Canan'a Sunulan Can (17 Nisan 2011)

td001

Geçen bir tashih üzerinde durmuştuk. Tashihin de tashihini yapıyoruz. Hayat böyledir, bazen doğru gördüğün bir şeyin daha sonra doğruluğu başka yönde tecelli eder. İnsanoğlu hata ve nisyan ile maluldür, denmiştir. Onun için çevremizde olan dostlarımız, eşlerimiz sağ olsunlar, onlar bizim unuttuklarımızı hatırlatabiliyorlar. Yanıldığımız zaman doğrultabiliyorlar.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ (24) إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ (25) سَأُصْلِيهِ سَقَرَ (26) وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ (27) لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ (28) لَوَّاحَةٌ لِلْبَشَرِ (29)

 TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

 وذكر الفاء دليل على أن هذه الكلمة لما خطرت بباله نطق بها من غير تلبث { إِنْ هذا إِلاَّ قَوْلُ البشر } ولم يذكر العاطف بين هاتين الجملتين لأن الثانية جرت مجرى التوكيد للأولى . { سَأُصْلِيهِ } سأدخله بدل من { سَأُرْهِقُهُ صَعُوداً } { سَقَرَ } علم لجهنم ولم ينصرف للتعريف والتأنيث { وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ } تهويل لشأنها { لاَ تُبْقِى } أي هي لا تبقى لحماً { وَلاَ تَذَرُ } عظماً أو لا تبقى شيئاً يبقى فيها إلا أهلكته ولا تذره هالكاً بل يعود كما كان { لَوَّاحَةٌ } خبر مبتدأ محذوف أي هي لواحة { لِّلْبَشَرِ } جمع بشرة وهي ظاهرة الجلد أي مسوّدة للجلود ومحرقة لها

 

İÇİNDEKİLER

1.Kur’an’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Doğrunun Doğrusu

4.Kâfirin Acı Sonu

5.Canan’a Sunulan Can

6.Dünyanın İki Nimeti: Riyaset ve Mal

7.Ağızdan Gelen Bela

8.İblis’in Söz ve Kulak Olarak Temessülü

9.Peygamberimizin İki Yönü

10.Müminin ve Kâfirin İhracı ve İthali

11.Müminler Mânevî Cennette Yaşar

12.İradenin Ortaya Çıktığı An

13.Taviz Verilmeyecek Hususlar

14.Sakar’a Dikkat Edin

15.Obur Cehennemin İsteği

16.Yakaralım, Yakar’dan Kurtulalım

17.Allah İçin Buğzedin

18.Yakamızı Bırakmayan Cehennem

19.En Ağır Küfrün Söyleneceği Yer

20.Cehennem Odunları

 


CANAN’A SUNULAN CAN

 

 Değerli Kardeşlerim, Kıymetli Müminler;

Bu hafta okumakta olduğumuz tefsirden Müddessir Sure-i Celile’sinin 24. âyetinin tefisiriyle ilgili kısımları okumaya devam ediyoruz.

DOĞRUNUN DOĞRUSU:

Geçen bir tashih üzerinde durmuştuk. Tashihin de tashihini yapıyoruz. Hayat böyledir, bazen doğru gördüğün bir şeyin daha sonra doğruluğu başka yönde tecelli eder. İnsanoğlu hata ve nisyan ile maluldür, denmiştir. Onun için çevremizde olan dostlarımız, eşlerimiz sağ olsunlar, onlar bizim unuttuklarımızı hatırlatabiliyorlar. Yanıldığımız zaman doğrultabiliyorlar.  İnsanın çevresinde böyle bir kitle oluğu için Allah’a hamdetmekten başka çaresi yoktur. Bu en güzel bir yön ve yoldur. Hamdolsun âlemlerin Rabbine ki bize anlayan, dinleyen gerektiği zamanda anlatan, doğrultan bir dostlar kitlesi nasip etmiştir. Şükürler olsun O’na; Yüce Allah bizi Gafur ismi ile mağfiretine;  Latif ismiyle lütfüna, Rahim ve Rahman ismiyle de rahmetine nail eylesin. İlmimizi irfanımızı ziyade eylesin. İmandaki yakinimizi kemalimizi hakkıyla kemale erdirsin, ziyade eylesin. Âmin.

KÂFİRİN ACI SONU:

Sure-i Celile’de Peygamberimize karşı duran, Yüce Allah’ın nimetlerine karşı inkârda bulunan nankörün, nankör tipinin, güzel ifadelerle nasıl tiplendiğini, nasıl tavsif edildiğini, onların içinin dışa nasıl vurulduğunu, Yüce Allah tarafından, bu münkirin içinin dışının pamuk atar gibi lime lime edilerek önümüze serildiğini görüyoruz.  Bu türleri daha iyi tanımamızı, onlardan Hakkı ile uzak durup, onlara karışmayıp, yerimizde layığı veçhile sağlam bir şekilde ayakta durmayı, bunun yöntemlerini, yollarını, Allah bize öğretmekte ve anlatmaktadır. Her şeyi ayan beyan ederek önümüze koyan Yüce Allah, işte küfür budur, kâfir de budur dercesine tamamen görsel hale getirip, tamamen hislerimize takdim edip, onu çok iyi algılamamızı sağlamaktadır. Bu sayede de içimizi dışımızı onlardan kurtarmakta, ayıklamaktayız.

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا

 ¶  “ Zulmedenlere meyletmeyin.”[1]

âyetinde beyan buyurduğu veçhile de onlara nasıl meyledilmez, onlardan nasıl uzak durulur; bunları ayan beyan etmiş, açıkça bizlere göstermiştir. Bu yönden de bizlere kolaylıkta bulunan Rabbimize hamdü senalar ediyoruz. Eğer bunları böyle didik didik edip, önümüze sermeseydi, anlayışımıza sunmasaydı, bizlerin bu konuda mutlaka karıştıracağımız, imanımızı telbis edeceğimiz kesindi. Ama Yüce Allah bunları bir bir ayırarak, ayıklayarak, pirincin taşını ayıklar gibi saf olan dini bize sunmaktadır. Biz de geriye kalıyor, bu saflığı, bu sadeliği, bu temizliği anladıktan sonra dinledikten sonra uyma yönünde, ona kapılma yönünde, onu izleme yönünde çaba sarf etmek kalıyor. Rabbimizden bu yönde çabamızı,  iştahımızı artırmamızı, bizi daha da şevklendirmesini niyaz ediyorum. Kabul buyursun.

KUR’AN’DA ÖRNEK TİPLER:

Örnek bir tip sunuldu. Bu tipler, bu tiplemeler Yüce Allah’ımızın örneklemeleri içindir, canlı bir örnek sunmak babındandır. Bunların türleri kıyamete kadar bakidir, devam edecektir.  Dolayısıyla burada şahsın, anın önemi yoktur. Önemli olan bu sıfatları belirlemektir. O nitelikleri kavramak ve öğrenmektir. Çünkü biz o şahsı ölmüş gitmiş ila cehenneme zümera[2] atılmış olarak biliyoruz. Ama onun nesli devam etmektedir. Nesiller iki türlü devam eder. Bir kan bağı olan nesil ki bu biyolojik olarak devam eden nesildir. Bir de inanç bağı ile bağlı olduğumuz, sistemin elemanları olarak, ailesi, bireyleri olarak devam eden nesildir. O halde Firavunlar bedensel olarak, şahsi olarak ölüp gitmiştir ama onların nitelik yönüyle, sistem yönüyle bağlı oldukları nesillerinin devam ettiklerini görürüz. Ebu Cehiller de Ebu Lehepler de böyledir. Velid de aynı türden bir elemandır. Şeytanın açılımını sağlayan, şeytanın krallığına hizmet eden eşkıya türü zalimlerdir. Ceberut türü kâfirlerdir. Günümüzde de bunlar, bunların soyları oldukça çoktur. Dünya küfrün neşv-ü nemasına en müsait ortamdır. Dünya ne yapalım Allah’ın takdiri böyledir. Onun bir suçu yok, Yaratan öyle yaratmış,  ona o özelliği vermiş. Zemin küfre daha müsaittir. Bu nedenle insanların çoğu kâfirlerden oluşmuştur ve oluşmaktadır. Yüce Allah imdat ederek az olan, azın da azı olan saf kullarını desteklemek suretiyle onlara semavi güçlerini göndermek suretiyle, onlara maddi ve manevi desteklerini sağlamak suretiyle, fasit kullarının içerisinde kömürün içerisindeki elmas gibi korumuştur. Onun yaşamını sağlamıştır. Ama tabii ki kolay olmamaktadır.

CANAN’A SUNULAN CAN:

Bu işin çilesi vardır, acısı vardır, macerası vardır. Bu da olmasaydı bunun tadı çıkmazdı. Yani zıtlar zıddı olduğu şeyi ortaya koymada en belirgin unsurdur. En belirtici nesnedir. Bu nedenle tatlı acı ile doğru eğri ile güzel çirkin ile ortaya çıkmaktadır. Yüce Allah böyle kanun koymuştur. Zehirin içerisinden panzehiri çıkarmaktadır.  Dikenin içerisinden gülü çıkarmaktadır. Kömürün içerisinden elması çıkarmaktadır. Karanlığın içinden aydınlığı çıkarmaktadır. Ölünün içinden diriyi çıkarmaktadır. Bunları Yüce Mevlâ Kuran’ ın’da kendisi böylece anlatmaktadır. صدقنا آمنا و Yüceler yücesi Rabbimizi her yönüyle tenzih ve takdis eder, O’na canımızı sunarız. Biz de Canan’a sunduğumuz can ile sonsuzluk yönünde canlanmayı temenni ediyoruz. Allah canlılığımızı ziyade eylesin. Nefhettiği ruhu ile hemdem olmak, canlanmak, kanlanmak, zevklenmek, demlenmek ne kadar güzeldir. Hayat onunla taptazedir. Hayat onunla bambaşkadır. Yaşamaya değer. Yaşasın iman erleri diyor ve dersimize başlıyoruz.

Tashih edeceğimiz bölüm.  وَمَهَّدتُّ لَهُ تَمْهِيداً âyetidir ve bu âyet elimizdeki tefsirde 308. sayfadadır. Bu ayetin tefsirinde وبسطت له الجاه والرياسة dedikten sonra فأتممت tamamladım عليه onun üzerine, burada anlatılan şahıs olarak Velid’dir. Ben onun üzerine tamam ettim. نعمتي burada iki tane ya oluşmuş. Birincisi tesniye نnun”unun düşmesiyle meydana gelen نعمتي deki ي ya’dır. İkincisi de mütekellim ي yası olan ي yadır. İki yanın birleşmesiyle şeddeli olarak okuyoruz. نعمتي Nimeteyye olmuş oluyor. Tesniyeye nisbet yasının gelmesiyle ve iki yanın birleşmesiyle نعمتي olmuş oluyor. Benim iki nimetim demektir. İki nimetimi ona tamamladım. Bunlar da  الجاه والمال Makam; riyaset ve mal. Varlık, maddiyat. Bunları, bu iki tür nimetimi ona bahşettim.

DÜNYANIN İKİ NİMETİ: RİYASET VE MAL:

Bu dünyada maddi sahada başlıca iki nimet vardır. Birincisi amir konumda, emreden konumda olmaktır. Bu itaat edilen bir boyuttur. Kendisine yönelinen bir makamdır.  Buna riyaset makamı denir. Baş, lider, idareci artık bunun en düşük derecesinden tutun da en yüksek derecesine kadar başbakana, reisi cumhura kadar, imparatora, krala varıncaya kadar açılan bir açılımı vardır. İşte bu baş olmayı o adama bahşetmiştir. Yani idare eden bir yapıda, boyutta, mertebede bulunmuştur.  Kendisine itaat edilen bir makamda bulunmuştur. Sözün geçtiği bu makamın genel adı riyaset makamıdır. Eskiden bu tabir kullanılırdı. Şimdi başkanlık makamı deniyor. Riyaset makamı derlerdi. Reisi cumhur riyaset makamı, Başbakanlık riyaset makamı, velhasıl itaat edilen emrine uyulan makam demektir. Mal da dünyada paradan tutun da yiyeceğinden, içeceğine, giyeceğine kadar tüm maddiyatı içine alan bir tabirdir. O halde bu adama verilmemiş hiç bir şey kalmamıştır. Nimetimi bu şekilde tamamen ona verdim ama o hala artırmamı bekler. O nankör bir türlü bizim adımızı anmaz, bizim yolumuza gelmez. Peygamberimize ilettiğimiz buyruklara uymaz. Böylesine asi bir yaratıktır. İşte bu yaratık üzerindeki Yüce Hakkın beyanlarını serdeden ayetleri okumaya devam ediyoruz.

Evet, bu adam düşündü taşındı, yüzünü astı, buruşturdu, kibirlendi ve sonunda ağzında ki baklayı çıkardı. İçindeki nifak yönüyle oluşturduğu yumurtayı nihayet çıkardı. Böyle bir ifade ile sonunda dedi ki: Bu Muhammed’in söyledikleri, O’ndan dinlediklerim başka hiç bir şey değil ancak sihirdir. Bu sihir ondan ona, ondan ona, eskiden beri sihirbazlardan doğru aktarıla gelen; ondan ona ondan ona öğretilen, bir سِحْرٌ يُؤْثَرُ dedi ve böylece tam cehennem nanesini yedi. Bunu demekle cehennem nanesini yedi. Artık onda hep o nane kokusu, ene kokusu, hiç eksik olmayacaktır. O artık cehennemin malı oldu, bitti. O son söylediği sözle sonsuz hayatını belirledi. Kendi ağzı ile kendi sonunu belirledi. Onun için ağzınızdan çıkan sözlere dikkat edin.

AĞIZDAN GELEN BELA:

Allah’ın hakkınızda göndereceği şeylere ki biz ona bela diyoruz. Bela imtihanına vesile olan şeydir.

وعن ابن مسعود رضي الله عنه : البلاء موكل بالقول

denmiştir. [3]

Başa gelecek şey Allah’ın takdir ettiği imtihan türü, adamın ağzından çıkaracağı söze indekslenmiştir.”

Eğer hayır istiyorsan; ağzından hayır çıksın be adam, sen ne biçim konuşuyorsun derler. Şom ağızlı olursan başına hep kötü şeyler gelir. İflah olmam ben gayrı dersen elbette olmazsın. Canın çıksın senin, geberesi adam. İşte bu da yeter mi canım. Bir şey verirsin asla razı edemezsin. Hiç bir şeyi beğenmez. Beğendiği bir şey yoktur. Her şeye bir kusur bulur. Asla razı edemezsin. Buna şom ağızlı derler. شؤم Şuumdan gelir. Arapçada شؤم şuum uğursuzluk demektir. Şom ağızlı adam demek, ağzından hep olumsuz sözler çıkan kişidir. Bu tür insanlara: “Sen ağzından çıkanı duyuyor musun? Ağzından çıkanı yel alsın. Götürsün gitsin aman şunu başka yerlere atsın. Sakın başına gelmesin. Sen ne biçim şeyler konuşuyorsun?” derler.   Evet, insanoğlu başına geleceği konuşur, laf eder. Artık bunu hangi yönde söylerse söylesin hayatını çerçeveler. İnsanların hayatını inceleyin bu minval üzere olduğunu göreceksiniz. Ağzını hayır açanların sonunda ağzından hayır gireceğini biliniz. Ve son sözde çok önemlidir. Her zaman sözünü son sözüm olabilir diye söylersen hep doğru söylersin ve hayır elde edersin. Dikkat etmezsen, Allah korusun nereye gideceğini, nereye varacağını takdir edemezsen bu akıl işi değildir. Atalarımız “Bin düşün bir söyle” demiş.

Sözün en son eylemin olsun. Fikir bakımından ağzından çıkacak söz son eylemin olsun. Düşün taşın bazen bunun için günler lazım, aylar lazım, yıllar lazım. Bir söyle pir söyle. Bir söz pir söz olsun. Pirliğin bu bir söz ile gerçekleşip birliğe ve dirliğe vesile olsun. Biz bu sözlerimizi Kitabımız’dan ve Resulü Ekrem’in sünnetlerinden çıkarıyoruz. Bunun böyle olduğunu eğer okur, düşünür, taşınır, anlamaya çalışırsanız bulmakta sizler de zorluk çekmezsiniz. İşte bu adam o mecliste son sözünü söyledi ve bu sözüyle de lanete mazhar oldu. İla cehenneme zümera,[4] artık cehennem yolu kendisine açıldı ve o sözü ile tamamen yuvarlanmaya ve hızla düşmeye başladı. Bu düşüş maddi sahada da kendini gösterdi. Hızla imkânlarını kaybetti. Elindeki imkânları Allah çabuk çabuk aldı gitti. Yavaş çekim ile yılların getirdiği o güzelim değerler hızlı bir çekim ile elinden çekilip alındı. Müflisin teki olarak cehenneme, cehennem çukuruna yuvarlandı.

Burada وذكر الفاء Fanın فَ zikri burada kalmıştık zannediyorum. فَقَالَ إِنْ هذا daki فَ fayı kastediyor. Fa harfinin burada beyan edilmesi, bu  قَال fiilinin başına getirilmesi دليل على أن هذه الكلمة Bu kelime فَقَالَ den sonra söylenen söz megulü şerif  لما خطرت بباله aklına bir şey gelesiye  خطرت kelimeyi kastediyor. نطق بها onu söyleyiverdi, ağzından çıkarıverdi.  من غير تلبث beklemeksizin. و تأمل غير توقف من demektir. Beklemeden hemen ağzından yuvarlayıverdi. Kendini frenleyemedi. Hiç biraz daha bekleyim demeden, o düşündüğü şeyi dilinin ucundan döktürüverdi. Bu فَ buna delalet etmektedir. Hemencecik o aklına gelen fikri söyleyiverdi. ثُمَّ değil de  فَ nin gelmesi hemen derakap bunu belirtiverdi. Arada hiç bir beklenti olmadı. Bu Arap diliyle, atıf harflerinin fonksiyonları ile ilgilidir. فَ harfi atıf harfidir. Dilimize göre bağlaçtır. Kendinden sonra geleni cümleye bağlar. Birçok atıf harfi vardır. Bunların en çokları فَ harfi و harfi, ثُمَّ gibi harflerdir. Bu فَ harfi aralıksız hemen bir şeyin peş peşe olduğunu gösterir. ثُمَّ varsa aralık olduğunu, bir fasıla olduğunu, hemen olmadığını gösterir.

İBLİS’İN SÖZ VE KULAK OLARAK TEMESSÜLÜ:

Onun için ثُمَّ ler kullanıldı. ثُمَّ نَظَرَ dendi. Şöyle yaptı, böyle yaptı dendi. Sonunda فقال diyerek artık sabredecek durumda değil, adam birden hortlayıverdi. Hortlak yaratık dilinin altında gizliymiş, dilini oynatasıya içindeki İblis sözü meydana çıkıverdi. İblis’in değişik görüntüleri vardır. Bazen bir keçi gibi görünür. Bazen bir köpek gibi görünür. Bazen şu şekilde bazen bu şekilde görünür. Bazen söz şeklinde temessül eder. إِنْ هذا  إِلاَّ سِحْرٌ يُؤْثَرُ Bu söz İblis sözüdür, İblisçedir. Bunu ancak bir İblis söyleyebilir.  İblis demek ki bazen söz şeklinde; bazen eylem şeklinde olur. Haince davranışlar, dolandırmalar, kötü fiiller, içki içmek, haram yemek bütün bunlar رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ [5]dır. Hepsi pislik ve şeytana ait niteliklerdir. Ne yazık ki melekten bile üstün konuma ehil görülen, varis görülen, layık görülen insan bütün bu yüceliklere gözünü yumup, arkasını dönüp, aşağılık mahlûk olan,  derelerin dibinden doğru, vadilerin derinliğinden doğru, uzak yerden seslenen İblis’in davetine kulak verir. Şurada burnunun dibinde, gözünün önünde selamete çağıran o selim insanın davetini duymaz. Yine bu davet türleri Kur’an’dan alınmıştır. Oralarda bunlara rastlayabilirsiniz. Yüce Allah o gün uzak bir yerden onlara seslenilecek der. Ama nasıl duysun.

وَأَنَّى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِنْ مَكَانٍ بَعِيدٍ

¶  “ (Azabı görünce) O’na inandık, derler. Ama onlar için artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?[6]

O uzak yerden nasıl duysun. Ona o gün Rahman’ın emriyle seslenecekler. Nasıl duysun. Çünkü onlara dünyadayken yakın bir yerden çağrıldı da duymamışlardı. İşte içinde küfür mezesi olanlar, küfür mayası taşıyanlar, kulakları daima uzaklara doğru açılmıştır. Onların çanağı, bu alıcı çanakları kulakları, çete kulaktır;  çetedir. Çünkü fasit kulak çete kulağıdır. Bozguna uğratmak için dinliyorsa, bozgun için dinliyorsa, huzuru bozmak için dinliyorsa, cehenneme çağıran davetçilerin seslerine kulak vermek için kulak veriyorsa bu kulaklar hiç kuşkusuz çete kulağıdır. Cehennem de çetelerin yeridir. Allah o haramilerden bizleri korusun. Eskiden bunların adı haramiydi. Şimdi bunların adına çete diyorlar.

Aklına gelesiye hemen bunları fırlatıp attı, söyledi. Hiçbir düşünce olmaksızın, müfessir bu فَ harfi arada hiçbir fasıla olmadığına delalet etmektedir, diyor. Hemen arkasından hiç fasıla vermeden hemen bir söz daha yapıştırıyor. O da  إِنْ هذا إِلاَّ قَوْلُ البشر Bu zındık herif o kendini dinleyip, bir dediğini iki etmeyen toplum bekleyiş hâlindeyken ve geleceklerini onun sözüne göre planlayacaklarken “Bu ancak bir insan sözüdür” diyerek, Muhammed (a.s)‘a açılan yolları kapattı. Açılan gönüllerin önüne bir barikat kurdu. Set olan bir söz söyledi. O söz de “Bu bir insan sözüdür” demesidir. Duyduğumu şimdi ben böylece değerlendiriyorum. Bu bir insan sözüdür diyerek Muhammet (a.s)’in risalet yönünü böylece reddetmiş oldu. Yani

إن هو إلاّ قول الرسول demesi gerekirken قول البشر diyerek onu sıradan bir insan olarak gördüğünü, duyduğu sözün de bu insana ait bir söz olduğunu ifade etmek istiyor. Bu son derece yerleri ve gökleri depreştiren, melekleri öfkelendiren bir sözdür. Bu bir şirk sözüdür.

PEYGAMBERİMİZİN İKİ YÖNÜ:

Çünkü Muhammed (a.s)’ı bir beşer olarak görmek, şirk mahsulü olan bir görüştür. O’nu beşerden ayıran risalet yönü olduğu halde, O’nun sıra dışı bir insan olduğunu, Resul diyerek belirtmesi gerekirken, O’nu sıradan bir sıraya katıverdi. Hatta bu kattığı sıra kendi meclisinin dışında bir sıradır. Yani meclisimi tenzih ederim demek istemiştir. Bu meclisten dışarı kalsın. Sizler ulularsınız, önde olanlarsınız. O basit bir yaratıktır. O sıradan bir insandır. قول البشر diyerek böylece inkar ettiğini hâlâ taş gibi gavur odluğunu  ifade etmiş oldu.  ولم يذكر العاطف Dikkat ederseniz bu cümle bir önceki cümleye bir atıf harfiyle bağlanmamış. Çünkü sözler Arap dilinde normalde birbirine atıf harfiyle bağlanır. Bunda herhangi bir atıf harfi yoktur, bağlaç yoktur. بين هاتين الجملتين Bu iki cümle arasında birinci cümle  إِنْ هذا  إِلاَّ سِحْرٌ يُؤْثَرُ ikinci cümle ise إِنْ هذا إِلاَّ قَوْلُ البشر dir. Birinci cümle ikinci cümleye atıf harfiyle bağlanmamış. Bu iki cümlenin arasında atıf zikredilmedi, beyan edilmedi, söylenmedi. لأن الثانية Çünkü ikinci söz olan şimdi okuduğumuz ayet  إِنْ هذا إِلاَّ قَوْلُ البشر beyanı, ifadesi; ikinci cümle جرت مجرى التوكيد للأولى birinci cümleyi tekit makamında cari olmuştur. Tekit mecrasında tekit yönünden ortaya konmuştur. Tekitlerde atıf harfine gerek yoktur. Ahmet Ahmet dediğin zaman ikincisi birincisinin tekididir. Tabi başka anlamlara da gelir. Bedel olabilir, atfı beyandır, değişik şekilde ama bütün bunların temelinde birinciyi pekiştirme amacı vardır. Birinci anlamı güçlendirme yönü vardır. Demek ki ikinci cümle, daha iyi anlaşılsın diye ey gâvurlar daha iyi anlayın sözümü yani demek istiyorum ki bu bir beşer sözüdür. Yani nakledilmiş bir sihirdir bu ve bu beşer sözüdür demek istiyorum diyerek daha iyi anlaşılsın, daha iyi kafanıza otursun şeklinde birinci söylediği cümleyi, anlamı tekide yönelik olarak beyan edildiğinden atıf harfi kullanılmamıştır. O bu sözleri söyleyesiye Yüce Allah onun hakkında kararını şöylece açıkladı. سَأُصْلِيهِ Ben onu sokacağım. Bu ağır bir kelimedir. يصلي kelimesi, سَيَصْلَى نَارًا [7]daki kelimeyle aynıdır. Orda da Cenab-ı Hak yine böyle tehdit ediyor. Tebbet suresinde yer alır. Ebu Lehep’in hakkındadır. Bakın bu kelime zannediyorum صلى (saliye)- يصلي (yesla)dan geliyor. دخل anlamına gelen bir kelimedir. اصلي kelimesi de يصلي müteaddi oluyor. سَأُصْلِيهِ - سأدخله Onu ben idhal edeceğim. Artık bu yaratığın idhal zamanı geldi. İthalat ve ihracatı biliyorsunuz. Bunun ithal edilmesi gerekir.

MÜMİNİN VE KÂFİRİN İHRACI VE İTHALİ:

Müminlerin dünyadan ihracı cenneti alaya ithali yönünde manevi bir ticari akış vardır. Ticaretin iki yönü vardır. Ticaret iki ana esastan oluşur. Birisi ithalat diğeri ihracattır. Hem kâfirler için, hem müminler için bu dünya bir pazardır. Yüce Peygamber dünyayı ahretin pazarı olarak değerlendirmiştir.

الدنيا سوق المؤمن

  1. Dünya müminin pazarıdır.”[8]

Sonsuz yaşamda ne lazım olacaksa buradan tedarik eder. Bu pazardan alır alacağını, göndereceği yere de postalar. O halde bunu, dünyada bu alışverişi yapmayan adam dünyadaki yaşamı bitesiye artık kabirde böyle bir alacağı bir şey yoktur. Artık  ticaret yapamaz. Süre bitti. Buradaki aldıkları ile artık yetinecektir, idare edecektir. Aldıysa tabi. Kabirde ne işine yarar. Bu kitap da ve Peygamber’in beyanında bunları bir bir öğrenirsiniz. Kabir nedir? Bir yaşamdır. Neyle yaşanır. İşte onları hep öğrenirsiniz. Tebareke Suresi, Vakıa Suresi ve buna mümessil olan bir çok surede bahsedilir. Şunlar şunlar kabir azabına siperdir. Kabir azabından adamı kurtarır. Kabir de rahat etmenizi sağlar. Hep bunlar size öğretilmiştir. Dinimizi öğrendiğiniz sürece bunları öğrenmiş oluruz. Hepsiyle karşı karşıya geliriz. Yüce Allah’ımız burada bir ithalattan söz ediyor. Kâfirlerin dünyadan ihracı, cehenneme ithali vardır. O halde bu dünya bir ithalat ve ihracat yeridir. Bu dünyaya yukarıdan ihrac edilen esaslar vardır. Buraya melekler ihrac edilir. Ulu âlemden, emir âleminden bu âleme ihracın adına tenzil denilir. Peygamberler münzeldir. O taraftan gelirler. Nübüvvet ve risalet semavidir. Semavi olmayan vardır. Nübüvvet, tenzil icraatının içerisinde yer alır, indirilmiştir. Risalet Allah tarafından indirilen bir mertebenin, makamın adıdır ve o makama oturtulan kişiye de resul denir. O makam Allah’ın Kullarına karşıdır,  yöneliktir, müteveccihtir. O makamdan seslenir. O makamdan Allah’ın k ullarını davet eder, çağırır. Onlarda dinler, iman ederlerse kurtulurlar. İşte Yüce Allah burada kâfirin ithalinden söz ediyor. Ben o gâvuru artık dünyada durdurmam. Onun ithal zamanı geldi. Ben onu ithal edeceğim. Dünyadan ihraç, cehenneme ithal edeceğim. Ne cehennemi hocam derseniz? Cehennem mi var şimdi? Haşir olmadı neşir olmadı. Allah’ın Kulları kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe olacaktır hakkımızda ya da cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır. Velhasıl şu anda da cennet ve cehennem yanımızdadır.

MÜMİNLER MÂNEVÎ CENNETTE YAŞAR:

Biz iman yönüyle, kalbi selim yönüyle manevi bir cennetin içinde yaşarız. Onun için müminler daima huzurludur, güvenlidir, güvendedir, selamettedir. Tatlı tatlı gönüllerinden buram buram iman esintileri, onların kalp sahiline bir meltem gibi gelir ve sonsuz bir sükûn halindedirler. İçlerinde bir ferahlık vardır. Sıkıntı olmaz. Vücutları ne kadar darda da olsa, bedensel yönden ne kadar dar da da kalsalar, gönül yönüyle çok geniştirler,  huzurludurlar. Çok büyük bir zevktir. Bu manevidir. Görsel değildir. His ile kalbin algısıyla ilgili olan bir olaydır. Ama gün gelecek imtihan bitecek. İmtihanın bitmesiyle de perdeler kalkacak. Artık görselleşme konumu, durumu ortaya çıkacaktır. İmtihandan dolayı perdelenmiştir, ambalajlanmıştır. Sen aklınla fikrinle, Allah’ın ihsan ettiği duyularla perdenin arkasını keşfedeceksin. Örtünün arkasında ne var? Yüce Allah ipuçları vermiştir.  İpuçlarından hareketle asla doğru yol bulman gerekiyor.

لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

¶  “Umulur ki aklınızı kullanır, düşünür, taşınır, bu işleri bulursunuz demiştir.”[9]

Aklı olana Yüce Allah bu işleri havale etmiştir. Aklı olmayana da onu eşantiyon olarak toplumun arasında bulundurur. Onun hiç bir sorumluluğu yoktur. Onu sadece sana ibret olsun diye, görüyor musun bak bunu, senin gibi kafası var, gözleri de var. Ama bunlar derinlik yoktur, hep yüzeyseldir. Satıhtır. Onun beyni yoktur, aklı yoktur. Eğer dileseydim seni de böyle boş kafalı kılardım da böyle bön bön bakardın. Bu maksatla sana ders olsun diye o numuneleri bulundurdum. Her zaman her bölgede bu türler vardır. İbret alsınlar diye Yüce Allah onu boş yaratmıştır. Açarsın cevizi bomboştur. Dışından da bir şey zannedersin. Bir bakarsın, içini açınca bomboştur. İşte O da ben dilersem doldururum demek istiyor. Dolduran benim diyor.  İlla hepsi standart değildir. Benim iradem vardır.

 

İRADENİN ORTAYA ÇIKTIĞI AN:

Bir şey standartsa, her şey aynı şekilde gidiyorsa, orda irade yoktur. Basmakalıp gider. Ayarlamıştır adam takır takır aynı şeyi basar. Bir farklılık göremezsin. Farklılık iradeyi ortaya koyar. Bunun böyle olmasını istemiş, bunun da böyle olmasını istemiş. Yani farklı bir irade orada tecelli etmiştir. Bu şu demektir ki hepimiz hakkında Yüce Allah ayrı ayrı iradede bulunmuştur. Ayrıcalığımız vardır. Kimse kimsenin kopyası değildir. Yüce Allah ayrıca bize değer vermiştir. Hepiniz bir başkasınız. Hepiniz farklısınız. Allah’ın biricik kulusunuz. Sizin ikinciniz yok. İkiz bile yaratılsanız asla onların kafasının içi bir değildir. Onlar ayrı varlıklardır. Şu halde Yüce Allah’ın ölüm ile aldığı insanlar bir başka âleme intikal etmiştir. Yani onu dünyadan ihraç etmiştir. Aynı kelime aynı şahıs için ikisi de kullanılır. Bir adam dünyadan ihraç edildi. Dünyadan ihraç malısın, çıkarılmışsın. Ama aynı zamanda berzah âlemine ithal olunmuşsundur. Demek ki ölenler berzah âlemine ithal olunuyormuş. Berzah âlemi dünya ile ahretin arasında gidip gelen bir âlemdir. Min vechin dünyaya benzer, min vechin ukbaya, ahrete benzer. Ne tam ahrettir ne de tam dünyadır. Ancak ukbaya benzeyen yanları açısından, uhrevi yaşamda, dünya kurallarının birçoğunun rafa kaldırıldığı için adamın işi bitmiştir. Artık hastalık söz konusu değildir, virüs işlemez. Artık sıcaktan soğuktan etkilenmez. Onun için aman benim anam çok üşürdü bunun altına bir yorgan serelim. O yorgan senin içindir, dünyalıklara aittir. Onlara yorgan oradan verilecektir. Yatağı oradan yapılacaktır. Hak ettiyse hepsi hazırdır. Hapishane ehline yorgan verilmez. Şimdikilere bakmayın. Şimdikiler ne hapishanesi, şimdikiler ekmek elden, su gölden yeridir. Televizyonları var, bilgisayarları var. Ne ararsan var. Sıcak, soğuk suyu hepsi var. Onu dışarıdaki adam bulamıyor. Birçok insanlar da oraya gitmek için suç işliyorlar. Ben burada kaldım diyor. Kim yedirecek içirecek beni diye düşünüyor.  Burada dilenmem gerekiyor. Orada dilencilik de yok. Her şeyin hazır olduğu bir yerdir. Bu kavramlar hapishane değildir. Dinde idam vardır. Ceza olarak öldürmek vardır. Kısas vardır.  Bu din, bu ne? Din yok burada, dinsizlik var. Tabi ki uygulama olarak dinsizliktir. Bunlar din üzere yapılmamıştır. Öyleyse onu olumsuz yapacaksın. Dinsizlik olmuş olur. Laik oluşum dinin karışmadığı bir oluşumdur. Dinin sokulmadığı bir oluşumdur. Allah’a hamdü senalar olsun ki biz onlardan değiliz. Ben onları reddediyorum Rabbimin huzuruna böyle bir oluşumu asla kabul etmediğimi ifade ederek gideceğim, varacağım.  O’nun dinine hiçbir şeyi sokuşturmayacağım. Eğer sokarsam yemin ederim fasitlerden olurum. O’nun buyruğuna bir şey sokuşturursam, O’nun güzel gördüğünü eğer beğenmezsem ben ne olurum? Benim yatacak, duracak yerim olmaz. Allah’ın gönderdiği en güzelidir. Allah’ın beyan buyurduğu en doğrusudur. Eğer böyle inanmazsanız kalbinizin pejmürde olduğunu, rezil olduğunu, formunu kaybettiğini bilmelisiniz. O kalpte hayır yoktur. Küfre açık, münkirlerin ürettiği, türettiği kanunlar, yasalar, Allah’ın dininin bir tarafa kaldırılarak, rafa kaldırılarak, yok sayılarak, onun yerine ikame edilen şeyler… Bunun adı dinen sizce ne olur? Peygamberler neden geldiler?

TAVİZ VERİLMEYECEK HUSUSLAR:

Peygamberler olanı ortadan kaldırıp yerine Allah’ın gönderdiği nizamı oturtmak için gelmişlerdir. Bu konuda asla taviz vermemişlerdir. İşte Muhammed (a.s.)’ın geldiği konumu düşünün. Mekke ne haldeydi ne hale getirdi. O konuda asla müsamaha yoktur. Şirk en büyük cezadır, beladır. Cezası da ebediyen cehennemde kalmaktır. İmanınıza sakın Allah’ın getirdiği sistemin dışında bir sistemi sokuşturmayın. Yoksa zulüm ile adli karıştırmış olursunuz. Süt ile pisliği, idrarı bir birine karıştırmış olursunuz.  Evet, Yüce Allah’ın ihraç ettiği kâfirlerin varacağı yer, kesinlikle cehennemdir.  Şimdi Yüce Allah bize bunu beyan edecektir. بدل Bedeldir. سَأُصْلِيهِ kelimesi bedeldir. Bedel, bir sözün yerine geçen diğer sözdür. Ha bunu söyle ha onu söyle, manaları aynı yöndedir. Aynı hedeftedir, bir birini asla nakzetmez. Bilakis birbirine tam destek sağlar, uyum sağlar. Ha o, ha o hiç fark etmez. İşte bu söz bir bedeldir. Bedel deyince diğer başka bir sözü hatırlayacaksınız. Yukarıda ki de biliyorsunuz ikisinin arasında getirilmedi o da bedeldir. Tekit için gelmiştir. Onu ben sokacağım sözü bedeldir. Neyin yerine konmuştur? من سَأُرْهِقُهُ صَعُوداً Ben onu o gavuru, o Velid’i  صَعُوداً “saud” denilen cehennem kayalığına deri gibi yapıştıracağım. Onu o sarp yere sardıracağım sözünden bedeldir. Ha o söz, ha bu söz.; aynı hedefe yöneliktir. Aynı konuyla, aynı kişiyle ilgilidir. Maksat Velid’dir ve Velid’in sülalesidir, soyudur, sopudur, onun izinde gidenlerdir. Yüce Allah bu kâfiri  سَقَر (sekara)ithal edecek, sokacaktır.

SAKAR’A DİKKÂT EDİN:

Din, iman yönünden sakarlık bağışlanmaz. Dünya yönünden olsun zarar vermez ama çok kâse kırarsın. Çok şeyi dolaştırırsın, başına bela edersin. Dünya konusunda da sakarlık iyi değildir. Ne yapar sakar hep vurur, kırar. Ama vuruyorum, kırıyorum diye yapmaz. Eli ayağına dolaşır, gözünün sağ gözü bir yerde sol gözü bir yerde olur. Hep bir birine karışır. Hep işleri bir birine karıştırır. Bu işin esprisi tarafıdır. سَقَر Sagar cehennemin bir ismidir. Din yönüyle sakarların gireceği yer burasıdır. Yani dini esasları alt üste getiren, vuran kıran, karıştıran, bozan tiplerin yeridir. Bunda müsamaha yoktur. Sağar cehennemin bir ismidir.   علم لجهنم Cehennemin özel isimlerindendir.

OBUR CEHENNEMİN İSTEĞİ:

Cehennemin büyük katmanları vardır. Bu büyüklüğü şu anda aklımızın kavraması mümkün değildir. Şu kadarını söyleyeyim. Şu gördüğünüz yerler ve gökler onun içerisinde çok küçücük bir şey kalır. Bu gördüğünüz sistem içerisinde yer alan gaz türünden ne kadar gazlarla dolu gezegenler, yıldızlar varsa bunların hepsi cehennemin bir köşesini oluşturacaktır. Bir binini oluşturacaktır. Güneş de bunlardandır, ay da bunlardandır. İşte cehennem böylesine bir yerdir. Aklımızın, havsalamızın alamayacağı kadar büyüktür. Çünkü içine giren gâvurlar son derece büyültülmüştür. Cehennem bu hal ile hani derler ya o benim dişimin kovuğunu bile doldurmaz. Ben bunu ne yapacakmışım? Bunu bana getirip de hakaret mi ediyorsunuz. Bana şöyle okkalı okkalı tepsi tepsi getireceksiniz. Bu benim dişimin kovuğunu bile doldurmaz. İşte eğer insanoğlu bu vaziyetiyle cehennem gitseydi hakaret olurdu. Hâlbuki cehennem اكول ekuldür. Ekul çok obur, demektir. Hiç doymaz. Asla doyumsuzdur.

يقول الله { لِجَهَنَّمَ هَلِ امتلأت وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ }[10]

diye sürekli bebeklerin ağzından çıkan vıyak vıyak sesler var ya cehennemin çıkardığı ses de budur.  هَلْ مِن مَّزِيدٍ daha var mı? Daha var mı? Hep böyle söyler. Doymaz haristir. Bütün hırslılar yani ne kadar obur varsa bir türlü doymayan hepsi cehennemin malıdır. Onun için dünya doyulması gereken bir yerdir. Kanaat edilmesi gereken bir yerdir. Salıverdin mi ucunu dünyalıklara, mutlaka perişan olursun. Onun için Yüce Allah bir sınır çizmiştir. Dünyalıklar konusunda da insan için bir sınır çizmiştir. Kullarım şunlar şunlar sizin için helaldir. Helali hoş olsun, demiştir.Ardından da

وَلَا تُسْرِفُوا

¶  “Ama haddi aşmayın.”[11]

Haddi aşmak israftır. وَلَا تُسْرِفُوا demek

لكم الذي حدد الله لا تجاوزوا الحد

“Allah’ın sizin için tespit buyurduğu sınırları aşmayın.”

إِنَّهُمْ و إنه لمن المسرفين

Müfessirler derki المسرفين den maksat; الحد المتجاوزين sınırı aşanlardandır.  وَلَا تُسْرِفُوا

demek, çizilen sınırları aşmayın kullarım demektir. Üç defa demiş kolunu yıkayacaksın. Dört defa yıkadın mı israf ettin. Evet, yemekleri yiyorsun, henüz iştahın var tam iştahın varken keseceksin. İştahın bitti artık şu gelse yiyecek durumda değilsin. Bıldırcın eti bile olsa yiyecek durumda değilim. Adam iyice şişmiş. İşte bu yanlıştır. Buraya kadar gelmemeliydin. Hâlâ gözün orada olmalıydı. İştahın olmalıydı. Peygamber (a.s) böyle buyurmuştur: “Böyle yaparsanız hiç hastalık görmezsiniz,” buyurdu. Hastalıkların başı mideyi doldurmaktan geçer. Orası hep tetikleyici bir özelliğe sahiptir. Onun için midenizin üçte birini boş bırakacaksınız. Üçte ikisi tamam bir şey denmiyor. Ama üçte birini bırakın deniyor. Tabi bunun tıp dilinde ayrı isimleri, ayrı açıklamaları vardır. Biz avamca bu kadar söylüyoruz.

سَقَر cehennemin özel isimlerindendir. Tabakalarından bir tabakasının ismidir. Nasıl cennetin tabakalarının ayrı ayrı isimleri varsa, cehennemin de böyle ayrı ayrı isimleri vardır. Bunlar kitaplarda yazılıdır. Kur’anda da değişik yerler de bu isimler geçmektedir. Feyizler’de de “Mead” bölümünde cehennemi anlatırken, bu tabakaları verirken bunlara değinmişizdir. Orada bu isimlere rastlayabilirsiniz. Ne ifade ettikleri, sözlük anlamları ve bu sözlük anlamlarına uygun niçin terim olarak bu isim verildi, orada bunlara rastlarsınız. Mesela Arap Dilinde سَقَرَته الشمسُ demek

ve alemet بحرها دِمَاؤُهَا و لوحته demektir. Demek ki bakın bu ateş ile ilgili bir sözcüktür. Ateşin sıfatları ile ilgili bir sözcüktür. Şems yani güneş onu, سَقَرَت dediğimiz zaman لوحته yaladı yaktı anlamına geliyor. O kişiyi güneş yakmış, çarpmış anlamındadır. Ve alemt dimauhu ve beyni kişinin acı duymuştur. Sancı duymuştur, sancımıştır. بحرها “Bi harriha” onun harareti ile sıcağı ile. Demek ki kelimenin aslı سَقَر kelimesi buradan doğru geliyor. Yakıcılık niteliğini, yakma özelliğini taşıyan bir kelimedir. Onu biz yakara sokacağız. سَقَر yakara. Neden? Yakarmadı da ondan. Orada bol bol yakaracak.

YAKARALIM YAKARDAN KURTULALIM:

Onu biz yakara sokacağız. O benim lafım tabiî ki. Hani yakara dil yönüyle nedir durumu bilmem de.  Biz işin bazen esprisi buralarda bir şeyler söylüyoruz. Yakmaktan yakar, türetme var ya. Tabi ki uygun mu değil mi o ayrı bir konudur. Bazen işin esprisini denk getirmek için söylüyorum. Bu adam dünyada hiç yakarmadı. Bu nedenle onu yakarda; hem yakmaktan hem de yakarmaktan alıyorum. O yakara onu sokacağız. Orada bir taraftan yanacak bir taraftan da yakaracak. Yakar olanın içinde yakaracak Rabbine ama ne fayda. Hiç bir faydası olmayacak. Orası çok gürültülü bir yerdir. Orası çok hiddetin ve şiddetin, ahların ve vahların, iniltilerin olduğu yerdir. Düşünebiliyor musunuz? Akıyor ateş cızır cızır yakıyor. Duman var, pis kokular, akıntılar var. Göz gözü görecek şekilde değil. Her taraf simsiyah, ışık yok. Ateşi kızıl değil, simsiyah. İşte böyle bir yerdir. Düşünebiliyor musunuz? Bağırıyor adam, çığlıklar atıyorlar. Her insanın da kendine göre bir çığlık atışı vardır. O yalvarışlar, o yakarışlar… Ama bunların hiç birisi sahibine fayda vermez. Ama Allah onları yakarttıracak. Burada yaptıklarının bedelini ödeyecekler. Bağıracaklar, çok ağlayacaklar. Burada hiç ağlamadılar. Hep ağlattılar. Müminleri güldürmediler, rahat vermediler, huzur vermediler. Dünyanın iflahını kestiler. Nereye el attılarsa orayı kuruttular. Yeryüzünü görmüyor musunuz? Havayı, suyu kuruttular. Uzayı bile çöplük haline getirdiler. Bütün pislik atıkları denizleri mahvetti. Canlılar mahvoluyor. Ey Allah’ın Kulları bunlardan ibret alın.

ALLAH İÇİN BUĞZEDİN:

Sahiplerine buğzedin.

أَفْضَلُ الْأَعْمَالِ الْحُبُّ فِي اللَّهِ وَالْبُغْضُ فِي اللَّهِ[12]

 الْحُبُّ فِي اللَّهِ edin, buğzedin. Birileri böyle hiç bir şey yokmuş gibi, dünyada hiç suçlu yokmuş gibi, hep böyle insanları gülmeye, eğlendirmeye çalışıyor. Bu bir oyundur. Bu bir gaflet ve delalettir. İnsanları gaflete sevk ediyor, uyutuyor. Bu dünyayı bozanlara karşı buğzedeceksiniz. Engellemeniz gerekir. Ellerinden tutmanız ve bu eylemden vazgeçirmeniz gerekir.

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ[13]

 Ama yapamazsanız,  buna gücünüz yetmezse, Peygamber ikinci bir formül b planı var. Bu a planıdır. Dili ile söylemektir. Biz hem onu yapıyoruz hamdolsun, hem dilimizle söylüyoruz. Dilimiz de keskindir. Nasıl kestiğini görüyorsunuz. Allah’ın izniyle, Rabbimin izniyle keskin keskin söylüyorum ve kalbimizle buğzediyoruz. Dilimizle söyleyemezsek kalbimizle onlara Allah’ın kahrından nasip erişmesini diliyoruz.  Ey Uluların Ulusu, ey şu dünyayı kahreden kahpelerin hakkından gelecek olan, Kahhar olan zat; kahrınla bunların kahrına son ver. Bu keferetül fecerenin kahrından her yer kahroldu. Dağlar ve taşlar yerinden oynadı. Dünya binası çatır, çatır çökmektedir. Biz bunlara seyirci gibi bakmaktayız. Oradan sancılar geliyor. Bu dünya ah çekiyor. Hep keferetül fecere insanlığı oradan buradan hançerliyor. Hep orasından burasından insanlık ve dünya deliniyor. Yaralı ve bereli dünya ne yapsın? Can çekişen dünyanın üzerindeyiz. Ama Ya Rabbi diyeceksiniz.  Bunlara bunu reva görenleri affederseniz, affedilemeyeceğinizi bilin.  Allah’ın affetmeyeceği kulları ben affediyorum, benim için önemli değil diyorsanız; sizin işiniz çoktan bitmiştir. Sen çürüğe çıkmışsın. Sana ben ne laf söyleyeyim. Senin işin bitmiş. Sağlıklı bir yaratık değilsin. Fonksiyonların çalışmıyor. Sen de bitmişsin. Onlar onu deliklerken, hançerlerken sen de yara almışsın. Ama farkında değilsin.  Dünya kadar olamıyorsun.  Sular nasıl tepki gösterdi. Nasıl o, ben dimdik çelikten bir güce sahibim, sarsıntılar beni etkilemez, ben dünyanın süper gücüyüm dercesine; medeniyetin başına dikilen o dik başlıların belini nasıl kırdı. Yüce Allah belini nasıl kırdı. Nasıl şimdi iki büklüm bükülüp kaldılar,  Bunlar uyarı değil mi? Sen olan bitenlerin kendi kendine olduğunu, rastgele olduğunu mu zannediyorsun. Sen Allah’ın kitabını okumuyor musun? Olayları nasıl tefsir ettiğine bakmıyor musun? Gâvur gözüyle mi bakıyorsun. Kasırgalar geliyor adam deli divane gibi isimler veriyor. Kimseyi dinlemedi diyor. Bunun gibi tuhaf tuhaf laflar ediyor.  Sersem yaratık, onun yönünü veren var. Kasırga kolayına mı olur?  Bir kasırganın oluşması için neler neler lazımdır. Alt yapısı lazımdır. Bunu bir ayarlayan var. Bir güç var, senin gücün ona yeter mi? Hâlâ Yüce Allah’ı tanımıyorlar. Hâlâ Tanrı’dan gelen bir uyarı demiyorlar. Onun için biz onları asla affetmeyeceğiz. Bizim güzel yaşantımızı,  Allah’ın bize helal kıldığı, rızık olarak beyan ettiği bu güzelim nimetleri ne kadar horluyorlar, ne kadar canına okuyorlar. Onları bize zararlı hale dönüştürüyorlar. İşte bunu yapanları Allah affetmeyecektir. Allah’ın affetmediğini senin de affetmemen, Allah’a benzemendir. Eylem yönüyle, açılım yönüyle Rabbinin tarafında olduğunu gösterir. Eğer böyle değil de onun tersini yaparsan, Rabbine karşı cephe almışsın demektir.  Sen O’ndan olamazsın. Sen O’na ancak düşman olursun.

YAKAMIZI BIRAKMAYAN CEHENNEM:

Sagar cehennemin demek ki müthiş bir bölümüdür ve Yüce Allah dehşet saçan kâfirleri, dehşetli mahalle sagara ithal edecek. Onların artık zamanları geldi, onları sagara sokacağım. علم لجهنم cehennemin özel isimlerindendir.    ولم ينصرف Munsarif değildir. Arap Diliyle ilgili olan gramer açıklamasıdır. Sonunun harekesi aynı kalıyorsa, özellikle cer kabul etmiyorsa o kelimeye, o isme gayri munsarif denir. Bunun da nedenleri vardır. Acaba ne gibi bir nedenle bu gayri munsariftir.   للتعريف والتأنيث En az iki sıfatı, iki alameti olması gerekir. Burda da iki alamet varmış. Birincisi marife oluşundan dolayıdır. Alemlik yönüyle birinci derecede marifedir. Alem isim marifedir. İkincisi  والتأنيث Bu kelime aynı zamanda Arap Dilince müennes kabul edilen bir kelimedir.    وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ Yüce Rabbimiz soruyor. Muhammet, kulum sagarın ne olduğunu sana kim bildirdi?  Sen sagarı nereden bileceksin? Bilmen mümkün mü senin?  Çünkü bu bana ait olan bir âlemdir. Benim özel yarattığım bir mahlûktur. Sen ona şahit olmadın ki nereden bileceksin. Ama yine de sorar. Sagarın ne olduğunu biliyor musun? sana sagarın ne olduğunu ne haber verdi? Bizim dilimizde biz genelde böyle söyleriz. مَا سَقَرُ nedir sagar?  Bu tür bir üslup Arap dilinde vardır.   تهويل لشأنها Cehennemin konumunu büyütmektir. لشأنها تعظيم demektir.  Onun şanını yüceltmek anlamındadır bu. Şanına tazimdir. Ne kadar büyük bir şey bu biliyor musun?  Sen onun ne olduğunu biliyor musun? Demek, onu senin anlaman çok güç demektir. O çok önemli bir şeydir.  لاَ تُبْقِى Bırakmaz. Şimdi Yüce Allah cevap veriyor, anlatıyor. أي هي cehennem sağar  لاَ تُبْقِى “ebga” أبقى “yubgi” يبقى den لحماً deri namına hiç bir şey bırakmaz. Biz derili varlığız biliyorsunuz. Âdem kelimesinin aslı أدمة edemetün”dendir yani deri anlamına gelen bir kelimedir. Kelimenin kökü deri anlamına da gelir. Biz derili varlığız, bu yönüyle diğer bir yönden de beşer denir. Şimdi aşağıda gelecek.  البشر da deri demektir.   لاَ تُبْقِى Deri namına et namına hiç bir şey bırakmaz.  لحماً Arap Dili’nde et demektir. Evet, etli butlu varlığız. Çelikten demirden tahtadan değiliz. Etten mürekkep bir varlığız. Et namına hiç bir şey bırakmaz. Cehennem et düşmanıdır. Etliyi butluyu gördü mü dayanamaz. Mutlaka onu çiğnemesi gerekiyor. Cız bız edip, yakıp, kül etmesi gerekiyor. Etli butluyu hiç sevmez. Etli butlu olmayana da bir şey yapmaz. Meleklere hiç dokunmaz. Çünkü onlar etli butlu değildir. O hâlde cehenneme girmemeye bakın. Size hiç de dost değildir. Sizin etinizi gördü mü hiç dayanamaz. Asla vazgeçmez. Gördü mü bitti. Daha var mı daha var mı diyerek bol bol ister.  وَلاَ تَذَرُ Et namına bir şey bırakmadığı gibi terk etmez de. Hem bırakmaz, hem de terk etmez. عظماً Kemiği. Etli butlu derken etli kemikli, buttan maksat kemiktir. O hâlde bunun gözü insanda demektir. Hayvanları filan yakmaz.  İnsana yöneliktir. Allah’ın düşmanı olan insanlara yöneliktir. Hayvanlar içerisinde yoktur. Ben hiç sevmem, bu kurtlar hep parçalıyor. Allah cehenneme atsa denmez. Onlar dünyanın nesnelerdir. Senin benim için değişik maksatlarla yaratılmış mahlûklardır. Onlar birer kitap gibidir. Onlardan ders alacaksın. Onlara neden düşman oluyorsun. Çok yırtıcı bir yaratık canım, olsun. Onun da sana vermek istediği dersler vardır. Ondan alacağın dersler vardır. Onlar çok sistemli varlıklardır. Öyle görüyorsun ama savaşı onlardan öğreniyorsun.  Ataların savaşı onlardan öğrendi. Nasıl savaşılır, nasıl ordular imha edilir onlardan öğrendiler.  Öğreneceğimiz çok şey vardır. Bir serçeden, bir karıncadan öğreneceğimiz çok şey vardır. Her tür bir anlama, bir mesaja hamiledir, gebedir.  Onlar bizim için yaratıldı cennet ya da cehennem için değil. Hiç kemik namına bir şey bırakmaz. Onu da terk etmez. Kemiğini de derisini de yaktı. Dikkat ederseniz burada kalır. Yanmış adamın kemikleri kalmıştır. Cehennem ateşi kemiğini de bırakmaz. Hepsini yakar. Ne deri bırakır ne kemik.  أو Veyahutta  لا تبقى شيئاً يبقى فيها bekası olan kalan şeylerden hiç bir şeyi kalıcı bırakmaz.  Kalan diye bir şeyi bırakmaz. Hepsini kaldırır. Hepsini yakar ve yıkar. Hiç bir şeyi tabiri caizse sağ bırakmaz. Baki olan şeylerden bekayı kaldırır.  Hayat süren hayatı devam eden hiç bir şeyi bulunduğu halde bırakmaz. Rahat vermez demektir. Mutlaka acı çektirir. Çünkü işkence yurdudur orası, azap yeridir. Deminden dediğimiz gibi hani suçlular için yapılmış oteller, benim nazarımda şimdi ki hapishaneler, ödüllendirilen yerlerdir, suçluları orada ödüllendiriliyor.  Hele hele cehenneme göre orası cennettir. Adamlar suçluları cennete koyuyorlar. Yüce Allah’ın hapishanesine bak. Sen de Ey Âdemoğlu ona göre hapishane yap. Bak Allah’ın verdiği gibi ceza verirsen Firavun, Nemrut kalıyor mu? O cezayı ver bakayım. Ama vermezsen işte başına dikilirler, asla rahat yüzü de göstermezler. Enik sürüsü gibi ürerler.

KÖMÜRÜN İÇİNDEKİ ELMAS:

İman yüce bir cevherdir. Her kalpte o yaşamaz. Yüce Allah “onları çok az yarattım,” diyor. Çünkü iman değerlidir. Değerli şeyler, bakınız dünyaya hep azdır. Diğer nesnelere, maddelere göre altın ne kadardır? Dünyanın nesi kadar eder. Çok az bir şeydir. Kayda bile değmez. Dünyanın büyüklüğü, içindekileri nazara alırsan altın madeni sayılıdır. Elmas ne kadardır? Altından daha azdır. Müminler de elmas gibidir. Kömür misali olan keferetül fecerenin  içinde Allah bu müminleri yaşatır. لا تبقى شيئاً يبقى فيها Onun içinde her ne var ise cehennemin içerisinde فيها f oraya gidiyor. . إلا أهلكته Onu kesinlikle helak eder. Onu mahveder. Cehennemin içinde her ne varsa, hiç bir şeyi olduğu gibi bırakmaz demek istiyor. Hepsini helak eder. ولا تذره هالكاً Onu helak olmuş vaziyette de bırakmaz. Adam vurur, kırar, öldürür. Ondan sonra bırakır gider. Tamam, işini bitirdim der, bırakır. Ama cehennem öyle de bırakmaz. İşini bitirmiştir ama bitirdikten sonra da onu yine bırakmaz.  ولا تذره هالك O helak olmuş vaziyette de onu terk edip gitmez. بل يعود كما كان Bilakis o şey tekrar olduğu gibi eski vaziyetine döner. O onu çarptıkça hemen onu salıvermez. Çünkü öldüresiye, işini bitiresiye Yüce Allah yeniden yaratır.

إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآَيَاتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُمْ بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَالِيَذُوقُوا الْعَذَابَ

¶  “Onların derileri, o kâfirlerin, cehennemliklerin derileri piştikçe, yandıkça,  yana yana bittikçe,” [14]

بَدَّلْنَاهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَاyeni deriler onlar için yaratırız.” Onların derilerini değiştiririz. Tekrar hemen yeniden, aniden yaratırız. Cennet ve cehennemdeki oluşum artık dünyadaki gibi değildir,  süre gerekmez, anındadır.  Cennette de anındadır, cehennemde de anındadır. Hemen yeniden etlenir, butlanır ve dirilir.

إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى

¶       “Cehennemde ne ölüp gidip kurtulabilir. Ne de böyle sağlıklı,  düzenli, güzellik ifade eden, tatlılık ifade eden bir yaşam ile yaşar.[15]

Yaşıyor mu ölüyor mu artık ne diyeceksin bilmiyorum. Bunun adına ölüm mü diyeceksin yaşam mı diyeceksin.  Yaşam kesinlikle değildir. Onun hayata gelişi, onda yaşam emaresinin görülmesi sadece cehennemin iştahını artırmak içindir. Onu göresiye cehennem, yeniden keyiflenir yeniden iştahlanır. Yeniden yemeye, yakmaya devam eder.

Ateşin yakmasına eskiler ateş onu yemiş derler. النار أكلته ateş onu yemiş denir. Cehennemin azabı onu yiyip bitirmek şeklindedir. Böyle bir azap türüdür. لَوَّاحَةٌ devam ediyor cehennemin, سَقَرُ “sagarın” sıfatlarını anlatmaya.   لَوَّاحَةٌ Cayır cayır yakıcıdır. Bu kelimenin aslı da اللوح “ellavh” demek, شدة العطش “şiddetül ataş”; susuzluğun son derecesidir. لاح Laha kelimesi son derece susamak demektir. خبر مبتدأ Bir mübtedanın haberidir.   محذوف Mahzuf mübtedanın haberidir  لَوَّاحَةٌ .  Merfu bir kelimedir. Haberdir ama mübtedası mahzuftur. أي هي mahzuf mübteda هي hiye’dir. O cehennem, o sagar لِّلْبَشَرِ لواحة deriyi cayır cayır yakıcıdır. Yakma usulü yukarıdaki açıklamamıza göre önce suyunu alıyor,  bir kere susuz bırakıyor ki ateş temas edesiye su çekilir.  Ateş suyun düşmanıdır.  Hemen buharlaşır. Ondan sonra da çıtır çıtır yakması kolay oluyor. Siz ateşe odun atarken baktınız mı?  Yaş mı iyi yanar kuru mu? Önce onun için yaşı attınız mı ağlar. Hep orasından burasından damlacıklar, köpükçükler görürsünüz.  O ayrı bir ses çıkarır. Çok acı çeker. İşte bu da yaratılırken yaş yaratılır. O ateş buna çok imrenir. Bunu gördü mü bir kere önce onu susuz hâle getirir. Öyle bir bağrı yanar ki; su su diye bağırır. Bunlar hep rivayetlerde vardır. Su mu istiyorsun? Ne içecekler? Onlara irin, kaynar sular verilecektir. Alın alın. ذُقْ tat bakalım.  Al, afiyet olsun.

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ العزيز الكريم

¶  “Deyin ki: Tat bakalım, hani sen güçlüydün, şerefliydin.[16]

 EN AĞIR KÜFRÜN SÖYLENDİĞİ AN:

Sen dünyada pek gofurlu idin, iç bakalım.  Şimdi ağzımdan çıkıverecek ama birileri bu kadar mukaddes söylediğim şeyleri bırakır, bak ne kadar ağzı bozuk adam derler diye ben o kelimeleri söylemiyorum. Küfürlerin en ağırı orada söylenecektir. Melekler onlara, ağızlarını doldura doldura söyleyecekler. Ne kadar bildiğiniz âdalı, küfür varsa söyleyecekler. Milletimizde ne güzel söylemiş ya. Küfür demişler. Kâfire ne kadar uygun düşer değil mi?   لِّلْبَشَرِ Deriyi,  لِّلْبَشَرِ لواحة derinin önce suyunu çeker. Ondan sonra susuz kalır. Deri o zaman gerginleşir zaten. İçi de yanmaktadır. Bir kere su, su diye susatır.  Demek ki لواحة kelimesinin buradan gelişi معطشة “muattişatun” diye açıkladık. " شدة العطش “şiddetül ataş” tan geldiği için kelime; susatıcıdır. Susatarak azap çektirir. Su da vermez. Ondan sonra da güzelce çıtır çıtırr yakıverir. Bunları hep düşünelim. Safhalara bakınız. Bunlar türlü türlü açılar. Basit şeyler değildir. Bunlar hep devam edecek şeylerdir. Hiç bitmeyecektir. Bir günlük, iki günlük, bin senelik, beş bin senelik değildir. Sayısı, sonu yoktur. İşte bunları insanlara aktaracağız. Bak bu işin sonu yok kardeşim, bu dünyanın sonu var. Bu sıkıntının sonu var, bu geçer ama orası geçmez. Düşün kardeşim diyeceksin, anlatacaksın.  Bunun dönüşü yoktur. Budist denilen Budalaların söylediği gibi tekrar buraya gelmeyeceksin. Böyle bir ikinci şans yoktur. Öyle bedava mı gidip gelmek sanıyorsun. Sen nasıl oluyor da gidip geliyorsun? Öyle bir şey olsaydı Firavunlar derhal buraya dönerdi. O kadar çok yaşamayı seven Yahudiler,  buradan nasıl giderlerdi, dönüş olsaydı onlar hemen dönerlerdi. Bu dünyanın meşhur diktatörleri nerede şimdi bir bakın. Ben gittim de geldim diyen hiç var mı? Hiç rastladınız mı?.

فَهَلْ ترى لَهُم مّن بَاقِيَةٍ

¶  “hiç onların arta kalan bir parçasını, ben falanınım, onun parçasıyım, kuyruğuyum, eliyim, ayağıyım, gördünüz mü?[17]

CEHENNEM ODUNLARI:

Parçasını bile göremezsin. Bakiyeleri de kalmamıştır. البشرBeşera” kelimesi  جمع بشرة beşer kelimesinin çoğuludur. وهي ظاهرة الجلد o dış deridir. Dış deriye verilen isimdir. İnsanın dış derisi bir de iç derisi var biliyorsunuz. Dış deriye البشرbeşera” denmiştir. Diğer taraflara لحمlahim deniyor. أي مسوّدة Şunu demek istiyor ki, kapkara edicidir. للجلود Derileri. Derileri kapkara edicidir. Simsiyah kömür gibidir. ومحرقة لها yakıcıdır. أحرق’nın ismi failidir.  Simsiyah hale getirip daha sonra yakıcıdır. Bunlar değişik pozisyonlardır. Yanan bir şeyin farklı konumlarını ifade ediyor. Yeşilin daha sonra yeşilinin kaybolduğunu görürsünüz. Simsiyah, kabuklu hale dönüştüğünü görürsünüz. Onların da safhalar halinde yandığını görürsünüz. Bu safhalardan söz ediyor. Yanan şeyleri bu manada izlemenin yararı vardır. Yanardağdan çıkan lavları izlemenin ayrı bir yönü vardır.  Çünkü cehennemde de o türden akıntıları göreceksiniz. Akıntıların, böyle nasıl akıp gittiğini görmeniz lazım. Ağaçlar nasıl yanıyor görmek lazım. Hammaletel hatabı hatırlayın. [18] وَامْرَأَتُهُ حَمَّالَةَ الْحَطَبِ Öyleyse cehennemin hataplarla da bir ilişkisi vardır.

فاتقوا النار التي وَقُودُهَا الناس والحجارة[19]

Taşların nasıl yandığını izleyin.  Çünkü orada da göreceksiniz. Bu taşların başlarla beraber nasıl yandığını göreceksiniz. İzleyin bunları. Çünkü Yüce Allah bahsediyor. Oralarda irinlerden söz ediliyor.  İnsanların usaresinden söz ediliyor. Kaynar suyun nasıl kaynadığını ve kaynar suyun yaktığı bir şeyi izleyin.  Yanık bir insanı izleyin. Nasıl bağırdığını, derisinin nasıl fos fos edip, o güzelim çehrenin ne hale geldiğini izleyin. Bu ayetler üzerinizde daha etkili olacaktır. Bilen daima daha çok etkilenir. Gören ve bilen hiç görmeyen bilmeyen gibi olur mu? Bunları izleyin. Onun için Yüce Allah’ın bu türden bazen bir ailede birisini kurban ettiğini görürsünüz. Yüce Allah hep kurban ister, Allah’a kurban göndereceksin. Kurban seni Allah’a yaklaştıran şey demektir. Yüce Allah, sizden kurban ister. Bazen isteyerek vermezsen o kurbanı zorla alır. Ondan sonra bir bakarsın elim dolaştı dersin, gitti bacağım dersin. Her ailede böyle bir şey vardır. Genelde içinizde hiç yaşamayan, görmeyen var mı? Ben yaşadım, bacağıma böyle bir şey döküldü. O zaman ilkokuldaydım. Bunu yaşadım ve acısını biliyorum. Müthiş bir şey, Allah kimseye göstermesin. Hafif bir rüzgâr esintisi hayat verir sana, ararsın. Üfledikçe, validem kulakları çınlasın. Allah mağfiret eylesin. Üvey annem sağolsun bacağıma üflerdi de oh derdim, hayat bulurdum. Ama kesiliveresiye yeniden yakmaya başlıyor. Bunun acısını yaşadık. Rabbime küskün değilim. Bana bunu yaşattığı için şükrediyorum.  Beni yaktığı için, nasiplendirdiği için, onları, yanıkları daha iyi anlıyorum. Burada yanmak o kadar kötü bir şey değildir. Allah öte tarafta yakmasın.

Görüyorsunuz Rabimizin kelâmı bitmez.,    ona uygun olarak anlatılacaklar bitmez. İnşallah önümüzdeki haftaya Allah nasip eder dersimizi yaparız. 30. âyet-i celîleden okuruz.  


[1]Hud11/ 113

[2] Zümer39/71 “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler.”

[3] Medârikü’t-Tenzil, Nesefî, c.3,s.344

[4] Zümer39/71 “İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler.”

[5] Maide5/90

[6] Sebe34/52

[7] Tebbet/3

[8]

[9] Nur24/61

[10] Kaf50/30

[11]Araf7/ 31

[12]Ebû Dâvud, Ehl-i Hevadan Kaçınma, hadis no: 3983; Ahmed b. Hanbel, Müsned, hadis no:20341

[13] Müslim, Emr-i Bi’l-maruf, hadis no:70; Ebû Dâvud, Bayram Hutbesi, hadis no:963

[14] Nisa4/56

[15]Taha20/ 74

[16] Duhan44/49

[17] Hakka69/8

[18] Tebbet/4

[19] Bakara2/24

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

9 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37