşünür. Nasıl aç mı, tok mu, yedi mi, içti mi, üşüyor mu? Komşusu başta olmak üzere, akaribi yani akrabaları, ülkesini, vatanını, milletini daima düşünür. Düşünmüyorsa onun imanı, eğer müminlik dava ediyorsa, kendinden menkuldür.  Kerameti kendinden menkul şeyhlere benzer.  Kendini bilmem ne zannetmiştir. Öyle iman olmaz.

İMANIN YENİLENMESİ:

قُلْ بِئْسَما يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمانُكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ

¶        “Eğer siz müminseniz ne kötü şeyler emrediyor sizin imanınız.”[14]

Komşunu görmemeyi, miskinleri doyurmamayı emreden bir iman iyi bir iman mıdır? Böyle bir iman olmaz. Bu Cenabı Hakk’ın kınadığı kişilerdir. Bu âyet bölük pörçük imandan, çürük imandan söz ediyor. İman da çürür. Peygamberimiz imanda elbise gibi eskir buyurdu. Aman dikkat edin. Eskitmemeye, pörsütmemeye çalışın. Onu daima yenileyin.

أَن النَّبِي صلى الله عَلَيْهِ وَسلم قَالَ لأَصْحَابه جددوا إيمَانكُمْ قَالُوا كَيفَ نجدد إيمَاننَا قَالَ قُولُوا لَا إِلَه إِلَّا الله وَهِي لَا يعدلها شَيْء فِي الْوَزْن فَلَو وزنت بالسموات وَالْأَرْض[15]

Bunlar kitaplarda yazılı, çizili var. İkincisi buydu. Peki bu adamlar ne yedirmişler, ne içirmişler. Varlılklara karşı bir açılımları yok. Hele hele miskin diyarına açılan bir yolları, kapıları yok. Tamamen o diyara pencereler, bacalar duvarlarla örülmüş. Utanç duvarları var. Ayırmışlar onları insan saymamışlar, insan görmemişler. Halbuki insan esas onlardır.  Kendileri hayvandır. Dünyanın böyle cilveleri vardır. Bilir kişiler ve yaşamış kişiler derler ki: Delilerin diyarına gittik, baktık ibret alalım diye. Bizi görünce delilere bakın delilere dediler. Mazhar Osman’ın diyarında mazhar olmuş kişiler bunlar diyorlar.  Gördünüz mü? İşte böyledir. Onlar, o insanlara hayvan diyorlar.Gavurlar, buna benzer bir film yapmışlardı, Maymunlar Cenneti diye. Adını da Cennet koymuşlar. Maymunlar güya tam tersine bizim yerimizi almışlar. Soylu varlıklarmış. Biz pörsümüş, ne idüğü belirsiz, tuhaf yaratıklarmışız. Aklı ermezlerdenmişiz. İnsanları hayvan yerine kullanıyorlar. İşte onun gibi birşeydir. Adamlar bunu yapmışlar. Allah korusun.  B        ir maymunun insanın yerini alması mümkün müdür? Yüce Allah buna izin verir mi?  Onun aklı buna ermez.

ALLAH’IN HALİFESİ İNSAN:

İnsanı evirip çevirecek bir başka mahlûk yaratılmadı. O zekâ onlarda yoktur. Allah insanı lider kıldı. Bu kâinatın sahibi, yöneticisi, Allah namına insandır. Bir ikinci başka varlık yoktur. Ötekiler yönetilenlerdir. Daima insana tabidirler. Belki zarar verirler ama dizginleri ele alıp da insanları yönetmeleri hâşâ ve kella mümkün değildir. Ama şu olur. İnsan kendine bakarak, kendi programını keşfederek, bir başka mekanik varlık yapabilir, buna benzer türden, insanın eliyle yaptığı ki o el yedullahın elinin altındadır. O yedin altında insan eli vardır, onun üzerinde yedullah vardır. O el ile yaptıysa

جَزاءً بِما كانُوا يَعْمَلُونَ

¶        “Hiç kimse yapmakta olduklarına karşılık olarak...”[16]

işte o zaman insana belki külahı ters giydirecek şekilde oluşum meydana gelebilir.

İNSAN TASLAKLARI:

İnanıyorum ki kıyamete doğru kıyamet bu türlü ne idüğü belirsiz insan taslaklarının ürettiği bu yaratıkların üzerine kapacaktır. Bunların adı nesnastır. İnsan taslağıdır bunlar. Ve ah ben ne yaptım ne ettim diyerek dizlerine vuracak, yüzlerini tokatlayacak, darbedecek ve nedamet duyacaklardır. İşte bu olabilir ama Yüce Allahın yarattığı sınıflar içerisinde hiç bir sınıf insanın önüne geçemez.  Bu mümkün değildir. Buna izin verilmez. Bunu da belirtmiş olalım.

Bu adamlarda namaz yok, yedirip içirme gibi sosyal faaliyetler de yok. Allah’la araları da iyi değil. Hiç buluşma oluşmamış.  Peki bu adamların işi nedir?

وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الخائضين buradan başlayarak devam edelim.

3.SEBEP: Biz dalıp gidenlerle beraber olur, dalıp giderdik.

أَنَّمَا الْحَياةُ الدُّنْيا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكاثُرٌ فِي الْأَمْوال

¶        “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir öğünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.”[17]

Oyun ve eğlence, böbürlenme, kibirlenme gidiyor. İşte biz bu türlü oluşumların içinde yer alırdık. Onlarla beraber olurduk. Nerede oyun var eğlence var, mahiyeti bu türdendir, orada mutlaka ön sıralarda yer alırdık. Onlarla dalar gider, oynar giderdik. Kumar mı oynardık. Tavla atıyoruz gel, atalım. Bilmem neyi satıyoruz, gel, satalım. Ne kadar böyle ipe sapa gelmeyen şeyler varsa biz onların içinde yer alırdık.

الخوض الشروع في الباطل ayette geçen  الخوض hade خَاضَ yehudu يخوض havden خَوْضًا kelimesindeki خائض haid çoğulu cemi müzekker salim bunun kökeni olan الخوض havz  الشروع في الباطل batıla dalmaktır, batıla pervasızca giriş yapmaktır.

ELİMİZDEKİNİ DE SİLİP SÜPÜREN BATIL:

Batıl deyince bütün menhiyyat buraya dâhildir. Allah’ın yasak ettiği her ne var ise bunların hepsi batıl kavramının içindedir. Çünkü hak ben burada yokum der. Hakkın olmadığı bir şey batıldır. İnsanoğlu batılla asla bir yere varamaz.  Yani insanlık yönünden kemal bulamaz. Tam tersine batıl insanın elinde avucunda olanı da alır götürür. Hani derler ya insanın bulgur misali olduğunu düşünürsek; gerçek insanda pirinç olmaya bir özenti vardır. Yani daima daha daha şeklinde insan ruhu ekmeliyete doğru bir süzülüş kaydeder. Arzu vardır, himmet vardır, gayret, talep vardır. Tabi ki fıtrat bozulmamış ise. Nefiste ise daha kötüye daha kötüye bir meyil vardır.

وَما أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ

¶        “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç nefis aşırı derecede kötülüğü emreder.”[18]

NEFİS VE RUH TEKNESİYLE SEYAHAT:

Tabi ki terbiye görmemiş ise. Doğal yapısı böyledir.  Negatife devamlı daha daha hiç doymak bilmez. İşte insan bu minval üzere yaratılmıştır. Negatif olanlar tamamen zararadır. İnsanın elinde olanı da alır götürür. Yani bir bulguru örnek verdik ya Tosyaya pirince giderken evdeki bulguru da kaybedersin cinsinden. Nefis yönünden gidersen Tosyaya giderken evdeki bulguru da kaybedersin. Ama ruh yönü ile gidersen Tosya’ya değil Asya’ya da gidersin. Atalarının makamı olan yere de gidersin. Tanrı dağının olduğu yere varırsın. Onun Kaf ile olan bağı vardır. Ondan sonra

ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ

¶        “Kâf! Şerefli Kuran’a and olsun ki….”[19]

Geçidinden geçer, vuslata nail olursun. Şu halde pozitif olan gelişme haktır. Burada insanın gelişmesi de haktır. Hakka yönelen insanın gelişmesi haktır. Batıla yönelen insanın alçalması da haktır. Buna göre bu adamlar batıl ehlinden oldukları, batıla daldıkları, onlarla birliktelik oluşturdukları, danslara, cazlara, müziklere, soygunlara, bir ülkeyi batırmak için yapılan planlarda parmakları olduğu için alçalmışlar, cehenneme atılmışlar. Allah şerlerinden korusun.  أي Demek istiyorlar ki نقول الباطل Biz batılı ifade ederdik. Birisi bizden bir fikir almak istese, batıl yönüyle olumsuz olanı ona telkin ederdik. Yani adam gelmiş saf, buna danışıyor. İşte ona batılı, yıkımı önerirdik. Onu yıkacak projeleri ona sunardık.  Onların helakini oluşturacak tavsiyelerde bulunurduk, kararlar alırdık. Allah korusun biz batılı söylerdik, kavlimiz batıldı.  والزور yalandı, dolandı. Ne kadar böyle eğik büğük laflar varsa ipe sapa gelmeyen, aslı esası olmayan şeyleri söylerdik. Gördünüz mü? Bunların sözlerinde de hayat yoktur. Çünkü onlar da kalp yoktur. Zehirlenmiş bir Lut Gölü misali kalpleri var. hayat yok, yaşam bitmiş. Ölü deniz misali ölü bir yürek var.

 

NEGATİF ADIMLARIN SONU:

Bunları öldüren batıldır. Hep batıla dalmak suretiyle, hep zehir aldılar. Hep negatif adımlar attılar. Sonunda Allah korusun insanlıklarını kaybettiler. Yüce Allah onları insanlıktan azletti. Ve كَالْأَنْعامِ dedi. Daha sonra  onu da onlardan aldı. Bu da bir şereftir dedi.

بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا

¶        “…belki yolca onlardan daha da sapıktırlar.”[20]

Daha sapık olduklarını yani bir şeytan olduklarını ifade etmek istedi. Evet devam ediyorlar. Başka ne yapardınız? Hani yapmadıklarını söylediler. İki şey yapmadıklarını söylediler. Başlıca iki sahada yer almadılar. Allah’la olan ilişkileri yok. Bir de müslümanlarla olan, kalbi kırıklarla olan bir diyalogları yok. Var olan özellikleri ise batılla ilişkileri var. Bunlardan birincisi oyun ehliyle, batıl ehliyle beraberliktir. Onların her mesaisinde yer alıyorlar. Diğer özellikleri ikincisi  ise; bakın bir parelellik var. İki olumsuzlukları vardı. İki tane de kendilerince olumlu yönleri var. Kendilerince olumlu olan birinci yön batılla iştigal etmek yani sanatları batıl üretmektir.

DÖRDÜNCÜ SEBEP:

İkincisi وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّين Hakka inanmazdık ama batıla inanırdık نُكَذِّبُ biz yalanlardık. بِيَوْمِ الدين din gününü biz yalanlardık. Ahiret inancı bizde yoktu. Palavra derdik, uydurma derdik. İnsan bir daha kalkar mı?

وَهِيَ رَمِيمٌ

¶        “  Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek.”[21]

قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا

¶        “Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı, derler.[22]

Bizi şuralardan, bu kabirlerden kim kaldıracak? İçerisinde kemikler böyle toz olmuş, ufalanmış. Bunlar mı? Dediler ve reddettiler, inanmadılar. Biz din gününü yalanlardık. Din gününden maksat  الحساب والجزاء Hesabı, karşılık görmeyi.  Yapılanların soruşturulup, karşılığının alınmasının yeri olan zaman dilimini yani (yevmül ahireh) ahiret gününü yalanlardık. Bunun diğer bir ismi de din günüymüş.

YAKİNİN GELİŞİ:

Dinin gereğinin sorgulandığı gün demektir.  Dinin icaplarının sorgulandığı güne din günü denir. İşte biz bu günü yalanlardık, inanmazdık, palavra derdik.  Sen uyduruyorsun, bunlar masaldır. Kuran’da bunu nasıl yalanladıklarına dair beyanlar uzun uzun zikredilmiştir. حتى Taki, öyle bir zamana kadar biz bu tekzip işini sürdürdük ki  أتانا اليقين nihayet bize yakin geldi. Yakin geldiği zamana kadar tekzip işine müdavim olduk, devam ettik. O zamanda iş bitti. Yakin ayan beyan günüdür. Şek ve şüphenin olmadığı bir olgu ve duygudur. Allah’ın inayetiyle insanın gönlünde beliren bir oluşumdur.  İnsanın gönlü gözü ile açılır. Bu göz onun penceresidir. Eğer bu göze perde çekerseniz şu kalın perdeyi dışardan asla ışık gelmez ve ne olup bittiğini göremezsiniz. Eğer gözünüze bir perde çekilirse kalbiniz, kalp odanız kararır. Onun için bu gözden perdenin kalkması gerekir. İşte bu ayet perdenin kalkışını anlatır.

فَكَشَفْنا عَنْكَ غِطاءَك

¶        “Şimdi gaflet perdeni açtık.”[23]

Bugün senin gözünün perdesini açtık.  Bu ölürken olan bir oluşumdur.

فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

İşte bugün senin gözün artık çok keskindir, net görebilirsin.  Şeşi beş artık görmeyeceksin. Herşeyi olduğu gibi göreceksin. İşte yakin budur.

فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

¶        “Artık bugün gözün keskindir.[24]

GERÇEKLERİ GÖSTEREN MERCEK ÖLÜM:

Hadid yakin ile orantılı bir ifadedir. Ama bu oluşum ölüm dediğimiz olayın, ölümün getirdiği bir sonuçtur. Bu nedenle müfessir buna الموت diyor. Ölüm diye tefsir etmiştir. Çünkü ölüm insana gerçeği gösterir. Ölüm insana yerini gösterir. Cennete mi gideceksin, cehenneme mi gideceksin? Yani doğru musun, yanlış mısın, eğri misin, büğrü müsün ne olduğunu ölüm neticesinde göreceksin. Ölüm yaşamın bir totalidir, toplamıdır, neticesidir ve orada cevabıdır. Hayatın cevabı ölümdedir. Hayat tayyibe midir, radiye midir, habise midir? Bunu ölüm sana isbat eder. Ölüm işte bunun içindir. Akıbetimizi görmek için ölüyoruz. O toplamı görmek lazım. O cami olan vakte girmek lazım. Cami olan vakte girmeli ki gerçek aşkla bir kere Allah diyesin. Müfessir الموت der. الموت nün nerden geldiğini size ifade etmek istedim. Aslında yakin الموت demek değildir. Yakinin kelime anlamı şeksiz ve şüphesiz ayan beyan insanda beliren bir gerçektir. Bu yakin oluşumu Allah’ın lutuf ve keremi ile dünya boyutunu aşan velayet erbabında gerçekleşir.

كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ (3) ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ (4)

¶        “Hayır, ileride bileceksiniz. Hayır, hayır ilerde bileceksiniz.”[25]

İşte surelerde beyan edilen kelimelere bakın.

AŞAMA AŞAMA YAKİN:

İlme’l- yakin, hakke’l- yakin. Bunlar yakinin aşamalarıdır. İlim,Yakinsiz bir işe yaramaz. İnsanın bilgisinin bu boyutlardan geçeceğini de âyetlerde görüyoruz.

سَوْفَ تَعْلَمُونَ

Bileceksiniz, şu aşamada bileceksiniz. Aşamalar vardır. Yakinin insanda dozları vardır. Birinci derece, ikinci derece, üçüncü derece vs...

إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ آمَنُوا ثُمَّ كَفَرُوا ثُمَّ ازْدادُوا كُفْراً

¶        “İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya...”[26]

âyeti gördünüz mü? İnandılar, sonra yine inandılar, sonra yine inandılar. Ne demek bu? Eğleniyor mu? Kelime mi tekrar ediyor zannediyorsunuz.

ثُمَّ اتَّقَوْا وَآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا

¶        “İman edip Salih amel işleyenlere Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve Salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde…….”[27]

Bu beyanları inceleyiniz. Bunlar bir şair bozuntusunun tekrarı değildir.

وَما هُوَ بِقَوْلِ شاعِرٍ قَلِيلاً مَا تُؤْمِنُونَ

¶        “O bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz.[28]

Ne az düşünüyorsunuz, ne az şükrediyorsunuz, sizin ne az bilginiz var. Allah’ın Kitabı’nı sathi geçmeyin. Derin derin düşünün.

أَفَلا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ

¶        “Hâlâ Kuran’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı?[29]

âyetini nazara alın ve uyarıldığınızın farkına varın.

ÂYETLERE CÜBBÎ BİR BAKIŞ:

Onun için âyetlerin cübbi olarak derinliğine dalın gidin. Bu derinliği bulmak için kimi zatlar topragın altına girdiler.

حَتَّى أَتانَا الْيَقِينُ

¶    “Nihayet ölüm bize gelip çattı.[30]

Bu yakinin kendilerinde maddi ve manevi bir getirisi olması için toprağın altına giren zatlar var. bakın ne diyor. Bize yakin, ölüm geldi. Ölüm gelmeden evvel ölünüzü unuttunuz mu?

موتوا قبل أن تموتوا

  1. Fiziki ölüm gelmeden manen ölünüz.”[31]

NEFSE TATTIRILACAK TATLAR:

İşte bu ölümü nefislerine tattırmak için toprağın altına girdiler. Nefis tat almaya pek meraklıdır. İnsanın tat alma duyuları içerisinde en hassas olanı nefistir. Onun için tatlarda enfes, nefis kelimesini kullanırız. Bakın nefsin orada adı geçiyor. Ona en iyi tattıracağın şey ölümdür. Çünkü o nasıl olsa onu tadacaktır.

كُلُّ نَفْسٍ ذائِقَةُ الْمَوْتِ

¶        “Her nefis ölümü tadacaktır.”[32]

RABITATÜ’L-MEVT KAPANI:

Bunu şimdiden yapalım. İşte رابطة الْمَوْتِ (rabıtatü’l- mevt) denilen kulların kullandığı bir kapandır.  Fare gibi olan bu nefsi bu kapana düşürmüşler ve etkisiz hale getirmişlerdir. O halde(rabıtatü’l- mevt)  nefsin kapanıdır. ربطة Rabt, onun kuyruğunu ölüme bağladın mı sana hiç itiraz etmez. Rahmetli büyüğüm öyle derdi:

Nefis her şeye bir bahane bulur ölüm hariç. Bir tek şeye bahane bulmaz. O da ölümdür.”    İşte Yüce Allah iki de bir bize yani nefsimize ölümü hatırlatır.

EN SAĞLAM MÜRŞİT:

Çünkü bu Kur’an mürşittir. En sağlam mürşittir. Ve reçetesi kesindir. İnsanoğlunun doktorlarının ister Lokman olsun hiç fark etmez verdiği reçete dört dörtlük değildir, kesin değildir. Ama Allah’ın sunduğu reçetede şek ve şüphe yoktur.

Neticede yakin geldi, çattı ve bizi buraya attı diyorlar. İşte bizim maceramız budur.   فَمَا تَنفَعُهُمْ bu nedenle onlara fayda vermedi. İyi de siz buraya atılmışsınız. Bunca kurtulanlar oldu. Birçok kişiler, günahkârlar, eğriler paçayı kurtardı. Şefaat ettiler,  şefaat günüydü. O ona, o ona, binlerce, milyarlarca insan şefaatle kurtuldu. Siz onların içinde de mi yer almadınız?  Sizin hiç tutar yeriniz yok muydu? Dünyada bir mütteki ile temasınız olmadı mı? Bir Allah’ın sevgilisiyle temasınız olmadı mı?  O da yok tabi. Hiçbir tutar tarafları yok. Bu nedenle  فَمَا تَنفَعُهُمْ شفاعة الشافعين Şefaat edenlerin şefaatleri onlara fayda vermedi. Şefaat kategorisine alınmadılar.  Birçok rivayetlerde şunu şöyle yapana şefaat vardır, şefaat ederim diye belirtilmiştir.  Müminlerin birbirleriyle olan muameleleri vardır, şefaatleri vardır. Şafi ismi o gün cuşu huruşa gelecek. Allah’ın Şafi ismi ve başta Peygamberimiz ve diğer Peygamberler, şüheda, salihler, sıddıklar ve sıradan müminler dahi birbirlerine şefaat edeceklerdir. Hani çok ilginç bir söz vardır duyarsınız. Hocanın okuması kendine geçmezmiş. Sen bana okuyuver. Ne kadar ehil de olsan ona izin vereceksin o sana okuyuverecek. Çok ilginç bir şeydir. O gün müminin kendisine şefaati olmayacaktır. Bir başka müminin kendisine şefaati var ama o da bir başkasına şefaat edecek. İşte bu müteaddi olmanın en canlı göstergesidir.

طَبِيبٌ يداوي النَّاسَ وَهُو مَرِيضٌ

Kendini tedavi edemeyen doktoru düşünün. Adetullah nizamı böyle kurmuştur.  Egoist, bencil olmayacaksın.

MÜMİN EGOİST DEĞİLDİR:

Daima kardeşini de gözeteceksin.  Onun da sana bir faydası olacağını unutmayacaksın. Onu hakir görmeyeceksin. Onu ganimet bileceksin. İşte mümince yaşamanın rahatlığı budur. Çok keyif vericidir. Güven vericidir. Mümin güven veren kişi demektir. Güvenen ve güven veren insandır. Müminin elinden, dilinden emin olunur. Onun için mümine canını kurban edeceksin. Ayağının altına serileceksin. Çünkü o bizim sebeb-i necatımız olabilir. Böyle bilelim.

Şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermedi. Muhyiddin-i Arabi’ye göre bu dünyada da şefaat hakkı vardır. Müminler bu şekilde birbirlerine şefaat edebilirler. Bakınız himmet, şefaat türüdür. Dua şefaat türüdür. Bir kardeşine dua etmek ona şefaat etmektir. Bunun en canlısı da cenaze duasıdır, namazıdır. Kullanacaksın, hakkın, sana verilmiş. Kırk kişi şefaat ederse adam paçayı kurtarıyor. Onun için bir cenaze namazında bulunmak çok önemlidir. Peygamberimiz bir gün: “Bugün şunları kim yaptı, bunları kim yaptı?” diye soruyor. Bugün cenaze namazı kılan var mı diye soruyor. Hepsinde de Ebu Bekir Efendimiz çıktı. Bunların hepsini yapmış. Peygamberimiz onu müjdeliyor. Ötekiler bir tanesini ya da iki tanesini yapmıştır. İşte bunlardan bir tanesi de şefaat hakkıdır. Sana verilmiş, kullanıyorsun. Nasıl bilirdiniz? İyi biliriz Ya Rabbi. Mümin herkesi kendisi gibi bilir. Çünkü mümin müminin aynasıdır. Mümin hüsnü zan üzere yaşar. Saftır, temizdir, katıksızdır, bulanık fikirleri yoktur. Eğriliği, dolandırıcılığı,  garezi, kötü amacı yoktur. Herkes için iyilik düşünür. Herkesin yükselmesini ister. Ben tattım bundan, kardeşlerim de tatsın. Ben yedim, o da yesin. Ne güzelmiş bak dediği her şeyi paylaşır. Hasetçi, kindar, bencil değildir. Bunları ben saymıyorum. Bunlar şuabü’l- imaniyede anlatılan imanın şubeleridir. Bunlar müminin kolu kanadıdır, meyvesidir, dalı budağıdır.  Öyle miyiz tabi ki bir düşünün bakalım. Adam geçen öyle diyor. Hocam hep müslümanlar böyleyiz, hani müslümanlık böyle mi olmalı? Müslüman olamayan adamlar rahat yaşıyorlar.  Bütün musibetler, belalar bizim üzerimizde. Sen hangi müslümandan söz ediyorsun kardeşim. Mümin budur.

BİNBİR HATLI MÜMİN:

Bunları sen görüyor musun anlattım. İşte bunlar olmadığı için hep bizim hatlar kopuktur.  Sıdk hattı, vaad hattı, muhabbet hattı,  rahmet hattı kopuktur. Bütün hatlar kopmuştur. Kopuk hattan sana ne gelecek a kopuk. Maktu olmuşsun sen, ecrin de maktudur, kesiktir. Ama müminin gerçek anlamda bağlantılarını mümin kurmuştur. Bağlantıları derken şuabü’l- imaniyesi sağlam, adamın hatları sağlam bakımlıdır.  Hatları çalışıyor. İşte biz böyle kopuk olmasaydık, sağlam hatlara sahip olsaydık bize onlar yanaşamazdı. Bizden korkarlardı. Nitekim ataların kopuk takımından değildi. Hatları, halatları, bakımları, takımları sağlamdı. Onun için adam onu gördü mü, Allah onun yüzünde esmaü’l- hüsnasını canlandırıyor, hareket ettiriyor. Adam onun yüzüne bakamazdı. Muhteşem Süleyman varmış, adam onun gözüne, yüzüne bakamazmış.  Şöyleymiş, böyleymiş. Tabi öyledir. Şu halde demek ki iman heybet verir.

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ

¶        “Muhammed Allah’ın Resûlüdür.Onunla beraber olanlar , inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler.[33]

De ki şiddet müminin şahsında, gözünde, yüz aynasındadır. Kâfir baktığı zaman müminde şiddet görür, korkar. Küfür ile baktığı zaman أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ âyetini yaşar.

Buna dikkatinizi çekiyorum. Kâfir mümine nazar ettiği zaman onun yüzünde şiddet görür. Onun için bunlar barbar demişlerdir. Küfür gözüyle baktığı zaman müminin ekranında görünen tablo budur. Celal görürsün. Çünkü müminin kâfire açılımı otomatikman böyledir. Ona kırıtmaz, ona sırıtmaz. Çünkü bu onu kışkırtır. Ona kaşlarını çatacaksın.

أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ beyanınca adımını  atacaksın. Aksi takdirde orda anlatılan sıfatta bir mümin olamaz, yalama olursun. Muhammed (s.a.s )’ in ashabının sıfatından olmazsın. Yalaka birisi olursun. Kendi kendine kendini mümin zannedersin. Kur’an’ın tanıttığı mümin olamazsın. Ama mümin mümine bakınca hayran olur, bayram eder. Çünkü birbirinin aynasıdırlar.

الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِن

  1. Mümin müminin aynasıdır.[34]

ESMA EKRANI MÜMİN:

El-Mümin, gerçek müminde, onun sadrında, göğsünde, el ayak, göz, kulak, saçının ucuna varıncaya kadar, tırnağına varıncaya kadar her yerinde esmaü’l- hüsna cevelan eder, iman neşreder. Hep böyle iman sinyali verir. Sevecenlik sinyali verir. Gören onu sever, ona bakmaya doyamaz. Bu nedenle

رُحَماءُ بَيْنَهُمْ

¶        “Aralarında birbirlerine merhametlidirler, sevecendirler.”[35] dürler.

Şiddetin eseri olamaz orada. Mümine kaş çatmak, korkutmak, kılıç kullanmak, silah kullanmak göstermek caiz değildir. Bu meyanda da hadisler vardır. Bunların yasaklığına dair, mümin mümine kaşlarını çatmaz, onu korkutmaz. Bu haramdır. Ama gâvuru korkutacaksın ki sinmesi lazım. Korkmazsa üstüne atlar. Onun için sıvışıp gidip sinmesi lazım. Gâvuru sindirmen lazım. Coşturursan bugünkü prensip var ya. Bugünkülerin kapanları var. O gâvurlar Aristo’dan, Sokrat’tan, Roma’dan doğru getirerek koymuşlar. Onların kapanları var. Müslümanları kapan kapana. İnsanlık, sevecenlik, pembe bir dünya diyorlar.

İSLAM DIŞINDAKİ İSTLER:

Biz onlara pembeciler diyoruz. Uyduruk, hayali bir âlemdir. İşte ılımlı olmak, hümanistlik gibi.  Hümanistlik komünistliğin perdesidir. Yani ne istlik varsa her istlik pislikten ibarettir. İllel İslam, İslam hariç. Çünkü o Allah’ın nizamıdır.  Bu düzeni Allah kurmuştur. Allah’ın insanlar için kurduğu düzen hariç gerisi batıldır.

فَماذا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلالُ

¶        “Hakkın dışında ancak dalalet vardır.”[36]

İslam haktır gerisi nahaktır. Ey Allah’ın Kulları, hakka gelin, nahakka değil. Hak olmayandan uzak durun. Yoksa siz de onun ehli olursunuz. Siz de batıl olursunuz. Batıla peşkeş çeke çeke sizler de batılın peşinden çekilir gidersiniz. Ve bu güruhtan olursunuz. Allah korusun.  فَمَا تَنفَعُهُمْ شفاعة الشافعين Şefaat da kar etmez artık o zaman, işlemez.  Demek ki şefaatin dünyada da bir boyutu, açılımı vardır. Ama büyük şefaat, Allah’ın ipin ucunun koyuverdiği, tamamen rahmetinin coştuğu, müminlerin gönüllerine,  kafalarına, ellerine, ayaklarına doldurduğu bir gün var. İşte o gün ayrı bir gündür. O din günüdür. Biz o günü iple çekiyoruz. Biz kaçanlardan değiliz. Biz o günün hasretini duyanlardanız. Ne zaman ne zaman diye bekliyoruz.  Çünkü sahibimize gidiyoruz. Beni çok sevene, dünyada bir dediğimi iki etmeyene, benim için titreyene,  o yegâne sevdiğim var ya işte onu bana gönderene, onu yaratana gidiyorum. O bana kıyamazsa kim bilir Allah bana nasıl davranacak diyorum küçücük mantığımla ve ona gitmekten korkmuyorum. Sizde mantığınızı çalıştırın. Nefsinizi ikna edin. Tıpış tıpış gidecektir, korkmayın. Alışacaktır, alıştırın. Biraz görmediğinden, biraz dokunamadığından birazcık çekingenlik vardır. Ama kullanın aklınızı, fikrinizi kullanın.

OKUDUKÇA İKNA EDEN KİTAP:

Kitabınızı okuyun. Bu onun mektubudur. Okudukça ikna olursunuz, Ona güven gelir. Her şeyden çok O’nunla olmayı istersiniz. O zaman her şeyden çok O’nu görmek istersiniz. İşte size bunu sağlayacak bu Aziz Kitap’tır. Onu ne kadar çok okursanız o kadar mesrur olursunuz, mutlu olursunuz, kutlu olursunuz. Ey ehli Kuran sizi kutlarım. Ehli olmayı sürdürün. Ehliyetinizi artırın ki Allah da size lütfunu, keremini artırsın.

ŞEFAAT EDİCİLER:

Şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez, vermemiştir. Allah şefaatçilerden bahsediyor. Şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermedi. Burada şefaatçi demiyor şefaatçilerin diyor. Çoğul kullanıyor. Müfessir bunu beyan ediyor  من البيانية (min-i beyaniyye) ile.  Bu şefaatçiler;   من الملائكة meleklerdir.

Birinci sınıf melekler: Melekler ayrı bir konudur.  Bunlar hangi meleklerdir? Herkesin adına tayin edilmiş melekler vardır. Hepinizin melekleri ayrıdır. Senin için görev yapan onun için görev yapmaz. Onun ki ayrı senin ki ayrıdır. Herkesin görev yapan melekleri vardır.  24 saatte kişinin üzerinde dört melek görev yapar. Sadece kayıt için çalışan, kayıt melekleri, kiramen kâtibin türünden melekler vardır. Onların hiç ayrılmayanları var. Gelip gidenleri var.  Günlük rapor eden dört tane melekler var.  Bunların yanında sürekli sizi koruyan sizden hiç ayrılmayan hafaza melekleri var.

لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ

¶        “İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır, Allah’ın emriyle onu korurlar.”[37]

Onun önünde arkasında takipçi melekler vardır. Allah’tan gelecek kazadan onu korurlar. Gördünüz mü Allah’ın kulları bunlar koruyucu meleklerdir. Hep seni takip ederler, hiç ayrılmazlar. Bunun ötesinde gözün için, kulağın için çalışan melekler var. Siz zannediyor musunuz ki o kirpikler o yağlı şeyler mi sizi koruyor? Olur mu?  Siz hangi fabrikada fabrikanın içindeki pancarlar kendini koruyor, şeker yapıyor diye duydunuz. Var mı böyle bir şey? Bunları şey yapan işte şu alettir, şurada dönen çark vardır, şu keski vardır. Ey Allah’ın Kulu utan, peki Hasan Ağanın, Hüseyin Ağanın işi ne? Onlar ne duruyorlar, onlar anbaş kazığı mı? Bizde anbaş derler, böyle tarlanın başına bir kazık dikerler. Sınır belirlemeye yarayan kazıklardır. Bizim orada çocukluğumdan hatırladığım anbaş kazığı derler. Anbaş kazığı mısın sen? Yani yerinde durup, çakılı hiç bir iş görmeyen. Peki bunlar kim?  Müdür diyorlar, amir, memur diyorlar.  Onlar kim? Anbaş kazığı mı bunlar, sınır kazığı mı? Esas onları yapan,  çalıştıran onlardır. Öyleyse senin vücudundaki bu aletleri bir fabrika gibi düşünürsen onun ameleleri lazım. Onlar kendi kendine hiç olur mu? İşte melekler görevlilerdir, amillerdir. Dizinde, parmağında eklemlerinde ,sinirlerinde.... Velhasıl Ey Allahın Kulları sadece 360 küsur eklemin vardır ve sadece orada 360 melek vardır. Hücrelerin melekleri vardır.

İNSANIN HİZMETİNDEKİ MELEKLER:

Vücudundaki hücrelerin, atomların melekleri vardır.  İşte bütün bu melekler senin meleklerindir. Sana hizmet eder. İşte burası çok önemlidir. Allah, yaptığınız tesbihlerden, ibadetlerden, özellikle tesbihlerden, zikirlerden melek yaratır.  Hu dediğin zaman bir melek canlanır. O melekler senindir. Yaratan Allah’tır ama sanki sen yaratıyormuşsun gibi olur.  Yani sen icad ediyorsun, sebep sensin. O zikrin ona can verir. Çünkü zikir bir candır. İnsanın gönlüne hayat verir ve bu ruhani olan bir varlığın vücudunu meydana getirir. Bu meleklerde sizin ürünleriniz ve şefaat günü size şefaat edecekler. Tabi ki şefaat edilenler sınıfına alınmanız şartıyla. O gruba nasıl gireceğiz? Mümin olman yeterlidir. Ben müminim ama baştankara her şeyim. Olsun sen mümin isen, oraya mümin olarak gittiysen mesele yoktur, oraya dâhilsin. Şefaat edilecekler,  af olunacaklar kapsamına giriyorsun.  O kapsamda olman yeterlidir.  O izin verildi mi gerisi gelir. İyi de bu adamın ne zikri var, ne fikri var, ne şu ne bu işte o, o zaman başkasının gözünü, yüzünü gözetleyecektir. Ah abam ah abim der. Dilencilerin gerçeklerini orada göreceksiniz. Nasıl dilenilirmiş orada göreceksiniz.  Yüzsuyu nasıl dökülürmüş esas orada göreceksiniz. Ana baba günü, yalvaran yakaran, ağlayıp sızlayan, o gün işte Allah’ın Kulları. Orada, hani biz niye varız, işte böyle kara gün için varız diyen erler de var. Dağıtıyor adamlar. İşte gerçek kerim olan, cömert olan odur. O kara günde gününü ak eden kişi gerçekten aklanmaya, paklanmaya, liderliğe layıktır.  İşte o gün gerçekten siz abinizi, velinizi öğreneceksiniz. Burası palavradır, bu yalan dünya. Büyükler de böyle söylemişlerdir. Nice burada allı pullular vardır ki, meşhurlar vardır ki o gün orada kenarda köşede kalakalacaklardır. İnsanların hiç önemsemediği öyle erler vardır ki orada paçaları sıvayacak, böyle harıl harıl müminleri toplayacak, müminlerin yüzünü güldüreceklerdir. O zaman anlayacaklar kimin ne olduğunu. Sürpriz, Onlar Allah’ın mahfuz kullarıdır.

Birinci grup meleklerdir. Kıyamet gününün o kara günün, o ana baba gününün, şefaatçilerinden birinci sınıf ruhaniler gurubundan meleklerdir. Peki ruhanilerin dışında bizim türümüzden olanlar ise;  والنبيين

NEBİLER MANEVİ BABA MESABESİNDEDİR:

İkinci grup nebilerdir. Çünkü nebiler çoban mesabesindedir, baba mesabesindedir. Evlatları türünden, sürüleri türünden olan kavmi ile ilgilenmek durumundadır, konumundadır. Onları bir araya toparlayacak. O ana baba gününde yavrusunu arayan bir koyun gibi; kuzusunu arayan bir koyun gibi oradan oraya koşacaktır. Tabi o tabloyu hiç gördünüz mü bilmem? Ben gördüm. Şanslı adamız yahu. Küçük yaşlarımızda sürülerin içine katıldık. Kuzuları ayırırlar analarından, kuzuların çobanları ayrıdır. Koyunların çobanları ayrıdır. Çocuklar genelde kuzuları güderler. Olgun kişilerde koyunları güderler. Belli vakitlerde kuzular ile analarını buluştururlar.  Ama belli bir miktar sağdıktan sonra, hayvanlar sağılır, bir kısmını yavrularına bırakırlar.  Ondan sonra salıverin derler. İşte o gün mahşer tablosu gibidir. O heyecandan, o anaların yavrularını aramaları, ötekini koklar, ötekini koklar bakar, ötekiler böyle me me bağırırlar. Çok müthiştir. Sabahleyin gerçekleşir genelde, haşir sabahı gibi bir sabah vaktidir. Güneş doğarken ya da doğma esnasında erkenden gerçekleşen bir tablodur. Böyle bir zamanda bulundunuz mu bilmem? Bunlar güzeldir. Görmediyseniz belgeselleri varsa bunların seyredin, yaşayın. Çünkü o günleri hatırlatsın diye Yüce Allah o tabloları yaşatmıştır, o misalleri size getirmektedir. Canlı misallerdir bunlar. Bunlar boşuna yaratılmış şeyler değildir.  Bu tabloyu Peygamberimiz savaş dönüşünde, savaştan gelenleri bekleyen halk ile anlatmıştır. O gün savaş olmuş bitmiştir. Dökülmüştür insanlar, yatanlar, bağıranlar, çığıranlar, bir anne bir oraya koşmaktadır, bir oraya koşmaktadır. O yerde serilmiş, bağıran, çığıran, ana baba, o küçük yavrular... o çocuğa bakar, o çocuğa bakar. Sonra yavrusunu bulunca, koklar ve bağrına basar.  İşte der görüyor musunuz bu ana bu çocuğa zulmedebilir mi, haksızlık edebilir mi, azap edebilir mi?   Etmez. Nasıl bak bağrına basıyor. Allah mümin kuluna bu anadan daha merhametlidir. Peygamber (a.s ) da bu tabloyu böyle anlattı. Hepsi güzel ama görmüş ve görür gibi anlatmış Muhammet (a.s). Bunlar yaşanan şeylerdir. Bazı zamanlarda kıtlık zamanı gibi bu tabloları göremezsiniz. Mişler, mışlarla birileri bunları anlatmalı, tasvir etmeli. Yoksa mekanizmalar durgun ve solgun olur.  Alamazsınız,  mekanizman var ama onu etkileyen bir sinyal almadığı sürece çalışmaz o mekanizma. Adam eve gaz alıcı yapıyor.

Gaz olunca ötüyor. Peki gaz olmayınca öter mi? Ötmez. Bunun için mekanizmalarınız sinyallerini almadığı sürece devreye girmez.

GEZİLERİMİZ NEREYE:

Kur’an’ın anlattığı ortamlara girin ki mekanizmalarınız otomatikman devreye girsin. Bunun için Yüce Allah diyor ki:

سِيرُوا فِي الْأَرْضِ

¶        “Yeryüzünde gezin, dolaşın.”

ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كانَ عاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ ve keyfiyetten söz ediyor.

¶        “Peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl olmuş bir görün.[38]

Altınızda arabalarınız ne iş görüyorsunuz. Deniz kenarında eşinmeye gideceğinize, helak olmuş toplumların, eskilerin yaşadığı yerleri izleyin. Mezarların nasıl toz haline dönüştüğünü, kemiklerin nasıl çürüdüğünü görün. Yaz oluyor. Adam, nerede yazlayacağını düşünüyor. Nereye gazlayalım diyor. Yazlamak için gazla diyor. Çıplakların yanında ne işin var senin? Orada nefsin kamçılanır. Orada da sinyaller alırsın ama başına bela olur. Nefsin kudurur orada. Eşini görmez olursun. Çoluğunu çocuğunu görmez olursun. Gözün perdelenir, pis pis perdeler gelir gözüne. Kadınların tesettürünün anlamının birisi de budur. Her insan bir şekilde evlenmiştir. Burayla pek ilgili değil ama anti parantez onu da söyleyelim. Olur ya seninkinden daha gösterişlidir. Seninki gölgede kalır. İçinden oraya akım oluşur. O da sana bakarsa Aman Allah’ım bağlantı kuruldu mu seninkiyle olan kontak kopar, kesilir. Öte taraf artık gözünün önündedir. İsterse görme onu. Mekanizma onu çekti aldı. Gördün mü Allah’ın Kulu işte o güzelliğin paketlenmesi lazımdır. İçinde olsun onu sahibi açsın. O paketi sadece kimin adı varsa, paket kiminse o açsın.  İşte tesettürün anlamı budur. Bu şekilde mümin mümine rahmet olur. Eşini, çoluğunu, çocuğunu açıp da ona buna teşhir etmez. Çünkü bu katliamdır. Bu gönül katliamıdır, nefis katliamıdır. Ne yaptığımızın farkında değiliz değil mi? Bir özgürlük denilen, bir kapana kapılmışız gidiyoruz. Bunlar şeytan kapanıdır. Özgürlük diye bir laf müslümana yakışmaz. Biz Peygamberimize,

عبده وَ رسوله diyoruz. Allah’ın kulu ve resulüdür. Peygamber kulu olduktan sonra ki bu kölelerin tabiridir. Abd köleye ait bir tabirdir. Köle demektir. Abdi benim kölem demektir.

MÜSLÜMANLAR ALLAH’IN KÖLESİDİR:

Hürriyyet  müslümana hiç yakışır mı? Biz ancak nefsimizi rehinlikten kurtardığımız gün hürriyetten söz edebiliriz. Henüz o gün gelmedi. Bilmiyoruz, biz şu anda ibadullahız. Onun için Abdülhamithan  (cennet mekân) Hazretleri bu tabiri duyunca bu müslümanlara hayır getirmez. Bu müslümana yakışmaz dedi. Felaketi gördü ama engelleyemedi, sadece ağladı. Müslümana, bu millete yaramaz bu dedi.  Gerçekten de yaramadı. O günden bu güne yüzümüz hiç güldü mü? Hep birbirimizi öldürmekle meşgulüz. Gâvura gerek yok. Birbirimizin canını, malını alıyoruz. Irzına, namusuna, tecavüzleri her gün görüyorsunuz. Bunu kim yapıyor? İşte bu ülkenin içindeki kimseler yapıyor. Öyle söyledi rahmetli büyüğüm (cennet mekân) “Keşke bu sözleri söylemeseydi. Duası kabul edilmiş” dedi. Veliyyullah dedi. Yani böyle olasınız, ipek mendilini, gözünün yaşlarını sildiği mendili pare pare ediyor.  O Selanik’ten gelen güruhun üzerine atıyor. Böyle böyle olasınız dedi ve öyle olduk. Hiç yüzümüz gülmüyor. Kefaret ödüyoruz. İnşallah zamanı gelirde felaha kavuşuruz.

İkinci sınıf şefaatçiler nebilerdir. Nebiler kavimlerinin babası ve sürülerinin çobanı kabilindendirler. Bu nedenle hepsiyle tek tek ilgilenirler. Sorunlarıyla ilgilenmek zorundadırlar. Peygamberlik öyle basit bir şey değildir. Gelin benden alın. Yok. Peygamber gider ayaklarına. Peygamberin özelliği budur. Bir ihtiyacınız varsa gelin benden alın. Bunu bakkallar yapar. Peygamberler böyle değildir, ayaklarına giderler. Şehir şehir dolaşırlar. Köy köy, hane hane dolaşırlar. Peygamberler böyledir.

أْتِيا فِرْعَوْنَ

¶        “Firavuna gidin.”[39]

Gördünüz mü Firavunu çağırın demiyor. Firavun’a gidin diyor. Nebiler çok uzun gider de öyle olunca dersimiz bitmiyor.  Bazısını da daha sonraki derslere bırakıyoruz.

3. sınıf şefaatçiler والصالحين Salih müminler de o kara günde şefaatçiler sınıfında yer alacaktır. لأنها Çünkü şefaat للمؤمنين müminlere aittir,   دون الكافرين kâfirlere değil. Şefaat müminlere aittir. Kâfirler için şefaat yoktur. Öyle bir hak kâfire tanınmamıştır .

ŞEFAATİN İKİ TÜRÜ:

Şefaatın iki özelliği vardır.

Birincisi af ile ilgilidir. Suçların affı ile ilgilidir.

İkincisi ise derece üzerine derece katma ile ilgilidir. Adam kurtulmuş, kurtulmuş ama yüksek dereceler var. Adamın derecesi çok eksiktir. Çünkü cennette gidilecek yerler derecelere göre derecelendirilmiştir. Cennet de istediğin yere gidemezsin ki.  Herkesin ameline orantılı belli bir yeri, yurdu var. O halde ikincisi derecesini artırmaya yöneliktir.  Adam elli derecelikmiş, bunu artırabiliyor. Yüze, yüz elliye, iki yüze, iki yüz elliye artırabilir, şefaatte buda vardır.  Biz sevgili peygamberimize belli şeylerle, mesela ona salât-ü selamı çok getirerek onun derecesinin artmasını sağlarız. Peygamberimize salât-ü selam getirmemiz onun derecesinin artmasını sağlar. Sen onun compütüründe kayıtlısındır. Kendisine salâvat getirenleri melekler ismen peygambere bildiriyor ve görüntünüzü de gösteriyor. Hani telefonlar var ya. Görüntülü senin adın geçince resmini de gösteriyor. Yerine göre sesini de verebiliyor. O’nun computüründe bunların daha da kıralı var, en üstünü var.  Onu insanların yaptıklarına benzetemeyiz. Peygamberimiz bilir. Bu dünyada da onun memnuniyeti sana pozitif sinyal verir. Çünkü dua eder. Kendisine salât-ü selam geldiği zaman dua eder. Anan baban da böyledir. Ölmüş gitmiş, ona hayredersin. Bir ölü dostuna hayır ecrini gönderirsen, yani sevabını bağışlarsan ona bildirilir. Zaten “bu nereden geldi” diye soruyormuş. Bunu sana oğlun gönderdi veya arkadaşın gönderdi. O oradan seviniyor ve dua ediyor. Artık garezi marezi olmadığı için bu yönden geçerlidir. Beddua edemezler. Zarar verme yönünden bir girişimde bulunamazlar. Ama pozitif yönde Allah o yönü dünyaya da aktarabiliyor. Lehimize olan da geçerli, aleyhimize olan da geçmez. Böylesine faydalanma yönlerimiz vardır. Müminlerin gelir kaynağı çoktur. Allah’a şükürler olsun. Ganiyy-i Mutlak Hazretleri biz fukarayı düşünüyor. Havadan, nemden, tozdan, topraktan sana gelir.  Korkma yeter ki kalbin sağlam olsun. Sağlam adımlarla bas. Safa ile yürü Hakka, her şey lehine çalışır.
 
 

[1] Mülk67/14

[2] Al-i İmran3/131

[3] İsra17/85

[4] İsra17/85

[5] Hicr15/29

[6] Enbiya21/23

[7] Necm53/42

[8] Maide5/3

[9] Hicr15/46

[10] Razi,Medahilişşeytan, İkinci Fasıl,c.1,s.226

[11] Nisa4/103

[12] Araf7/179

[13] Enam6/112

[14] Bakara2/93

[15] Hâkim, Müstedrek,Kitabü’t -Tevbe

[16] Secde32/17

[17] Hadid57/20

[18] Yusuf12/53

[19] Kaf50/1

[20]Furkan25/44

[21] Yasin36/78

[22] Yasin36/52

[23] Kaf50/22

[24] Kaf50/22

[25] Tekasür102/3-4

[26] Nisa4/137

[27] Maide5/93

[28] Hakka69/41

[29] Nisa4/82

[30] Müddessir74/47

[31] Ruhu’l-Beyan, Cuma Sûresi’nin Tefsiri

[32] Âl-i İmran3/185

[33] Fetih48/29

[34] Ebu Davud,Nasihat,4918

[35] Fetih48/29

[36] Yunus10/32

[37] Rad13/11

[38] Enam6/11

[39]Şuara26/16

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

23 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37