Allah'ın Muradı Sizsiniz (1 Mayıs 2011)

td001

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Yüce Allah’ın inayeti, lütfu ve keremi ile Aziz Kitabı’nın tefsirlerinden biri olan Medarikü’t-Tenzil’den, diğer meşhur adıyla Nesefî Tefsiri’nden Müddessir Sûre-i Celilesi’nin 31. ayetinin tefsirinden okumaya devam ediyoruz. Ayet-i Celile uzun bir ayettir. Tefsiri de buna göre uzamış oluyor.  Yüce Rabbimiz’den niyazımız Kelâm-ı Mecidi’ni hakkıyla anlamak, anlatmak, gereği yönünde amel etmek, muradı veçhile ahlâklanmak,  yine Allah’ın rızasına, muradına uygun sırlara aşina olup, nefis yönü ile tezkiye bakımından, gönül yönü ile ruh yönü ile yüce dereceler almaktır. Yüce Rabbimiz’den niyaz ediyoruz ihsan eylesin, ikram eylesin.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

لِيَسْتَيْقِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَيَزْدَادَ الَّذِينَ آَمَنُوا إِيمَانًا وَلَا يَرْتَابَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْمُؤْمِنُونَ وَلِيَقُولَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْكَافِرُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ لِيَسْتَيْقِنَ الذين أُوتُواْ الكتاب } لأن عدتهم تسعة عشر في الكتابين فإذا سمعوا بمثلها في القرآن أيقنوا أنه منزل من الله { وَيَزْدَادَ الذين ءَامَنُواْ } بمحمد وهو عطف على { لِيَسْتَيْقِنَ } { إيمانا } لتصديقهم بذلك كما صدقوا سائر ما أنزل ، أو يزدادوا يقيناً لموافقة كتابهم كتاب أولئك { وَلاَ يَرْتَابَ الذين أُوتُواْ الكتاب والمؤمنون } هذا عطف أيضاً ، وفيه توكيد للاستيقان وزيادة الإيمان إذ الاستيقان وازدياد الإيمان دالان على انتفاء الارتياب . ثم عطف على { لِيَسْتَيْقِنَ } أيضاً .

{ وَلِيَقُولَ الذين فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ } نفاق { والكافرون } المشركون فإن قلت : النفاق ظهر في المدينة والسورة مكية . قلت : معناه وليقول المنافقون الذين يظهرون في المستقبل بالمدينة بعد الهجرة والكافرون بمكة

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.İlimle Paralel Derece

4.Eûzü- besmele’nin Sırrı

5.Akıl-Gönül İşbirliği İçinde Olmalı

6.Mümin Kâfirden Uzaktır

7.Mümin Her Dem Tazedir

8.Cenab-ı Hakk’ın Jesti

9.Karabet-Garabet

10.Mezhepler Seçeneklerdir

11.Ehl-i Kitab’ın Durumu

12.Müminin Tasdik Ambarı

13.Allah’ın Muradı Sizsiniz

14.Müminlerin İmanının Artışı

15.Ondukuzun Anlatılmasının Nedenleri

16.Kalp Hastalığı Nifak

17.Kâfirin ve Müşriğin Konumu

18.Küfür Türleri

19.İnsana Verilemeyecek İsimler

20.Amellerin Habtolunması

İLİMLE PARALEL DERECE:

İnsanın ilmi ne kadar artarsa anlayışı o kadar gelişir. İlim alt yapıdır, dolayısıyla alt yapısı sağlam olanın üst yapısı garantili olur. Derecesi ne kadar yüksek olursa, aşina olacağı şeyler de o denli kapsamlı olur, geniş olur. Bu nedenle biz hem ilmimizin ziyadeliğini istiyoruz, hem de Allah katında derecelerimizin âli olmasını, yüce olmasını diliyoruz. Bunlar aç gözlülük değildir. Bunlar tamah değildir. Yani hasis olan sıfatlardan değildir. Adi olan, bayağılıklardan değildir. Bunlar tam tersine ulviyet âleminin yüce âlemin sıfatlarındandır, hasletlerindendir, bu âleme namzet olan insan için biçilmez kaftanlardır, vazgeçilmez niteliklerdir. O halde biz bunları Yüce Rabbimizden istiyoruz ki bu sayede Yüce Kelâmı’na bakışımız o denli geniş ve derin olsun. Kavrayışımız asan ve sağlam olsun. Bu nedenle istiyoruz, o bizlere ne kadar lütfederse ihsan ettiği lütfünü keremini yeniden sermayenin arasına katıyoruz.

EÛZU-BESMELENİN SIRRI:

Sermaye artırımına giriyoruz, geçiyoruz ve böylece kazancımız inşallah bol olur.  Allah katında kazancımız bol olur. Çünkü bizim yatırım yaptığımız zat O’dur. O’nun adına veriyoruz. O’nun adına alıyoruz. Onun adının olmadığı yerden istiaze ediyor, kaçıyoruz. Allah o mekânlardan, o insanlardan bizi muhafaza buyursun. Şeytanlarla düşüp kalkanlardan bizi korusun. Şeytanın bize yaklaşıp nasibdar olmasından Rabbimiz bizi muhafaza eylesin. Daima O’na istiaze ediyoruz. Daima O’na kaçıyoruz. O’ndan istiyoruz. Koru bizi Ya Rabbi, bu melun bize sataşıp duruyor, ısırmaya kalkıyor, bizi yolumuzdan saptırmaya kalkıyor, sana sığınıyoruz diyoruz ve sonra da senin adınla şu işe, şu işe başlıyorum diyoruz. Eûzü ve besmelenin anlamı işte bu mahiyettedir. Önce korunma sonra amele atılmadır, işe girişmedir. Şeytan ile meşgulken, dalaşırken iş göremezsin. Bu nedenle önce işi sağlama almak gerekir. Bunun adına istiaze diyoruz.  Bu Rabbimize bir anlamda kendimizi sigorta ettirmektir. Ben senin güvenceni istiyorum, başka şeylere güvenmiyorum. Ne nefsime, ne falana ne filana., ne şu nesneye ne bu nesneye güveniyorum. Ben kendimi sana teslim ediyorum.

اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ رَهْبَةً وَرَغْبَةً إِلَيْكَ لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ[1]

Sana iltica ediyorum. Sana sığınıyorum. Ondan sonra “tamam, kabulümsün” buyuran Yüce Allah’ın karşısındayız. Çünkü vereyim diyor. O halde biz istedik, verdi kabul ediyoruz. Tamam, dediğine inanıyoruz. Rabbimize itimat ediyoruz. Ondan sonra hadi kulum muhafaza altına aldım seni, güvencedesin,  şimdi yapacağını yap.  Ondan sonra بِسْمِ اللَّهِ الرحمن الرحيم deyip paçaları sıvayıp يا الله - بِسْمِ اللَّهِ deyip işe koyuluyoruz. İşte بِسْمِ اللَّهِ ‘ın açılımı da budur. Biz Allah’ımızın bizlere ihsan ettiği, ikram ettiği şeyleri yeniden O’na yönelişte kullanıyoruz. Hızımızı daha da artırmayı, aşkımızı şevkimizi daha da coşturmayı niyet ediyoruz. Çünkü motor ne kadar güçlenirse o kadar dinamik olur. O kadar hız yapar ve işi sağlam görür. Bunlar bizim Rabbimizden temennilerimizdir, niyazımızdır. İstiyoruz, daima isteyeceğiz, görevimizdir. İhsan etmesini, lütfetmesini talep ediyoruz.  O’na güveniyoruz. İnşallah bunları kabul buyurmuştur. Biz bu şekilde hüsnü zan edeceğiz. Yapıyorum ama benim yaptıklarımı kabul etmez, demeyeceğiz. Çünkü böyle bir şey Allah hakkında su-i zandır. Su-i zan başa beladır. Mahrumiyete sebeptir. Mahrum olmak istemiyoruz. Rabbimiz hakkında daima en iyisini düşüneceğiz. Herkes hakkında iyi düşünmeliyiz ama Allah hakkında en iyisini düşünmeliyiz. Allah en iyisini bize ihsan eylesin. Çünkü en iyiye koşun, en iyiyi takip edin buyuran Yüce Allah’ımıza[2] سَمِعْنَا ve أَطَعْنَا[3] diyoruz. Duyduk uyduk Ya Rabbi en iyiyi istiyoruz diyoruz.

الذين يَسْتَمِعُونَ القول فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ

¶                   “ Sözü dinleyip de onun en güzeline uyanlar var ya...”[4]

واتبعوا أَحْسَنَ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ [5] ye iman ettik ve ona uyuyoruz.  O doğrultuda yol almaya çalışıyoruz. Allah cümlemizi muvaffak eylesin.

AKIL ve GÖNÜL İŞBİRLİĞİ İÇİNDE OLMALI:

Yüce Allah on dokuzdan söz etti. Onun üzerinde on dokuz vardır diyerek kâfirlerin, münafıkların tepesine balyoz gibi bir beyan ile bir hakikati onlara ayan eyledi. Adamların kafaları dolaştı, sersem oldular. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Yüce Allah’ın işi şaşkınlığa sevk etmektir. Çünkü O’nun acayip işleri vardır. Garip işleri vardır. Akıllar, hafsalalar, ihata edemez. Eğer insan aklına yüklenirse arpa boyu kadar ilerleyemez. Çünkü akıl bu sıkleti çekemez. Netice de tarumar olur, perişan olur gider.  Onun için mümin aklını kullanarak, gönlünden medet ister. Ey gönül imdadıma yetiş, benim dayanağım ol. Beraberce şu işe gönül verelim. Beraberce seninle bu yolda yürüyelim der; imanın kaynağı olan kalpten medet alır. Hayrandır, taaccüp halindedir, şaşkındır ama bu imanın verdiği tadın kişideki galebesinden kaynaklanır.

Hayranım imdi hayranım imdi

Yar ile bayram kıldı bu gönül

diyen zatın havasına girer. Kâfir ise gönül desteğini bulamaz. Çünkü onda gönül ölmüştür. Onların kalbi ölüdür. Onlar canlı cenazedir.  Aklına yüklenir. Akıl da bu yükü çekemeyeceği için çözemez. Mesele çözümsüz kalır. Neticede yüklendikçe fazla yük bindiği için sigortası atar, hatta daha ötesi sigortası yoktur ki onun atsın. Tamamen paralanır, yanar gider. Helâk olur gider. Gebersin gâvurcuklar, gebersin gâvurlar, yok olup gitsin.

فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

¶                    “Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun![6]

ayetinde beyan olduğu gibi şu zalim kavim Allah’tan, müminlerden, lütuftan, keremden, rahmetten, cennetten uzak olsun.

MÜMİN KÂFİRDEN UZAKTIR:

Onun için Allah onları kendinden uzaklaştırır. Müminlerden şimdi yavaş yavaş uzaklaşırlar. Aslında bizler de onlardan uzaklaşırız, uzaklaşmalıyız. Fersah fersah sen benden uzak ol, defol diyeceğiz. O defolmuyorsa sen ref olacaksın. Oradan sıvışacaksın, kalkıp gideceksin. O medfudur sen merfusun. Senin şanının yüceltilmiş, merfusun. O rezille ne işin olabilir? O alçaltılmıştır. Alçakların yanında ne işin var?

Yurduma alçakları uğratma sakın” diyor. Bu iman dolu sesler nerede kaldı? Şimdi bunu duyan mı var? Ama şiir okumaya gelince okuyorlar. Bakın şimdi size bir şiir okuyacağım diyor. Taslakçı, şiir okuyor. Mesele okumak değil, mesele yapmaktır. Onu haykıran zat onu yaptı. O aşk ile o şevk ile yaşadı. Ve tozu dumana kattı. Allah’a doğru kanat çırparak huzura gitti. Vatana, millete destek oldu. Aşka şevke getirdi. O bedbin insanları cepheye yolladı. Sen şimdi ne yapıyorsun? Kuru kuruya şiir oku, olmaz. O zaman وَالشُّعَرَاءُ ya dâhildir.

وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ

¶       “Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.”[7]

Yüce Allah “şairlerin peşinden İblisler gider” diyor. Allah bizi onların şerlerinden korusun.

Bu on dokuz onların tepesine bir balyoz gibi indi. Müminlerin tepesine ise sekinet, lütuf,  kerem ve rahmet olarak indi. Bu nedenle müminlerin kafaları daha da açıldı. On dokuz şifresi ile kafaları, gönülleri daha da açıldı. Açıldıkça açıldı. Âlemler ona dar geldi.  İşte böyle imanın açılımına ziyade-i iman diyoruz. Burada geçecektir. Bu on dokuzun gâvurlarda ve müminlerin dünyasında meydana getirdiği ahval anlatılıyor. Bir on dokuz meselesi nelere sebep olmuş oluyor.  Biz o on dokuzu, cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık.  Onların sayısını da bu on dokuz olarak ifade ederken, bir imtihan vesilesi kıldık. Yani Yüce Allah bu sayı ile büyük, çetin bir sınava tabi tutuyor. Bu on dokuz ile birilerinin başını eziyor,  إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا [8]sevk etmesine vesile oluyor.  Birilerinin de mana duyularını açıyor. Açılmadık âlemlerin açılımını yapıyor. Hani şimdi kenarda bucakta bir şeyler yapıyorlar da açılışa geldi diyorlar. Yüce Allah müminlere âlemlerin açılımını sağlıyor. Ey mümin kulum; sa2yin mübarek olsun, diyor.

وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُوراً

¶       “ Onlara şöyle denecektir: Şüphesiz bu sizin için bir mükâfattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür.[9]

MÜMİN HER DEM TAZEDİR:

Sayiniz mübarek olsun. Benim tarafımdan kabul görmüştür, takdir ediyorum. Sizlere yeni bir âlemin kapılarını açıyorum. Hadi mübarek olsun. Buraları da gezin. Buraları da görün ve tadına varın. İmanınızı buralarda da kullanın. Bakın neler neler görecek, neler neler duyacak, neler neler kazanacaksınız. Yeniden imanınız kalkışa geçecek, uçuşa geçecek ve yükseleceksiniz. O zaman yeniden bir âlem daha vereceğim. Yeniden, yeniden, yeniden... Mümin hep böyle yenidir, yenilenir; gönül cihetinden hiç bayatlamaz hep tazelenir. Derviş Yunus:

Her dem taze doğarız

Bizden kim utanası

diyor. Her dem, her nefes taze doğarız. Biz yeni yeni doğarız. Ölürüz ama anında Allah hayat verir.  Biz Rabbimiz’e canımızı sunarız. Biz ölümü ذَائِقَةُ الموت [10] tatmak için ölürüz. Mümin o tada bayılıyorum diyor. O anda öyle bir veriyor ki, öyle bir tadı var ki, yeniden yeniden o tadı tatmak istiyorum. Hani şüheda da oluyor. Tekrar tekrar gelip de şehit olmak istiyor. Çünkü o anda bambaşka bir halavet, talavet  var. Onu tekrar tatmak için istiyoruz. İşte müminlerin dünyasında her an yenilenme vardır.

جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ قِيلَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إِيمَانَنَا قَالَ أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ

  1. “  Peygamber Efendimiz s.a.s şöyle buyurdular. İmanınızı yenileyin, tazeleyin. Kendisine: “Ey Allah’ın Resûlü! İmanımızı nasıl yenileyelim” denildi de O şöyle cevap verdi: La ilâhe illallah sözünü çokça söylemek suretiyle.” [11]

İmanınızı yenileyin ey müminler! Allahtan gayriyi ayağınızın altına alarak, Allah’tan başkasını arkanıza atarak, gözünüzden kulağınızdan çıkararak, aklınızdan, fikrinizden dışarı atarak ancak Allah ancak Allah diyerek yürüyün. İşte bu yenilenmedir. Her dem taze oluştur. Allah bu tazeliği mümin kullarına ihsan ve ikram eder. Bu cennetin atmosferidir. Cennet her an tazelenir. Her an yenilenir. Bir üzüm salkımından tane aldın mı hemen yerine yenisi gelir. Eksik durmaz. Dünyada ise aldıkça eksilir. Orada ise hemen yenilenir. Orası tecdid âlemidir. Burada da manevi yönü ile müminin dünyasında bu yenilenme vardır. Her an her nefes yeni kapılar açılır, yeni mertebeler oluşur. Her yeni kapının arkasında bir sürpriz, bir yeni oluşum vardır. Görüntüsü, tadı bambaşkadır. Hisler bambaşkadır. Kemal üzere kemal, nur üzere nur vardır. Allah ziyade buyursun.

Biz bunu bir vesile, imtihan kıldık. Gâvurlar için çetin bir cevizdir. Halletmeleri mümkün değildir. Onların başına bir bela sardırdım ben diyor. Hani onu sarpa sardıracağım diyordu. Göstereceğim ben ona diyordu. İşte bu dünyada başlarken on dokuzla başlıyor. Bu sarpa sardırma işi on dokuzla tünelin ağzına girmiştir. Cehennemin ağzına girmiş oluyor. Bu on dokuz aşamadan geçe geçe, cehennemin karnına doğru alınır, götürülür. Artık kafanın tası atmıştır, kafa bir türlü yerinde değildir. Yediği, içtiği de zevk vermez olur. Ya neydi bu on dokuz der. Boyuna sinyal gelir.  On dokuz sinyali gelir. Hani bazı mekanik şeylerde vardır ya, arıza yapınca bir yerde devamlı ışık yanar, söner. Seni rahatsız eder. Arabanın bir yerinden böyle bir sinyal sana gelip duruyor. Dikkat diyor, dikkat çekiyor. Ünlem koyuyor. Sen nasıl bu halde, tehlikeli durumda yola devam edeceksin. Etsen bile diken üstünde durursun. İşte gâvurun ekranında da sürekli böyle on dokuz çıkar.  Bu ne? O sinyal gelsin istemiyor. Ama Cenabı Hak atmıştır Atacağız biz onların ekranına diyor. Böyle bir mesaj atmıştır. Bu onları deliye çeviriyor.

لِلَّذِينَ كَفَرُوا O sayıyı biz onlar için büyük çetin bir sınav, fitne kıldık.  Cenab-ı Hak niçin böyle yaptı acaba?  Gâvurlar için böyle kıldık. Biz onların sayısını, o cehennem meleklerinin sayısını kâfirler için ancak bir fitne kıldık.  Cenabı Hak gâvurların ekranına neden böyle bir mesaj atmış? لِيَسْتَيْقِنَ الذين أُوتُواْ الكتاب Kendilerine kitap verilenler şunu iyi bilsinler, iyice kavrasınlar, iyice  anlasınlar diye.  لِيَسْتَيْقِنَ demek, ليعلموا بلا شك demektir. Niye,kitap ehli bunu iyice anlasın.  لأن عدتهم Çünkü onların, o cehennem meleklerinin sayısı تسعة عشر on dokuz olarak belirtilmiştir.  في الكتابين Her iki kitabın içinde İncil’de de Tevrat’ta da böylece belirtilmiştir. فإذا سمعوا Peygamberimizin aracılığıyla bu on dokuzu duyunca, Kur’andan bu ayetler okunup bunu duyunca, bizzat yada bir başkasından. Ya on dokuz diye bir şey varmış duydun mu denildiğinde, duyduk diyecekler. Kendi kitaplarında da böyle var. Doğru, on dokuz yok mu diyecek, yanlış mı diyecek. Kendi kitaplarında onu, on dokuzu okuyorlar. Bu bilgilerinin kesinleşmesi içindir.  فإذا سمعوا بمثلها Onu benzeriyle, misliyle işittikleri zaman في القرآن Kur’an2 da أيقنوا Kesin olarak anlarlar, bilirler  ki  أنه منزل من الله O Kur2an Allah’tan indirilmiştir.

CENAB- HAKK’IN JESTİ:

Çünkü kendi ellerindeki kitaplar bu Allah’ın kitabıdır derler. Bu Allah’tan geldi. Öyleyse Muhammed (a.s) ın getirdiği kitapta da aynısı var. O zaman bu aynı kaynaktan olduklarının göstergesidir. Bunun sayısını başka kim bilecek? Bir başka kaynaktan cehennemi öğrenebilir misin? Oraya gidip gelen mi var?  Nasıl gitsin gelsin adam, oralardan bize mesaj getirsin veya bir görüntü alsın da göstersin. Mümkün değil bu ancak vahiyle olur. Öyleyse Kur’an bir vahiydir. Allah’tan gelmiştir. Böyle olmalı, olsun diye. Yani Cenab-ı Hak, Ehli Kitaba bir jest yapıyor. Bakın size böyle bir jest yapıyorum. Kitabınızda olan şeyle sizi tekrar ipucu vererek, bu imtihanda size destek sağlıyorum. Aslında imtihan da gizli olur değil mi? Ama onlara bir ipucu gösteriyor. Bakın bu Kur’an-ın Allah’tan geldiğine size bir ipucu vereyim. İpucu on dokuzdur. Cehennemde baş görevli meleklerin sayısıdır. Bunu ancak bir Peygamber bilebilir.

Çocuk niçin anaya veya babaya benzer. Mesela, sordukları sorulardan birisi de buydu. Sana bir kaç sorumuz var. Bunları ancak Peygamber bilebilir dediler. Sorulardan birisi de buydu. Peygamber onlara cevabını verdi. Sonunda yine inanan inandı. Çok az bir şekilde, galil denecek kişi, o kadar kişi, bir deste insan geliyor. İleri gelenlerinden bir tanesi inanıyor. Mesela Abdullah ibni Selam gibi. Gerileri yine inkâr ediyorlar. Ya işte bak bunu ancak Peygamber bilebilir dediniz niye iman etmiyorsunuz?  İman bir hidayettir, Allah’ın lütfu ve keremidir. İnsanın bilgisiyle, insanın görgüsüyle olacak bir hadise değildir. Hani Nuh der Peygamber demez. Bu bir inat meselesidir. İşte bunun gibi Muhammet dediler Resûlullah demediler. Muhammed dediler orada kaldılar. Şunun arkasını da söyleyin. Resûlullah deyin. Yok dediler. Biraz daha devam edersek Ebu Talip’in yetimi deriz dediler. Böylece ebedi yetimlerden oldular. Peygamberimizin bu yönüne sürekli parmak bastıklarından, O’nu o şekilde kınadıklarından, kınayıcı bir sözdü. Anasız babasız yavru, Allah korusun Kastamonu tabiriyle göbel bu cinsinden bir hakaret ettiler. Siz misiniz böyle diyen, yetim kimmiş göstereyim size, ananızı babanızdan, babanızı ananızdan, hepinizi bir birinizden ayırayım da, yardımsız bırakayım da o zaman bir görün gününüzü!

KARABET-GARABET:

Onlar şu anda ebedi yetimdirler. Ne ana var, ne baba var. Ne bir yardımcı, ne bir ses ne bir seda var.  Karabet diye bir şey artık yoktur. Ğarabet vardır. Cehennem ehlinin karabeti dünyada ölümle son bulur. Akrabalık bağları tamamen kesilmiştir. Daha doğrusu kendileri kesmişlerdir. Sıla-i rahim yapmadıklarından akrabalık bağlarını koparmışlardır. En büyük akraba akreb olan Allah’tır.

وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

¶       “Yüce Allah, Ben sizin en yakınınızım, en üstün akrabanızım diyor.[12]

Öyleye sılanı evvela O’na yapacaksın. O senin ananı babanı yaratandır. Hakkı anandan babandan önce gelir. Çünkü ananı babanı sana anne baba olarak veren O’dur. Ana babaya da Mevlası evladından önce gelir. Çünkü o evladı onlara veren O’dur. İşte bu sılayı kopardıklarından, kat’ı sıla eylediklerinden Akreb oluşları bitmiştir, ağrebe dönüşür.  Ağrep tuhaf, garip, ilginç demektir. Akıl alır bir şey değildir. İşte onların Garipler yurdu olan cehennem, tuhaf yaratıklarla doludur. Bu dünyada müminler gariptir. Kâfirler ehli sefadır, keyif ehlidir. Tanıyanları çoktur. Bu vesile ile bir araya gelişleri çoktur. Doğum günü partisi, kahvaltısı, yemeği, düğünü, şenliği, kutlaması hiç bitmez. Sürekli hep yakın olurlar. Gâvurlar birbirlerinin dostudurlar. Hep yakın olurlar. Yalnız yaşayamazlar, korkarlar. Onlarda korku vardır. Hep birbirlerinden destek alırlar. Birbirlerine uyarlar ve uyarlarlar. Birbirlerini ayartırlar. Böyle yaşarlar. Hep kitle halinde yaşarlar. Bunların arasını Yüce Allah darmadağın edecek. Hepsini bir dağa atacak. Dolayısıyla orada komşu olup ta Hasan Hüseyin nasılsın corç habaş nasılsın gibi bir şey yok. Yüce Allah hepsini darmadağın edecek. Cehennemin içinde bile olsa bir tanıdığının olması insan için bir lütuftur. Bir tanıdığının, ahbabının yanında olması insan için bir lütuftur. Lütufların kesildiği yerdir. Onlara lütuf yok. O halde tanıdıklar yan yana olmayacak.

Müminler ise bu dünyada gariptir. Halleri ilginçtir, tuhaftır. Müminler böyle destek alamazlar, böyle neşelenemezler. Bir araya gelişleri de çok zordur. Gâvur birisi mağripte birisi maşrık da atlar uçağa hadi gel gelebilir. Ama bir müminin şu köyden başka bir köye gitmesi bile baya zordur. İmkânları zayıftır. Bu nedenle genelde dualarla birbirlerini Yüce Allah’ın katında sıla ederler. Yüce Allah’ın katında onları anarlar. Dualarla anarlar, sılayı genelde bu şekilde gerçekleştirirler. Tabi ki fiziki yönden de yapmak mümkün ise, imkan dâhilindeyse yapar ama su zamanda Allah’ın kulu adam İzmir’deymiş, İstanbul’daymış. Buraya gidiş geliş nereden elde etsin o parayı, kolay mı?  Onun için böyle bir teklif Allah

لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا

¶  “  Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.[13]

Teklifi mala yutak yoktur.

Allah Teâlâ Hazretleri insanlara gücünün yetmeyeceğini, لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا şekliyle, şuna gücü yetmezse şöyle yapsın. Buna gücü yetmezse şunu yapsın. Alternatifler vardır.

MEZHEPER SEÇENEKLERDİR:

Yüce Allah’ın dini geniştir, kolaydır. Bir seçenekle iş bitmez. Seçenekler vardır. Mezhepler seçeneklerdir, seçenek türleridir. İslam’da da mezhebin sınırı yoktur, sınırı olmaz. Buyur sende ictihat ilimlerini öğren. Hiç kimseye uyma, sende bir alternatif ol. Gücün yetiyorsa. Bunda bir tahdid yoktur. Tahdidi olmayan bir şeyin tehdidi olmaz. Nerede tahdid varsa; tahdid hududu çiğnediğin anda tehdit gelir. Tahdid yok ki tehdit olsun. Tehdit riski tahdid olunan şeyde vardır. Sınırların çizildiği yerde vardır. Şimdi sınırlar ortadan kalktı. Sınırları muhafaza etme güçleştiği için, efelik yapmak elinde gücünde değildir. Açlık sınırları diyor. Hani hoca diyor ya, düşüyor ya merkepten. Herkes gülüyor. Ne gülüyorsunuz zaten inecektim diyor. Eşkıyadan koruyamayınca, kollayamayınca sınırları açtık yahu diyor. Açtık, bu işi biz yaptık. Zaten ben açacaktım orayı diyor. Allah korusun. Yani çizgiler gitti. Bunun için tehdit de kalmadı. Tahdid gitti, tehdit kalmadıBu bir felsefedir. Ama bu bir kaide, ben bu kaideyi uyguluyorum diyorsun. Ama lehimize mi aleyhimize mi? Yani ben mi mahvoluyorum yoksa onlar mı? Mutlaka bir taraf alıyor. Ben veren miyim alan mıyım? Ver gitsin canım sadaka olsun, sevaptır diyor. Demek evini de köyünü de çoluğunu da çocuğunu da vereceksin. Sadaka verdim diyeceksin. Eş sadaka verilir mi? İnsanın eşi sadaka olur mu? Al sana sadaka kullan bunu diyebilir misin? Oğlunu, kızını sana sadaka olsun diyebilir misin? Bunlar mal mı? Vatanı kime veriyorsun? Vatanını sadaka olarak kime verirsin? Ecdadın ruhu sızlar. Sen mi aldın onu?  Senin mi? Kime veriyorsun? Bunlar işin espri yönü, olanları böyle değerlendirmeye çalışıyoruz. Çok müthiş bir garabet Allah korusun. Yorum efendim. Herkes bir tarafından kendine göre yorum yapıyor. Biz de eğer böyle bir yorum yaparsan ben bu işi yordururum diyorum. Ben yorumcuyum, yorduracağım. Bak ben senin bu rüyanı anlatacağım, yordurmaya gidiyorum.  Ben böyle tevil ediyorum, ben böyle yorumluyorum. Bilmem başkası nasıl yorumlar. الله أعلم Herkes bunun hesabını kitabını gün gelip verecek. Tabi ki.

EHL-İ KİTAB’IN DURUMU:

Ehli Kitabın durumu, ehli kitaba bir destek olsun diye,  kendilerine kitap verilenler iyice anlasınlar, şeksiz ve şüphesiz bilsinler diye, onlara bir jest olsun diye bunu yaptım. Çünkü gavur hiçbir şeye inanmadığından ne Yahudi’dir, ne Hıristiyan’dır. Adam nedir ya bu on dokuz, bu da neymiş, ipe sapa gelmeyen bir laf bu, anlamsız bir şey der.  Ama ötekiler anlamlı olduğunu biliyorlar. Onun  kitapta yeri var yurdu var. Kitapta yeri olan anlamlıdır. Kitapta yeri olmayan anlamsızdır. Kitapta yeri varsa tamam, yeri yoksa onun bir anlamı yoktur. Anlam vermeye gerek yoktur. Anlamaya çalışmak anlamsızlığın ta kendisidir. Anlamı olmayan bir şeyi anlamaya çalışmak kafanın boşluğundan gelir. Akılsızlıktan gelir, ahmaklığın bir göstergesidir. Hani değmez diyoruz ya. Bırak şunu pek ipe sapa gelmeyen şeyler konuşuyor. Dinlemeye gelmez, bunun bir anlamı yok. Boşu boşuna değmez denir. Ya buna cevap verme değmez denir. Bu serserinin tekidir. Abuk subuk konuşur. Deliyle deli olma denir. Ya bununla konuşmaya gelmez. O halde anlamsız ile diyalog tesis eden de anlamsızdır. Batıl ile diyalog tesis eden batıldır. Eğri ile diyalog tesis eden eğridir. Kiminle kontak kuruyorsan sen osun. Başka şahide gerek yoktur. Kiminle düşüp kalkıyorsun.

الْمَرْءُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ

  1. İnsan arkadaşının dini inancı üzeredir.[14]

Ben falanı merak ediyorum. O benim arkadaşımdır. Öyle mi seni biliyorum. Beni biliyorsan öyleyse onu da biliyorsun demektir. Gerçekten arkadaşsa. Hani arada diyorum. Bir yerde gidiyordum. Yolda adam yakınına diyor: “Çok iyi arkadaştır, iyi insandır,  beraber içeriz.” Ölçü bu, beraber içiyoruz diyor. İyiliğinin alameti de buymuş. Demek ki beraber zemzem içenle, beraber şarap içenin durumu böyledir. Hacı Hacerü’l- Esvet’in başında, şarapçı da meyhanenin içinde birbirini bulur.

بعضهم من بعض

¶       “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir.(birbirlerinin benzeridir)[15]

Aynı kaftandan biçilmişler. Huyu, suyu aynıdır.

Kendilerine kitap verilenler, iyice şeksiz şüphesiz bilsinler diye, inandıkları şeyin doğru olduğunu, bildikleri şeyin doğrulandığını, pekiştiğini görsünler diye, anlasınlar diye;  وَيَزْدَادَ الذين ءَامَنُواْ bu on dokuzun iman edenlere faydasına gelince; iman edenlerin de ziyadesi olsun,  iman açısından zaid olsunlar, artış kaydetsinler, imanları artsın diye. Kime inanan kimseler?   بمحمد Muhammed (a.s)’a iman edenler. وهو عطف atıftır. وَيَزْدَادَ cümlesi  atıftır.  على  لِيَسْتَيْقِنَ cümlesine atıftır. Bu nedenle nasb okuduk. Lienيَزْدَادَ yezdade takdirindedir. Lien yesteygine fiili üzerine oradaki cümleye atıf yapılmış.  إيمانا Yüce Allah müminler iman yönünden, açısından artış kaydetsinler diye ben bu beyanı yaptım diyor. Bu on dokuzu getirmemin sebebi Müminler آمنا amenna ve صدقنا saddakna deyiversinler ve böylece Yüce dereceleri kapıversinler diye yaptım. Gavurlar da şaşkın şaşkın otura kalsınlar. Oturup kalası herifler, kazık gibi kalakalsınlar. Böyle bön bön baksınlar. Ehli kitap bilgilerini artırsınlar, şeksiz şüphesiz bilgiye sahip olsunlar.  Müminlerin ise imanları kat ve kat artsın diye yaptım. Bakın ehli kitabın imanı artsın yada imana gelsin diye bir şey yok. Sadece bilgilerini pekiştirsinler diye diyor. Kesin bilgi sahibi olsun diyedir. İkan kesin bilgi demektir. Kesin bilgiye sahip olmak dahi iman etmeyi gerektirmez. Çünkü Küfr-ü inadide herşey bile bile yapılmaktadır.  İnadına gavur olmak var ya ona “Küfr-ü cuhud” denir.  Bile bile inkar etmektir.  Allah korusun. Burada bir incelik vardır. Cenab-ı Hak müminlerin imanı artsın, ehli kitabın da bilgisi artsın diye beyanda bulunuyor.  لتصديقهم بذلك Cenab-ı Hakk’ın bu beyanını tasdikinden dolayı artış gerçekleşir. Çünkü her tasdik bir üst mertebeye geçişi sağlar. Her صدقت saddaktü demenle yüce bir mertebe kazanırsın. Bu nedenle müminlerin imanının sonunu bilemezsiniz, bilinmez. Çünkü her tasdik de derece alır. Onun için biz Allah’ın kitabını okuyunca آمنا [16]amenna ve صدقنا saddekna diyoruz. İnandık ve tasdik ettik.

Biz bunu devamlı dinliyoruz ve söylüyoruz. Bunun hesabı yapılabilir mi Allah’ın Kulları. Bu dereceyi nasıl hesap yapabiliriz? Sürekli tekrar tekrar ediyor. Kur’an bitti derece bitti hayır. Yeniden başlarsın. Kaldığın yerden tekrar devam edersin. Bu, sonsuz bir gidiştir. Rabbinize çok şükredin.

Erhamürrahimin أرحم الراحمين [17]olan o zat size “çok latif “ismiyle davranıyor. Lütfediyor, kerem ediyor. Ona çok şükrediniz.

الحمد للَّهِ على نعمٍ ki

كما صدقوا سائر ما أنزل İndirilen diğer şeyleri tasdik ettikleri gibi. İndirilen diğer şeyler; İncil, Tevrat, Zebur gibi  kitaplardır. Mümin bunları da tasdik ettiği gibi bunu da tasdik eder.

MÜMİNİN TASDİK AMBARI :

Öncekileri tasdik ettiği gibi Kur’an-ı da tasdik eder. Öncekileri tasdik ediyor, bir kere öncekilerin bütün hepsini ambarına dolduruyor. Yahudilerin alacağını alıyor. Hıristiyanların alacağını alıyor. Diğer geçmiş Nebilerin hepsini tasdik ediyoruz. Onun için ne kadar Peygamber geldiyse bunun karşılığında biz ecir alıyoruz. Tasdik ecri ve mertebesi alıyoruz. Bir de onlarla kalmıyor, zaid olarak Kur’anı tasdik ediyoruz. Nurun ala nur, bunun sonunu biçemezsin, anlatamazsın. Bu gale gelmez. Bu kelama gelmez. Bu adede gelmez. لا يحصى dır.

ALLAH’IN MURADI SİZSİNİZ:

Bu Allah’ın sonsuz lütfunun kula yansımasından ibarettir. Yüce Allah sonsuz lütfunu insana verecektir. Çünkü öküze, merkebe, meleğe verecek değildir. Gözde varlık insandır. Onun muradı insandır. Allah’ın Kulları, Allah’ın muradı sizsiniz. Bu nedenle sizin muradınız da o olsun. İki murat bir olursa artık hiçbir endişeye mahal yoktur. Seni muradın da O, Onun muradı da o. Bize düşen de mübarek olsun demektir. Barekallah بارك الله demektir. Takdir ve tebrik etmektir.  أو veyahutta bu ayette ziyadelik konusu şöyle de izah edilebilir.

MÜMİNLERİN İMANININ ARTIŞI:

Yani Müminlerin imanının artması;

1- Muhammed (a.s) tasdik ediyorlar bununla da kalmayıp,

2- daha önce indirilenleri de tasdik ediyorlar. Bu şekilde kat ve kat imanları artmış oluyor.

Diğer bir açı da imanın ziyadeliğiyle ilgilidir.  يزدادوا يقيناً

3- İçerik olarak, içerik cihetinden artsın. Yukarıda mümenün bih yani inanılması gereken şeyler açısından, müminlerin hayatında Muhammedilerin hayatında daha çoktur. Bir önceki din sadece kendine gelen şeye inanıyor. İkinci safhada gelen bir öncekine de inanıyor. İki kat, iki misli oluyor.  Üçüncü safhada gelen önceki iki aşamayı da kabullenmesi gerekiyor. Dört, beş gele gele en nihayet bir rivayete göre 124 000 Peygamber. Sonuncu Peygamber (a.s) ile bu kadar geçmişi biz kucaklıyoruz. İşte bu inanılan şeyler açsından çokluktur. İnanılması gerekli şeyler açısından imanı artmış oluyor.

4- Tefsir, yakinen diyor. Bu inanılması gereken şeyler yönünden değil de, içyapıdaki dolgunluğun, olgunluğun, o yönden; yoğunluk yönü, saflık yönü açısından içyapıyla ilgili olan bir artıştan söz ediyorlar. Buna yakin diyorlar. Bu başka bir tevcihtir. Müminlerin yakinî imanları artsın diye.  لموافقة كتابهم Kitaplarının uyum  sağlamasından dolayı,  كتاب أولئك Onların kitabına uyum sağlamasından dolayı. Müminlerin kitabı Kur’andır.  كتابهم deki هم zamiri Müslümanlara, iman eden müminlere gidiyor. Kitaplarının mutabakatından dolayı, muvafakat; mutabakat demektir.  كتاب أولئك onların kitabına uyum sağlamasından dolayı. Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlardır. Yani Tevrat ve İncil’e uyum sağlamasından dolayı da mutluluk duyuyorlar. Bu yönden yakinî imanları artmış oluyor. Şeksiz ve şüphesiz kalplerinde bir iman oluşması içindir. Yani ikincisinde içerik yönünü anlıyoruz. Birincisinde ise dış açılım yönüyle, sayı bir anlamda giriyor. Dış içerik, içyapı iç içerik buna yakin diyoruz. Bu keyfiyet oluyor. Kemiyet değil. Dışarıdaki kemmiyet cihetinden bir artıştır. İçerik ise keyfiyet cihetinden bir artış olsun diyedir. Her ikisi de maksut olabilir. Her ikisi de bu maksadın içerisine dâhildir dememizde hiçbir sakınca yoktur. Allah Teâlâ Hazretleri bununla neyi kastetti, biz kesinlikle şudur diyemiyoruz. Ama kelimenin içerdiği anlamlar bunlardır. Biz buna bakıyoruz.

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّكُمْ تَخْتَصِمُونَ إِلَيَّ وَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ وَلَعَلَّ بَعْضَكُمْ أَلْحَنُ بِحُجَّتِهِ مِنْ بَعْضٍ فَمَنْ قَضَيْتُ لَهُ مِنْ حَقِّ أَخِيهِ شَيْئًا فَلَا يَأْخُذْهُ فَإِنَّمَا أَقْطَعُهُ بِهِ قِطْعَةً مِنْ النَّارِ[18]

 

Nahnu nahkumu biz zahir

Zahire bakarak biz bu yorumları yapıyoruz diyorlar. Hepsinin de maksudi ilahi olmasında bir sakınca olmaz. İnşallah öyledir. Biz bu nedenle hem dış açılım yönüyle imanımızın artışına dikkat edeceğiz, artırma yönüne gideceğiz. Hem de içerik yönüyle içyapı yönüyle imanın daha saf, daha kaliteli, daha katıksız olmasına ki bunun geçen sohbetimizde yaptığımız gibi, zulümden ne kadar ayıklayabilirsek imanı o kadar ihlâslı bir iman olur. O kadar saf bir iman olur. Saf olan bir iman ile katıklı olan çok farklıdır. Katkı maddesi ne kadar varsa bir gıda da o kadar pozitif açıdan etkisi azdır. Hatta bazen yüzde bir bile kalmaz sadece görüntüsü benzer. Yüzde yüz o tamamen muzırdır. Onun hiçbir faydası olmaz. Saf altınla hiç karışık altının değeri bir olur mu? Onlarda da saflık derecesi var. En saf olarak 24 ayar diyorlar. 24 saatten mi tutturdular. Gecenin gündüzün hiçbir saatinde altınlık özelliğini kaybetmez diye yorumlayıverelim. 24 ayar demek ki saf altındır. Düşük olanlar bunların ucuz olur. İçinde bakır oranı fazlalaştıkça parası ucuzlar. Hem hafiftir o, altın ağırdır. Çok ağır bir maddedir. Aynı büyüklükte, kalıpta bir demir dökün bir de altın sanıyorum altın daha ağır gelir. Ben sadece bir ışık tutmak, yönlendirmek için söylüyorum. İncelemek size aittir.

ONDOKUZUN ANLATILMASININ NEDENLERİ:

Nedenler sıralanıyor.

Birincisi kâfirler için büyük bir fitne olsun diyedir.

İkincisi Ehli kitap için kesin bilgi olsun diyedir. Bilgilerinin kesinlik derecesine ulaşması içindir. O konuda şek ve şüphelerinin kalmaması için, izale içindir.

Üçüncüsü; Müminlerinde imanı artsın diyedir.

Dördüncü madde; وَلاَ يَرْتَابَ الذين أُوتُواْ الكتاب والمؤمنون müminler ve kitap ehli bir nokta da birleşip, şek ve şüpheleri hiç kalmasın diyedir. Yani her ikisinin de bağlı olduğu sistem aynı sistemdir, aynı kaynaktır. Bu konuda yok bir farkımız desinler. Yani bu konuda hiçbir birlerine şaibeli davranmasınlar, birbirlerine şüpheyle bakmasınlar diyedir. Çünkü o on dokuzu kabul ediyorsa ki kitaplarında vardır. Biz de kabul ediyoruz. Öyleyse hiçbir şek ve şüphemiz kalmıyor. Bu nokta da birleşsinler diyedir.  وَلاَ يَرْتَابَ şüphe etmesinler diye. الذين أُوتُواْ الكتاب kendisine kitap verilenler.  والمؤمنون ve müminler.  هذا عطف أيضاً Bu da atıftır. Yukarıdaki لِيَسْتَيْقِنَ üzerine atıftır. Nasb olunmasının sebebi de budur. وَلاَ يَرْتَابَ şeklinde okunur. يَرْتَابَ أن وَلاَ takdirindedir.  وفيه Bu üslupta vardır. Aslında bu üslüp mana olarak yukarı da geçti. Şüphe etmesinler kısmı  لِيَسْتَيْقِنَ de vardır. Neden bu şekilde tekrar edildi. وفيه توكيد Bunda tevkit vardır.  للاستيقان Kesin bilginin pekişmesini sağlayan bir ifadedir bu, tevkididir. استيقن İsteygane, يستيقن yesteyginu- استيقان istiyganun masdardır.وزيادة الإيمان Müminlerin imanındaki ziyadelik konusunun pekişmesini sağlayıcı bir ifadedir. إذ الاستيقان Çünkü استيقان istiygan ve وازدياد الإيمان imanın artış konusu  دالان her ikisi delalet edicidir. على انتفاء الارتياب Şek ve şüphenin izalesine delildir, belgedir. Bu iki özellik şek ve şüphenin ortadan kalkmasına; intifa ortadan kalkmasına, nefyine, şüphenin olumsuzluğuna, şüphenin izalesine على انتفاء الارتياب demek güzel olur. İkisi buna delildir. دالان kelimesi دال kelimesinin tesniyesidir.  ثم عطف على { لِيَسْتَيْقِنَ } أيضاً Yukarıya tekrar atfetti. Rabbimiz atıfta bulunmuş oluyor.  وَلِيَقُولَ Demeleri için, desin diye. الذين فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ Şimdi münafıklara geldi. Münafıklar acaba bu olaydan nasıl etkilenecek? Bu konuda onların bakışı, durumu, içyapıları nasıldır? Ne olacak şimdi? Şimdiye kadar münafıklar işin içine katılmamıştı. Kâfirlerden, ehli kitaptan ve müminlerden söz etti. Geriye bunların hiç birisinden olmayan münafıklar kaldı. Şimdi onları değerlendiriyor. Yani bu on dokuz onlarda ne gibi bir etki yapacak. Ne müthiş bir olay Allah’ın Kulları. Ne kadar zevkli bir şey bu. Şu çözüme bakınız. Gidip de sefil yaratıkların şeylerini izliyorsunuz. Bakın Rabbinizin kelamını izleyin. Şu güzelliğe bakınız. İçerde neler açıyor. İnsana ne huzurlar veriyor, ne kapılar açıyor. Şu görkeme bakınız. Bunun kadrini kıymetini bilmek, imandandır. Bunu bilememek Allah korusun sefilliktendir, gafilliktendir, cahilliktendir. Allah her üç sıfattan da bizi muhafaza buyursun.Bunlar,  mümine yakışmayan sıfatlardır.

KALP HASTALIĞI NİFAK:

Kalplerinde مَّرَضٌ hastalık olanlar, نفاق münafıklık olanlar desinler diyedir. Çünkü nifak kalp hastalığıdır. Manevi kalbin hastalığıdır. Nasıl kanser, verem nasıl öldürücü özelliğe sahiptir. Korkunç bir virüsü var. İşte manevi kalbin de korkunç virüsü nifaktır. O bir kere girdi mi kalbe delik deşik eder. Farelerle, köstebeklerle dolu bir tarla var ya; burada ekim dikim yapamazsın, bir şey elde edemezsin. Önceden tüm o delikleri kapatmazsan, onların iflahını kesmezsen asla senin tarlan iflah olmaz. Onun için nifak olan bir kalpte nifak izalesi olmadığı sürece ne yapsa kötüdür. Hac yapsa da aleyhinedir. Namaz kılsa da aleyhindedir. فَوَيْلٌ Feveylün’ün dışına çıkamaz.

فَوَيْلٌ لّلْمُصَلّينَ الذين هُمْ عَن صلاتهم سَاهُونَ الذين هُمْ يُرَاءونَ

¶  “ Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar namazlarıyla gösteriş yaparlar .”[19]

Riyakârdırlar. Çünkü münafık gösteriş için namaz kılar. İnandığı içinkılmazl. Hiç bir münafık ben münafığım demez. Gâvur der. Ben gâvurum, ben inanmıyorum der. Ama o söylemez. Onun için korkunçtur. Onun için koynuna girebilir. Ailene girebilir. Bilemezsin kızını verirsin. Veya oğlundur, eşindir bilemezsin. Koynuna almışsındır. Hepsi olmuştur. Şu anda da bizim böyle bir vahiy bilgimiz olmadığından, insanların kalbine aşina değiliz nereden bileceksin. Bu, kalpte olan bir durumdur. İnsanların, müminlerin çoğunun dilinde, gözünde kulağında münafıklık olabilir. Ama bunlar arızi şeylerdir. Kulak zaten geçicidir. Cennette kulağa ihtiyacımız olmayacak. Dil geçicidir, dile ihtiyacımız olmayacak. Cennette bu lisanla konuşacağız diye bir şey yok. Her zaman söylerim, bu azalar orada bir nostalji olarak kalacak, hatıra olacaklar. Emek vermiş burada Kur’an dinlemiş, göz bakmış, Allah onları da mükâfatlandırıyor. Cennetten sizi de nasiplendireyim diyor. Yoksa onunla görecek değiliz. Cennette bu gözle görmeyeceksiniz. Orada her tarafınız göz olacak. Taraf yok. Yani bunlar gelip geçici şeylerdir. O kadar özenilecek şeyler değildir. Demek ki bunların nifakı olabilir. Bunların nifakı düşücüdür, geçicidir. Oradan çürüyünce işi biter. Yani her zaman affı mümkündür. Bir Müslüman yalan söyleyebilir. Münafıklık alametidir ama haza münafık değildir. Varsa münafık değildir, münafıklık alametidir. Diline konmuş bir virüs, geçmiş. Dilindedir gönlünde yoktur. O yalan söylediğini biliyor. Şurası diyor ki yalan söylüyorsun, utanmaz. İçinden bir şey onu levmeder. İçinden pazarlıklıdır o. Olsun der. Biraz menfaatim, çıkarım var der. Ama inandığı için değil. Fakat münafık tam tersinedir. Kalbinde olmayan şeyi, inancı olmadığı halde diğer şeyleri söyler. O doğru da söylese; bir münafık Allah birdir dese bu doğrudur. Ama onun içinde yok bu bilgi, dilinin ucunda bunu söylüyor. Onun için münafıklar sana gelince   رسول الله أشهد أنك derler diyor.  Ayetin başında Allah tanıklık eder ki sen gerçekten Allah’ın Resulüsün derler. Bakın onlar gerçekten yapmadığı için Yüce Allah o boşluğu dolduruyor. Onlar dilleriyle gönüllerinde olmayan şeyleri söylerler. Yüce Allah, “Onlar sahtekârdır, yalancıdır” diyor. Peygamberimizin hatırı kırılmasın diye ben şehadet ediyorum sen Allah’ın Resulüsün Ey Muhammet, benim Resulümsün. Ben buna tanıklık ediyorum. O kefere o münafık zümresi etmese bile, tanıklığına senin ihtiyacın yok.  Rabbimiz kendisi yapıveriyor.

Nifak demek ki çok müthiş bir hastalıktır. İnsanın başını alıp götürür. إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا [20] Bu virüsü buradan atamadın mı, buda bir Cehenneme götüren bir hastalıktır, orada biter. mucizedir. Bir gerçek münafığın Müslüman olması tam bir mucizedir. Onlar kolayına Müslüman olmazlar. Siz hiç hatırlıyor musunuz ben münafıktım Ya Resulüllah şimdi sana iman ettim diyen? Ben hiç okumadım böyle bir şey. Siz hiç duydunuz mu bilmiyorum. Ben önceden münafıktım. Çünkü Müslüman olsa öncesini mutlaka Peygamber’e aşikâr etmesi lazım. İtirafı zenbde bulunması lazım. Ya Resulallah ben şöyle şöyle çok hatalar işledim, yanlış yaptım. Böyle böyle işler yaptım. Bunu düzelteyim. Kâfirlikten geçmiş tamam da, o düzeltmeler var. Fakat ben münafığım şimdi Müslüman oldum diyen bir adama ben rastlamadım.

Kalplerinde hastalık olan, nifak olan kişiler yani münafıklar desinler diye, والكافرون ve kafirler şöyle desinler diye.

KÂFİR VE MÜŞRİĞİN KONUMU:

Burada ki kâfirlerden murat ise المشركون Burada da dikkat ederseniz yukarı da ehli kitap ile müminleri bir nokta da birleştirdi. Bir önceki ayette böyleydi. Burada da münafıklarla müşrikleri aynı noktada birleştirdi. Çok muvazene var. Müthiş bir denge var burada. Çünkü bir kâfiri, bir müşriki, münafığı iman ve küfür içerisinde nereye oturtabilirsiniz. İmana, iman mertebesine getiremezsiniz. İman kategorisine getiremezsiniz. Kâfir kategorisine getirirsin. Peki, yukarı da söylenilen esasları onaylayan bir ehli kitabı hangi kategoriye koyabilirsiniz.Müminler sınıfına getirirsin. Çünkü tasdik eden, ettiklerini, etsinler diye diyor. Pekişsin ilimleri, tamam bu bizde var. Tamam inanıyoruz. İmana gelmelerine vesile olsun diye Yüce Allah onlara bir jest yapıyor. Burada da böyle bir paralellik söz konusudur. Müthiş bir ahenk ve denge vardır. Ey Allah’ın Kulları bunlara değişik açıdan bakıldığında bu kitapta çok müthiş bir mizan vardır. Mizan, terazi, ölçü vardır. Her şey yerli yerine oturtulmuştur. Yüce Allah bu dengeyi Yahudiler bozdu diyor. Onları bize şikâyet ediyor. Benim bu muvazenemi, kitabımı alt üst ettiler. Ama artık müsaade etmeyeceğim diyor. İşte şimdi bu kitapta buna müsaade yoktur. Bu öyle bir estetiktir. Bir sanat eserinde bir minare yapar adam, diğer karşısına da bir minare yapar. Birisi eğik olsa, birisi küçük olsa, birisi üç şerefeli olsa, birisi iki şerefeli olsa bu bir dengesizliktir. Bunun sanat tarihinde değişik isimleri vardır. Ben hepsini bilemiyorum. Bunların sanat cihetinden ayrı isimleri var.  Edebiyat cihetinden; edebiyatta bir sanattır, onun da ölçütleri vardır.

O ahengi o yüceliği sağlayıcı formülleri var. Bu ayetler içerisinde böyle bir nizamı, intizamı görüyoruz. Teknik ifadelerini ben bilemiyorum. Bir mühendis gözüyle baktığınız zaman burada bambaşka bir ahenk görünür.

Kâfirler desinler diye; kâfirlerden murat,  المشركون Mekke’nin kâfirleri ateist değildiler, komünist değildiler. Kominizim ateisttir. Hiçbir din tanımazlar. Bunlar bazen Haniflikten söz ederler. Sıkıldıkları zaman biz de Hanifiz, İbrahim’in soyundan geliyoruz derler. Yüce Allah bunu reddediyor. Yalan söylüyorsunuz. Sizin atanız İbrahim putperest değildi. Siz putperestsiniz. Siz Hanif olamazsınız diyor. Müşrikler ise Allah’a iman ediyorlar. Allah inancı var, en Yüce tanrı O. Ama O’ndan sonra bir yerde bırakmışlar Allah inancını, o büyük orada diyorlar. Ondan sonra yağmur tanrısı, şu tanrısı, bu tanrısı, şu tepede o var, bu tepe de o var, her tepeye, her sokağın başına bir put dikerek taksim etmişler. Allah’ın tasarrufunu bunlara havale etmişler. Hani şu mecliste ki bakanlar gibidir. Allah’ın adıyla iş görmüyor. Şu yasa gereği, bu yasa gereği, hep yasa; yasa boğulup gidiyoruz. Allah bizi bu türden yasalara boğdurmasın. Yaslı kullarından eylemesin, şen olan kullarından eylesin. Yaslı gittik hani diyorlar ya. Yüce Allah dünyada da hasene babında şenlik versin.

رَبَّنَا آَتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآَخِرَةِ حَسَنَةً"

¶  “ Onlardan ‘Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, ahrette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru’ diyenler de vardır .”[21]

ahrette de bizi bahtiyar eylesin. Bizi yaslılardan kılma Ya Rabbi. Ama yasası beşer olanın yası hiç bitmez Allah’ın Kulları. Çünkü beşer hep bir birine zulmeder. Yüce Allah ben zulmetmedim kullarıma diyor. Onlar bir birlerine zulmettiler. Yani dünyadaki zulümlerin kaynağı Allah değildir, müminler değildir. Mümin zalim olamaz. Çünkü Allah zulme izin vermez ve zalimi de mümin kabul etmez, onu reddeder.

والله لاَ يُحِبُّ الظالمين

¶  “Allah zalimleri sevmez[22]

Onları kapı dışarı eder. Gözüm görmesin, defolun gidin. Benim zalimlerle işim olmaz der. Burada kâfirlerden murat müşrik kâfirlerdir. Bir de hiç Tanrıya inanmayan bunlara ateist diyoruz. Onlar hiç tanrı kabul etmez. Bunun için Müfessir yanlış anlaşılmasın diye Mekke’deki kâfirleri kastediyor, yani müşrikleri kastediyor. Şirk küfür türüdür. Kâfirlik türüdür. Tam bir kâfirlik değildir. Ama o kategori de yer alır. Münafıklar nasıl aynı kategoride yer aldığı gibi müşrikler de yer alır.

 

KÜFÜR TÜRLERİ:

Kâfir üç çeşittir:

Birincisi tamamen hiç Tanrı diye kutsal bir şey, mukaddes bir şey tanımaz. Böyle şeyleri de izah ederken Tanrı diye bir şey yoktur, bunu siz hortlatıyorsunuz. Tanrıyı insanlar yarattı diyorlar. Marks’ın sözü zannediyorum. Yani olmayan bir şeydi, onu insanlar icat etti diyor.

İkincisi şirk tarzında küfürdür. Allah’ı kabul etmekle birlikte O’nun tasarrufatını bir takım nesnelere, putlara, şunlara, bunlara taksim etme işine diyoruz. Onlarda da güç görme, yerlerin göklerin tedbirinde Allah’ın ortağı görme buna şirk küfürü diyoruz.

Üçüncüsü ise nifak küfrüdür. Küfr-ü nifakidir. İçinde kâfir ama dışarıdan inanmış görünen kimselerdir. Bu üçü de أُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا [23]dır. Bunlar tam anlamıyla gâvurdur. Bunun dışında benzeşme vardır. Teşabuh vardır. Müslümanlar bazen bunlardan birine benzeyebilir. Bazen bir münafığa, bazen bir müşrike benzeyebilir. Allah korusun. Mesela gidip bir ölünün başına ne olursun beni kurtar falan filan deyip, mezarın başında tepiniyorsa işte bu bir şirk numunesidir. Bir insandan kendisini kurtarmasını istiyorsa; şeyhim ne olur beni kurtar. Allah korusun. İnsan insanı kurtaramaz. Burada Allah’ın hakkını bir insana vermek, bağışlayıcı olmak, Gafur, Afüv olmak Allah’ın ismidir. Bu isimler Peygamberlere dahi verilmemiştir.

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ

¶  “  Andolsun size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”[24]

İNSANA VERİLEMEYECEK İSİMLER:

Şefkat ve merhamet yönü O’na atfedilmiştir. Ama Peygamberler de entel gafuru diye bir şey yoktur. Peygambere Gafur ismi verilmez. Peygambere عفوAfüvv” ismi verilmez. Peygambere Allah’ın verdiği isimlere dikkat edeceksiniz. Onun vermediği isimleri veremezsin. Verirsen Allah’a ortak koşmuş olursun. Bunlardan sakınmak lazımdır. Demek ki bazen mümin münafığa benzeyebilir. Bazen müşrike benzeyebilir. Allah korusun ateiste benzemez. Ama diğer ikisine benzeyebilir. Nifak yönünden gâvura benzeyebilir. Şirk yönünden gâvura benzeyebilir. Ateistlik yönünden asla benzemez. Çünkü o, anında benzeşmeyi ortadan kaldırır. O ateist tam gâvurdur. Çünkü onun benzeri yoktur. Dolayısıyla eğer benzediyse o artık Müslüman değildir. Yani normal ateiste benzediğin anda bunun benzeri değil, aynısı tıpkısı olursun. Ama diğer yönlerden benzeme vardır. Bazı sıfatlarda ayağının kayması olabilir, dilinin dolanması, dolaşık bir dili, askeri ifadeyle yanaşık bir düzene geçmiş olabilir. Bunlardan sakınmak lazımdır. Kâfire yanaşıklık caiz değildir. Yılışıklık hiç caiz değildir. Yılışıklar hep yanaşık düzende yaşarlar. Müminler bir birlerine yanaşırlar, alışırlar, barışırlar, yarışırlar. Her türlü bunlar güzeldir. Mümin mümin içindir. Ama kendinden olmayanlar için bu türlü girişimler tamamen nifak veya şirk konusunda insanı tehdit eder. Müminler için çok büyük tehlikeli ortamlardır. Allah korusun. Bu tehlikeli ortamlara girmemek lazımdır. İnsana çok pahalıya mal olur. İmanını alır götürür, Salih amellerin habtı, iptal edilmesi söz konusudur. Amellerinizin iptal edilmesinden sakınıyorsanız, bu işlere yanaşmayınız. Peygamberin sesinden üstün ses çıkartmayın. Onun önüne geçmeyin. O’nun önüne hem siz geçmeyin, hem de başkasını geçirmeyin. Kim olursa olsun Peygamber’in önüne kimseyi geçiremezsin. O’nun önünde kimse yoktur, sadece Allah vardır. Ne kadar mukaddes şahıslar olursa olsun, melekler olsun, hiç birisi Peygamberin önüne geçemez.

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ

¶  “ Ey iman edenler! Allah’ın ve peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının.”[25]

Allahtan korkun. O halde dikkat edeceğiz. Burada [26] أَنْ تَحْبَطَ أَعْمَالُكُمْ

¶        “aksi takdirde amelleriniz boşa gider, yaptığınız güzel amelleriniz habtolur.”

AMELLERİN HABTOLUNMASI:

Ehlisünnetin inancı içerisinde amellerin habtolunması diye bir mesele vardır. Amellerin boşa çıkması. Yaparsın yaparsın, yaparsın; yıkar gidersin. Yıkacaksan, yakacaksan niye yapıyorsun. Eşkıya bu işi niye yapıyorsun? İnsan yıkmak için yapar mı hiç? O halde tersine ameller müspet amellerin ortadan kalkmasını sağlar. Nasıl ki güzel amel; Peygamber diyor ki: bir kötülük yaptığında hasbelkader, pişmanlık duyarsan, mümin isen çaresi, arkasından salih amel işlemendir.

إِذَا عَمِلْتَ سَيِّئَةً فَأَتْبِعْهَا حَسَنَةً تَمْحُهَا

  1. “         .”[27]

silsin onu. O halde negatif bir amelin arkasından pozitif bir amel işlersen bu ona kefaret olur,  siler süpürür. Ama tersini yaparsan salih amelin arkasından bir fasit amel işlersen bu sefer de onu siler süpürür. Demek ki ne yapıyorsun dendiğinde; silmek süpürmekten başka işim yok. Süpürgeciyim ben işte, siliyorum süpürüyorum. Tükürüyorum yalıyorum. Fasit kişilerin işi işte budur.  Mümini fasıkların işi işte budur. Onlar tükürür ve yalarlar. Allah yalattırır, isterse yalamasın. O zaman yalamalar mahalli olan cehenneme gider. Burada yalamazsa orada yalamaların içinde yamanır. Yalamalara yamanır gider. Onun için tükürdüğün gibi yala diyecek. Tövbe tükürdüğünü yalamaktır. Pislik şeyini temizlemektir. Hadi temizle bakalım. Adama gittin,  arkasından gıybet ettin. Konuştun ettin. Gideceksin hemen helâlleşeceksin. İşte buda tükürdüğünü yalamaktır. Kolay mı efendim. Bunu her baba yiğit yapabilir mi? Ben sana şöyle şöyle ettim. Hakkını helal et diyeceksin. Yala diyor. Ona göre yap. Evlilere de bak şöyle dersen gider kadın elinden. Bunun şakası yok. Onsan sonra eğer öyle olduysa gittiyse, nikâh bozulduysa, boşadıysa ben pişman oldum dediğinde olmaz. Biraz tuhaf gelebilir. Birisi yalayacak onu. Sana izin yok bu sefer yalamaya. Yalamadan temizlenmez bu işler. Ya sana yalattırır ya da birisine yalattırır. O halde mademki dilimizi böyle pis işlerde kullanmak istemiyorsunuz. İnsanı iğrendiren bir iştir bu. Öyleyse baştan tükürmeyiniz. Allah dinine tükürttürmez. Sistemi bozdurtmaz. Şeriat kim saray-ı  kibriyadır. O sultanın sarayı gibidir. Anın taşın kim oynatırsa başını yerine koymak revadır. Eğer ondan bir taş alayım oynatayım dersen din sana başını oraya koydutturur. Mademki sen onu oradan aldın, senin başını oraya sokarız koruz. Böylece hayatınla ödersin diyor.

فإن قلت Şayet sen dersen. النفاق ظهر في المدينة Medine de ortaya çıktı nifak. والسورة مكية Bu sure ise Mekke’de nazil oldu. Bakın çok ince bir meseledir. Mekke’nin müşrikleri, Medine’nin münafıkları diyoruz. Mekke tamamen müşriklerin yeridir. Kendine güvenen adamlar var gizlemeye gerek görmüyorlar. Çünkü güç ellerindedir. Yani birinci sınıf adamlar. Gücüde ellerinde tutuyorlar. Niçin gizlesin ki. Her şey elindedir adamın. Astığı astık, kestiği kestik, vurduğu vurduk cinsinden bir konumdalar. Ama Medine de ipin ucu müminlerin elindedir. Güç müminlerdedir. Buradaki gâvur burada yaşamak istiyorsa nasıl idare edecek? Gizlemek zorundadır. Bu nedenle sure diyor ki: sen desen ki nifak denilen şey, münafıklık Medine de ortaya çıktı. Bu Müddessir suresi ise Mekke’de nazil oldu. Burada da münafıktan söz ediyor. Çok ilginç değil mi diyor. Sure Mekke’de inmiştir. Orada münafık yok. Medine de olsa tamam. Böyle bir mukadder, ince meseleyi şeytan olur ya birisinin kafasına getirir. Kur’an ayetinde surede bir şüphe aşılayabilir. Mukadder bir soru olarak sorarsan şöyle deriz. Bunları diyen Zamahşeri ismindeki zattır. Bunlarda onlardan almışlar, yiyip içip duruyorlar. Bunları asıl çözen o zattır. قلت Ben şöyle derim diyor. معناه Onun anlamı bu takdirde şöyledir. وليقول المنافقون Münafıklar desin diye.  الذين يظهرون في المستقبل Gelecekte ortaya çıkacak münafıklar desinler diye. Mekke de inmiştir ama gelecekte münafık diye bir şey çıkacakmış. Şimdi yok. Müstakbelde. بالمدينة Medine’de gelecekte ortaya çıkacak münafıklar desin diye . بعد الهجرة Hicretten sonra. Çünkü Medine’nin dizginleri Muhammed(a.s) hicretten sonra geçti. Orada Peygamber devlet başkanı oldu. Orada kurulan Medine devletinin başkanı oldu. Bu da hicretten sonradır. والكافرون بمكة Kafirlerde Mekke’de desinler diye. Gelecekteki münafıklar Medine de, kâfirlerde Mekke de desinler diye. مَاذَا أَرَادَ الله بهذا مَثَلاً Allah bu misal ile neyi kastetti acaba, ne demek istiyor,  desinler diye. Böyle bir falso versinler diye. Böyle bir dengesizlik ortaya çıkarıp ta hah işte bende bunu arıyordum. Yani sizin pisliğinizi yüzünüze vurmak için. İşte bunu söylemenizi bekliyordum sizden dedirttirmek için Cenabı-ı Hak. Ne bu, ne tuhaf ne demek istiyor? Bu bir müminin söyleyeceği söz mü? Birisi bunu ya alay vari söylüyor ya da inkârını bununla gizliyor. Şimdi bu da ne demek yahu? Hani bazen biz de söyleriz ya. Anlamazdan gelir adam. Kabul etmez de. Karşıdaki bir şey söylemiştir. Bu da nerden çıktı şimdi der. Ne demek istiyorsun yani? Hâlbuki ne demek istediğini biliyor. İşte böylesine bir hava içinde, atmosfer içinde söylenmiş anormal bir sözdür. Normal değil, anormal bir söz. Normal olan [28] سَمِعْنَا ve [29] أطعنا ,   كُلٌّ مّنْ عِندِ الله [30]dır.  İşittik, tasdik ettik, iman ettik Ya Rabbi. Ben bunun Hak olduğuna, senden olduğuna iman ediyorum. Aklı çalışmasa bile, aklen çözemese bile inanacak. Çünkü insanda sadece akıl yok, bir de kalp vardır. Her şeyi akıl çözemez. Çünkü akıl sadece dünyaya yöneliktir. Ama sadece dünya yok. Bir de görünmeyen âlemler var. Biz bu görünmeyen âlemlerden geldik. Tekrar görünmeyen âlemlere gidiyoruz. Bu görünen âleme biz görünmeyen âlemden geldik ve tekrar görünmeyen âleme gidiyoruz. İyi de bununla nasıl kontak kuracağız, nasıl diyalog sağlayacağız. Bu akıl, bu âlem için, dünya için verilmiş. Öte taraflarla nasıl kontak kuracağız. Gönül ile kalp ile. Çünkü o, buralı değil. İşte bunun için bazı konular görsel değildir, dünyaya ait değildir. Hatta dünyanın bile birçok şeyleri görsel değildir. Bunu akıl tecrübeyle değişik şekilde ipucuyla anlar. Peki gayb konusu, cennet, cehennem, vahiy, Allah bütün bunlar bir çoğu, işte bunlar kalbin tasdikiyle ancak hâsıl olur. Bu müminde var. Var ki Yüce Allah teklif ediyor, sunuyor. Olmasa tamam. Adamın beli eğrilmese de hadi rükû et dese, kazık gibi yaratsaydı, çivi gibi, e bu tuhaf olurdu değil mi? Belini eğ rükû et demenin bir anlamı olmazdı. Ama ne yapmış. Seni o vaziyette yaratmış ve rükû et diyor sana. Gayet tabi değil mi? Seni o halde yaratmış, yapabileceğin bir iş bu senin. O halde eğer bu on dokuz gibi daha insanın aklının almayacağı türden beyanlar veriyorsa ki, arştan, kürsüden söz ediyor. Bizim için gayb âlemdir. Aklımızın bunları çözmesi mümkün değildir. Bunlar iman işidir.

كُلٌّ مّنْ عِندِ الله diyeceksin. Ve sana gönül vermiş, kalp vermiş, karşılığında tasdik et diyor. Bunda anormallik nedir? Sana vermiş ve senden karşılığını istiyor. Bazen akla söylüyor.

لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ[31]

¶        “Umulur ki aklınızı kullanırsınız” diyor.

Bunlar dünyevi konulardır. Dünyaya ait açıdandır. Kimisine de

لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُون [32] diyor.

¶        “Umulur ki fıkhedersiniz.”

Bu insanın içeriğine, iç âlemine yönelik bir şeydir. Fehmedersiniz demektir. Fehim kalp ile olur. Kavrayışın esas mahalli kalptir. Bugün ki bilim kalbi kabul etmiyor, devreye sokmuyor. Çünkü görünmeyen bir şeydir. Biz insanın kalbi dediğimizde bu et parçasını kastetmiyoruz. Dolayısıyla tıbbı ilgilendiren bir şey değildir bu. Onun ruhunu kastediyoruz. Onun ötesindekini kastediyoruz. O da bu âlemden değildir. Onu adam nasıl bahsetsin ki. Akıl çözer bütün bunları diyor. Adam, akılla kalp arasında bir bağlantının, bir iştirakin, bir ortak noktanın, istişarenin, müşaverenin, alışverişin, muhakemenin olduğunu bilmiyor. Çünkü biz görünen şeyleri inceliyoruz ancak diyor. Kalp bizim konumuza girmez diyor. Tamam, ama biz iman ehli olarak kitaba, peygambere,  gayba iman ediyoruz. Çünkü imanın şartlarından birisi de gayba iman etmektir.

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ [33]dir. Bunu çıkarırsan müslüman olamazsın. O halde gayet bir mümin bunu, مَاذَا أَرَادَ الله بهذا مَثَلا diye böyle bir şey söylemesi mümkün değildir. Onun için bunu kâfirler, münafıklar söylüyor.

Bu ayetten alarak inşallah önümüzdeki dersimizde devam edeceğiz. Allah-u Teâlâ taksiratımızı affeylesin.
 
 

[1] Buhârî, Uyurken Okunacak Dualar, hadis no:5838; Müslim, Uyurken Söylenecek Dualar, hadis no:4885

[2] Bakara2/285 “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler.Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. “ Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat etik…”

[3] Bakara2/285“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de iman ettiler.Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: O’nun peygamberlerinden hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. “ Şöyle de dediler: “İşittik ve itaat etik…”

[4] Zümer39/18

[5]Zümer39/55 “Farkında olmadan azab size gelmeden önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi Allah’ın yanında işlediğim kusurlardan dolayı vay halime!Gerçekten ben alay edenlerdendim demesin.

[6] Müminun23/41

[7] Şuara26/224

[8] Zümer39/71  “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevkedilirler.”

[9] İnsan76/22

[10] Al-i İmran3/185 “Her canlı ölümü tadacaktır.”

[11]Ahmed b. Hanbel, Müsned, hadis no:8353, Hakim, Müstedrek, hadis no:7766

[12]Kaf50/16

[13] Bakara2/286

[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned, hadis no:7685

[15] Tevbe9/67

[16] Maide5/111

[17] Araf7/151

[18] Nesaî, Sünen, Zahirle Hükmetmek, Hadis no:5306

[19] Maun107/4-5-6

[20] Zümer39/71”İnkâr edenler grup grup cehenneme sevkedilirler.”

[21] Bakara2/201

[22] Al-i İmran3/57

[23]Nisa4/151 “Şüphesiz, Allah’ı ve peygamberini inkâr edenler, Allah’a inanıp peygamberlerine inanmayarak ayırım yapmak isteyenler ‘Peygamberlerin kimine inanırız, kimini inkâr ederiz’ diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya işte onlar gerçekten kâfirlerdir.”

[24] Tevbe9/128

[25] Hucurat49/1

[26]Hucurat49/2”Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.”

[27] Ahmed, Müsned, hadis no.20512

[28] Bakara2/286”İşittik ve itaat ettik”

[29] Bakara2/286

[30] Nisa4/78”Hepsi Allah katındandır….”

[31] Bakara2/242

[32] Enam6/65

[33] Bakara2/3”Onlar gaybe inanırlar….”

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

13 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37