İliğimizdeki Mikrop (10 Nisan 2011)

td001

Sure-i Celile’nin inmesine neden olan Velid. b. Muğire’den söz eden ayetleri okumaktaydık. İlk etapta onun muhatap alındığını ve o türde, onun silsilesinde, onun arkasında, onun konumunda olan kâfirlerin durumunun değerlendirildiğini görmekteyiz. İslam’a, dine, diyanete, Peygamber’e, kitaba düşman olan insanların durumları, vaziyetleri anlatılmaktadır.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

 ثُمَّ نَظَرَ (21) ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ (22) ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ (23) فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ (24)

 TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ ثُمَّ نَظَرَ } في وجوه الناس أو فيما قدر { ثُمَّ عَبَسَ } قطب وجهه { وَبَسَرَ } زاد في التقبض والكلوح { ثُمَّ أَدْبَرَ } عن الحق { واستكبر } عنه أو عن مقامه وفي مقاله و { ثُمَّ نَظَرَ } عطف على { فَكَّرَ وَقَدَّرَ } والدعاء اعتراض بينهما ،.وإيراد «ثم» في المعطوفات لبيان أن بين الأفعال المعطوفة تراحياً { فَقَالَ إِنْ هذا } ما هذا { إِلاَّ سِحْرٌ يُؤْثَرُ } يروى عن السحرة . رُوي أن الوليد قال لبني مخزوم : والله لقد سمعت من محمد آنفاً كلاماً ما هو من كلام الإنس ولا من كلام الجن ، إن له لحلاوة ، وإن عليه لطلاوة ، وإن أعلاه لمثمر ، وإن أسفله لمغدق ، وإنه يعلو وما يعلى . فقالت قريش : صبأ والله الوليد . فقال أبو جهل وهو ابن أخيه : أنا أكفيكموه ، فقعد إليه حزيناً وكلمه بما أحماه فقام الوليد ، فأتاهم فقال : تزعمون أن محمداً مجنون فهل رأيتموه يخنق؟ وتقولون إنه كاهن فهل رأيتموه يتكهن؟ وتزعمون أنه شاعر فهل رأيتموه يتعاطى شعراً قط؟ وتزعمون أنه كذاب فهل جربتم عليه شيئاً من الكذب؟ فقالوا في كل ذلك : اللهم لا . ثم قالوا : فما هو؟ ففكر فقال : ما هو إلا ساحر ، أما رأيتموه يفرق بين الرجل وأهله وولده ومواليه؟ وما الذي يقوله إلا سحر يؤثر عن مسيلمة وأهل بابل ، فارتج النادي فرحاً وتفرقوا متعجبين منه

 


 

 

 İÇİNDEKİLER

1.Kuran’dan Okunan Bölüm

2.Tefsirden Okunan Bölüm

3.Kâfirin Pozisyonu

4.İlâhî Tecelinin İzleri

5.Tatlı Mümin

6.Müminin Teslimiyeti Kâfirin Teneffürü

7.Bölünmez Sayılardaki Güç

8.Kâfirin İman Cevherini Örtmesi

9.Peygamberlerin Adâleti

10.Kitabından Mahrum Olma

11.Ders Almak

12.İman ve Küfür Mekanizmaları

13.Müminin İzzeti

14.Nazarın Tüm Boyutları

15.İnsanın Avlanması

16.İliğimizdeki Mikrop: Kibir

17.Şerha Şerha Müminin Kalbi

18.İlimsiz Yürünmez

19.Alma ve Vermenin Anlamı

20.Yahudiler ve Sihir

21.Hidayetsiz Akılla Yol Alınmaz

 



 

Değerli Kardeşlerim, Kıymetli Müminler;

Bu hafta okumakta olduğumuz Tefsir-i Şerif’ten Müddessir Sure-i Celile’sinin 21. âyetini ilgilendiren kısımlarını okuyacağız. Bu âyet biraz uzundur.  ثُمَّ نَظَرَ kısmında kalmıştık.

KÂFİRİN POZİSYONU:

Sure-i Celile’nin inmesine neden olan Velid. b. Muğire’den söz eden ayetleri okumaktaydık. İlk etapta onun muhatap alındığını ve o türde, onun silsilesinde, onun arkasında, onun konumunda olan kâfirlerin durumunun değerlendirildiğini görmekteyiz. İslam’a, dine, diyanete, Peygamber’e, kitaba düşman olan insanların durumları, vaziyetleri anlatılmaktadır. Onları Yüce Allah bu ayetleri ile özel anlamda hesaba çekmektedir. Bu yönü ile onların performansını bir şekilde kırmaya çalışan Yüce Allah ilk etapta kutlu hamleler yaparak, onların bir anlamda dökülmesini, aciz kalmasını, perişan olmasını sağlayarak; daha sonra Peygamberinin önüne atıvermektedir. Öyle bir tablo izlemekteyiz. Aslanlar avlarını tam anlamıyla zararsız hale getirdikten sonra yavrularının önüne bırakıverirler. Onlar da bir güzel avlama eğitim yaparlar. Bundan son derece zevk alırlar. Çünkü yapılarında böyle bir düzenek var, bir mekanizma var. Onlar da güzelce hamleler yaparlar, performanslarını gösterirler. Bundan hem zevk alırlar. Hem de daha sonra işi tamamen bitirince yeme işine geçerler. Güzelce karınlarını doyururlar. Bu oluşum tabi ki ilahi, kutsi açılımların gölgeleri, akisleri türündendir. Önemli olan bu hamlelerin Yüce Hakk’a olan dayanakları nelerdir, barınakları nelerdir? Hangi noktalardan doğru bu açılım oluşmaktadır,  bu tecelli yapılmaktadır?

 

İLÂHÎ TECELLİNİN İZLERİ:

Bunları yapamayan insanların ilahi kontağı kuramadığı için tam zevk aldığı söylenemez. Olanları bitenleri hayvanlara, bitkilere hamlederler. Dağa taşa verirler, havadan cıvadan işe kalkar giderler. Elde sıfır cinsinden basit bir görüntü gerçekleştirirler.  Bir bitin, pirenin hareketinde ilahi tecellinin izi vardır. Bir kelebeğin manevralarında ilahi çizgiler vardır. Onun emri olmadan, onun kudreti olmadan, onun alakası olmadan, onun yardımı, desteği olmadan hiç bir zerre yerinden kımıldayamaz. O halde kımıldayan bir şey varsa orada Yüce Allah’a ait olan çok şeyler vardır. İşte senin gözlemlemen gereken, yakalaman gereken budur.

فَانْظُرْ إِلَى آَثَارِ رَحْمَةِ اللَّهِ

¶  “ Allah’ın rahmetinin eserlerine bak.”[1]

âyetindeki eserler bunlardır. Bu eseri, bu izi, bu alâkayı, bu noktayı yakalayabildin mi kâinat ekranında Yüce Allah’ın işlerini, şuunatı Rabbaniye’yi izlersin ve okkalı bir şekilde zevk alırsın. Tatlı tatlı izler, tatlı tatlı dinler; tat üstüne tat alır,

قلب المؤمن حلو ، يحب الحلاوة sırrına erişirsin.

  1. Müminin kalbi tatlının tatlısıdır.”[2]

 

TATLI MÜMİN:

Kendisi tatlı olur. Tatlarla dolar ve böylece tatlı mümin olur. Mümin tatlıdır. Mümin olmayan acıdır, acı biber gibidir. O hem dili, hem mideyi, daha ötesi insanın beynini bile zong zong zonglatır. Yakar ve yıkar. Ama tatlı neşe, huzur, keyif verir. Mümin keyif verici insandır. Mümine bakmak keyif verir. Onunla konuşmak ayrı bir tat verir. Onunla olmak insana güven verir, huzur verir. Çünkü o Allah’ın âyetlerinden devşirmiştir. Bal arısının türlü türlü çiçeklerden aldığı o güzelim özler, o güzelim tatlıları harmanlayarak tatlılar tatlısını meydana getirdiği gibi; mümin olan şahsiyette ilahi ve rabbani nitelikli gözlemleri ile olanı biteni Allah adına izler, Allah’ı izler gibi izler. O bizi görüyor. Biz O’nun zatını göremeyiz. Buna gücümüz yok. Ama “benim şuunatımı izleyin” diyor. Kudretimin izlerine bakın, sıfatlarımın, esmamın izlerine bakın. O izleri izlerseniz bana gelirsiniz, beni bulursunuz. İşte bu âyetler içerisindeki bu tabloda bir aslanın manevralarını izler gibi izliyoruz. Yüce Allah’ın konumunu aslana benzetmek de hata yoktur, Peygamber’in konumunu onun yavrusuna benzetiyorum. Böylece anası ve evladı konumunda, o iki birbirine yakın olan varlığın nasıl avlandığını, nasıl karşıdaki isyan eden, karşı koyan gücün nasıl belini kırdığını, nasıl atladığını, pençelerini nasıl vurduğunu, nasıl paramparça ettiğini,  nasıl gırtlaklayıp boğduğunu izliyorum. Bana bırak onu diyor. İşte burada bu tür gâvurların manevralarını ve kutsi manevra karşısında nasıl ezildiklerini, büzüldüklerini, sonunda nasıl teslim olduklarını görüyoruz. Ama bu teslimiyet hiç de kolay olmamaktadır. Müthiş bir savaşın, müthiş bir hamlenin sonucu, nice hiddet ve şiddet neticesinde gerçekleştiğini görüyoruz.

MÜMİNİN TESLİMİYETİ KÂFİRİN TENEFFÜRÜ:

Müminler koyun gibidirler. Peygamber onları uysallıkta, itaatte koyuna benzetmiştir. Cız tutmayıp, hoplayıp,  zıplayıp oradan oraya keçiler gibi saldırmayan; hep birlikte başlarını birbirine sokan, uyumlu, uysal, çobanına sahibine zorluk çıkarmayan bir yapısı vardır. Onun için onlar hiç pençe yemezler, hiç darbe yemezler. Onları şöyle bir kaş çatma, hafifçe sesini yükseltme düzene koyar, hizaya ve yola getirir. Tehdide hiç dayanamazlar. İncedirler, narindirler,  naziktirler, latiftirler. Müminler böyledir. O nedenle onların teslimiyetinde suhulet vardır, yüsr vardır. Böylece işleri âsan olur. Ama gâvura gelince onun yapısında nefret, teneffür vardır. Teneffür, birden hoplamak, irkilmek, hemen aşırı tepki göstermektir. Bir şeyi duyasıya lehte midir aleyhte midir, anlamadan, dinlemeden birden hemen kaçıverir. Acayip bir şekilde oraya buraya atlayıverir, zıplayıverir. İşte bu türden tiplerdir. Buna teneffür denir. Bu tür neferlerin teneffürü böyledir. Onlarda usr vardır. Onlarda şiddet,  karşı koyuş, itaatsizlik, kaçış vardır. Hemen kaçarlar. Bazen gözünün önünü görmez, kafayı çarpar, bazen de uçurumdan yuvarlanırlar. Çünkü onlar bilerek programlı bir kaçış yapmıyorlar. Nefretten dolayı kaçıyorlar. Onlar dinden, imandan, iz’andan ve Kur’an'dan hep teneffür halindedirler, nefret ederler. Onların yapıları bu nefret üzerine kurulmuştur. Bu nedenle çok acı çekerler. Peşlerinde acımasız güçler vardır. Dehşetin ve vahşetin tamamen bedenini bürüdüğü, tamamen dehşet vahşet ve şiddetten oluşan bir yapının üzerlerinde olduğunu bilmeliyiz. İşte gelecek (burada) onların üzerine 19 vardır. Onların üzerine on dokuzu kondurdum. Gördünüz mü, bu hiddetin ve şiddetin bir ifadesidir.

BÖLÜNMEZ SAYILARDAKİ GÜÇ:

Bölünmez sayılarda müthiş bir güç vardır. Ortasından ayrılanlar var ya mesela 2 böldüğünüz zaman bir bir eder. 4 böldüğünüz zaman iki iki eder. Peki biri bölmeye çalışırsan işte o zaman hiddetin ve şiddetin ma’kesi olursun. Sen biri nasıl bölmeye kalkarsın. Sen vahidi nasıl ikiye çevirmeye çalışırsın. Onu nasıl ikileme dönüştürürsün. O zaman darbeyi yersin. Bu iş çok zordur. Matematiğin sırrını gördünüz mü? Bu üçlü, beşli sayılara asal sayılar denir.  İşte bunlarda böyle bir asalet vardır. Ötekiler ayrılı ayrılıverir. Şakka şukka gider. İşte kâfir hep böyle biri, çok birlere dönüştürür. Kâfir teksir eder. Kâfirin işi biri bölmektir. Bu ise bire hakarettir. Bu hamleleri ile birin düşmanı olurlar, a’dası olurlar. Ondan sonra Yüce Yaratan’a karşı harp açmış olduklarından

فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ فَأْذَنُواْ بِحَرْبٍ مّنَ الله

Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulüyle savaşa girdiğinizi biliniz.”[3]

Âyeti ile ondan sonra بِحَرْبٍ مّنَ الله yallah gümbürtüye gider. O halde kâfir daima Cenabı Hak ile cenk halindedir. Korkunç bir savaşın içindedir. Bunun sonu başından bellidir. Çünkü o ilan etmiştir.

كَتَبَ الله لأَغْلِبَنَّ أَنَاْ وَرُسُلِى

¶  “Allah: Şüphesiz ben ve peygamberlerim galip geleceğiz, diye yazmıştır.” [4]

Ben asla mağlup olmam, ben daima galip gelirim.  وَرُسُلِى Resullerim de hakeza, hep galip gelirler, yenilmezler.Sen bunu dinlemezsen sonun ne olur? Onun için her kâfir bir tür cahildir.

كُلُّ كَافِرٍ  جاهل عن ذات الله عز وجل عن شؤونات الله عز وجل

KÂFİRİN İMAN CEVHERİNİ ÖRTMESİ:

Kâfir, Allah’ın işini bilmez. Bilseydi böyle yapmazdı. Onun için Ebu Cehil denmiştir. Her kâfir demek ki cahildir. Çünkü çok değerli şeylerin üzerine pislik atar. İnsan cevherin üzerine pislik atar mı? Çuvallarla onu örter mi? O güzelim pırıl pırıl pırlantalar nasıl böylesine heder edilir. Heyezan ile küfür ile onu nasıl örtersin? İşte kâfir bunu yapar. Kâfirin işinden daha beter, daha çirkin, daha kokuşmuş bir iş yoktur. Onların sanatı sanatların en kötüsüdür.

فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ

¶  “Sizin bu takaslarınız ne kötüdür.”[5]

Çünkü onlar iman cevherinin üzerini küfür pisliğiyle örterler. Onun için bunlara necis denir.

إِنَّمَا المشركون نَجَسٌ

¶  “ Ey iman edenler! Allah’a ortak koşanlar ancak bir pislikten ibarettir.”[6]

Onlar pistir, murdardırlar. Murdarlıklarını imana da Kur’an’a da sirayet ettirirler. İşte burada bu türlerin başta geleni, daniskası, öncüsü, piri olan bir adamın konumu göz önüne getirilerek, didik didik edilerek,  şamar oğlanı gibi Yüce Allah’ın tecelliyatı ile kamçılandığını görüyoruz. Yüce Allah’ın tecelliyatı karşısında bir sağ bir sol bir ense, tepe taklak getirilerek, yapıştırılarak, dağdan dağa, ateşlere giriftar edilerek nasıl böyle rezil edildiğini çok güzel bir şekilde görüyoruz, oh olsun diyoruz. Şuramız böyle, o yanan sadrımız rahatlıyor. Gâvurlardan bîzarız, müştekiyiz. Canımız yanmaktadır, ne de olsa kardeşlerimizdir, canımızı yakıyorlar. Kabil’in yolundan gidiyorlar. Hep bizim için su-i kasıt tertip ediyorlar. İşkenceden işkenceye, plandan plana, projeden projeye hep, her şeyi sulandırıyorlar. Aslından şirazesinden çıkarıyorlar. Hep rezil ve rüsva ediyorlar. Müminlerin değerlerine hakaret ediyorlar. Müminleri alaşağı edip en adi şekilde onlara muamele ediyorlar. O halde bunun öcü alınmalıdır. Yüce Allah âdildir.

PEYGAMBERLERİN ADÂLETİ:

Bir babanın iki evladı;  Habil, Kabil’i hatırlayın. Âdem (a.s): “ Bunlar benim evlatlarımdır ne yaparsa hoştur” demedi değil mi? Kabil’e karşı çıktı, ona hiddet etti. Rivayetlere göre ona beddua etti. Yeryüzünün düzeninin bozulmasında ilk rol alan adam Kabil’dir. Nuh Peygamber de üç oğlu Ham, Sam ve Yafes’e nasıl âdil davranıyor; Sam ve Yafes’i ayırt edip Ham’a beddua ediyor. Yüce Allah bu konuda biraz daha esnek davranan Nuh Peygamber’e nasıl hiddetli cevap verdi. O senden değildir. Bir daha sakın bilmediğin konularda benden bir şey istemeye kalkma, soruşturmaya kalkma. Nasıl cevap aldı değil mi?  Yüce Allah açısından hepsi kullarıdır ama yine de onlar arasında adaletin, fazilet kavramının gözetilmesini ister. Birinin diğerini ezmesini istemez ve buna göz yummaz. İşte kâfir Kabil yönünde, yolunda giden, haddini bilmeyen, rezil ve rüsvalık edinen, gözünü hırs bürümüş, kibirli, enaniyetli, bencil bir yaratıktır. Küfrün içi budur. Küfür bir çekirdekse, onun içini,  terkibatını meydana getiren öğeler bunlardır. İşte Yüce Allah onlara, masum olan müminlerini ezdirmemiştir. Onlara karşı durmuştur. Benim nazarımda sizler aynı değilsiniz demiştir.

هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاً

¶  “ Bu iki adamın durumu hiçbir olur mu?[7]

Eşit değilsiniz. Ben müminlerden yanayım.

إن الله يدافع عن الذين آمنوا

¶  “Şunu unutmayın ki Allah müminlerin tarafını tutar ve kâfirlere karşı onları savunur.”[8]

Savunma konumundadır. İşte burada bunun tipik bir örneğini görüyorsunuz. Yüce Allah’ın Peygamberini ve onun peşinde giden müminleri nasıl savunduğunu, O’na karşı çıkanlara neler neler yaptığını görüyoruz. Bu müthiş bir âyettir. Göğsümüze su serpildi. Böylesine rahatlıyoruz. Çünkü dünya kâfirlerin küfrü ile kaynamaktadır. Yeryüzü gâvurların gâvurluğundan ötürü hırlayıp durmaktadır. İleri geri, gacur gucur, dişlerini gıcırdatmaktadır. O tusunamileri, o hareketleri ne zannediyorsunuz. Yeryüzü hareketleri kırılmalar, hiddetinden duramıyor, boğazlayacak.

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا (88) لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا (89) تَكَادُ السَّمَوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا (90) أَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا (91) وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا (92)

Onlar, Rahman bir çocuk edindi, dediler. Andolsun siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı nerdeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir. Hâlbuki Rahman’a bir çocuk edinmek yakışmaz.”  [9]

Allah’a oğul isnat ettikleri için, İsa O’nun oğlu dedikleri için; gökler çatır çatır parçalanmaya başlıyor, Yüce Allah hiddete geliyor. Yerler ve gökler duyarsız kalmıyor. Gökyüzünde katmanlar arasında oynamalar meydana geliyor. Neredeyse paramparça olup gidecek hâle geliyor. Yüce Allah teskin ediyor. Dur zamanı değil, dediğim zaman; ecel-i müsemman gelsin, bekle diyor. Süre tamam olsun, saat zil çalsın. O zaman olacak bu işler, bekle diyor.   فَمَهِّلِ الكافرين [10] Bekle. Bu tabloları izliyoruz. Bu, muhteşem bir görüntüdür. İhtişamlı bir manzara seyrediyorsunuz. Yüce Allah’ın devreye girdiği zaman neler olduğunu izliyoruz. Ne mutlu müminlere, ne mutlu bu Aziz Kitab’a bağlanıp inananlara! Her şeyi âşikar; görünen ve görünmeyen ne varsa hepsini bir bir açıklamaktadır,  açıkça izletmektedir. Bunu başka hiç bir yerde ne görebilirisiniz, ne duyabilirsiniz. Bu Aziz Kitap’ta nasıl anlatıldıysa gelecek öyle olacaktır. Geçmişi bilmezsin, tarih de yazmaz. Çünkü geçmiş insanın evvelidir. İnsanın esamisi okunmadan önce de bu dünyada hayat vardı. Kim yazacak onu? Kimden işiteceksiniz? Kim gördü ki anlatsın size.  Allah gördü, çünkü bunları O yarattı ve bu kitap O’nun kitabıdır. Bize ders olsun, rehber olsun, rahmet olsun, şifa olsun diye gönderdi. Onu nasıl dinlemezsiniz? A cahiller siz ne arıyorsunuz? Bu kitabı bilmeden hiç bilirkişi olacağınızı mı zannediyorsunuz? Sen seni nereden bilirsin? Sen bir yaratıksın. Yapılmışsın, inşa edilmişsin. Seni ancak inşa eden bilir, üreten bilir. En basit bir eşyayı alıyorsunuz da içinden bir kitapçık çıkıyor, yönerge çıkıyor da okumadan kullanmayın dikkat diyor. Peki sen kendini nasıl kullanıyorsun. Senin kitapçığın nerede? Sana bir kitap lazım değil mi?

KİTABINDAN MAHRUM OLMA:

Sen âlemlere yön veren bir yapıya sahipsin. Senin kitabın nerede? Niçin o rehberi görmezsin, okumazsın. Dikkat sakın çalışmaya kalkma, dur.

قف dur ve اقرأ [11]oku. Okumadan sakın mekanizmalarını devreye sokma. Gözünle ilgili ayetleri oku gözünü ona göre kullan. Sözünle ilgili ayetleri oku, sözünü ona göre söyle. Elin, ayağın, gözün, kulağın, aklın, fikrin, ruhun, hayalin hepsi böyledir. İşte bu Aziz kitap burada seni anlatıyor. Onun için kitapsız olmak kadar insanın kendine büyük hakareti yoktur. En büyük alçaklık kendini kitabından mahrum etmektir. Bundan büyük zulüm yoktur. Yüce Allah en büyük zulüm olarak bunu anlatır. En büyük zalimin kitabi olmayan, kitabını okumayan ve ona göre hareket etmeyen insana ait olduğunu anlatır.

إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

¶        “Çünkü insan, çok zalimdir, çok câhildir.”[12]

İnsandan söz ediyor. Biz emaneti dağlara taşlara göklere sunduk, o emaneti kabullenmeye, almaya onlar yanaşmadılar. Akıllıca hareket ettiler. Çünkü onların kitaba ihtiyacı yoktur. Onların emre ihtiyacı vardır. Onlar emir kuludur. Yüce Allah ne derse onu yaparlar. Onların aklı yok ki kitabı olsun.  Kitap insana lazımdır. Sonra insana sunduk. O baş üstüne dedi, kabul etti, sonra yüklendi diyor. Yüklenmek yetmez. Sen bir bilgisayara en güzel şeyleri yükle ondan sonra o mürşidi kâmil mi oldu? Bunun içinde Mürşid-i Kâmil var, yükledim. O şimdi Mürşid-i Kâmil mi oldu? Sen onu okuyup gereğini yapmadıktan sonra o mürşidin sana ne faydası olur? O bilgisayarın bu güzelim şeylerle yüklü olması sana ne fayda temin eder? Kur’an-ı Kerim’i, tefsirleri yüklemişsin, bunlar sana lazımdır. Sen onları okuyacaksın ve devreye sokacaksın. İşte o zaman işine yarar. İşte bu emaneti yüklenip, bu kitabı yüklenip de gereği gibi amel etmeyen insanların durumunu

كَمَثَلِ الحمار يَحْمِلُ أَسْفَاراً

¶        “ Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir.”[13]

Ey Allah’ın kitabını okumayan ve onun gereği doğrultusunda amel etmeyen kişi bu halinle kime benziyorsun biliyor musun? Yüce Allah orada seni anlatıyor. Onun hali eşşek gibidir. يَحْمِلُ أَسْفَاراً Sırtına büyük büyük aziz, değerli kitapları yüklenen eşek gibidir. Eşeğe istediğin kadar tefsir,  kitap yükle; eşek eşeklikten vazgeçer mi?  Ata inkılâp eder mi? Veya insan olur mu?  Olmaz tabiî ki. Çünkü eşek okumasını bilmez. Eşek okumak için yaratılmadı. Ben de eşeğim, Rabbim böyle diyor zaten,  onun için beni mazur görün. Seni maruz göremem. Senin kulakların eşeğe benzemiyor. Senin gözlerin kulakların bana benziyor. Sen insansın, eşek değilsin. Ben eşeğim desen de eşek değilsin sen, ama eşek gibisin. Eşek değilsin ama eşek gibisin. Gibi demek belli vasıflarda benzetme anlamındadır. O şeyin aynısı değildir. Benzetilen, bir şeyin aynısı değildir. Yüce bir şeye benzemeyip, rezil, aşağılık bir şeye benzemek ne kadar kötü değil mi? Bir hayvana benzetilmek kadar kötü bir şey var mıdır? Bu hayvanlar içerisinde de eşek, hiç hoş olmayan, adını bile andığımızda bir kabalık alameti olan bir yapıyı temsil eder. Eşek diyoruz, eşşoğlu eşşek daha ilerisidir ve katmerli eşek demektir. Yüce Allah bakın eşeğe benzetiyor. Allah korusun.

 

DERS ALMAK:

İşte Velid denilen adam da böylesine bir yapıya sahipti. Yüce Allah onun hakkından gelmek üzere Muhammed sen çekil aramızdan, onu bana bırak. Ben onu şöyle bir kalaylayım. Ben onu şöyle bir alaylıyı vereyim. Ben onu alaya alıvereyim. Bakalım alaylı mı değil mi? Daha doğrusu size göstereyim. Çünkü Yüce Allah yarattığının ne mal olduğunu bilmez mi? Bana, sana, ona anlatmak içi bunları tasvir ediyor. Onun tasvire, bir şeyi anlamaya ihtiyacı yoktur. Bütün buradaki oluşumlar bize yöneliktir. Biz seyredeceğiz, izleyeceğiz, okuyacağız ve gereği yönünde açılım oluşturacağız. Ne yönde telkin varsa, ilahi temayül ne yöndeyse biz o tarafa yöneleceğiz. Bunun adına da kısaca ders almak denir. Allah ders almayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Bu Velid denilen adam Mekke müşriklerinin her yönüyle en ileri gelenlerindendir. Onların dünyasında maddi ve manevi her ne şey varsa hepsi bu adama verilmiştir. Yüce Allah ona ben verdim diyor. Onu denemek, sınamak, onu ibret-i âlem yapmak için bütün bunları ben verdim diyor. Nitekim sana şunları, bunları vermedim mi diye hep saymaktadır. İşte bu adam bir küfür piridir. Bu adam, müşriklerin şahıdır. Bir dediği iki edilmeyen bir insandır. Bulunduğu yerin kralı, imparatorudur. Mekke’de, görünüşte birisi idare etse bile, o göstermelik bir idarecedir.  Esas sözler bundan çıkıyor. Bunun sözüne itibar vardır. Bu ne yönde söylerse kanun ona göre çıkıyor. Prensip ona göre oluşuyor, yapılan işler onun süzgecinden geçirilerek meydana getiriliyor. Bu adam Peygamberimizi dinledi. Secde Suresi’nin bir kısmını dinledi ve etkilendi. Allah’ın beyanından etkilendi. Bunun nasıl olduğunu geçen dersimizde izah ettik. Böyle bir şeyin olabileceğini söyledik. Çünkü bunların öz yapısında iman cevheri vardır. Fıtri iman vardır.

İMAN VE KÜFÜR MEKANİZMALARI:

Mümin ile kâfirin mekanizma açısından hiç bir farkı yoktur. Onda ne varsa onda da vardır. Bir kâfirde iman etme mekanizması da küfretme, inkâr etme mekanizması da vardır. Aynı şekilde bir müminde de inkâr etme mekanizması da vardır, iman etme mekanizması da vardır. Günah işleme yönü vardır. Kâfir de de iyilik yapma yönü vardır. Ama iradesi açısından, ileri geri tercihlerle bu yönde insan serbesttir. Yüce Allah irade vermiş. Bunları kullanım yönünde Allah’tan puan alır. İyi kullanırsa hayır yönü ile olumlu yönde kullanırsa artı puan alır. Olumsuz yönde kullanırsa, eksi yönünde kullanırsa, günahlar yönünden kullanırsa; eksi puan alır. Günah kazanır. Biz buna günah diyoruz. Günah eksi demektir. Teknik tabirle, matematiksel anlamda günümüzde buna eksi denir. Eksi, hiç, değersiz şey demektir. Değeri yoktur. Sıfırın altı demektir.  Sıfır eksi namına artı namına hiç bir değeri olamayandır. Dolayısıyla eksi sıfırın altı demektir. İşte bunun adına dinen günah denir. Günaha giriyorsun sen demek, kaybediyorsun, eksi puan alıyorsun demektir. Eksi puan alanların yeri ila cehenneme zümeradır. [14]Artı puan alanların yeri de ilel cenneti zümeradır.[15] Gruplar halinde cennete giren kişilerin yanıdır, yönüdür, yoludur. Bu adam işte bu yönlerden etkilendi.

رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ

¶  “İnkâr edenler ‘Keşke Müslüman olsaydık’ diye çok arzu edeceklerdir.”[16]

Bazı kere tenhada kaldıkları zaman; bir takım negatif dürtülerden asude bir ortama girdiklerinde kâfirler, acaba müslüman olsak mı derler. Gizli gizli içlerinden, vicdanlarından bu geçermiş. Nerden bileceksin? Bunu Allah bilir. Damarlarında, sinirlerinde, beyninde ne dolaştığını nereden bileceksin? Onu anlayabilecek âlet de yoktur. Ama Rabbimiz haber veriyor. Temenni ederler bazen diyor.

لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ

¶  “  İnkâr edenler ‘Keşke Müslüman olsaydık’ diye çok arzu edeceklerdir.”[17]

Bu bir ayeti celiledir. İşte bu söylediğim bazda, bu adam böyle bir sazda ve sözdeyken böyle bir konumdayken Secde suresinin ayetleri onu çarptı.  Etki alanına aldı. Minicik bir noktadan da olsa iğne deliği gibi, ses girer. Hava girer. Telefonlarda iğne deliği kadar küçük mikrofondur. İşte böyle bir açıklık yakaladığı anda Kur’an hemen o küçük yerden, o zayıf noktadan çok dar da olsa giriş yaptı. Giriş yaptığı zaman adamı şöyle bir salladı. Geldi ah dedi Muhammet’ten bugün bir dizi söz işittim. Bir görseniz o sözler ne kadar tatlıydı. İşte buna dair kısımları inşallah şimdi okuyacağız. Yeni gelen arkadaşlarımız var. Yeniler var yeniliyoruz. Hep kendin için mi düşünüyorsun. Yeni gelenleri de sofraya çekeceksin. Onlar da yesin, içsinler. Hep kendini düşünme. Bazen biz bir sözü sizin için söylemeyiz. Senin gidip söyleyeceğin bir adam vardır, onun için o sözü söyleriz.  Sana sipariş ederiz, sana emanet ederiz.  O söz sana yaramaz. Ama gittiğin yerde birinin işine yarayacaktır. Biz Rabbimize teslim oluyoruz. Uygun olanları söylet Ya Rabbi diyoruz. İletişimi sen sağla diyoruz. Söylemek benden iletmek senden diye niyet ediyoruz. Kabul ettirmek senden diyoruz. Ben ne yapayım.  Ben kalbinize hâkim değilim ama Yüce Allah sen söyle diyor.

Yüce Allah قل diyor. Ve Peygamber söyledi. Bu adam darda kaldı, sıkıştırıldı ve neticede müslüman olmadığını ispat etmek için düşündü taşındı.  ثُمَّ نَظَرَ ya geldik. Yüce Allah, geberesi nasıl da düşündü taşındı dedi. Bakınız lanet olası gâvur dedi. Şimdi birileri çıkmış pembeciler dünyasının elemanlarından, Pembecioğlu helvası yediği için içine ne katıyorsa adam sözümüz meclisten dışarı. Öyle bir şey var da kimdir, nedir bilmem. Birisini kastettiğimi zannetmeyin. Öylesine söylüyorum. Pembenin ifade ettiği anlamlar için söylüyorum. Adam öyle bir kapılmış ki lanet olmaz, nefret olmaz. Kızmak olmaz. Kim bunu söyleyen; işte pembeci mektebinde okuyan birisidir. Kızmayacakmışız, öfkelenmeyecekmişiz, lanet okumayacakmışız. Kol kola gezelim diyor. Niye savaşalım, sevişelim diyor. Bunları ben mi uyduruyorum. Bunları diyenleri söylüyorum. Eleştiriyorum ben, bunlar tuzak sözlerdir, sahte sözlerdir. İnsanların gerçeklerine uymayan sözlerdir. Yozlaştırmak için söylenen sözlerdir. Bizim negatif yönümüz de var, pozitif yönümüz de var. Nerede negatif olacağını bilmelisin. Adam geliyor, tokat vuruyor, elindekini avucundakini, ver şunları bana, Cüzdanını da çıkar diyor. Veririm, biz pembecioğlundan böyle öğrendik. Bana yanağının diğer tarafını da çevir dedi. Ona da vursun. Şunları da alsın. Gel gel bak şu cebimde de var, onları da al. Böyle diyeceksin diyor. Böyle yaşanır mı? Haramiler dünyada ne kadar çoktur. Sen de böyle yaparsan, dünya kötülerle dolar.

 

MÜMİNİN İZZETİ:

Peygamber ashabına bir gün İsrail oğullarının helakinden bahsetti. Müminlerin uyanık olmalarını anlatıyordu. Müminlerin pisliklere karşı, negatif güçlere karşı nasıl tavır takınmaları gerektiğini anlatıyordu. Haklarını hukuklarını nasıl koruyacaklarını, korumaları gerektiğini anlatıyordu. İsrail oğullarından söz etti. Evvela geçmişten başlıyor. Onların içerisinde şöyle şöyle salih adamlar vardı. İyilik yaparlardı. Kötülere karşı koydular. Uyardılar ama olmadı. Daha sonra onlar da onların havasına uydular, alıştılar. Beraber yiyip, beraber içtiler.  Birbirlerine vekâlet verdiler, güvendiler. Ondan sonra da olan oldu. Allah onların belasını verdi. İşte Lut kavmi de böyleydi. Lut kavminin içerisinde helak oldukları gün teheccüd namazı kılan yüzlerce adam vardı. Duydunuz mu Allah’ın Kulları?  Lut kavmi seher vakti helak oldu. O vakitte alınları secdedeydi. Ama Allah onları da helak etti. Çünkü ambargo uygulamadılar. Kötülere karşı tavır almadılar. Onların ellerinden tutup, dillerini koparmadılar. Ondan sonra da azap gelince hurra hepsini alıp gitti. Peygamber öfkelendi ve bu sözü söylerken yerinden kalktı. Ya vallahi dedi. Onları elinden tutmadığınız, engellemediğiniz sürece bu iş olmaz, yürümez buyurdu. Ya öleceksin, ya öldüreceksin. Böyle yaşamak olmaz. Onların havanında, tavanında bir müslümanın rezil bir şekilde yaşaması reva değildir. İzzet mümine aittir. Onur, haysiyet müminindir. Bu şerefi Allah ona bahşetti.

Hiç bir zaman bir mümin kâfirden emir almaz.  Âmir Allah’tır. Başında bir müslüman idareci bile olsa, eğer seni uygunsuz bir şeye sevk ediyorsa ona itaat etmeyeceksin. Gâvura nasıl itaat edersin. Her şeyiyle küfrü, kötülüğü emreden bir sisteme nasıl boyun eğersin? Hâlimiz ne olur? Her gün korkuyorum. Büyük bir belanın gelip bizi de içine alıp götürmesinden korkuyorum. Sakın avunmayın. Biz onlardan değiliz demekle paçanızı kurtaramazsınız.

Bakın burada bu adam nasıl sorguya çekiliyor, nasıl yaka paça edilip darbeleniyor. Bizzat Yaradan tarafından nasıl rezil ve rüsva ediliyor. Şimdi ki sistem buna müsaade etmez. Gâvura gâvur demek suçtur. Allah burada lanet olası diyor. Hele şimdi bir söyle bakalım. Lanete boğulur gidersin. Söylenecek söz çoktur. Bunları yeri geldikçe ifade ederiz. Bu adam, lanet olası ölçtü biçti. Sonra yine lanet olası, nasıl da ölçtü biçti.  ثُمَّ نَظَرَ Tablo şöyledir. Velid b. Muğire Ben-i Mahzum denilen bir kabilenin liderlerindendir. Kur’an ve Peygamberimizle ilgili son sözlerini söyleyecektir. Kendisinin dinden döndüğünü, müslüman olduğunu söyleyen birilerine bu durumun böyle olmadığını belirtecektir. Ben yine taş gibi gâvurum demek için hazırlanmaktadır. Bunun kararını verecektir. Ben-i Mahzum denilen kabile oturmuş bunu izliyorlar. Ebu Cehil bu adamı getirdi. Ebu Cehil hadi söyle ne söyleyeceksen bak senin hakkında şöyle düşünüyorlar, dedi. Bir daha lider olamazsın. Avucunu yalarsın ona göre dedi. İşte bu adam bir ileri gidiyor, bir geri geliyor. Onlarda bir tiyatro gibi seyrediyor. لا تشبيه و لا تمثيلKarşıya geçmiş, manevralar yapıyor, volta atıyor.  Bir sağa gidiyor, bir sola gidiyor. Ne diyeceğini düşünüyor. Allah işte onun bu durumunu anlatıyor. O meydandaki gidiş gelişini tutarsız hareketlerini anlatıyor. Bu gâvurun nasıl muzdarip olduğunu anlatıyor. Ne kadar acı çektiğini anlatıyor. İçinden oklar batıyor. ثُمَّ نَظَرَ sonra şöyle bön bön baktı. Ne diyeceğim şimdi, aslında bir medet bekliyor. Ama yok, bulamıyor. Hepsi ağzını açmış ne diyecek bu adam diye bekliyor. Ağzından negatif bir şey çıkarsa hemen gırtlağına sarılacaklar, o anda onu boğacaklar. Hepsi hazır tetikte bekliyorlar. Öyle rahat rahat konferans dinler gibi değil; hepsi tetikteler o anda, patlamaya hazır bomba gibi bekliyorlar. Adamı anında alnının şakından vuracaklar. Böyle bir pozisyonla karşı karşıyayız. Bu bakışı artık düşünün, nasıl bakar adam değil mi? O manzaranın nasıl olduğunu sizin tefekkür dünyanıza havale ediyorum. Ne kadar iyi düşünebilirsen o kadar iyi anlarsın, içeriye iyi bir veri sunarsın. Basit önemsemezsen içine hava gider o kadar. Hiç bir şey gitmez. Bunları tasvir edeceksiniz. Acaba bir sahnede olsaydı nasıl olurdu bu diye tasvir gücünü kullanacaksın. İşte düşünmenin anlamı budur. Yoksa duvarın dinlemesi gibi dinlersen, bir kulaktan girip bir kulaktan çıkarsa bunun hiç bir yararı olmaz. Allah niçin anlatıyor bütün bunları, niçin tasvir ediyor? İçeride bir şey kalsın. İrkileceksin, etkileneceksin. Bu yönde sizin iç âleminizin faal konuma gelmesi için bazen sinemalardan bile örnek veriyorum. Belki yadırgayan vardır. Hoca efendiye bak sinema anlatıyor diye düşünen vardır. Sizin için anlatıyorum. Çünkü sinema deyince biraz daha hemen ilgi duyarsınız. Bak hemen ilgi duyuyor, hoca sinema anlatıyor diyorsun. Hâlbuki önceki anlattığım şeyleri hiç sınamadın, ısınamadın. Ama sinema deyince hemen ısındın. Hemen dikkat ediyorsun. Acaba hangi filimden bahsediyor?

Sonra baktı. في وجوه الناس insanların yüzlerine böyle bir bir bakıyor. Orada olanlara böyle göz gezdiriyor. Sağa, sola, şaşkın bitkin bir vaziyette bakıyor. Adamın artık pili bitmiştir. İçi boşalmış adamın, benzetmek gibi olmasın;

وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَى فَارِغًا

¶  “Musa’nın annesinin kalbi bomboş kaldı.”[18]

gibi Musa Firavun’un sarayına gitti, annenin kucağından yavrusu gitti, anne o gece neler neler çekti. Ne uykuya varabildi, ne bir düşünceye dalabildi. Kalbi sadece Musa ile başka hiç bir şeye yer yok. Musa hariç her şeyden boşaldı. Yani varsa da yoksa da Musa Musa Musa... İşte derdi bu hanımın. Bu adamın da benzetmek gibi olmasın derdi şimdi böyledir. Her şeyden boşalmış. Şimdi Muhammed için ne diyecek? Okunan şey için, duyduğu şey için ne diyecek? Başka hiç bir şey yok artık kalbi bununla dolmuştur. İnsanların yüzünü tek tek süzdü. Şimdi doz ayarlıyor. Çünkü onların bakışına uygun gelecek, onları tatmin edecek bir söz söylemesi lazım.  أو Veyahutta نَظَر ‘yı düşünmek anlamında alırız. Gözle görmek, bakmak anlamında yorumlamayız. Manevi bakış anlamında düşünürüz. فيما قدر Takdir edeceği, pözülediği, kafasında, içinde Muhammed (a.s)’a ve

NAZARIN TÜM BOYUTLARI:

O’nun okuduğu şeylere ne yönde cevap vereceğine dair şeyi; cevabı düşündü. نَظَر burada İçsel bir bakış anlamındadır. İki yönde de düşünülebilir. Fiziki bir bakışsa meclisteki herkesin bir bir yüzünü süzdü. İkinci anlamı ise içsel olan bir bakış ki, bu konudaki görüşünüz nedir efendim, anlamında biz de söyleriz.  Televizyonda kişi karşısındaki adama bu tabloda ne görüyorsunuz siz diyor. Bir tablo gösteriyor ya da verilerden bahsediyor. Bu tabloda ne görüyorsunuz siz deniyor. Bir gelecek var mı deniyor. İşte görüş de buradan geliyor. Buradaki düşünce görüşüdür. Burada da bu anlamdadır. ثُمَّ عَبَسَ  قطب وجهه Sonra yüzünü gerdi. Böyle kaşlarını çattı, yüzünü astı. Negatif bir şey geliyor. Bu negatif bir şey alametidir. İnsanın yüzünü kastırması, büzmesi iyilik alameti değildir. Arkasından büyük bir fırtına geliyor demektir. Yüzünü asmak, kötü bir habercidir. Yüzünü astı. وَبَسَرَ Daha da gerginleşti, daha da çok ileri gitti. زاد في التقبض والكلوح Gerginlik konusunda daha da ileri gitti.

التقبض اشتد demektir. التقبض gerginlik, hiddet ve şiddet demektir. Kabızdan geliyor. Kabız gerginlik demektir. Bizde tuvalet ihtiyacını rahat yapamayanlara kabız olmuş derler. Bünye o kadar gergin ki çıkışa ve girişe izin vermiyor. Bu adam böylesine gerginleşti. Doluyor, şişiyor, kabarıyor. Gittikçe boğalar var ya Allah’ın kulları onlara benziyor. Boğaları izlediniz mi siz? Nasıl burnundan nefesler çıkar. Bazen bunları ateş şeklinde de tasvir ederler. Burnundan ateş fışkırtan boğalar şeklinde resimlerini yaparlar. Boğa öfkenin timsalidir. Öfke eğer bir hayvan olacak olsaydı boğa olurdu. Öfkenin nasıl bir şey olduğunu boğada seyret. Benim açımdan kırmızıyı çok seviyor. Birisi de belki der ki kırmızıdan çok nefret ediyor. Hayır. Gazap cehennemin sıfatıdır. Kırmızı cehennemi temsil eden, ateşi temsil eden bir renktir. Boğanın yapısı gazaptır, şiddettir. Bunu temsil eden varlığın da pedogojik, psikolojik açıdan, insan ruhunda ne tür etkiler ettiğini bugün renk bilimcileri tespit etmiştir. Kırmızı araba, hiddet ve şiddet ehlinin tercih ettiği bir renktir demişler. Bunu kendileri söylüyorlar.  Bir açıdan kanı temsil ediyor. Bu yaratık onu senin elinde gördüğü zaman, ne yapıyor, o kırmızı, o benim, o bana ait dercesine hamle yapıyor, saldırıyor. Hâlbuki o zavallı da kan üstüne kanla karşılaşıyor. Avcıların nasıl avlandığına hiç rastladınız mı? Şimdikiler belki bilmezler. Çocukluğumuzda biz bilirdik. Avcıların hepsinin bir tane kekliği vardı. Onlar götürürler, orada kekliği kafesin içinde bir yere koyarlar. Ondan sonra o diğer keklikleri çağırır. Sesi duyunca hepsi oraya doğru gelirler. Ötekiler de hazırdır, tüfekleriyle tak tak vururlar. İşte o hain de, o boğa düşmanı da elinde hançeri, mızrağı ona saplamak için o rengi kullanıyor, görüyorsunuz.

İNSANIN AVLANMASI:

İnsanların çoğu da böyle avlanır. Nefsiniz neyi en çok seviyorsa, İblis size onu peşkeş çeker. Sende ona pervasızca dalarsan yemlenmiş olursun, avlanmış olursun. Allah korusun.

Sonra hiddet kötü hale geldi, daha da yüzünü astı.  ثُمَّ أَدْبَرَ Adamın yüzü halka çevrilmiş durumdaydı, sonra arkasını döndü. Aslında çok tipik bir anlam var da gâvurun anlayabileceği türden değildir. Arkasını dönmek;  aslında reddetmek anlamına gelir ama onların kalın kafaları bu inceliği anlayabilecek türde değildir. Biz onu anlıyoruz. Sonra onlara arkasını döndü. Belki de tipik bir oyun oynuyor. Küfür oyunu nasıl oynanır, adam tek başına bir tiyatro sahnesinde bir oyun oynuyor. Tek başına oynanan oyunlara skeç mi derler? Küfür oyunu oynuyor. Sonra arkasını döndü, kibir ve gurur içerisinde.  عن الحق Hakk’a arkasını döndü. Sonra yaptığı manevra aslında bu anlama gelir. Adamlara arkasını dönmesi; sizden vazgeçiyorum anlamındadır. Vücut dilidir bu ama bu adamın niyeti başkadır. Yüce Allah onun dışındaki hareketine bakmıyor, içine ne anlam enjekte etti ona bakıyor.  Bir insana arka dönmek hiç hoş bir hareket değildir. Arkasını döndü gitti. Beni dinlemedi demektir. Görünüşü budur bunun ama Allah görünüşe bakmaz,  içine bakar. Bu adam  أَدْبَرَ عن الحق Hakk’a, gerçeğe yüz çevirdi. Yani bir melek ona diyordu ki: “Ey Velid, bak bu Allah’ın kelamıdır. Sen eşi benzeri bulunmayan bir söz işittim dedin. Çok doğru söyledin. Gerçek budur. Daha önceki sözlerini hatırla. Ne kadar tatlıdır dedin, şimdi gelecek aşağıda okuyacağız. Müfessir rivayeti biraz geciktirmiş. Bu adam içindeki beliren o Hakk’a arka çevirdi. Hayır dedi bu olmaz. Yani ben yeniden artık buna eşi benzeri bulunmayan bir kelamdır diyemem. Buna kavlullah hiç diyemem, diyerek  أَدْبَرَ kıvırdı.   أَدْبَرَ عن الحق Haktan yüzünü çevirdi, arka döndü hakka, gerçeğe yüzünü çevirdi.  واستكبر ve kibirlendi, kubardı. Ne kubarıp duruyorsun denilir, buralarda kullanılır mı? Böyle kemikleri yerli yerine gıcırdamaya başladı, dişleri gıcırdamaya başladı. Bunlar kibir alametidir. Dikeldi, kör olası lanet olası, geberesi adam böyle yaptı.

İLİĞİMİZDEKİ MİKROP: KİBİR

Allah’ın Kulları kibir bir adamın iliğine oturdu mu artık onun kurtuluşu söz konusu değildir. Kibrin mahalli insanın genleridir. Kemiğinin içindeki vücudu ayakta tutan omurganın içindeki iliğe giren virüstür. Kibir budur. Bu bir kere girdi mi insanın belini kırar, iflahını keser. Ondan hayır gelmez. Çünkü şeytan da böyle yapmıştı. Allah:  “Lanet olası, defol huzurumdan dedi ve bitti.

أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

¶  “ Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis bundan kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu. .”[19]

Kısacık bir beyandır. Bu şeytan hakkında ilahi rapordur. أَبَى Eba; haktan hakikatten uzaklaştı. Hiç o tarafa dönüp bakmadı. واستكبر kibirlendi, kubardı. وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ Sonuç olarak gâvurlardan oldu, bitti.

Adamın görüyorsunuz, son olarak ulaştığı nokta burasıdır. Çünkü edepsizliğin, terbiyesizliğin artık son noktasına erişti. Termometredeki civa ve ısınma hareketi küfür yönüyle yükseliyor. Ateş yükseldi, son varacağı nokta istikbardır. Artık bir insanın patlama noktasıdır. İnsanlığını yitirme noktasıdır. O bir derecedir. Oraya vardın mı artık şeytan olur bitersin.

“Her ki isyan könet, şeytan şevet.”  Mevlana’nın beyanıdır.

“Kim isyan ederse şeytan olmuştur.” Her ki asi könet; isyan fiil işler, şeytan şevet, şeytan oldu bitti. Demek ki istikbar, şeytanlık noktasıdır, insanlık noktasının kaybedilip şeytanlık noktasına erişme olayıdır. Burada hararetin yükselmesi negatif yönde gerçekleşiyor. Sıfırın altında bir inişle bu gösterge meydana gelir.  Sıfırın altında aşağı doğru inmekle meydana gelir. Cehennemin konumu budur. Dünyada ısının yükselmesi sıfırın üstünde olarak değerlendirilir. Ahrette ise bunun tam tersinedir, sıfırın altına doğru iner. Çünkü dünya ile ukba ters orantılıdır. Bakıyorsunuz bütün ehli küfrün Firavun, Nemrut türü hep yükseklere doğru çıkmışlardır. Bakarsan bu gözünle bunlar yeryüzünün en yükseklerinde yaşarlar. Daha olmadı bunlar uçakların içinde gezerler. Gezmeye çıkıyor adam uçakla biliyor musunuz? Hadi tur atalım diyor. Sen gidiyorsun çay boyunda dolaşalım diye, adam hadi diyor bir tur atalım. Sabahleyin çıkıyor, akşama geri dönüyor. Hadi diyor alış verişe gidelim. Bunu Arabistan’da duyduk. Adam telefon ediyormuş, şeyh efendi İngiltere’ye bir alış veriş merkezine geliyoruz, dükkânı kapatmayın. Uçağa biniyor adam alış verişe gidiyor. İşte bunlar dünyanın yükseklerde yer alanlarıdır. Bunlar ahretin alçaklarıdır. Ters orantılıdır.

ŞERHA ŞERHA MÜMİNİN KALBİ:

Müminler ise mütevazıdirler. Topraktan hiç ayrılmazlar. Müminler, Ebu Turap’tır. Toprağın babasıdır, halleşirler. Yüzlerini, gözlerini hep ona sürerler. Çünkü o analarıdır. Toprağa yüz sürmek anasına sarılmak gibidir. Müthiş bir haz duyarlar. Gerginliğini giderir. Toprağa ne kadar sürülürse elektriğini o kadar alır. Böylece halim selim olur. Ama o gâvurlar toprağı hiç sevmezler, mermeri çok severler. Taştan olan şeyleri çok severler. Çünkü kalpleri taşlaşmıştır. Aslı neyse faslı o olur. Müminin kalbi ise şerha şerha olmuştur.

Sine kahem şerha şerha ezfirak

Tabegüyem şerhi derdi iştiyak

Hz. Mevlana: “Ben pare pare olmuş, ayrılıktan bir gönül isterim” der. Müminin gönlü toprak gibi de değildir. Şerha şerha olmuş toprak gibidir. Susuz kalmış, parça parça olmuş toprak gibidir. Gönül neyse onu ister. Taş ise taş ister, toprak ise toprak ister. واستكبر Kibri biraz dile getirmeye çalıştık. Velid sonunda istikbar etti. عنه ondan yani Hak’tan. Hakk’a karşı kibirlik, büyüklük tasladı. أو veya diğer bir tevcihe göre  عن مقامه bulunduğu makamdan, pozisyondan daha üst seviyeye geçme pozisyonu takındı. Bulunduğu makama karşı daha bir başka büyüklük tasladı. وفي مقاله ve diğer bir yönüyle de sözleri, söylemi konusunda kibirlendi. Bu da ayrı bir tevcihtir. Bunlar, değişik pozisyonlardır. Bunların hepsinin bir arada düşünülmesi kanımca daha uygundur. Kibirliğe daha layıktır. Yani bunların sadece bir yönünü değil, hepsini bir anda yapmıştır. Hem Hakk’a karşı kibirlendi hem bulunduğu yerden daha yüksek bir yere çıktı. Şurada dolaşırken, manevra yaparken buraya geldi. Nutuk yapacak şimdi, söyleyecek. Makam yönüyle de daha yüksek bir yere çıkarak üstünlük tasladı, ortaya koydu. Ve şimdi konuşma yönüyle de öyle kibirli söyleyecek ki artık, zaten öyle bir adamdı. Ama daha da dozunu artırarak söyleyecek şimdi. وفي مقاله Söyleminde kibir hakim. Ben diye başlayacak. Kibirliler hep ben diye başlarlar. Çünkü her şeyden önce kendisi gelir. Dikkat edin Allah’ın Kulları sakın böyle, her şeyde kendinizi soğan başı gibi öne öne sürmeyin. Geride kalın. Çoban sürünün arkasından gider, önünden değil.  Sen çobansın. Hepiniz çobansınız. Sakın hoca benim yüzüme bakarak hakaret etti, ben ne çobanıyım demeyin. Peygamber böyle söyledi. “Hepiniz çobansınız ey ümmetim,”[20] dedi.

كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ الْإِمَامُ رَاعٍ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ رَاعٍ فِي أَهْلِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ فِي بَيْتِ زَوْجِهَا وَمَسْئُولَةٌ عَنْ رَعِيَّتِهَا وَالْخَادِمُ رَاعٍ فِي مَالِ سَيِّدِهِ وَمَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

raiyesinden, idaresi altında olanlardan sorumludur. O anlamda çobansınız. Çoban deyip geçmeyin. Peygamber (a.s) : “Çobanlık yapmamış Peygamber yokmuş, öyle söyler.” Allah bir şekilde her peygambere çobanlık yaptırmıştır.

و ثُمَّ نَظَرَ ifadesi عطف على فَكَّرَ وَقَدَّرَ , فَكَّرَ وَقَدَّرَ fiiline atıfıtr. والدعاء peki dua, فقتل bu beddua nasıldır. اعتراض بينهما bu iki atıf ve matuf arasında cümle-i mutarızadır. İğrapta mahalli yoktur. Anti parantez araya sokuşturulmuştur. وإيراد ثم Sümmenin ( ثم )buraya getirilme olayı, söylenme olayı, irad edilme olayı  في المعطوفات Matuflarda, sümme ثم getirilmesinin sebebi,  لبيان şunu açıklamak içindir ki  أن بين الأفعال المعطوفة تراحياً Matuflar arasında, fiiller ile matuflar arasında gecikme vardır. Çünkü ثم terakki içindir. Anında peş peşe olan fiilleri değil, arada bir süreç vardır. Bir ayrıntı, bir boşluk vardır. Hemen derekab değildir. و Vavlarda ise bu  derekablık vardır. ثم Sümme de ise bir açıklık vardır. Arap dilince onu ifade ediyor. Burada ثُمَّ نَظَرَ sonra, bir süre sonra tekrar düşünceye daldı anlamındadır. Bakın ne incelikler değil mi?

İLİMSİZ YÜRÜNMEZ:

Her harfin ve kelimenin ifade ettiği anlamlar vardır. İşte ilim budur. İlim sana sahayı genişletir. Tefekkür mekanizman vardır ama ilmin yoksa bunun ambalajını açamazsın. Bunun için ilim sana o mekanizmanın açılmasını, kullanmasını ve yararlı olunmasını öğretir. İlimsiz yürünmez. İşte Allah’ın Kelamı da bu ilimlerle ancak açılabilir. Ve beyanlarıyla beyandan beyana aşılabilir. Açmadan aşamazsın. Geçmek mi istiyorsun bu diyarları, bu dağları, bu bayırları, bu çayırları geçip; zümrüdü anka gibi kapının ötesine mi geçmek istiyorsun. Önce açacaksın. Sonra bu badireleri aşacaksın. Aşmak için açmak lazım. İşte bunun adı tefsirdir. Tefsir açmak demektir. Biz burada hep böyle açmak ve açılmak için geliyoruz. Bu Kuranistana, bu ayâtistana onun için geliyoruz. Güller gibi açılmak için geliyoruz. Bizim açanımız Fettah olan Allah’tır. Her kapalıyı açan Allah’tır. Kur’anımız da O’nun beyanıdır. Gönülleri, akılları, vicdanları fetheder. Gözleri, kulakları açar. Hayalleri, avuçları açar. Kur’an’ a gönül vermiş adamın eli asla sıkılı olmaz. Eli sıkı olmak demek; pinti, cimri demektir. Buna gönül verdiyse o gönül açılırken aç avucunu diyecek. Aç bakıyım. Ondan sonra al sana diyecek. Buna ne sığar. Almak için yumruğunu sıkmışsın. Beni mi döveceksin. Dövmeye mi geldin almaya mı geldin. Bu yumruktur. Bunun alameti nedir? Bununla bir şey alamazsın. Elini açmak, almak için açmaktır.  O halde açılmanın anlamı almak istiyorum demektir. Tencerenin kapağını açmak, ya yemek koyacaksın, ya yemek alacaksın demektir. Musluğu açacaksın su alacaksın demektir. Açmanın anlamı almaktır.

بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ

¶  “ Bir de Yahudiler “Allah’ın elleri bağlıdır” dediler.”[21]

ALMA VE VERMENİN ANLAMI:

Allah’ın elleri açıktır. Senden geleceklere açıktır. O’nun eli açık, ne vermek istiyorsun? Diğer bir yönüyle de vermektir. Almanın ve vermenin şekli iste budur. Elleri açmaktır. Dua ediyorsun, alıyorsun. Demek ki elin açık olması aynı zamanda vermektir. Çünkü Yüce Allah verdiği şeylerin verilmesini ister. Tutulmasını istemez. İmsaki sevmez. يمسكممسك tutucu demektir. Pinti, bencil demektir. İmsaki istemez. İnfakı ister. Elinde durdurma, yoksa kar gibi erir gider. Ver gitsin.

وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

¶  “ Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden de Allah yolunda harcarlar.”[22]

İnfak ederler ve bu elin açılması da infaktır, infak alametidir.

فَقَالَ Sonunda şu kararı verdi. Nihayet çıktı yüksek bir yere ve kendisini şöyle bir tarttı. Okkalı bir şekilde dimdik durdu. إِنْ هذا dedi. Bu başka değil; bu ما هذا Kur’an-a işaret ediyor veya Peygamber’in okuduğuna, kıraat etiği şeye, Kur’an-a işaret ediyor. Bu başka değil,  إِلاَّ سِحْرٌ يُؤْثَرُ menkul bir sihirden ibarettir. Nakledilen bir sihir türüdür. Eskiden kalma, eskiden günümüze yuvarlana yuvarlana ondan buna, bundan ona gelip geçerek nihayet ortaya konan bir sihirdir diyor. Kur’an-ı Azimüşşan’a نعوذ بالله sihir dedi, büyü bu dedi. Beni de az kalsın etkiliyordu, neredeyse çarpılıyordum anlamında bu bir sihirdir dedi. Sihir diyerek de sihirin etkisinde insan mutlaka kalır. Bir şekilde sihir insanı etkiler. Yani beni bu sihir etkiledi, bu sihir beni bu hale getirdi diyor. Onlar sihre inanıyorlar ve Mekke’de sihir de yaygındır.

YAHUDİLER VE SİHİR:

Yahudiler bu işin merkezidir. Sihir deyince Yahudiler’i hatırlayacaksınız. Peygamberimize de yaptılar.  Bir sahabeyi zehirlediler. Hem büyü yaptılar, hem tuzak kurdular. Peygamber’in yemeğine zehir koydular. Davet anlamında, Peygamber’in hayvanın neresini sevdiğini öğrendiler. Ön sağ budu muydu? Oraya bol zehir koydular. Sahabeden birisi bir parça alasıya güp gitti. Peygamberimiz de bunu bir şekilde hissetti. Yüce Allah henüz risalet günlerinin tamam olmayışı, vahyin bitmeyişi nedeniyle, tebliğatta bulunacağı için  hemen bünyemizdeki olumlu mikroplarla o zehrin etrafını hemen ördü, bir düğüm, bir yağ yumağı şeklinde kaldı. Mikrop denince bizim halkımız kötü şey anlıyor ama canlı anlamına geliyor biliyorsunuz. Olumlu mikroplar da vardır. Olumsuz mikroplarda vardır. Peygamberimizin risalet günü tamamlanınca ömrü sona erme haberi verilince, oradaki şey patladı. Patlayınca bütün vücuda zehir yayıldı. Peygamberimiz şehit olarak vefat etmişlerdir. Müthiş bir baş ağrısı çekmiştir. وَا رَأْسَاهُ وَا رَأْسَاهُ “Peygamberimiz Ah başım ah başım” diyerek vefat etmiştir. Onun sevgilisi, sevgililer sevgilisinin sevgilisi Hz. Aişe validemiz: “Resûlullah’ı öyle gördükten sonra hiç bir kişinin ölüm sancısı bana artık ağır gelmiyor. Onun hakkında söyleyecek bir şeyim yok. Ona bir şey diyemem,” diyor. Peygamberde ben onu görünce artık kimseye sözüm yok diyor.

Bu ancak bir sihirdir. يروى عن السحرة Sihirbazlardan rivayet edilen, nakledilen bir sihirdir bu dedi. رُوي rivayet edildi ki: şimdi sebebi nüzule dair olan kısım geldi. أن الوليد قال لبني مخزوم Velid bir gün Peygamberimizin bir meclisinde bulunmuş, kulak misafiri olmuş. Peygamber (a.s), her nasılsa Secde Suresini okuyormuş onu dinleyince bu Velid bir havaya girdi. O bahsettiğimiz iğne deliği gibi azıcık bir çatlaktan, Kur’an nüfuz etti ve adamın feleğini şaşırttı. Adam neye uğradığını şaşırdı. Kendinde olmadan Kur’an-ın etkisiyle hareket ederek, böyle ne olduğunu bilmeden, hemen kavmine gelmiş; قال لبني مخزوم Beni Mahzum, Mahzumoğulları kabilesine dedi ki: والله لقد سمعت من محمد Muhammed’den آنفاً az önce işittim. كلاماً Öyle bir söz işittim ki, ما هو من كلام الإنس ولا من كلام الجن

O söz ne insan sözüydü, ne de bir cin sözüydü. Hiç birisi değildi diyor.  إن له لحلاوة Çünkü onda müthiş bir tat vardı.  وإن عليه لطلاوة adam kendisi de çok beliğ, yani edebiyatçıdır. ط harfi üç harekeyle de okunabiliyor. Ve o çok parlak, çok göz kamaştırıcı, çok güzel o. طلاوة aynı zamanda sütün kaymağı anlamındadır. O sözün kaymağıdır o. Kaymak gibi,  وإن أعلاه O sözün a’lası. Bir ağaca benzetiyor şimdi. En üstü  لمثمر çok verimli, meyvedar, a’lası böyle. وإن أسفله Alt yanı ise  لمغدق çok sulak, su almış, terütaze yani devamlı alt taraftan da besleniyor, kökü sağlam. وإنه يعلو Kuşkusuz o Muhammet üstün gelecektir. وما يعلى O’na asla üstün gelinmeyecektir. O galip gelecek ve mağlup düşmeyecektir. فقالت قريش bunu duyunca kabile, Kureyş Kabilesine sözleri tamamen yaydı. Hemen bir anda yelpaze gibi, dalga gibi yayıldı. Dediler ki: فقالت قريش : صبأ والله الوليد Allah’a yemin olsun ki Velid din değiştirmiş. صبأ (sabee) onlara derlerdi. Vessabiine bu tabiri kullanırlarmış. Din değiştirince Tevhit edince veya genel yapısıyla müşriklikten çıktığı zaman صبأ derlermiş. فقال أبو جهل Ebu Cehil kabilesine şöyle dedi, onları susturdu, susun, panik yapmayın dedi ve şöyle ekledi   وهو ابن أخيه : ki o yeğeni yani kardeşinin çocuğuydu. Ebu Cehil Velid’in kardeşinin oğluymuş. Bazı kitaplarda bu kardeşi olarak geçiyor. Nereden aldıklarını bilemiyorum. Şimdiye kadar rastladığım ifadelerde yeğeni olarak geçiyordu. Şu mealde de kardeşi Ebu Cehil olarak yer vermiş. الله أعلم Ebu Cehil diyor ki: : أنا أكفيكموه siz onu bana bırakın, endişe etmeyin.Sonra oradan ayrıldı ve حزيناً فقعد إليه Velid’in yanına oturdu. Ebu Cehil müthiş rolcü, şeytanlığı çok iyi başaran bir adamdır. Ebu Cehil diyoruz ama Hak namına, din namına, uhrevî açıdan biz ona “cehaletin babası” diyoruz. Ama adam şeytanlığı çok iyi biliyor. Şimdi öyle bir cambazlık, öyle bir rol yapacak ki Velid ile Velid ibn-i Pelit ile yarışıyorlar, çünkü ikisi de aynı soydan geliyor. Kardeş çocukları, bunlar aynı familyadandır. Biri birinden daha beterdir.      

Oraya mahzun bir şekilde, üzüntülü bir şekilde oturdu. “Ne o, neyin var senin” dedi. “Neyim yok ki, senin şu yaptığın işe bak. Kavmin sana neler söylüyor,” dedi.

Olanları bitenleri anlattı ona ve وكلمه Onunla konuştu. بما أحماهOnu sinirlendirici, tahrik edici, onun ırki damarlarını tahrik eden, tutucu, onu azdırıcı, kudurtucu  bir şekilde konuşma yaptı.  Muhammed ve ashabı sana ne diyorlarmış biliyor musun? “Müslümanların kırıntılarını yiyor o diyorlar. Adam tabi bunu duyunca küplere biniyor. Hani şimdi bizde bunu“Sen onların tabağını, kemiğini yalıyormuşsun,” şeklinde söylüyorlar. Onlarla birlikte mutlu oluyormuşsun. Ondan sonra adam kuduruyor. فقام الوليدVelid kalktı. Ben mi dedi. Ben onlara mı kalmışım? Benim ne kadar zengin olduğumu kamu âlem bilir. Onlardan oğul, evlat ve malca ne kadar üstün olduğumu herkes bilir dedi. Ben mi onların şeyine kalmışım?

Velid kalktı veفأتاهم kavmine geldi. فقالve onlara şöyle dedi: مجنون : تزعمون أن محمداًSiz Muhammed’in mecnun olduğunu mu sanıyorsunuz.? فهل رأيتموه يخنق؟ Siz hiç boğazının sıktırılıp ta ağzından köpük çıktığını gördünüz mü? Boğulmak üzereyken, hiç böyle bir tablosuyla karşılaştınız mı? Sara hastalığı dediğimiz hastalık böyle oluyor. Çırpınıyor ve ağzından köpükler saçıyor. Ve bu sanki nefes alamıyormuş, boğuluyormuş gibi olurmuş. O zaman Mekke’nin müşrikleri saralı birini görünce cinler, şeytanlar bunu boğuyor derlermiş. Siz onun hiç boğulma pozisyonuna rastladınız mı? Gördünüz mü diyor. وتقولون إنه كاهنVe Siz Muhammed’e kahin diyorsunuz. يتكهن قط؟ فهل رأيتموه O’nun kâhinlik yaptığını hiç gördünüz mü? Kâhin gibi davrandığını hiç gördünüz mü? Kehanette bulunduğunu hiç gördünüz mü? Cevap yok. Ve siz iddia ediyorsunuz ki: ؟ وتزعمون أنه شاعر O şair diyorsunuz. فهل رأيتموه يتعاطى شعراً قط؟ Siz onun hiç şiir müdavelesinde, şiir alıp şiir verdiğini, şiire çalıştığını, şiir okuduğunu gördünüz mü? Size hiç bir şiir okudu mu? Hâlbuki şairler hep şiir okurlar. وتزعمون أنه كذاب Siz iddia ediyorsunuz ki o yalancının teki diyorsunuz? فهل جربتم عليه شيئاً من الكذب؟Siz hiç onun yalanına rastladınız mı? Hiç tekzip ettiniz mi? Yani size hiç yalan söyledi mi? Böyle bir tecrübeniz var mı? Adam görüyorsunuz can damarından alıyor, yakalıyor. Bütün bu geçitlerden geçtiği hâlde yine çıkamıyor, keferetü’l-fecere dıkılıp kalıyor. Çünkü hidayet erişmemiş. Hidayet erişmeyince aklın arşa bile değse asla kurtulamazsın.

HİDAYETSİZ AKILLA YOL ALINMAZ:

Manevi âlemi gösterecek bir ışık olmadı mı dünyanın boyutları arasında boynun devrilip gider.

وَمَن لَّمْ يَجْعَلِ الله لَهُ نُوراً فَمَا لَهُ مِن نُورٍ

¶  “ Kime Allah, nur vermezse onun için nur diye bir şey yoktur.”[23]

Allah nurundan sana ışık vermedi mi, ne yaparsan yap, güneşin ışığıyla ahrete varamazsın. Çünkü o kabri aydınlatmaz. فقالواHepsi birden bu sorular karşısında dediler. في كل ذلك :Bu soruların her birisinde: اللهم لاAllah için görmedik, böyle bir şeye rastlamadık derler. Allah’ın ismini kullanırlar. Belki sizin garibinize gidebilir. Müşriklerin dünyasında Allah’ı inkâr yoktur. Allah’ın haklarını başkalarına peşkeş çekerler. Müşriklik budur. Allah’ı inkâr etmek ise ateistliktir. Onun için Allah demekten çekinmezler. Yalnız daraldıkları zaman söylerler. Şimdi burada daraldı. Diyecek başka şey yok. Lat, Menat, Uzza dillerinden hiç düşmez, yerken içerken, yola çıkarken, eve girerken, her anlarında, alışverişlerinde Lat, Menat, Uzza derler. Ama sıkıştıkları zaman, dara gelince Allah derler. Kur’an onların bu hâlini, Allah deyişini böyle anlatır:

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ

¶  “Andolsun, eğer onlara, gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi diye soracak olsan mutlaka “Allah” diyeceklerdir. Kim yarattı yerleri, gökleri? Hadi söyleyin bakalım? Allah derler.[24]

Ve böylece yallah demek isterler. Tamam, Allah mı dedirtmek istedin bize, söyledik, hadi yallah, git derler. Biz bu putlardan vazgeçmeyiz, derler. Gâvurun hali budur. Allah için görmedik, duymadık dediler. ثم قالوا :Sonra müşrikler bunları dinleyince dediler ki فما هو؟Öyleyse bu Muhammed’in okuduğu nedir, söylediği şeyler nedir? Hadi, sen söyle, bütün bunlar değilse o nedir o zaman? ففكرYukarıda ki hadise bundan sonra cereyan etti. Âyetlerdeki oluşumlar bu şekilde gerçekleşti. فقال : Düşündü taşındı ve sonunda dedi ki, ما هو إلا ساحر o ancak sihirbazdır.Bunların hiç birisi değil, o ancak bir sihirbazdır dedi. Birine sihir yaparken gördünüz mü veya kime sihir yaptı desen, hepimize yaptı işte der. Sihir yapmak için malzeme lazımdır. Nerede tarak, nerede saç, nerede tırnağın başı, kiri, gömlek nerde? İpsizlik nerde, hani ip a ipsiz. Bütün bu malzemeleri Muhammet’te gören oldu mu? Bütün bunlar sihir malzemeleridir. Hiç Muhammed bunlarla bir iş görmüş mü? Kendisi de aynı vartaya, hataya, çukura düşüyor. Olacağı budur, her şeyi anlatır, herkesin ağzının suyu akar. Sonunda bunun sonu da yine dıkılmaktır. Sonunda bu da dıkılır kalır. İpek böceği gibi örmüş olduğu şeylerin içinde kalır, eli kolu bağlanır. Sonunda geberir gider. Güzel güzel örüyorum diye örer ama sonunda içinde ölür gider. Küfür budur. أما رأيتموهGörmüyor musunuz yahu, يفرق بين الرجل وأهله وولده ومواليه؟ adam ile kişi ile ailesinin arasını, çocukların arasını, kölelerin arasını ayırıyor.Nasıl oluyorsa oğlu babayı bırakıp gidiyor. Nasıl oluyorsa köle efendisine karşı çıkıyor. Bütün bunlar işte büyü yaptığı için, sihirbaz olduğu içindir, diyor. Peygambere sahir demesinde bunları deliller olarak gösteriyor. وما الذي يقولهOnun söylediğine gelince إلا سحر يؤثر ancak menkul olan, nakledilmiş olan, عن مسيلمة وأهل بابل ، Müseylime ve Babillilerden doğru nakledile gelen bir sihirdir bu diyor. فارتج الناديCoşkudan meclis böyle dalgalandı, sallandı.

Kitle birden hareketlendi, oh be dediler. Yoksa belleri kırılmıştı. فرحاًSevinçten orası sallandı. Yelpaze gibi sallandı. وتفرقوا Ve ayrıldılar o meclisten متعجبين منه . ona hayran kalarak

Onun söylediklerinden son derece memnun kalarak meclisi terk edip işine gücüne gitti ve bu olay da böylece rivayete göre bitti. Olay rivayette bitti, ayette devam edecektir. Önümüzdeki hafta devamından alarak devam edeceğiz. Yüce Allah beyan buyurduğu hakikatleri hakkıyla anlamayı, gereğiyle âmil olup mütehallık, mütehakkık olmayı, dosdoğru yolunda dosdoğruca huzuruna varmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

 
 

[1]Rum30/50

[2] Beyhâkî, Şuabü’l-İman, hadis no:5677

[3] Bakara2/279

[4] Mücadele58/21

[5] Âl-i İmran3/187

[6] Tevbe9/28

[7] Zümer39/29

[8] Hac22/38

[9] Meryem19/88-92

[10] Tarık86/17

[11] Alak96/1

[12]Ahzab33/72

[13] Cuma62/5

[14] Zümer39/71”İnkâr edenler grup grup cehenneme sevk edilirler.”

[15] Zümer39/73 “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler.”

[16] Hicr15/2

[17] Hicr15/2

[18] Kasas28/10

[19] Bakara2/34

[20] Buhâri, Kendinizi ve Ailenizi Koruyun, Hadis no: 844; Müslim, Adil İmamın Fazileti, 3408

[21] Maide5/64

[22] Bakara2/3

[23] Nur24/40

[24] Ankebut29/61

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

22 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37