Düşündüren Okdokuz (24 Nisan 2011)

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Bu hafta Tefsir-i Şerif’ten okuyacağımız bölüm Müddessir Sûre-i Celile’sinin 30. âyeti ve bu âyeti takip eden kısımlardan olacaktır. Yüce Allah Kelam-ı Şerifini layığı veçhile anlayıp, anlatmayı, gereği ile amil olup, hakikatleriyle mütehakkik olmayı, gerçeğe, gerçeklik sırrına erişip, hakikat erbabından olmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

MÜDDESSİR SÛRESİ 30-31. ÂYET

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ رَسُولِنا مُحَمَّد وَ عَلَي آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِين توفنا مسلمين وألحقنا بِالصَّالِحِين واحشرنا في زمرةالصَّالِحِينَ وأدخلنا الجنة مَعَ الأبْرَارِ يا عزيز يا غفار

يا ربّ العالمين 

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ (30) وَمَا جَعَلْنَا أَصْحَابَ النَّارِ إِلَّا مَلَائِكَةً وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِلَّذِينَ كَفَرُوا

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ عَلَيْهَا } على سقر { تِسْعَةَ عَشَرَ } أي يلي أمرها تسعة عشر ملكاً عند الجمهور . وقيل : صنفاً من الملائكة . وقيل : صفاً . وقيل : نقيباً { وَمَا جَعَلْنَا أصحاب النار } أي خزنتها { إِلاَّ ملائكة } لأنهم خلاف جنس المعذبين فلا تأخذهم الرأفة والرقة لأنهم أشد الخلق بأساً فللواحد منهم قوة الثقلين .

{ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ } تسعة عشر { إِلاَّ فِتْنَةً } أي ابتلاء واختبار { لِلَّذِينَ كَفَرُواْ } حتى قال أبو جهل : لما نزلت { عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ } أما يستطيع كل عشر منكم أن يأخذوا واحداً منهم وأنتم الدهم ، فقال أبو الأشد وكان شديد البطش : أنا أكفيكم سبعة عشر فاكفوني أنتم اثنين فنزلت { وَمَا جَعَلْنَا أصحاب النار إِلاَّ ملائكة } أي وما جعلناهم رجالاً من جنسكم يطاقون . وقالوا : في تخصيص الخزنة بهذا العدد مع أنه لا يطلب في الأعداد العلل أن ستة منهم يقودون الكفرة إلى النار ، وستة يسوقونهم ، وستة يضربونهم بمقامع الحديد ، والآخر خازن جهنم وهو مالك وهو الأكبر . وقيل : في سقر تسعة عشر دركاً وقد سلط على كل درك ملك . وقيل : يعذب فيها بتسعة عشر لوناً من العذاب وعلى كل لون ملك موكل . وقيل : إن جهنم تحفظ بما تحفظ به الأرض من الجبال وهي تسعة عشر وإن كان أصلها مائة وتسعين إلا أن غيرها يشعب عنها

 

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Müşriklerin Vahye Karşı Pozisyonları

4.Allah’ın Tehdidinden Korkunuz

5.İnsanın Derisi İnsanın Hepsi

6.İnzar Âyetlerinin Farklı İşlevleri

7.Müthiş Topuz

8.Düşündüren Ondokuz

9.Cehennem Görevlilerinin Yapısı

10.Cehennem’e Girecek Gruplar

11.Zulmün Gerçek Anlamı

12.Cirit ve Türkler

13.İcabet Edene İcabet Edilir

14.Karanlıklar ve Abuslar Yurdu

15.İman Müşterek Bir Nurdur

16.Çöplük Karıştıranlar

17.Dokunuşu Hayat Kurtaranlar

18.Farklı Anlar Farklı İmtihanlar

19. Birbirlerine Baka Baka Olgunlaşan Müminler

20.Fitne Karşısında Rabbi Yessir

21.Cennetten de Cehennemden de Yerimiz Vardır

22.Cabadaki Acaba

23.Kâfiri de Mümini de Kuşatan Allah

24.Her Aşamada Görevli Melekler

25.Ondokuz Uçurum

26.Ondokuz Çeşit Aza

DÜŞÜNDÜREN ONDOKUZ

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Bu hafta Tefsir-i Şerif’ten okuyacağımız bölüm Müddessir Sûre-i Celile’sinin 30. âyeti ve bu âyeti takip eden kısımlardan olacaktır. Yüce Allah Kelam-ı Şerifini layığı veçhile anlayıp, anlatmayı, gereği ile amil olup, hakikatleriyle mütehakkik olmayı, gerçeğe, gerçeklik sırrına erişip, hakikat erbabından olmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Nuruyla gönüllerimizi, akıllarımızı perverde eylesin. Rahmetinden bol bol nail eylesin. Mağfiretiyle Yüce Rabbimiz cümlemizi gufranına eriştirsin.  İlmiyle ilmimizi ziyade eylesin. Rahmetini her yönüyle üzerimizden uzak tutmasın. Böylece, Yüce Rahmete nail olup, Allah’ın lütfuna bihakkın erişip, kavuşup huzura erenlerden oluruz inşallah.

MÜŞRİKLERİN VAHYE KARŞI POZİSYONLARI:

Sûre-i Celile’nin ilk kısımlarında Peygamberi Zişan’ın nübüvvet girişimlerini, ibtidaen yani başlangıçta Peygamberliğinin nasıl toplum ilişkileri içerisinde ortaya çıktığını, ne şekilde hamleler yaptığını, girişimlerde, diyaloglara bulunduğunu anlatan bölümler gördük. Bunun karşısında inançsız insanların, müşriklerin O’na nasıl karşı çıktığı, bu yönde şahsına ve getirdiği değerlere ne şekillerde cevaplar verdikleri, karşı durdukları ayan ve beyan edildi. Bu karşı çıktıkları şeyler içerisinde en önemli nokta da Peygamberi Zişan’ın insanlık için getirdiği, en kutlu değer olan Kur’an-ı Azümüşşan’ın yani vahyin durumu idi. Bu vahiy karşısında etkilendikleri hiç şüphesiz bir gerçektir. Ama bu etkinin gücünün nereden kaynaklandığı, nereye dayandığı konusu şaibeli idi. Bir türlü Allah’tandır diyemiyorlardı. İleri gelenlerinden birisinin bu konuda karar vermesini istediler. Bu adamda en nihayet bunun bir sihir olduğunu söyledi. Dolayısıyla sihrin, büyünün etkisinde kalınmasının onlarca doğal olduğu, eskiden beri bu ahvalin cereyan ettiği belirtildi. Bunun bir beşer sözü olmaktan öte yönünün olmadığını vurguladı.

ALLAH’IN TEHDİDİNDEN KORKUNUZ:

Adam bunu söyleyesiye de kutsi cevap hemen yetişti. Balyoz gibi onun gönül tepesine indirildi. Kararmış kalbine indirildi, vuruldu. Bir cehennem kazığı çakıldı. Bu hortlamış herifin tam kalbinin ortasına cehennem kazığı çakıldı. O da işte ben onu sokacağım. Hani yukarıda geçmişti. Ben onu bir sarpa sardıracağım. Saud Dağı’na, ateş dağına onu bir güzel yapıştıracağım ve o dağda onun çekeceği var. Yukarıda geçen bölümde böylesine bir tehdit vardı. Burada da “Sagar”a onu sokacağım, idhal edeceğim, tehdidiyle yüz yüze gelmiş oldu. Bu âyet artık yerini buldu. Bundan geri dönüş söz konusu değildir. Yüce Allah böyle yapacağım diyorsa yapacaktır. Bundan kurtuluş yoktur. Bu bizim gibi aciz bir beşerin tehdidine benzemez. Çünkü biz yapacağımız şeyleri de yapamayacağımız şeyleri de söyleriz. Bak görürsün sana neler neler yapacağım; seni şöyle edeceğim, böyle edeceğim, deriz ama bunların çoğunu şu nedenle, bu nedenle herhangi bir sebeple gerçekleştiremeyiz. Dolayısıyla bizim bu savurduğumuz tehditlerin çoğu boşunadır, içi boştur. Yüce Allah’ın tenzir buyurduğu bu tehdit beyanı onun ciğerine tam anlamıyla oturmuş ve artık bundan dönüşü olmayan, kurtuluşu olmayan bir yola sokulmuştur.

İNSANIN DERİSİ İNSANIN HEPSİ:

Sagar’ın cehennem bölümlerinden bir bölüm olduğu, cehennem yurtlarından bir yurdun adı olduğu ifade edildi. İnsana ait ne varsa yakıp, yıktığı, azap ettiği ifade edildi.  İnsanı meydana getiren cüzlerden her birisini yakar yıkar. Asla geriye bir şey bırakmaz. Özellikle derisinden söz edildi. Deri insanın dış yapısı ve can alıcı noktalarındandır. İç deri gibi değildir. Dış deri insanın görünümünü oluşturduğu için İnsanı insan yapan yapıyı yakıp yıkınca geriye neidüğü belirsiz korkunç bir varlık ortaya çıkar. Bunun için dış deriyi özellikle zikretmesinin bir anlamı vardır. Müfessir burada deriden maksat derinin sahibidir diyor. Sadece deriyi yakan bir şey değil, bütünüyle herşeyini yakan bir ateştir. Zikr-i cüz iradeyi kül kabilindendir yani bir cüzü zikredilerek tamamı kastedilmiştir diyor.

لأهلها أيdiyerek yani beşerden, deriden maksat derinin sahibidir demişlerdir.

İNZAR ÂYETLERİNİN FARKLI İŞLEVLERİ:

Yüce Rabbimiz “Sagar” hakkında bizleri aydınlatmaya devam ediyor. Gâvurları da tehdide bu vesile ile devam etmiş oluyor. Çünkü bu âyeti celile müminlere bilgi ve bir çeşit ders vererek onları takvaya daha da sürüklemek maksadı gütmektedir. Müminler için bu yönde bir bilgi açılımında bulunurken, kâfirler içinse tamamen bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Tamamen uyarıcı, korkutucu, onları dehşete salan beyanlardır. Müminlere ise Yüce Allah onları bilgilendirme yönünde bu beyanlarını belirtmektedir. Müminler bu şekilde bilgi sahibi olurlar. Daha iyi anlarlar, daha iyi kavrarlar. Daha dikkatli olurlar. Kâfirler ise bu tür beyanlarla daha da vahşete, dehşete bürünürler. Battıkça batarlar, kaçtıkça kaçarlar. İnkârlarının dozunu daha da artırırlar. Böylece cehennemin derinlikelrine daha feci bir şekilde dalmaları, girmeleri sağlanmış olur. O halde bu tür âyetler,  müminlerin terakkisine, tenvirine vesiledir. “Dakik” olmalarını, daha ince ruhlu olmalarını sağlar. Kâfirlerin ise inkarlarını artırır.

وَلَا يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إِلَّا خَسَارًا ضلالاً

¶        “Zalimlerin ise Kur’an ancak zararını artırır.”[1]

gibi âyetlerde kâfirlerin küfrünü, azgınlığını, tuğyanlığını, cehaletini yani negatif yönlerdeki gidişlerini daha da artırır. Allah bu yönden cümlemizi muhafaza eylesin.

MÜTHİŞ TOPUZ:

30. âyeti celileyle عَلَيْهَا giriş yapıyoruz. عَلَيْهَا onun üzerinde vardır. عَلَيْهَا “Sagar”a gidiyor. Müennes bir kelimedir. Cehennemin isimlerinden bir isimdir, daha doğrusu bölümlerinden birinin ismidir. O “Sagar”ın üzerinde vardır.  على سقر “Sagar” denen cehennemin üzerinde vardır.   تِسْعَةَ عَشَرَ on dokuz vardır. İşte bu on dokuz onlara müthiş bir topuzdur. Öyle bir darbe ki akıllarını başlarından almıştır. Fıttırmışlardır, çıldırmışlardır. Çünkü öyle gizemli beyanlarla öyle saldırılar yapılıyor ki;  feleğini şaşırıyorlar. Bunun karşısında nasıl bir tavır alacaklarını belirleyemiyorlar. Bu nedenle çil yavrusu gibi dağılıyorlar. Bu on dokuz onlar için müthiş bir topuz olarak tepelerine indirilmiştir. عَلَيْهَا Onun tepesinde vardır. تِسْعَةَ عَشَرَ on dokuz vardır. İşte bu âyeti celile müthiş bir beyan olmuş oluyor. Çünkü onlar sözlere çok dikkat ediyorlar. Belagat onlarda çok önemlidir. Cümlenin söyleniş tarzı çok önemlidir. Bu beyanlar da tamamen edebiyatın inceliklerine havidir. En ince belagat türleri bu âyetler içerisinde yer almaktadır. Onları lime lime doğramaktadır bu beyanlar çılgına çevirmektedir. Çünkü cevabından, çözümünden acizdirler. Mutlak beyanlar gelmiş, bunun neyi kastettiğini,  neyi söylemek istediğini bir türlü şüpheli kafaları almamış, şüpheyle dolu olan kalpleri daha da gerginleşmiş, kafalarındaki istifhamlar daha da büyümüştür. Bu beyanlar onların virüslerini, içlerindeki negatif hallerini daha da genişletmekte, daha da büyütmektedir.  Bu derdi daha da ziyade etmektedir. Ziyade beyanları ile onların dertlerini daha da artırmaktadır.

DÜŞÜNDÜREN ONDOKUZ:

Onun üzerinde on dokuz vardır. أي yani şunu demek istiyor ki; يلي أمرها o “Sagar”ın, cehennemin işini üstlenir, üzerine alır,  yürütür. تسعة عشر ملكاً On dokuz cehennem meleği, “Sagar”  denilen cehennem yurdunun işlevini yerine getirir.  İşini üzerine almıştır. Bu on dokuz melek “Sagar”denen cehennem yurdunun idarecileridirler, oradaki işlemleri yürütürler. Fiilleri icra ederler. Cehennem işinde ne varsa içinde ne varsa, hepsini bu on dokuz baş melek, bir anlamda bunlar cehennemin bakanlarıdır. Başbakan Maliktir. Malik ismindeki melek bunların başıdır. Bu on dokuzda ona bağlıdır. عند الجمهور

1)Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu on dokuz rakamının ifade ettiği şey görevli meleklerdir. Çoğunluk bu görüştedir. Yani buradaki on dokuzdan maksat, cehennemin görevli on dokuz meleğidir.

وقيل Cumhur böyle söylemiştir ama diğerleri çünkü bu dört dörtlük; yüzde yüzlük bir görüş değildir. On dokuzun ne olduğu âyette belirtilmemiştir.  Bunlar müfessirlerin yorumlamaları, açıklamalarıdır. İkinci açıklamaya göre ekalliyet de olsa on dokuz hakkında şöyle söylenmiştir. صنفاً من الملائكة

2)Meleklerden bir sınıftır, türdür denmiştir. Melek çeşididir.  Bu on dokuz sıradan melekler değil de özelliği olan bir tür, bir grup bir sınıftır.

وقيل Üçüncü bir beyana tefsire göre  صفاً anlamınadır.

3)Yani on dokuzdan maksat saf demektir. Cehennem’in üzerinde, “Sagar”ın üzerinde on dokuz saf vardır. Dizilmiş sıralar halinde on dokuz saf vardır. Melek safı denilebilir. Yani şahıs olarak değil de meleklerin safı olarak düşünürsek on dokuz saf vardır. Ama bu saflarda kaç melek vardır bilemiyoruz.

4)Dördüncü bir görüşe göre وقيل : نقيباً on dokuz başkanı, görevlisi vardır. نقيبا reis, işi yürüten görevli anlamında olan bir kelimedir. نقيب الأشراف Nagibü’l-Eşraf gibi mesela, Osmanlı da Eşrafın, Şeriflerin, Peygamber soyundan gelenlerin işlerini üstlenmiş olan başkandır. Ona نَقِيبٌ “nagib” denir. Çoğulu da نُقَبَاءُ “nugaba”dır. Her ne ise bütün bu on dokuzun içerisinde bir muamma vardır. Yüce Allah “Sagar”bir muammadır, demek istiyor. “Sagar”, denilen yer bir muammadır. On dokuzun muammasıdır. On dokuzlar âlemidir, cehennemidir. Ama bu on dokuzlar artık ne yönde tecelli eder bunu bilemiyoruz ama müfessirlerin çoğunluğu bunun görevli on dokuz melek olduğu görüşündedir.

CEHENNEM GÖREVLİLERİNİN YAPISI:

وَمَا جَعَلْنَا أصحاب النار Biz Azimüşşan cehennem ashabını, cehennemlikleri kılmadık. Yani cehennem ashabından maksat; cehenneme sahip olan, cehennemi Allah’ın kendilerine emanet ettiği meleklerden olan kişilerdir. Çünkü beşerin ateşe gücü yetmez. Yapısı Cehennem’de görev yapmaya müsait değildir. Ateş insanı yakan bir yapıya sahiptir. Bu nedenle Cehennem’in ashabı derken, Cehennem’e sahip olan, Cehennem’in sahipleri makamında olan meleklerdir. أي خزنتها yani buradan Cehennem’in ashabından murat, onun görevlileridir. Cehennem’in hazenelerini, oradaki görevlileri biz kılmadık. إِلاَّ ملائكة Ancak melekler türünden kıldık. Melekler olarak tespit ettik, yarattık. Cehennem’de iş görenler ancak melek türleridir.

CEHENNEME GİRECEK GRUPLAR:

Çünkü şeytanlar da muazzebtir, azap görmektedir. Bu nedenle Cehennem’e hükmedemezler. Ateşten yaratılmış olmalarına rağmen, ateş ateşe hükmedemez bir konumdadır.  Çünkü şeytanların yapılarındaki ateş dozu ile cehennemin içinde yakıt olan ateş dozu bir değildir. Büyük taş, sağlam olan büyük taş küçük taşı, zayıf olan taşı ezer, her ikisi de taştır ama baş koyamaz. Küçük büyük ile başa çıkamaz. Bu nedenle onun küçükbaşını, büyük baş ezer. İşte ateşin dozu küçük olunca, dozu çok güçlü, kuvvetli olan Cehennem ateşi tarafından tazip olunmaktadır, azap edilmektedir. Bu nedenle şeytanlar da, cinler de cehennemin ateşinde yanma durumunda, konumunda olacaklardır. Ona hükmedenler ise meleklerdir. Çünkü melekler nurdandır. Nurani yapıları ateşten etkilenmelerine engel olmaktadır. Ateş onlara bir şey yapamaz, sürülemez. Biz cehennemin görevlilerini ancak meleklerden kıldık, tayin ve tespit ettik. لأنهم خلاف جنس المعذبين Çünkü, onlar azap olunanların türünün zıddınadır. Yani onlar azap olanların türünden değildir. Bunu az önce anlattık, ifade ettik. Çünkü azap olunanların bir kısmı topraktandır, bir kısmı ateştendir. Cehennemin ateşi ise bunları yakacak bir konumadır, durumdadır. Ancak melekler bu cinsin dışındadır. Bu nedenle ateş işlemeyen bir yapıda yaratıldıklarından görevlileri melekler olarak Yüce Allah tayin ve tespit buyurmuştur. فلا Bu nedenle onların türünden olmadıkları için, المعذبين muazzebeyn diye de okuyabiliriz. Çünkü iki tür olduklarından dolayı muazzibine de, muazzebeyn de diyebiliriz,  yananların, azap görenlerin türünden olmadıklarından dolayı melekler hariç tutulmuştur. Ama bunun iki tür olarak olduğunu biliyoruz.  Yani cehennemde toparlasak yananlar iki grupta yer alır. Biricisi insan türüdür, ikincisi cin, şeytan türüdür. Şeytan da cinlerden olduğundan dolayı, cin türüdür.

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ

¶        “ Andolsun biz, cinler ve insanlardan bir çoğunu cehennem için var ettik.”[2]

Cehennemin cin ve insanlar için yaratıldığı söyleniyor. Bu şekilde iki türdür. Ama çoğunluğu kastettiğini şuradan anlıyoruz. Muazzebine diye okumamızın sebebi, فلا تأخذهم daki هم zamiri çoğul olduğundan هماhuma diye gelmediği için muazzebine diye tercih ediyoruz. Onları yakalamaz, tutmaz, almaz.  الرأفة Onları şefkat yakalamaz. Şefkat sıfatı onlarda yoktur. Yani bu melekler de özel bir türdür. Hâlbuki melek demek şefkatli, merhametli demektir. Fakat cehennem melekleri bu on dokuz muamması içinde yer alan türler bir başka melek türüdür. Bunlara Allah şefkat, merhamet vermemiş. Demek ki   فلا تأخذهم الرأفة والرقة Şefkat ve merhamet, acıma hissi, duygusallık onları etkilemez. Onlar duygusal varlıklar değildirler. Hassasiyetleri yoktur, anlamazlar. Yalvarma, yakarma diye bir şey asla, bu onları daha da tahrik eder.

ZULMÜN GERÇEK ANLAMI:

Çünkü yerinde olmayarak yapılan bir şey insanı, varlığı daha da öfkelendirir. Bir şey yerinde olmadı mı zulüm kapsamına girer. Bir şeyi yerinden alıp da başka bir yere naklettiğiniz zaman bunun pozisyonu zulüm mevkidir.

والظلم وضع الشيء في غير موضعه

Bir şey yerinden alıp, başka bir yere koydun mu buna zulüm denir. [3]İşte bu cehennem keferetü’l- feceresi,  küllühüm zalimun hepsi zalimdir. Çünkü bunlar imanın yerine küfrü koydular. Vahyin yerine İblis’in vesveselerini koydular. İlahi düzenin yerine, düzmecelerin,  düzücülerin düzdükleri uyduruk sistemleri koydular. Bunların hepsi ظلمة zalemedir ve cehennemin odunudur. İla cehenneme zümeradır.[4] Burada yalvarmaya başlarlar. İmdat isterler. Hâlbuki orası imdat yeri değildir.

فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

¶        “ Onlar da feryat ettiler ama kurtuluş zamanı değildi.”[5]

CİRİT VE TÜRKLER:

Atalarımızın Manas destanı var, biliyor musunuz?  O Manas’ın zuhur ettiği bir yer değildir. Manas dünyada zuhur etmiştir. İşin biraz çağrıştırdığı bir esprisine tarihte şöyle bir şimşek çakar gibi cirit atıp geliyoruz.  Çünkü Türkler cirit atmayı severler. Cirit atma müthiş bir oyundur, askeri bir deha ürünüdür.

وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ yalvarma yakarma yeri olmadığı halde orada böyle boyuna rezillik yaparlar, ayakları öperler. O cehennemin muamma türündeki meleklerine yalvarırlar, yakarırlar, nasıl yerleri yalarlar bir bilseniz. Bunlar, yalama heriflerdir. وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ Ama artık o gün, kurtuluş, necat, yardım, inâyet günü değildir.  Karar verilmiştir ve iş bitmiştir. Onun için asla kulak verilmez. Melekler asla onları duymaz. Ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar, ne kadar çağırırlarsa çağırsınlar icabet söz konusu değildir.

İCABET EDENE İCABET EDİLİR:

Çünkü icabet, icabet edenedir. Bu adamlar سَمِعْنَا [6]dediler وَعَصَيْنَا [7]ile işittik dediklerini ayaklar altına aldılar. İşittik dedikleri halde وَعَصَيْنَا diyerek kulağı ayaklar altına aldılar. İşittikleri şeyleri inkâr ettiler. كَفَرْنَا [8]dediler. آمَنَّا [9]demediler.  صدقنا demediler. كَفَرْنَا dediler.

İşte bu dünyada;

ياقومنا أَجِيبُواْ دَاعِىَ الله

¶        “Ey insanlar adıma davetçi olarak gönderdiğim Resullerin davetlerine kulak verin.”[10]

Onlara uyun, onları izleyin. Onları gözleyin. Onların peşinden ayrılmayın dediği halde bu rezil varlıklar isyan yolunu tercih ettiler, İblis’in peşine takıldılar ve nihayet Cehennem’e yuvarlandılar. Onun acısıyla acılar içinde kalınca bu sefer de “ne olur Rabbimiz ne olur, anladık. Aklımız başımıza geldi. Biz şimdi her şeyi kavradık. Bizi geri çevir. Bak o zaman sana neler neler, ne türlü güzelliklerle sana başvuracağız. Seni tanıyıp sana kulluklar edeceğiz.” Demeye başlayacaklardır.  Ama bütün bunlar palavradır. Biz onları dinlesek diyor diğer bir yerinde kitabının, tekrar bu fırsatı onlara versek; onlar yine eski hallerine avdet ederler. Çünkü mayaları odur, bozuktur. Ne kadar takma, yapma işler yapsan da yerine göre allı pullu kulağına, göğsüne taksan da domuz domuzdur. Altın takma ile domuz domuzluktan çıkmaz. Altın suyuna batırsan domuzu, yine necistir, temizleyemezsin. İşte bu adamlar orada bağırlar, çağırırlar, yalvarırlar, yakarırlar ama oranın görevli melekleri onları duyacak bir yapıda değildir. Duymazlar, hiç iltifat etmezler.

KARANLIKLAR VE ABUSLAR YURDU:

Orası böyle bir yerdir. Orada gülmek yoktur. Gülücükler savuran bir tabloyu bulamazsınız. Orası karanlıklar yurdudur. Karanlık suratların olduğu bir yerdir.

وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ

¶        “ O gün kararan yüzler vardır.[11]

وُجُوهُهُمْ مُسْوَدَّةٌ

¶        “Onlar insan müsveddesidir.Yüzleri kapkara kesilmiştir[12]

Onlar insan değildir. Müsveddenin anlamı; karalamadır. Allah “Bunlar da müsveddedir” diyor. Bunlar insan taslaklarıdır, yontma yaratıklardır. Kabuk türündendir قشر Kışrdır, bunlar, kabuktur bunlar, arızalıdır. Çatlaktır, patlaktır, işe yaramazlar. Onun için cennette yerleri olamaz. İnsan müsveddesidir. Müsvedde esas kararmış demektir. İşin esprisiyle ifade ettiğimiz bir beyandır. Orası karalananların karalıların yurdudur. Orda güler yüze asla yer yoktur. عبوسُ الوجْهِ Abusül vecihtir. O yüzler asıktır. Hani yüzünden düşen bin parça derler ya bu asık yüzü tasvir içidir. Merhamet, şefkat, sevgi yoktur.  Dikkat ederseniz bu ukala herif,  عبس - بشر kelimeleriyle zaten böyle yüzü asık bir adamdı. Kur’an-a, beyana, Peygamber’e gelince yüzü asık mı asıktır, gülmez. İşte bu onların gelecek tablolarıdır. Peygamberi göresiye yüzleri kararır. Vahyi duyasıya hınçları artar, öfkeleri artar, işte bu tabloyu Yüce Allah cehenneme nakledivermiştir.  İblis’i görünce dünyada gülerler, oynarlar. Ama risalet sahiplerine gelince yüzlerini asarlar. Şimdi şaşıyorum, şimdi düşünüyorum, şu cılık, culuk ehlinden olan ve kendilerini mümin olarak tanımlayan zavallılara bakıyorum. Meşrep itibariyle, mezhep itibariyle kendilerinden olmayan mümin grupları gördü mü yüzlerini asıyorlar ama bir gâvuru gördü mü ayaklarının altına halılar seriyorlar. Öyle değil mi? Mümin kardeşine nasıl davranıyor? Korkuyorum bu suratlar bu sırattan geçemeyen sapıkların işidir. Velid gibilerin işidir. Allah bizi o boyadan sakındırsın. O huydan, o yoldan, tinetten bizi uzak tutsun.

İMAN MÜŞTEREK BİR NURDUR:

İman müşterek bir nurdur. Müminlerin müşterek bir sıfatıdır. Hangi yüzde o varsa kardeştirler.

إنما المؤمنون إخوة

¶        “  Hiç kuşkusuz müminler kardeştir .”[13]

Onların tuğraları, onların imzaları aynıdır. Neyini beğenmiyorsun. Beyazın birisi zenci bir  müslümana bakmış, çok dikkatlice, nasıl baktıysa,  ne o demiş boyayı mı beğenmedin, boyayanı mı beğenmedin. Boya da Allah’ın, boyayan da Allah’tır. İlla herkesin senin ölçünde olması gerekmez. Kulakları sana uysun, ulakları sana uysun, eni boyu sana uysun. Benim giydiğim renkten giymemiş. Bunlar iman sıfatlarından değildir. Ne biçim ölçüt koymuşsun sen?  Benim babamın adını söylemedi. Sen kimin evladındansın dedim? Falan hocanın demedi. Âdem babanın diyor bu diyor. Âdem baba da kimmiş? Belki size tuhaf gelebilir ama Âdem babayı da mı bilmiyor bu dersiniz. O babayı birisi olarak görmüş, gözlerini öylece açmış, öyle gidiyor. Bunu şu anlamda söyledim. Demiş ki birisi siz hangi cemaattensiniz demiş. Bu çok tahakkuk etmiş. Biz “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat”teniz deyince: “Ya öylesi de mi var,” demiş.  Az önce söylediğim söz bu anlamdadır. Âdem baba deyince size tuhaf gelebilir, ehl-i sünnet deyince daha iyi anlarsınız. Şuna bakın ne hâle gelmişiz. Babasını Tanrı zannediyor. Kendi evinden başka ev tanımıyor. Kendi yolundan başka yol tanımıyor.

ÇÖPLÜK KARIŞTIRANLAR:

Yolsuz kalmış, çulsuz kalmış haberi yok. Bitpazarındakilerle avunup duruyor. Çünkü bu tür inançlar atalarımız tarafından yüzyıllar önce çöplere atıldı. Bu sapık düşünceler gömüldü. Cifelerin altında, pisliklerin altında kaldı. Ama şimdi çöp karıştıranlar çıktı. Eski gömülü olan,  kabirlerde yer alan, kabir hırsızları var ya, nebbaşlar, işte oralara gidip, atalarımızın çöpe attıkları düşünceleri, fikirleri bir bir, lime lime alıyorlar, buldum buldum, وجدت diye bağırıp duruyor. Ondan sonra o fikri söyleyince yeni bir şey söylemiş gibi adam, hiç duymamıştık bunu diyorlar. O çöplükten çıkan bir şeydir. İşte bitpazarından gelen şey diye bunu kastediyorum. Allah onların şerrinden bizleri korusun.

DOKUNUŞU HAYAT BİTİRENLER:

Onlara Allah şefkat, merhamet, incelik bahşetmemiştir. Onları ırgalamaz. Cehennem melekleri şefkat, merhamet, incelik, nezaket, letafet diye bir şey bilmez. Onun için boşuna, ne söylesen boşunadır.   لأنهم Müfessir tekrar onların melek olarak seçilmesinin diğer bir nedenini izah ediyor. لأنهم Çünkü onlar, o cehennem melekleri أشد الخلق بأساً yaratılmış mahlukatın en sert olanlarıdır. En güçlü kuvvetli olanlarıdır.  Vurduğu yerden kesinlikle artık bir daha hayat sesi gelmez. Bir kere dokundu mu işini anında bitirmiştir. İkinci bir vuruşa gerek kalmaz. Bu kadar be’s, şiddet, hiddet, sertlik hepsi bunun içindedir. Güç, kuvvet, acımasızlık hepsi bunun içindedir. أشد الخلق بأساً Bu nedenle    فللواحد منهم o muammalı on dokuz meleğin her birisi için vardır.  قوة الثقلين İns-ü cinnin gücü kuvveti vardır. Cin ve insanların gücü bir tanesindedir. Bütün insanlar bütün cinler toplansa o cehennem meleklerinden bir tanesinin gücüne yetişmez. Bu kadar güçlüdür. Hani diyeceksiniz koskoca cehennem on dokuza mı kalmış? İşte onlardan bir tanesi bu şekildedir. Yani hiç birisi olmasaydı sadece bir tane olsaydı yine hepsinin hakkından gelirdi. Müfessirimiz böyle olduğunu bilesiniz diyor.

FARKLI ANLAR FARKLI İMTİHANLAR:

31. âyeti celile  وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ Biz onların sayısını kılmadık. Burada bir sayı verildi. Cehennem’in üzerinde on dokuz vardır denildi. Biz onların sayısını, bu sayı da nereden çıktı. Yüce Allah sayılara pek itibar etmez. Bu sayılar genelde (Kur’an’ın genelinden anladığımıza göre müfessirlerin beyanı veçhile bunlar) kesretten kinayedir. Bunlar tahdid edilmiş sayılar değildir. Bunlar bir şeyleri anlatmak için,  çokluğu ya da azlığı belirtmek için beyan edilir. Biz onların sayısını kılmadık. Acaba bu sayı ile ilgili ne gibi bir anlam; ne gibi bir hedef gözetilmiştir denilirse; işte burada onun cevabını vermektedir. Niçin bu sayı, bu sayıda nereden çıktı denirse?  Biz onarlın sayısını bu şekilde kılmış değiliz. تسعة عشر on dokuz sayısını   إِلاَّ فِتْنَةً Ancak bir imtihan vesilesi olarak beyan etmişizdir. Bu on dokuzu biz imtihan için, fitne olsun diye beyan ettik, belirttik. İşte hadi bakalım paçayı sıyırabilirsen sıyır, kurtarabilirsen kurtar. Al sana, bu önüne konulmuş bir fitne kazanıdır. Bir fitne yoludur. Bu yoldan, geçitten geçebilecek misin bakalım. İnsanların çetin imtihanları vardır. Hayat daima imtihandır, bir yol gibidir. Bu yolun çetrefilli olan kısımları vardır. İnişleri, çıkışları içerisinde tümsekleri, çukurları vardır. Daralan yerleri vardır. Hatta trafik işaretleri vardır. Önceden bu yol bak ileride daralıyor ona göre sen de pozisyonunu ayarla der. İşte din de böyle bir vaziyettedir. Heyelan bölgesi vardır, buna fitne denir. Yani insanın sahip olduğu melekeleri, güçleri, imkânları ortaya koymasını sağlayan, böyle dikkatli, çok çetrefilli insanı bayağı zorlayan bir yer veya olay veya bir yiyecek veya bir giyecek; her ne ise sen onunla imtihan ediliyorsan; ona fitne denir. Bu bazen yol şeklinde, bazen dağ şeklinde, bazen bir taş, bazen bir yaş şey olarak karşına çıkar.  Önemli değildir. Önemli olan senin onunla imtihandan geçmendir. Fitne bazen annen olur, bazen baban olur, bazen işin olur, bazen çoluğun çocuğun olur. Çünkü onunla olan muamelen neticesinde ya Allah’ın rızasını kazanacaksın, ya da kaybedeceksin. İkisinden birisi. İşte bu çetin bir imtihandır. Bazen düze çıkarsın. Aynen dinde de böyle şeyler vardır. Çok güzel gider gider bir anda bir rampaya gelirsin veya bir çukura batarsın. Birden değişir. Günler bizim yolumuzdur. Bazı günler çok güzel geçer. Ama bir bakarsın ertesi günü çetin bir gün başlar. Daha yataktan kalkarken bunu hissedersin. Yani artık sabır günü demektir. Dikkat et. Bazen de şükür günüdür. Tıkırında gider böyle tereyağından kıl çeker gibi olur. Ama

وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ

¶        “İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında böyle döndürür dururuz.”[14]

BİRBİRLERİNE BAKA BAKA OLGUNLAŞAN MÜMİNLER:

Günler böylece aynı minval üzere kalmaz. Bilakis Yüce Allah biz evirir, çeviririz diyor. Senin şükür gününde arkadaşının, kardeşinin sabır günü vardır. Onun işleri o gün hep ters gider. Öteki hep rast gider. Ama ertesi gün tersine döner. Sıra sana gelmiştir. Hep işlerin ters gider. Sabırlı ol, bu da geçer. Bak öteki onu atlattı sen de atlatırsın deyip insan üzüm üzüme nasıl baka baka kararır ve minvalini, yerini bulursa, halk böyle demez, bunu böyle açıklamazlar. üzüm üzüme baka baka nasıl olgunluk oluşturursa; müminler de bir birinin yüzüne baka baka olgunlaşır.

الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ

  1. Mümin müminin aynasıdır, o aynada kendini görür.”[15]

Kendine çeki düzen verir. O kâmil mümine bakar ve böylece kara olur. Kara burada olgunluğu temsil ediyor. Üzümün kararması demek onun olgunlaşması tatlılaşması demektir. Genelde biraz negatif anlamda kullanılıyor.

FİTNE KARŞISINDA RABBİ YESSİR:

Bu on dokuzla ilgili bir zamanlar baya ortalık baya bir muamma çözümüne doğru gitti. Muammalı, gizemli bir ortam oluştu. Hatta o zaman için diyanet işleri başkanı olan Tayyar Bey’in de herhalde Kur’an-ı Kerim’de on dokuz sayısı ile ilgili bir risalesi vardı. Orada dini yönüyle nereye oturtacağız on dokuzu, birileri değişik kanallara doğru çekiyorlar. Onların hakkında bilgiler veriyordu. Bu gizem bu muamma sürüp gidecek. Bunu asla gâvur çözemeyecektir. Hâlâ günümüzde bu on dokuzla kafasını bozan kişiler vardır. Cevabını öte tarafta göreceklerdir. Bu neymiş? Yüce Allah onların kafasını dolaştırmak için onları bir tuzağa çekmiştir. Böylece uğraşırlar dururlar, en sonunda sıfır elde sıfır, bir şey elde edemezler Nuh feleğin içerisinde kaybolur giderler. Biz onların sayısını ancak bir fitne sebebi imtihan vesilesi olsun diye beyan ettik. Böylece tayin ve tespitte bulunduk. Cehennem’in görevlilerinin sayısını, o sayıyı biz bunun için beyan ettik. Bir fitne olsun diye. أي ابتلاء واختبار Üçü de aynı anlama gelen kelimelerdir. Fitne, ibtila ve ihtibar imtihan anlamında kelimelerdir. Sınav anlamındadır. Ancak bunun kolayı vardır, zoru vardır. Nasıl geçti? Çok kolaydı sınav ya da çok zordu. İşte bu Allah’ın elindedir. Yüce Allah dilediğine kolaylaştırır; zorları kolay eder, dilediğine de kolayı zor eder. Onun için biz Rabbimizden kolaylaştırmasını talep edeceğiz.

رب يسر Rabbi yessir okuyacağız. Rabbim kolay kıl diyerek isteyeceksin. O zaman kolaylar daha kolay olur. Zorlar kolaylaşır. Kâfir için ise zorlar daha da zorlaşır. İşi daha da zorlaştırma, gel şu işi şurada çözelim. Zaten zor daha da zorlaştırma denir. İşte kâfirin küfrü şiddet peyda ettikçe zor daha da zorlaşır. Müminin imanı kemale erdikçe kolay olan daha da kolaylaşır. Yüsur eysere dönüşür. Kâfirin dünyasında Usur da asere dönüşür. Çünkü küfür de iman da bir hâl üzere kalmaz. Devamlı ya artar, kemal cihetinden; ya da eksilir. Mümin, imani icapları yerine getirdiği sürece onun için zeval yoktur. Onun için kemal vardır. Mümin her gün için imani icapları yerine getirdikçe onun için zeval asla söz konusu değildir. Söz konusu olan kemaldir.

لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ

¶             “ Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır .”[16]

Hep ziyadeleşir. Dün beş kıldı, bugün de beş kılacak etti on. Ertesi gün bir beş daha kılacak, on beş eder. Gördünüz mü bakın hiç iki günü eşit mi? Devamlı artış kaydediyor. Ramazan geliyor tekrar bir ramazan üstüne inzimam ediyor. Muzaaf bir şekilde katmerli bir şekilde hep üst üste, üst üste yığılıyor.

والله يضاعف لِمَن يَشَاء

¶  “Allah dilediğine daha da katmerli ihsan eder.” [17]

Daha da muzaaf kılar. Daha da mertebeli, meratipli kılar. Kâfir ise bunun tersinedir. Her gün negatiftir. Bugün namaz açısından eksi beş ise çünkü hep eksi aldı, hiçbir namaza icabet etmedi. Bu nedenle beş vakit eksi, ertesi gün yeniden kılmadı eksiler devam eder, eksi on.  Ertesi gün yeniden kılmadı eksi on beş, böylece eksiler yurduna, aşağılık âleme doğru yavaş yavaş çöker. Bu bir hattır şimdi sadece namaz hattından konuştuk.

CENNETTEN DE CEHENNEMDEN DE YERİMİZ VARDIR:

Bunun daha değişik, doksan dokuz hattı vardır. Hep bütün hatlarda insanın bir düğümü vardır, bir akdi vardır. Akit inanç anlamındadır. Akide kelimesidir. Bu doksan dokuz esmada hepimizin bir yeri vardır. Nasıl ki hepiniz için cehennemden bir yer ayrıldı. Cennetten de bir yer ayrıldı. Sen tercihini yap, buralardan birisi sana verilecektir. Kul iyi tercih yapar, gereğini, şartlarını yerine getirirse al cennet senin olsun. Öteki de cehennemi tercih eden adama verilir. Her anasından doğanın cennette de yeri var, cehennemde de yeri var. Daha sonraki tercih durumuna, konumuna gelince yolunu belirleyince; yolu ya cennete erişir, ulaşır veya cehenneme erişir. لِلَّذِينَ كَفَرُواْ Bu fitneyi Yüce Allah özellikle kâfirler için tahsis etmiştir. Biz cehennemin üzerindeki on dokuzu, o melekleri kâfirler için imtihan, müthiş bir deneme, sınav kıldık. Bu kâfirler içindir çünkü mümin Rabbimin bir hikmeti vardır. Bu Rabbimin beyanı ise ben ondan olduğuna kaniyim, tasdik ediyorum, آمَنَّا amenna ve صدقنا saddekna der meseleyi çözer.

CABADAKİ ACABA:

Ama gâvurda iman olmadığından, teslimiyet olmadığından, bu neydi acaba, acaba şu mu acaba bu mu? Sürekli başı o cabanın içindedir. O a cabasının içindedir. Be cabası ayrı a cabası ayrıdır. A caba içinde böylece boğulur gider. Bir de ateşin üzerine konduğu için caba güzelcene; aman Allah’ım genelde o cabalar, etler için yapılır. Bu beşer var ya o caba etler içindir. Caba deyince et hatıra gelir. Sarımsak soğan patlıcan hıyar gelmez. Caba dedin mi eti olacak değil mi? İşte kâfirlerin beşeresi eti o cabanın içerisinde böylece kaynar. حتى قال Öyle ki bu aeyti duyunca,  قال أبو جهل : لما نزلت bu on dokuzu beyan eden ayet inince, Ebu Cehil denilen kefere şöyle dedi.  عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ Bu surenin otuzuncu ayeti nazil olunca Ebu Cehil şöyle söyledi. Anladı tehdit edildiğini, bu bize bir tehdittir diyor.  Dedi ki kâfirlere.  أما يستطيع كل عشر منكم buradaki أ harfi bazı tefsirlerde yoktur. Bazen söyleyiş tarzıyla da soru olduğunu anlatabiliriz. أما يستطيع yetiremez mi gücünü  كل عشر منكم sizden her on kişi   أن يأخذوا واحداً منهم o on dokuzdan bir tanesine gücünü yetiremez mi? Ne korkuyorsunuz? Titremeye başladınız diyor. On dokuz deyince size ne oldu.? Sizden hiç on tane adam o on dokuzdan bir tanesine gücünü yetiremez mi? Çok basit, sathi düşünen bu yaratık, kafa derisiyle düşünen bir adamdır.  Bunlar beşere ehlindendir. Beyinsiz yaratıklardır. İçerik yoktur, derinlik yoktur, derisiyle düşünen adamdır. Her şey dışarıdadır. Onun için gayet sathi bir ifadedir. Yani on tane adam oradaki o on dokuzdan bir tanesine gücünü yetirecekmiş. Şu kafaya bakın. Hâlâ madde ile mana arasında ki farklılığı anlayamamış bir yaratıktır. Tabi ki inanç olmadıktan sonra mesele budur. O on dokuzu da kendisi gibi düşünüyor. Taşlar arasında yetişmiş başlar şeklinde düşünüyor. Öyle değildir. Taşlar arasında yetişmiş başları cehennem vadilerindeki on dokuz bir güzel haşlar. Ne ise on dokuz! Derisiyle düşünen bu adam böyle gayet ince, basit bir deri parçası gibi, dökülen derimiz var ya üzerimizden böyle kırpıntılar halinde, böyle dökülecek türde bir sözcüktür. Sizden on kişi onlardan bir tanesine bedel olamaz mı diyor. Haklayamaz mısınız diyor. Ne korkuyorsunuz diyor.  وأنتم Halbuki sizler on kişiyi bırak,   الدهم siz büyük bir kitlesiniz. Sayıya gelmeyecek kadar çoksunuz. الدهم demek الجماعة الكثيرة “elcemaatü’l- kesira” anlamındadır. Bu sırada Ebu Cehil böyle söylenince, söylenen kalabalığın içerisinden biri çıkıp, Ebu Cehil’in karşısına geldi.  فقال dedi ki. أبو الأشد Ebu’l-Eşud denilen bir adamdı. Böyle iri yarı, samsom gibi bir adammış. Dört dev adam diye filimler filan var ya ya da Herkül gibi bir adammış. وكان شديد البطش Çok güçlü bir adamdı. Görmediği için bu kadar söylüyorum. Müthiş bir adamdı. Dedi ki: أنا أكفيكم Ben sizin bedelinize سبعة عشر on yedisine gücümü yetirebilirim. On yedisini gözüm alıyor diyor. Nereden gördüyse adam, gözü alıyormuş. Gücünü nasıl tarttı, biçti. Tartıları da çok bozuk bu adamların, hiç doğru tartmaz. Biliyorsunuz yukarıda da ölçtü biçtiydi, sonunda işin içinden bir hiç çıktı. Ölçtü, biçti ama maalesef meydanda fol yok, yumurta yok. Bu da böyle biridir. Nasıl bildiyse adam on dokuzun nasıl geleceğini, ben onların on yedisine yeterim diyor. Niçin on sekiz değil acaba bilmiyoruz değil mi? Bu cümle çok hesabı kitabı olmayan bir sözdür. Derinlik ifade etmeyen, atmasyon diyebileceğimiz bir laftır. Ebu Cehil laf ebesidir. Bunlar da ondan böyle laf söylemeyi öğrenmiş yaratıklardır. أنا أكفيكم ben sizin yerinize yeterim diyor. Sizin bedelinize onlardan on yedisini haklarım ben diyor. فاكفوني أنتم Siz de benim yerime haklayıverin. اثنين iki tanesini de siz haklayıverin diyor. Benim yerime siz hallediverin onu. İkisini size bırakıyorum. On yedisi bana ait.  فنزلت İşte bunun üzerine وَمَا جَعَلْنَا أصحاب النار إِلاَّ ملائكة 31. âyet-i celile nazil olmuştur.  Görüyorsunuz ilahi diyalog; burada nasıl müthiş bir diyalog var. Peygamber (a.s)la böyle çekişirken veya kendi aralarında konuşurken, Allah zaten mutlaka ben yanınızdayım diyor. Yani yirmi gâvur varsa yirmi birinci onların üzerinde yine Allah’tır ve orada hazır ve nazırdır. Müslüman da olsa gâvur da olsa mutlaka Yüce Allah onlara murakıptır. Onları muhittır, çevirmiştir, kuşatmıştır. Onun kuşatması dışında, onun gücü, kuvveti, ilmi, iktidarı dışında hiçbir varlık yoktur.

KÂFİRİ DE MÜMİNİ DE KUŞATAN ALLAH:

Yüce Allah daima onların üzerindedir.  Ya inayet yönünden üzerindedir ki Allah’ın inayeti müminler içindir, onların üzerindedir. Yahut da gazap, intikam yönüyle şiddet yönüyle üzerindedir. Onlar da gâvurlar, kâfirlerdir. Yüce Allah hiddetiyle, şiddetiyle, gazabıyla, azabıyla kâfirlerin tepesindedir. Müminlerin de lütfuyla, keremiyle affıyla, merhametiyle üzerindedir. Allah lütfünü keremini üzerimizden almasın.

Ebü’l-Eşüd üşüttü. Bu adam iyice üşütmüş. Bakın dilimizde de nasıl böyle benzerlik yanı var. Üşütmede zirve de, dorukta olan bir adamdır. İyice üşütmüş. Onun için on dokuz cehennem meleğinin on yedisini haklayacağını düşünebiliyor. Üşüten bir kimse için, kafayı bozan dengesini yitiren bir adam için yadırganacak bir söz değildir.

أي Bu ayetin anlamı şudur. وما جعلناهم Biz onları o on dokuzu kılmadık. رجالاً من جنسكم Ebu’l- Eşüd de cevap sadedinde gelen bir kelamdır. Biz onları sizin sandığınız gibi on yedisini ben haklarım diyorsunuz da etli butlu düşündüğünden böyle diyorsun. Ama o senin bildiğin bir insan türü değildir. Biz onları adam cinsinden değil, yani beşer cinsinden kılmadık.  يطاقون Ki kendilerine takat getirilebilecek, güç gösterisinde bulunabilinecek  bir türden kılmadık. Yani onlar boy ölçüşebileceğiniz türden bir varlık değildir. Onların bir nazarı ile mezarınız hazır olur. Allah korusun bir kere baktı mı,  bunların zaten, gözlerinden her tarafından ateş çıkıyor,  her tarafı yanıyor. Bunlardan esinlenmiş olacaklar ki böyle ateşten adam diye filimler çeviriyorlar. Adam böyle yanıyor. Ona zarar vermiyor da başkasına zarar veriyor. Tabi ki dünyada böyle bir adam yok da, bu ancak teknik bir şekilde,  bir ziyadelikle yapılan bir şey olabilir. Ama bünyesinden ateş fışkıran bir insan olamaz. Çünkü bizim ateşimiz zaten kendimize yetiyor. Dışarı verebilecek türden bir ateşe sahip değiliz. Öyle olsaydı evde soba yakmaya gerek kalmazdı değil mi? Kendi kendimizi ısıtırdık. Ama ne çare ki üşüyoruz değil mi? Üşütmeyelim de üşüyün.

وقالوا Bu ayetler üzerinde açıklama yapan müfessirler dediler ki: Bunu daha önceden beyan etmiştik. Hangi ilimde faili yok وقالوا dedilerse قال dendiyse faili yoktur. O ilim ehli kastedilir. Bu tefsirdir وقالوا yani müfessirun demektir. Faili bunun müfessirun şöyle dedi. Fıkıh ise fukaha anlamındadır. Kelam ise mütekellimun anlamındadır. Siyer ise tarihçiler anlamındadır. Tasavvufsa sufiler kasdedilir. Bu şekilde ifade edilir. Burada da aynı yöntemde ifade ediyoruz. وقالوا Şöyle dediler. Onlar yani müfessirler şöyle açıklamada bulundular. قال nin anlamı da tefsirde şöyle tefsir etti demektir.  Ayetler konusunda yapılan bir söz tefsirdir. Buradaki قال “gale” فسرfessara” anlamındadır.

HER AŞAMADA GÖREVLİ MELEKLER:

قال حسن Hasan bu ayeti şöyle tefsir etti anlamındadır. الحسن هكذا فسر demektir. : في تخصيص الخزنة Cehennem meleklerinin görevlilerinin tahsis edilmesi, tayin ve tespit edilmesi,  بهذا العدد bu sayı ile tahsis edilmesinde vardır.  مع أنه لا يطلب في الأعداد العلل Sebepler sayılarda matlup olmamakla beraber, istenmemekle, göz önüne alınmamakla beraber, bu sayılar ile cehennem görevlilerinin tahsis edilmesinde vardır.  أن Şu ki   ستة منهم onlardan, o on dokuzdan altısı يقودون الكفرة إلى النار kâfirleri bağlarlar. Sözlükte yularından tutup çekmek anlamı verilmiştir. Kumanda etmek, yularlamak anlamındadır. Yularlamak güzeldir çünkü onlar yularlanacaklar. Onların yularları var. Çünkü hayvanlardan daha adi ve yırtıcı olan bu yaratıkların yularlanması gerekir. Bukağılanması lazım. Altı tanesi cehennem ehlini bağlamakla meşgul olurlar. Buradaki  يقودون Onlara kelepçe vururlar. Ayaklarını zincirlerler. Kur’an’da vardır. Daha sonra da bir ana zincire bağlayarak bunları cehenneme hazır hale getirirler. Buna يقودون diyor. Cehenneme kadar getirenler var. Cehennemden sonra yerlerine mekânlarına götürenler var. وستة Diğer altı melek ise  يسوقونهم Cehenneme nereye gidecekse oraya sevk ederler. وستة diğer altı tanesi ise  يضربونهم onları döverler, vururlar, bakın orada dayak var. بمقامع الحديد Demir çekiçlerle, topuzlarla o vurmaya yarayan aletlerle uçları sivri sivri, koparıcı, biçici, ezici bütün bunlar savaş malzemeleri  olarak biliyorsunuz eski askeri şeylerde mevcuttur. والآخر Sonuncusu ise on sekiz tane oldu toplam on dokuzdu. Yukarıdaki أن ye atfediyoruz.  Ve الآخر أن sonuncusu ise, خازن جهنم cehennemin hazini, başkanı, müdürü olan melektir ki  وهو مالك o da Malik’tir. وهو الأكبر O en büyüğüdür. Malik bütün on dokuza bedeldir. O on dokuz ise cehennemin hepsine bedeldir. Bu şekilde bir güce sahiptir.

Sagar cehenneminde vardır. تسعة عشر دركاً Bunlar da ayrı bir tür tefsirdir. Yine on dokuz hakkında yapılmış bir tefsirdir. Şöyle de izah edilmiştir.

ONDOKUZ UÇURUM:

5. Bu ayetten maksat sağar cehenneminde on dokuz uçurumlu çukur vardır.

إِنَّ المنافقين فِى الدرك الأسفل مِنَ النار

¶  “Münafıklar, Cehennemin en aşağısındaki çukurdadır.”[18]

Dolayısıyla bu bir tane değildir. On dokuz tane çukur varmış. Şimdi dünyada da biliyorsunuz dünyanın en çukur yerleri var. Oralara giriş pek çok zor, çok büyük hazırlıklarla masraflarla bugün oralara girebiliyorlar. Okyanusun dibinde bu çukurlar, isimleri de var. Cehennemde on dokuz tene işte böyle çukur vardır. Bunlar bir şekilde en azılı gâvurların atıldığı yerdir. Bu çukurlar sagar cehenneminde yer alıyormuş. وقد سلط على كل درك Her çukur da bulunanın üzerine musallat kılınır. On dokuz çukurdan her bir çukurda bulunanlar için musallat kılınır, görevlendirilir. Bu basit bir görevlendirme değil, musallat olma şeklindedir. Dilimizde de vardır. Bana tasallut etti, musallat oldu. Bu sinek de bana musallat oldu diye kullanırız. Senden ayrılmıyor, sana eza, cefa yapıyor. Her türlü kötülüğü yapıyor. Buna tasallut denir. Bunu yapana da musallıt denilir. Yapılana da musallat denir. Bu vadilerde, bu çukurlarda yer alan kimselerin her birine musallat kılınmıştır, ملك bir melek. Yani her bir çukurda bu on dokuzdan bir melek vardır. Bir tanesi ordadır. O çukurun, o kuyunun başındadır, görevlidir diyor.

وقيل Şöyle de izah edilmiştir. Şöyle de bir yorum vardır. يعذب فيها Orada  sagar cehenneminde azap olunur. بتسعة عشر لوناً من العذاب

ONDOKUZ ÇEŞİT AZAP:

6. Azap türlerinden on dokuz türde azap vardır. Yani bu, bir tür değil, iki tür değil. Adamın suçu kaç çeşitse ona göre karşılık alacaktır. Demek ki ana suçlar on dokuza ayrılmıştır. On dokuz tür büyük günah türleridir, suçlarıdır. Bu on dokuz türün ayrı ayrı bölgeleri var diyelim. Ama burada bu sagar da on dokuz türün hepsi yapılmaktadır. Falan suç falan cehennemde,  falan suç falan cehennemde, oraya gidecekler oraya sınıflanıyor. Ama bu sagar da hepsi mevcuttur. On dokuzu da burada mevcuttur. Elemanları, işkence ehli burada hazır bekliyor.  لونا nev’an demektir on dokuz azap türü vardır. يعذب azap olunur. Orada sagarda bu on dokuz çeşit azap görülmektedir. Bu da bir yorumdur.  وعلى كل لون ملك موكل Her türün başında da bir melek vardır. O azabı yapan, o işkenceyi yapan bu on dokuzdan birisi vardır. Kimisinin dilini kesme şeklinde dilden azap görenler, dil bölümü mevcuttur. Orada dili nasıl yapılacaksa uzatılıyor mu, cız bız mı ediliyor, ateşteki şeylerle bastırılıyor mu, tabi bunun türleri vardır, çeşit çeşit azap türü vardır.  Kulağından dolayı mı, gözünden dolayı mı, tenasül organından dolayı mı, elinden mi, ayağından mı bütün bunlar insanların bu dünyada musallat olduğu, müptela olduğu günahlar vardır. Çeşitleri farklı farklıdır. Kimisinin işlenmesinde el büyük rol oynar. Hırsızlıkta en önemli organ eldir. O eliyle orada azap görür. Kimisinde ayaktır. Diyelim ki sürekli ezmiş, boyuna basmış tekmelemiş,  ayaklar altına almış. Kimisi göz yoluyla, röntgenci türündendir. Böylece bu türler gider. Hangi türden ise o türde olur. Çünkü kıyamet gününde verilecek ceza suçun türünden olacaktır. Hangi türden suç işlediyse karşılığı o türden olacaktır.

فإن الجزاء من جنس العمل [19]beyanı veçhile olacaktır.

جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

¶  “….Yaptıklarına karşılık olarak.”[20]

Yaptıklarına uygun ceza ayetleri bunun tanığıdır.  Bunlar zayıf da olsa belki ferdi olan açıklamalardır ama çok güzel yorumlardır, çok hoştur. Belki de bu ondokuza genel yapısıyla on dokuz türlü tefsir gerekir. Onu da ararsanız bulursunuz. Arayan bulur.

وقيل Şöyle de dendi.  إن جهنم Kuşkusuz cehennem  تحفظ korunma altındadır, korunmaktadır.  بما تحفظ به الأرض من الجبال Yeryüzünün dağlarla korunması gibi cehennemde koruma altındadır, korunmaktadır.  وهي O da   تسعة عشر cehennemde on dokuz dağ vardır diyor. Nasıl dünya da bu dağlar omurgasını oluşturuyor, ayakta tutuyorsa, dünyanın çivisiyse, cehennemde de böyle bir omurga vardır. İşte Allah cehennemi ayakta tutan bu omurgadan söz etmektedir. Yani on dokuz cehennemde büyük dağ varmış. Bunlardan bir tanesi de herhalde adı geçen Saud’dur.  وإن كان أصلها مائة وتسعين Her ne kadar bunun aslı 190 olsa da bu on dokuz seçilmiş, ön plana çekilmiş olan bir sayıdır. Demek ki aslı yüz doksan tane dağ varmış.  إلا Ancak on dokuz olsa da,  أن غيرها diğerleri o on dokuzun dışındakiler  يشعب عنها on dokuza bağlıdır. Onlar asıl olan dağlardır.  Diğerleri kökleri oraya bağlı olan yan dağlar olmuş oluyor. Onlardan şubelenmiş, dallanmış, budaklanmış çoğalmış anlamınadır.

Bunun nedenlerini açıklayacak Yüce Allah, bu on dokuzun toplumsal olan açılımında neler hedeflenmiştir, onların beyanı var. Onları bu dersimizde bitiremeyiz. İnşallah önümüzdeki dersimizde tamamlamaya çalışırız.


[1]İsra17/82

[2] Araf7/179

[3] Nesefî, Enam Sûresi6/21.âyetin tefsiri, s.321

[4] Zümer39/71 “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler.”


[5]Sad38/ 3

[6] Bakara2/93”Onlar, dinledik, karşı geldik demişlerdi.”

[7] Bakara2/93”Onlar, dinledik, karşı geldik demişlerdi.”

[8] İbrahim14/9”Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz, dediler.”

[9]Âl-i İmran3/52”Biziz Allah yolunun yardımcıları, Allah’a iman ettik, şahit ol, biz Müslümanlarız, dediler.”

[10] Ahkâf46/31

[11] Âl-i İmran3/106

[12] Zümer39/60

[13] Hucurat49/10

[14] Âl-i İmran3/140

[15] Ebû Davûd, Nasihat, hadis no: 4272

[16] Yunus10/26

[17]Bakara2/261

[18] Nisa4/145

[19] İslâm, Usûlü ve Mebadiihi,s.215

[20] Secde32/17

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

16 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37