Öğretmenin Kıyamı (20 Mart 2011)

Bu hafta okumakta olduğumuz Tefsiri Şerif’ten Müddessir Sûre-i Celile’sinin 7. âyeti celilesine gelmiş bulunuyoruz. Bu âyetin tefsirinden alarak okumamızı, anlatmamızı sürdüreceğiz.  Yüce Rabbimiz’den dileğimiz, murad-ı veçhile anlamak, anlatmak, gereği ile âmil olmak, tehalluk etmek ve hakikatleri ile tahakkuk etmektir. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin. Cümlemize bu hakikatleri âsan eylesin. Yolunca gitmeyi, rızasınca Kur’an-ın ışığında yol almayı Allah yine cümlemize nasip eylesin. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin.

 

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ (7) فَإِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِ (8)  فَذَلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ (9) عَلَى الْكَافِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ (10)

 

               TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ وَلِرَبِّكَ فاصبر } ولوجه الله فاستعمل الصبر على أوامره ونواهيه وكل مصبور عليه ومصبور عنه { فَإِذَا نُقِرَ فِى الناقور } نفخ في الصور وهي النفخة الأولى وقيل الثانية { فذلك } إشارة إلى وقت النقر وهو مبتدأ { يَوْمَئِذٍ } مرفوع المحل بدل من { ذلك } { يَوْمٌ عَسِيرٌ } خبر كأنه قيل : فيوم النقر يوم عسير . والفاء في { فَإِذَا } للتسبيب وفي { فَذَلِكَ } للجزاء كأنه قيل : اصبر على أذاهم فبين أيديهم يوم عسير يلقون فيه عاقبة أذاهم وتلقى عاقبة صبرك عليه . والعامل في { فَإِذَا } ما دل عليه الجزاء أي فإذا نقر في الناقور عسر الأمر { عَلَى الكافرين غَيْرُ يَسِيرٍ } وأكد بقوله { غَيْرُ يَسِيرٍ } ليؤذن بأنه يسير على المؤمنين أو عسير لا يرجى أن يرجع يسيراً كما يرجى تيسير العسير من أمور الدنيا .

İÇİNDEKİLER

 1.Öğretmende Bulunması Gereken Özellikler

2.Gaflet Nedir?

3.Tekbir ve Eğitim

4.İlim Ehli Daima Yükselir

5.İstemenin Yolları

6.Rabbanî Nitelikli Öğretmen

7.İlmin Dört Sınıfı

8. Öğretmenin Formatı

9. İlmin Parayla Karşılığı Olmaz

            10. Can Sadece Allah’a Verilir

            11.Öğretmen-Öğrenci Yakınlığı

            12. Risâlet ve Sabır

            13. Peygamberin Temyizi

            14.Nedensiz İş Olmaz

            15.Şaka da Olsa Kahır Yönünde İstekte Bulunmayın

            16.Nefis ve İstekleri

            17.Yağmur Gibi Emirler

            18.Sabrın İki Yönü

            19.Kitabî İnsan

            20.Emmare Nefis Harama Düşkündür

            21.SonSöz Etkili Olur

            22.İki Nefha

            23.Zor Gün

            24.Usur ve Yüsür Ehli

 

                Değerli Kardeşlerim, Kıymetli Müminler;

Bu hafta okumakta olduğumuz Tefsiri Şerif’ten Müddessir Sûre-i Celile’sinin 7. âyeti celilesine gelmiş bulunuyoruz. Bu âyetin tefsirinden alarak okumamızı, anlatmamızı sürdüreceğiz.  Yüce Rabbimiz’den dileğimiz, murad-ı veçhile anlamak, anlatmak, gereği ile âmil olmak, tehalluk etmek ve hakikatleri ile tahakkuk etmektir. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin. Cümlemize bu hakikatleri âsan eylesin. Yolunca gitmeyi, rızasınca Kur’an-ın ışığında yol almayı Allah yine cümlemize nasip eylesin. Bu yönde cümlemizi muvaffak eylesin.

Sûre-i celilenin değişik yönlerden, Peygamberi Zişan’ın bir Peygamber olarak pozisyonunu nazara alarak açıklamalarını yaptık. Âyet-i celilede risalet vurgusu ön planda yer almaktadır. Daha sonra onun bir beşer olması yönüyle de, bir beşerde bulunması gereken, bir güzel insanda yer alması gereken vasıflar nelerdir, bu yönüyle de sûre-i celileyi ele alabiliyoruz. Sûre-i celileye bakabiliyoruz. Bu yönde de anlatımlarda bulunduk. Diğer bir yönüyle de o bir muallimdir, Peygamberdir, öğretmendir. Bir öğretmen de ne gibi nitelikler bulunması gerektiği açısından da sûre-i celileye özel bir bakışla bakabiliriz.

ÖĞRETMENDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER:

Bu yönüyle anlatılanların bir öğretmende bulunması gereken nitelikler olarak da görebiliriz. İşte bu yönden surede yer alan hakikatlere bakıldığı zaman öğretmenin sürekli hazırlıklı olması gerektiğini, istirahata çok az yer vermesi gerektiğini görüyoruz. Dünyanın dinlenme yeri olmadığını biliyoruz.

فَلْيَعْمَلِ العاملون

  • “Çalışanlar güzelce çalışsınlar.”[Dipnot]

Burası amel yeridir, terleme yeridir. Yatıp, keyif sürme yeri değildir. Tabi ki zaruret miktarı dinlenme vardır. O da uykuda gerçekleşmektedir. Uyku ile insan hem rahatını sağlamaktadır;  hem dinlenmiş olmakta hem de ertesi günde yer alacak çalışmalarına hazırlık yapmış olmaktadır. O yönde bedenini, azasını dinlendirmiş oluyor. Kalkması gerektiğini, atak olması gerektiğini, tutuk ve yatık olmaması gerektiğini görüyoruz. Öğretmenin genel yapısı kıyamda olmasıdır. Oturan öğretmenler pek verimli öğretmenler değildir. Sürekli kıyam esastır. Bu nedenle de sürekli kıyam ataklık alametidir. Ayakta durmak, öğrencileri de hazır konuma, dinamik konuma getirir.  Öğretmenler oturur ise öğrenciler zaten oturmaktadır. O oturur, ötekiler de oturur, yapacakları işler de oturur. Böylece oturmuş kalmış bir şeyin inkılâpla, hareketle ve hareketsiz olduğu zaman da bereketle bir ilgisi olmayacaktır. Hâlbuki öğrencilik, ilim talebi sürekli ataklık isteyen bir meslektir. Uyanıklık isteyen bir meslektir. Bu nedenle öğretmen, bu yönde öğrencileri sık sık uyarmalıdır. Öğretmen uyarıcı olmalıdır, uyutucu değil. Uyarıcı olması hem fiziki yönden yani hem bedensel yönü diyebileceğimiz zahir yönünden hem de gönül ve akıl yönünden olmalıdır. Onların hayallerini, hafızalarını, gönüllerini sürekli canlı tutma yönünde uyarılar yapmalıdır. Aksi takdirde uyurlar, bakarlar ama görmezler. Kafalarında bir göz vardır, bakarlar ama aklı fikri gaflettedir, dalmıştır. Gaflete daldı mı bitti demektir.

GAFLET NEDİR?

Gaflet;  başka şeylere dalmaktır. Özel şeyler düşünüyordur. Kişi olduğu ortamda, bulunduğu ortamda kontak kurması gereken, diyalog kurması gereken alışverişin dışında kaldığı zaman bunun adına gaflete dalmak denir. Namazda ise namazı idrak edici olacak.  Vaaz dinliyorsa vaizle sürekli kontak kuracak. Tesbihi alıyor adam bir şeyler çekiyor, sonra da vaiz dinliyor. Böyle vaaz dinlemez. Öğretmenin karşısına gelmiş, başka şeylerle uğraşıyor. Ben daha önemli şeylerle uğraşıyorum. Önemsizse orada senin ne işin var?  Tabi ki bunun müstesnaları vardır. Elbette meşru diyebileceğimiz yerler vardır. Biz genel yapıyı konuşuyoruz. Hangi ortamda bulunuyorsa kişi o ortamın gereğini icra etmelidir. Aksi takdirde fuzuli olur. O ortamda fuzuli olmuş olur. Gereksiz bir oturum oluşmuş olur. Gereksiz bir meclis oluşmuş olur. Demek ki öğretmen bu konuda sık sık öğrencilerini uyarıcı olmalıdır.

TEKBİR VE EĞİTİM: 

Yine sık sık Yüce Allah’ın ululuğunu vurgulamalıdır. الله أكبر ‘i kıyamı ile de göstermelidir. Çünkü öğretmen Allah namına kullara iletişimde bulunan kişidir. Allah adıyla Allah’tan gelenleri kullarına iletme ve öğretme yönünde görev almış kişiye öğretmen diyoruz. Tabi ki bizim kullandığımız bu tabirler, anlatım usullerimiz, kitabımızın doğrultusundadır, dinimiz doğrultusundadır. Bunun dışında kalan sistemler, oluşumlar gayri meşrudur. Bizi ilgilendirmez.  Bizimle bir ilgisi yoktur. Bize lazım olan bizden olandır. Biz daima biz olarak iş göreceğiz. Böylece huzuru mahşere gireceğiz. İnşaallah. Onun için konumuzun dışında, meclis dışında kalan, şeriat ve din bazında olmayan şeyler bizim konumuz değildir. O halde öğretmen sık sık الله أكبر  diyerek öğrencileri uyarmalıdır. Allah’ın en büyük olduğunu, O’ndan büyük olmadığını her fırsatta onlara hatırlatmalıdır. Öğretmen bir anlamda rehberdir. Diğer anlamda bir vesaitin şoförü niteliğindedir. Sanki öğrencilerini dolmuşa bindirmiştir. Kendisi de şoförlük yapmaktadır. Onları mukaddes bir beldeye götürmektedir. Teslim etmek üzere onları aydınlatmaktadır. Diyelim ki Çanakkale’ye gidiyoruz. Rahmetle analım onları da, bu hafta böyle bir haftaydı. Şehitlerimizi rahmetle analım. Yüce Allah,  şefaat payesi vereceği o şehitlerin şahadetinin bir ürünü olan şefaatlerinden bizleri de  müstefid eylesin, müstefiz eylesin. Allah herkese, hepimize şahadet şerbeti içmeyi her ferde tek tek nasip eylesin. Evet, nasıl ki arabaya binmişler öğretmen başlarında sürekli gidecekleri yer hakkında bilgi veriyor. Bakın şöyle bir yere gidiyoruz. Orada şöyle şöyle şeylerle karşılaşacağız. Şunları yapacağız. Orada şuralar var. Onlara rehberlik ediyor. İşte öğretmen budur. Öğretmen Allah’ın kullarına, Allah’ın rızası doğrultusunda, O’nun direktifleri doğrultusunda, Allah’ı anlatan, yerleri gökleri, olanları bitenleri anlatan, sonunda onları, o emanetleri sahibine teslim eden kişidir. Yüzünün akıyla teslim etti mi bir madalyayı hak etmiştir. Bu  هذا عالم’dur.Bu bir âlimdir. Bundan büyük derece de yoktur.

رتبة العلم على رتب

Peygamberin ifadesi ile

  • “İlim derecesi, rütbesi, rütbelerin en üstünüdür.”[Dipnot]

Allah layık eylesin. Allah bu yönde yürümeyi ve neticesine varmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Tekbir yani  الله أكبر  sürekli söylenmelidir. Çünkü hayatta sürekli inişler ve çıkışlar vardır.

İLİM EHLİ DAİMA YÜKSELİR:

İlim bir terakkidir. İlim ehli daima yükselir.

يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آَمَنُوا مِنْكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ

  • “ …..Size ‘Kalkın’ denildiği zaman kalkın ki Allah, içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin.”[Dipnot]

Allah’ın bu âlemdeki işlerinin neticesi şudur: İçinizde iman edenleri yükseltsin.

وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ  kendilerine ilim verilenleri ise دَرَجَاتٍ  bir çok derecelere yükseltsin. İman edenleri yükseltmesi genel yapıdır. Ama kendilerine ilim verilenleri derece derece yükseltsin diye Allah bütün bu kâinatı yaratmıştır. Bu olaylar dizisi, bu maceralar, binlerce yıldır bunun için sürmektedir. İki şey için:

  1. İman edenleri Allah alçaklardan kaldırıp yücelere çıkartsın.

  2. Bunların içerisinden ilim sahiplerini ise kat kat mertebelere yükseltsin.

İşte Yüce Allah bunun için bütün bu icraatı yapar. Ne kadar güzel bir özet değil mi?  Âyet-i celilede iki şıkta işi bitiriveriyor. Netice de iman ve iman edenlerin içerisinde ilim sahipleri daha da sivrilmiş kişilerdir. İman bir ayrıcalıktır. İman bir fazilettir, değerdir, yüceliktir. Allah bu yüceliği aşikâr edecektir. Perdelerin kalktığı günde herkese; her göze, her görene, her bakana iman edenlerin nasıl yücelerde yer alacaklarını gösterecektir. Ama bunların içinden ilim sahipleri ise bambaşka bir yüceliğe sahip olacaktır. Onların madalyaları olacaktır. İlim sahiplerinin ayrıcalığı vardır. Onun için siz ne yapın yapın ilim divanından asla uzak durmayın. İsminiz hep o divanda geçsin. Hayatınız ilimle dolsun. Gece gündüz ilminizi artırın. Çünkü Yüce Allah böyle buyurur:

وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

  • “De ki Ey Muhammed! Muhammed (a.s) da ümmetine, herkese de ki: Rabbim ilmimi artır.”[Dipnot]

İSTEMENİN YOLLARI:

Herkes böyle söyleyecek. Bu, işin Allah ile olan kontağıdır, iznidir. Bu kapının açılması yönünde ki müsaade isteğidir. Çalışmak senden, tevfik Allah’tandır. Sen didineceksin, elini, ayağını, gözünü, kulağını, aklını, hayalini, fikrini bu yönde seferber edeceksin. Terleyeceksin Allah da seni muvaffak eyleyecektir. Durup dururken ben dua ettim, bana ilim paketi gelecektir. Avucunu yalarsın. Sen kimsin? Böyle bir istek batıldır. Ben tarlamda ekinler bitsin diye geceleri hep dua ediyorum. Ektin mi yok. O zaman ot biter. Ekin biter mi?  Ektiysen biter. Usulünce olmalıdır. İlim istemek güzel, gece gündüz isteyeceksin. İsteğin iki türü vardır.

a)Bir lisan ile istemek.

b)Bir de fiilen istemektir.

Fiilen istemek lisan ile istemekten daha üstündür. Allah sana dil vermiş, onu da kullanacaksın. Onunla da isteyeceksin. Ama daha özeli, daha güzeli eylem halinde, fiilen istemektir ki bunun adına ibadet denir. O halde ilim istemek ilim yönünde çalışmak ibadetlerin en güzelidir, en üstünüdür.

تَدَارُسُ الْعِلْمِ سَاعَةً مِنَ اللَّيْلِ خَيْرٌ مِنْ إِحْيَائِهَا[Dipnot]

تفكر ساعة خير من قيام ليلة[Dipnot].

 

  • “Bir saat ilim, tefekkür ile uğraşmak bir sene nafile ibadetle geçirmekten üstündür.”

RABBANÎ NİTELİKLİ ÖĞRETMEN:

Bunu Peygamber bizlere iletmiştir. Bizlere bu yönde bilgi vermiştir. Öğretmen budur. Eğer bu şekilde kendini hissetmiyorsa kişi, kendini bu yönde bir nispetle anmıyorsa, böyle olduğunu bilmiyorsa o meçhul bir öğretmendir. Nenin öğretmeni olduğu belli değildir. Yani ne idüğü belirsizdir. Allah’a mensup olmayan, Rabbani nitelikli olmayan bir öğretmenin öğrettiklerinden Allah’a sığınırız. Çünkü onun ardında İblis vardır. Asıl öğretmeni Allah olmayanın öğretmeni iblistir. İşte mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır sözünün anlamı budur. Mürşit öğretmen demektir. İnsana doğruyu gösteren demektir. Mürşidi olmazsa adamın mürşidi şeytan olur. Arkasında Allah olmayanın varlığı gayri meşrudur. Nasıl ki baban kim senin denildiği zaman, ben babamı bilmiyorum dediğinde o adam, ne olur. Senin ilmin kime dayanıyor. Bu ilmi kimden aldın? Ben böylesine anlatıyorum, benim arkamda bir kimse yok, benim üstüm yok, üst benim mi diyorsun? Firavun’un dediği gibi

قَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الأعلى

  • “ Ben, sizin en yüce Rabbinizim, dedi.”[Dipnot]

Siz başka ne Rabbi arıyorsunuz?  Benden büyük Rab olur mu? En büyük Rab benim dediği gibi o kişi de benden daha büyük öğretmen mi var, beni görmüyor musunuz, benim arkamda kim olacakmış diyorsa, arkası olmayanın önünden hayır çıkmaz. Bir varlığın arkası yoksa önü ne olur? Arkan yoksa sen insan olabilir misin? İnsan önü ve arkasıyla insandır. Arkası olmaz mı? Biz maveranın görüntüleriyiz. Biz maveradan gelen görüntüleriz. Biz o diyarlardan geldik, biz ötelerden geldik, yine ötelere doğru gideriz. Ötelere ait olmayanı öteleriz, kakıştırırız. Defol sana yer yok deriz. Ötelere ait değilse onları öteleriz. Onları hep gerilere atarız.

Tekbir ile yol alınmalıdır. İlim sahipleri ilimleri yönüyle yüce derecelerdedir. Talibi ilim her an yücelir. Kitabını açarken yücelmektedir, yazarken,okurken, düşünürken yücelmektedir. Velhasıl talibi ilim uykuda da yücelmektedir. Duymadınız mı? Peygamber böyle buyurdu:

نوم الْعَالِمِ  عبادة

  • “Âlimin uykusu ibadettir.[Dipnot]”

İLMİN DÖRT SINIFI:

Demek ki sürekli olarak onun sevap hanesi harıl harıl çalışır. Çünkü ilim telindedir, ilim yolundadır. Onun makamı ilimdir. Hep ilim deminden vurur. Çalsa da, konuşsa da, dinlese de, düşünse de, yazsa da hep ilimden bahseder. O  عَلِيمٌ Alîm’in yolundadır .

إِنَّ الله عَلِيمٌ بِذَاتِ الصدور’ [Dipnot]un  ma’kesidir, makarrıdır, kaynağıdır, hedefidir.Âlim,  Alîm olan Allah’ın hedefidir. Alîm’den âlime yol vardır. Kalpten kalbe yol olduğu gibi sıfatları bir olanların aralarında gizemli bir bağ vardır. Kırmızının kırmızıyla, siyahın siyahla göremediğin bir bağı vardır. Yüce Allah bağ oluşturmak istediği kullarına kendisinden nasip verir.  Kendisinden onlara tecelli verir. O hattır, bağdır ve sürekli diyalogları oluşur. Onların özel bir görüşmeleri oluşur. Onun için

كن عالما ، أو متعلما ، أو مستمعا ، أو محبا ، ولا تكن الخامسة فتهلك

  • “ Ya Ali! Âlim ol ya da öğrenci ol ya da dinleyici ol ya da ilim ehlini sevenlerden ol sakın beşinci gruptan olma ki yoksa helâk olursun.”[Dipnot]

Peygamber ashabını eğitirken, öğretirken, onlara vaazda bulunurken, telkinde bulunurken, en yakın amcazadesi ve damadı olan, ilmin kapısı olan zata Ya Ali,  كن عالما  “Ey yüksek şahsiyetli kişi, Ey Ali,”  Ali yüksek demektir. عالي-علىyüce demektir. Ey yüksek karakterli kişi, كن عالما  yükseklere ilim yaraşır. Sen yüce karakterli birisisin. İlimle donanmalısın. Âlim ol!  أو متعلما öğrenci ol. İlk istediği şey bunlar. İnsan ya âlim olmalı veya âlimden ilim öğrenici olmalıdır. Öğrenci olmalıdır. Üçüncü, dördüncü onlar biraz yardım edendir, muhibdir, asalak tiplerdir. Bunlar asıl tipler, ötekiler asalak tiplerdir. Bu ikilinin çalışmasını duyanlar, dinleyenler vardır. Onlara سامع  denir. أو مستمعا Üçüncü bir kayıtta. Veya dinleyen ol. أو محبا Veya seven ol. Onları seven ol. ولا تكن الخامسة فتهلك Sakın beşincisi olma helak olur gidersin. Cühelaya karışır, إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا  [Dipnot]atılırsın. O halde ilim sahibi sürekli olarak yükseldiği için tekbir ağzından eksik olmamalıdır. Çünkü tekbir yücelişin bir ifadesidir. Onun nefesidir, soluğudur. Onun parolasıdır. Yücelişin besmelesi tekbir getirmektir. Tekbir yücelişin simgesidir. الله أكبر  de.

İşte bu dersimizde sûreyi celileyi müderrisin, muallimin sıfatları yönünden ele aldık.  Diğer bir niteliği de öğretmen çok güzel giyimli olmalıdır. Talebesinin karşısına çapaçul şekliyle, ne idüğü belirsiz kokar kıyafetlerle, yamuk yumuk şeylerle, hippi kıyafetlerle, bitli bitli onların huzuruna çıkmamalıdır. Güzel kokulu ve güzel giyimli, güzel endamlı olmalıdır.

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ[Dipnot]

ÖĞRETMENİN FORMATI:

Ve tabii olmanın ötesine geçmemelidir. Daima fıtrat formunda olmalıdır. Öğrencisine yapmacık sıfatlar telkin etmemelidir. Bunu ruj kullanırken, makyaj yaparken de terket diyor.  Yapmacık bir kıyafetle, maskeli bir kıyafetle onların karşısına çıkmamalıdır. Doğal olmalıdır.  Çünkü onlar mukallittir. Öğretmeni taklit ederler. Sen onlara boyalı cilalı görünürsen sen bir sürersin o, on sürer, yüz sürer. Böylece yüzünün rengini bilemezsin. Bunun aslı ne idi acaba? Kadın mıydı erkek miydi? Bilinmez hale gelmemelidir. Kadın, kadın olarak kalmalıdır; erkek, erkek olarak kalmalıdır. Yüzleri, giyimleri, kuşamları, kullandığı dilleri karışmamalıdır. Kadın kadınca konuşmalıdır, erkek de erkekçe konuşmalıdır. Erkeği erkekçe geliştirmeli, kızı da kız olarak geliştirmelidir. Birbirine karıştırmamalıdır. Aksi takdir de karışık kuruşuk bir hayatın getirileri de karışık kuruşuk olur. O zaman pirincin taşını ayıklayamazsın. Yaratılış felsefesi allak bullak olmuş olur.

مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى[Dipnot]  kaybolmamalıdır. Daima iki hat görünmeli, bilinmelidir ve gereği bu minval üzere yapılmalıdır.

Pislikleri terk edici olmalıdır. Yava, yuva; eğri büğrü konuşmamalıdır, sövmeli, saymalı konuşmamalıdır. Kaba konuşmaktan sakınmalı, kabalıktan uzak durmalıdır. Terbiyesiz olmamalıdır. Öğretmen hem kıyafet ile hem tabiatı ile hem de karakteri ile bambaşka olmalıdır. Gönül alıcı, gönül verici olmalıdır. Garazkâr olmamalıdır. Art niyetli olmamalıdır. Sevecen olmalı, canı gönülden davranmalıdır. Yani bu günkü ifade ile sevecen olmalıdır. Bunun dışındaki karakterleri terk etmeli, onlardan uzak durmalıdır.

İLMİN PARAYLA KARŞILIĞI OLMAZ:

İyilikleri öğrencisine karşılıksız yapmalıdır. Yapacağı, vereceği tüm şeylerde karşılıksız yapmalıdır. Bir çıkar beklememelidir. Bizim ücretimiz Allah’a aittir. Eğitirken, öğretirken bizim ücretimiz Allah’a aittir. Çünkü ilmin ücreti olmaz. Sadece bedensel olarak ihtiyaçlar karşılanır. İlmin ücreti olamaz. Çünkü o parayla alınan satılan bir şey değildir. Ona para yetmez. Dünya metaı içindekilerle birlikte az bir şeydir. İlim az bir şey midir ki az bir şey verdiğin zaman hakkını verdim diyesin. Olacak şey mi bu? Sen sadece o adamın çoluğu çocuğu vardır, evi barkı vardır. Onların ihtiyaçlarını karşılama yönünde girişimde bulunursun. Bunu da devlet üstlenmiştir, üstlenmelidir. Beytü’l- mâden hakları vardır. Bunu veren olmazsa o zaman sen verirsin. Toplanacaksın, bir araya geleceksin, o adam gökten inme değil ki, melek değil ki. Ne yiyor, ne içiyor, elbette bunları araştıracaksın. Sorun etmeyeceksin, adamı çalışır hale getireceksin. Öküzün ardına düşerse, sana öküz kokusu getirmekten başka bir şey yapmaz. Eğer sana gül kokusu getirsin dersen onu gül gibi yaşatmalısın. Yoksa onu ne hale itersen o itlerle senin başına gelir.  Halk tabii nasıl isterse öyle görmeli, öyle bulmalıdır. Başa kakıcı olmamalıdır. Sana şöyle etmedim mi, böyle etmedim mi ben, rezil, sana şöyle iyiliklerim var, başa kakmayacak. Yaptığı şeylerin karşılığında bir şeyler beklemeyecek. Bu âyetlerde bir öğretmen yönünden meseleye baktık. Bu bakışımız, şimdi okuyacağımız âyetlerle de devam edecektir. Allah hepimizi muvaffak eylesin. وَلِرَبِّكَ فاصبر Yüce Allah görev sahibi olan, irşat sahibi olan, risalet sahibi olan zata telkinlerde bulunuyor. Nasıl olması gerektiğini bir bir anlatıyor. Bunu emirler vererek yapıyor. Öyle çıt kırıldım cinsinden ifadelerle değil. Bir işin ciddiyetini anlatmada kullanılan en önemli lafız, emirdir. Rica türü anlatımlar, olsa da olur, olmasa da olur cinsindendir. O halde inşai olan beyanlar yaptırım gücüne en fazla sahip olanlardır.  Emirler ve nehiyler inşai türden cümlelerdir.

وَلِرَبِّكَ  Rabbin için, Rabbinin hatırı için Ey Muhammed, O’nun hoşnutluğu için yani benim için Muhammed’im,  daha kibarcası benim içindir. Benim için deyince Yüce Peygamberin âlemlerin Rabbi ve diğer bir yönüyle sevgilisi olan zat, sevgili benim için dedi mi, akan sular durur. Akarsu değil her şey durur, her şey yerinde dona kalır. Burada Rabbin için bu resmi ifadedir. Ama özel ifade “benim için” demektir. Çünkü onlar senli benlidirler. Ben sen Muhammed; sen ve ben ama resmiyete intikal edince lakaplar ortaya çıkar ve Yüce Allah’ın kendisi için tensip buyurduğu lakaplardan birisi de Rabbü’l- âlemin oluşudur. Zeynü’l-abidin dediğimiz gibi lakap ya, hani benzetmek gibi olmasın,  Rabbü’l-âlemin de Allah’ın kendisine uygun gördüğü lakaplardandır. Lakap isimdir. Bu resmiyette böyledir. Yani benim için Muhammed’im demektir. Rabbin için   فاصبر  Sabret. Sabır zor, acı bilirim. Nefis hiç bir zaman acıyı istemez. Hep tatlıyı ister. Ama benim için sabret diyerek, bu benim için her şeye değer. Benim onun için yapmayacağım yoktur derler. Senin için yapmayacağım yoktur. İşte Muhammed, seni bilirim benim için yapmayacağın yoktur. Şu sabır işini de benim için yap. Çok zor olan bir eylemi, çok tatlı olan bir beyanla telkin etmiştir. Muhammed (a.s) ‘a. Tabiri caizse Allah’ın Kulları, bir şifa, biliyorsunuz ilacın etkilisi acı olanıdır demiş atalarımız. Sabır acıdır, zaten sabrın aslı Arap dilinde şifalı bir otun adıdır. Adı da sabırdır, sabır otudur. Daha sonra bu topluma intikal etmiş, bu şekilde geçmiştir. Onu tatlı bir şeyle örtersin. Çikolata gibi benzeri şekerle bir kap geçirirsin. Ondan sonra yutturursun. Yutmak buradan gelir işte. Hapı yuttu. Yüce Allah’ta sabrı, benim için sevgi ifadesi ile, aşk ifadesi ile Peygamber’e yutturuyor. Tabi ki biz de buna dâhiliz onun ümmeti olarak.

CAN SADECE ALLAH’A VERİLİR:

Benim için sabret. Sabret benim için demiyor. Benim içini başa geçiriyor. Senin için mi Ya Rabbi senin için canlarımı veririm. Binlerce canım olsa senin için veririm.

 [Dipnot] فَدَاكَ أَبِي وَأُمِّي  değil. Bu Peygamber’e söylenir. Allah’a “canım sana feda olsun” denir. Ananı babanı değil, canını vereceksin. Allah canını istiyor, ananı babanı değil. Anayı babayı harcamak kolay, sen candan haber ver. İşte burada benim için diyerek, mesele başından halledilmiş oluyor.

Öğrencisine varıp, öğretmen tabi ki bu diyalogu oluşturmuş, bu bağlantıyı sağlamışsa, benim içini öğretmişse, senin için, benim için, sen, ben ne demek ona bunları aktarabilmişse, benim için bir şey yapar mısın Ahmet? Tabii ki hocam, can baş üstüne,  sizin için ben ne yapmam. Sabret, evet istediği budur. Birisiyle kavga etmiş, omzuna dokunuyor. Benim için bir şey yapar mısın evladım? Evet yaparım. Onu gördü ya görünce her şey durur.  Çünkü gazabın teskin edilmesinin en güçlü yönü, o kimsenin hatırını kıramadığı birisiyle karşılaşmasıdır, dostuyla karşılaşmasıdır. Çünkü o anda bir düşmanla karşılaşmış ve kan tepesine fırlamış, müthiş bir gerilim hâsıl olmuş, patlamak üzeredir. Ona bir cemal göstermek lazım. Çünkü gazap halindedir.

إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي, سَبَقَتْ رَحْمَتِي غَضَبِي

 

  • “Rahmetim gazabımı sindirir, dindirir, önüne geçer, ona engel olur.” [Dipnot]

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ YAKINLIĞI:

Acaba bu adam kimi kıramaz. Bunun en sevdiği kimdir. Biraz şahsi bir şey ama Rahmetli büyüğümün çevresine bazen öfkelendiği olurdu. Birileri bir şekilde onu öfkelendirirlerdi. Hemen bana koşarlar, şuanda Efendi Hazretleri şöyledir, ne olur bir şeyler yap ve ben onun affına sığınarak, onun bana tanıdığı müsamaha ile onun boynuna sarılıverirdim. Her şey hallolurdu, biterdi. Bunları kendi şahsımdan bahsetmek için değil daha çarpıcı bir örnek olsun diye söylüyorum. Onun için işte öğretmen böylesine öğrencisiyle yakın olmalıdır, iç içe olmalıdır, hatırını kırmayacak bir aşk ve şevkle onu doldurmalıdır ki ona dokunduğu zaman her şey bitmelidir. Benim için dediği zaman her şey hallolmalıdır. İşte Yüce Allah burada Peygamberine bu olayı aksettirmektedir. Bu durumu ona yansıtmaktadır ve bize de bu yöndeki oluşumu anlatmaktadır. Rabbin için sabret, sabırlı ol Ey Muhammet.

RİSÂLET VE SABIR:

Şu halde risalet sabırsız yürütülecek bir meslek değildir. Çünkü risalet dost ile düşmanı ayırt etme mesleğinin adıdır. Allah dostları ile Allah’a düşman olanların arasına kırmızı bir hat çekmektir. Bunu yapacak kişi de peygamberdir. Bunu yaparken de çok büyük tehlikelerle karşılaşacaktır. Evlerdeki aileleri ayıracaktır. Evlatlar arasında, ana baba arasındaki ilişkilerde giriş yapacak, onları da birbirinden ayırt edecektir. Çünkü her ananın babanın ailesiyle evladıyla birlikte aynı kategoride yer aldığı söylenemez. Birisi gâvurdur. Birisi müslümandır. Baba gâvurdur, evlat müslümandır. Ya da tam tersi baba müslümandır, evlat gâvurdur. Aynı şekilde eşler, bunun örnekleri bu kitapta oldukça çoktur. Peygamber bu ayrım, bu temyiz görevinde yer almıştır.

PEYGAMBERİN TEMYİZİ:

لِيَمِيزَ الله الخبيث مِنَ الطيب [Dipnot] de Peygamber huccetttir. Ayırım işini Peygamber yapacaktır. Bunu yaparken de bütün şamarları o yiyecektir. Hani ayırmaya çalışırken araya girenler hep tokat yerler. Geçen birisi ölmüş ya. Ayırıyorum derken adamı vurmuşlar. Bu işte ölüm de vardır. Kolay değildir. Peygamber bu işlemleri yaparken su-i kasıtlara maruz kalacaktır. Sövmeye, kötü muameleye maruz kalacaktır. Bunu Yüce Allah başından Peygamberine belirterek sabret, benim için sabret, benim hoşnutluğum için sabret, benim sana vereceğim sevap için, benim senin için hazırladığım vesile makamı için, bütün bunları sana hazırladım. Benim içine bütün bunlar dâhildir. Benim için lafzının içindedir. Ne kadar güzellikler varsa li nin içindedir. Niçin sabredeyim? Benim için sabret.

NEDENSİZ İŞ OLMAZ:

O halde niçinsiz bir iş olmaz. Nedensiz eylem olmaz, iş yapılmaz. Niçin yapacağım ben bunu. Benim için, tamam, Ya Rabbi. Ey Allah’ın Kulları; siz de eğer bir başsanız; âmir iseniz, öğretmen iseniz emriniz altında birileri varsa bir iş yaptırırken bir neden ortaya koyacaksınız. Kuru kuruya iş yaptırılmaz. Emrediyorum yapacaksın işte o kadar. Bu böyle olmaz. Busistem ilahi sisteme aykırıdır. Mefulün lieclih vardır. Faili mutlak Allah’tır, eylemi vardır. Bunun bir nedeni olmalıdır. Nedeni, niçini olmalıdır. Buna arap dilinde meful denir. Bu olacak ve bunun cevabını vereceksin, ortaya koyacaksın. O eylemi şunun için yap, tamam bir maksat göster ve bu maksatta o kişinin maksadı olmalıdır. Talebi, matlubu olmalıdır, arzu ettiği bir şey olmalıdır. Herkese arzu ettiği şeyi vaat edeceksin. Kimisine mantar vaat edersin. Çocuksa mantardan anlamaz, mantar tabancası diye söyleyeceksin. Büyükse yemeğe, içmeye düşkünse mantar alıvereceğim sana dersin, saçaklı olanlardan diyeceksin. Öteki etli butluysa sana butlulardan alacağım diyeceksin. Bunun için yap. Bak sana bir kilo bir şey var. Öteki bunlardan anlamaz. Sana ilim bahislerinden bir ilim öğreteceğim. İşte şöyle bir ilim. Peygamber bir gün mescide giriyordu. Sahabesinin bir tanesinin kulağına eğildi. Bak bana unutturma sana Kur’an’dan en büyük sûreyi öğreteceğim dedi. O da onunla mest oldu. Onun arzusu oydu. Herkese arzu ettiği şeyden vereceksin. Gâvur, bela ister. Mümin saadet ister. Herkese istediğini verir Yüce Allah. Bak ne diyor.

فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مّنَ السماء إِن كَانَ هذا هُوَ الحق مِنْ عِندِكَ

  • “ Hani onlar: Ey Allah’ım, eğer şu Kur’an senin katından inmiş hak (Kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir, demişlerdi .”[Dipnot]

Ey Rabbimiz, إِن كَانَ gidiyor değişik ifadeler vardır. Ey Allah’ım aslında inandığından değil, o bunu Peygamber’i zeklenme( Kastamonu ifadesiyle)  alay için söylüyor. Peygamber böyle söylediği için, eğer bu adamın dediği haksa ( Peygamberimizi gösteriyorlar ) bizim tepemize taş yağacakmış, hadi yağdır bakalım. İstiyor görüyorsunuz. Ne isterse Yüce Allah onu veriyor. Madem istiyorsunuz vereyim dedi ve tepelerine yağdırıverdi.

ŞAKA DA OLSA KAHIR YÖNÜNDE İSTEKTE BULUNMAYIN:

Onun için şakadan da olsa sakın Allah’ın kulları kahır yönüyle istekte bulunmayın, tepenize iniverir. Allah kahretsin demeyin. Allah iyiliğini versin de. Kızman bile güzel olsun, fayda versin. Ateşin bile faydalı olsun. Ateşi yerinde kullanırsan faydalı olur. Öfke ateştir, onu güzel yerde kullanmalısın. Yıkıcılık da yok edicilik de değil. Beddua etmeyelim, başımıza geliverir. Oğlunuza, kızınıza, kardeşinize geberesin demeyin. Böyle söylemeyin, yoksa tutuverir. Bu sefer de istediniz verdim der. Sakın Allah’tan kötü şeyler istemeyin. Bu işin şakası yok, Rabbinizle alay etmeyin. Baban mı deden mi zannettin sen onu, kalın kafalı,  Rabbine doğru dürüst seslen. Yoksa eğri davranan eğri davranıştan kurtulamaz. Evet, sabırlı ol. Rabbin için sabret. Sabırsız ana baba da olamazsın. Sabırsız eş de olamazsın. Sabırsız idareci, kapıcı da olamazsın. Velhasıl bu dünya sabırla ancak yaşanır. Sabredemeyen adamın bu dünyada işi yoktur. Kendisini uçurumlardan atanları görmüyor musunuz? İpe verenleri görmüyor musunuz? İşte bunlar sabırsız kişilerdir. Sabırsızlığın sonu budur. Onun için beşikten itibaren sabrı öğretmelisiniz. Hemen eh diyesiye çocuğun ağzına memeyi sıkıştırmayın. Ağlasın biraz, bağırsın. Bağırmakla ölmez. Alışsın biraz hemen istediğini vermeyin. Ondan sonra çıt kırıldım olur. Büyüyünce toplumun başına bela olur. Diyesiye ister. Olmayınca da bağırır, vurur kırar. Buna sen sebep olmuş olursun. Kendin de buna dâhilsin. Canın bir şey isteyesiye ona hemen verme. Bak deminden beri canım su istiyor. Şimdi hemen vermeyeceksin. Biraz bekledik şimdi içeceğim.

NEFİS VE İSTEKLERİ:

Nefis böyle dediğim hemen olsun der. Tanrılık taslamaya pek meraklıdır, âmiredir, emmaredir. Çok emretmeye meraklıdır. Sen de onun kulu olursan vay haline. Nefsinin kulu olmak ne kadar kötüdür. O senin kölen olmalıdır. Sen onun kölesi değil. Sen ona emretmelisin, o sana değil. İşte insanın iç âlemindeki çatışması budur ve bu geleceği belirler. Bu senin sonunu belirler. Senin gerçek kimliğin nefsinle gösterdiğin çatışmadaki dürüstlüktür, yiğitliktir. Buna göre senin adın oluşur. Eğer ona haksız davranırsan bu sefer de zalim olursun. Eğer onun her dediğini yaparsan yalama olursun, onun kölesi olursun. Adaletle davranacaksın. İtidal üzere olacaksın ki adam olacaksın. Demek ki sabırsız yürünmez. Rabbin için sabret. Bunları söyledik, şimdi Arabî müfessirimizin beyanı üzere ifade edelim. ولوجه الله    bu mefulu lieclih olduğundan. Allah’ın yüzü suyu hürmetine, benim yüzü suyu hürmetine, benim hatırım için demektir. Yüz kelimesi bize de geçmiştir. Falanın yüzü hakkı için, yüzü suyu hürmetine diye kullanırız. Yani Allah’ın rızası için, vechi için anlamındadır.  لوجه الله  Allah rızası anlamında denmiştir ama başka anlamı da vardır. Hatırla Ey Muhammed beni göreceğin günü hatırla. Size yüzümü göstereceğim. Beni göreceksiniz. Hani demiştin ya ümmetine şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz.

 

تَوَلُّوْاْ فَثَمَّ وَجْهُ الله  فَأَيْنَمَا

  • “ Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır.”[Dipnot]

إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ

  • “Rabbinizin yüzünü göreceksiniz[Dipnot].

Rabbinizi göreceksiniz. Vecih Allah’ın bir sıfatıdır. Rıza gibi, rıza da, vecih de onun sıfatıdır. Allah’ın yüzü hatırına, görmeye can attığın yüzü hatırına, cemali hatırına sabret Ey Muhammet.  فاستعمل الصبر  veya sabrı kullan. Sabır yetenektir, Allah’ın insana sunduğu bir nimettir. İnsanda sabır denen bir mekanizma vardır. Sabrı kullan, sabır mekanizmanı kullan. على أوامره  Allah’ın emirlerine karşı, çünkü Allah’ın emirleri bitmez, tükenmez.

YAĞMUR GİBİ EMİRLER:

Yaşadığın süre içerisinde hep evamir yağmur gibi yağar. Sağında emir vardır, solunda, önünde, ardında, elinde, ayağında gözünde kulağında hep emirler vardır. Gözüne, kulağına ait olan Allah’ın emirleri vardır. Bunların hepsine evamir denir. Evamir-i sübhaniyeye karşı sabırlı ol. Çünkü bu mütevalidir, devamlıdır. Bir kere değil, iki kere değil, beş kere değil.

Rahmetli babam söylerdi. Eyyamcı, keyif ehlinden, berduş tipinden bir adam vardı derdi.  Bir gün baktım ne güzel namaza başlamış. Başına tekkeyi giymiş, güzelcene molla olmuş. Tebrik ettik. Ya napalım artık böyle dönmek lazım, halini değiştirmek lazım demiş. Bu yaşa geldik artık efendi demiş. Rabbe şükürler olsun. Bundan sonra böyle geçti o kötü haller demiş. Bir gün baktım ne namaz, ne niyaz eski hamam, eski tas olmuş. Ne oldu demişler. Yahu biteceği yok ki demiş. Her gün beş vakit, arka arkaya boyuna geliyor. Attım gitti demiş.  نعوذ باللّه Allah’ın emirleri, böyle atılmaz, satılmaz devamlı gelir. İşte bu emirlerin altında yaşarsan altın gibi olursun vallahi. Yani bu hayat emirlerle doludur. Yemek yerken, kapıdan çıkarken, girerken Allah’ın emirleri vardır. Hemen onu hatırlayacaksın. Bu emirleri bilerek ve emirler doğrultusunda hareket ederek, emirber olarak yaşamak ne güzeldir. Hatırlamak en güzelidir. Her yaptığı şeyde neden, niçin? İşte şu buyruk için. Bu buyruktan maksat nedir?  لوجه الله    dır. Allah rızasıdır. Onun mukaddes yüzünü görmek için bunlara katlanıyorum. Sabır bir diğer yönüyle katlanmaktır.

SABRIN İKİ YÖNÜ:

Sabrın iki yönü vardır. Bir negatif olanlara karşı sağlam bir duruştur. Negatif olanlara karşı pozitif bir direnç gösterme olayıdır. İkinci katlanma olayı ise sevap cihetiyledir. İnsan şükrettiğinden ziyade, sabrından sevap alır. Kat kattır sabrın sevabı. Ne kadar kat olduğunu bilemem. Onun katlarını Allah bilir. Ama bilesin ki şükrün karşılığından sabrın ecri çok daha fazladır. Onun için sabır yönü ile ecir almaya bakınız. Sevabınız çok olur. Çünkü akıllı tacirler en çok gelir getirici yerlerde iş görürler. Akılsız tacirler de çok çaba sarfederler  ama aldıkları çok az bir şeydir. Genelde ayıplamak gibi olmasın. Hamallar biraz aklı geri kişilerdir. Ama hamal da lazım tabi ki. Ama adam daha akıllı olsa şura da yapsa orda yüz kazanacak. Ama burada bekleyip duruyor, onun bunun yükünü taşıyor, alacağı da beş on kuruştur, mangırdır. Ama orada öyle bir iş var ki onun yaptığının onda biridir. Ama on katını kazanıyor. Genelde onların biraz zekâları düşüktür. Onun için senin pisliklerini temizler, yükünü taşır. Onlar olmasaydı, zeki olsaydı senin yükünü kimse taşımazdı. Onlara hep ihtiyaç var. Hamdolsun âlemlerin Rabbi Allah’a diyeceksin. Ben bunu sırtımda nasıl taşıyacaktım, bak bu adam evime kadar getirdi. Teşekkür edeceksin, adamı memnun edeceksin. On katını ver. Dokuzu da benden olsun de. Daha iyisini mi bulacaksın. Bak muhtaç adam, bir de yükünü taşıyıverdi.

Ama tabi ki yanlış anlamayın, onların içinde de velâyet ehli vardır, veliler vardır. Nefsine hakaret olsun diye, nefsinin terbiyesi için hamallık yapanlar vardır. Onlar bizden daha akıllıdır. Biz genel yapıdan söz ediyoruz. İşin müstesnalarından söz etmiyoruz. Her zaman müstesnaları vardır. Sabır mekanizmasını kullan. على أوامره  Onun emirlerine   ونواهيه  ve yasaklarına karşı sabır mekanizmanı kullan. Yüce Allah sabrı ortaya koy diyor. Vermiş ki kullanmamızı istiyor. Olmasaydı, vermeseydi niye kullan desin. Vermiş, o halde hepimiz de sabretme yeteneği vardır. Ama yeteneğin geliştirilmesi gerekir. Eğer öğretilmez geliştirilmezse odun gibi kala kalır, bir işe yaramaz. Nasıl ki çocuğun resim yapma yeteneği vardır, ama öğretmen onu geliştirir. Müzik yeteneği vardır, geliştirilmesi lazımdır. Terbiye edilmesi gerekir. Terbiye olmadan bir işe yaramaz. İşte sabır da böyledir. Sabırlı bir erin yanında o erleşme eşiğinde olan çocuk, o beşikten gelip, o eşikten geçme yönünde, arzusu varsa bir erin yanında nasıl sabredilir onu öğrenmesi lazımdır. Çünkü onlar hep belalara, musibetlere maruz kalırlar. Onu canlı canlı izleyecek. Ne yapıyor bu adam, nasıl karşılık veriyor görmesi lazım. Demek ki insanın sabrı, emirler var; Allahın emirlerini tutma konusunda ve sebat edecek, bu sebat anlamınadır. Yani nasıl su içecek, nasıl yemek yiyecek, nasıl konuşacak, nasıl yürüyecek bütün bunların emirleri vardır. Bunları hiç düşünmeden yaşayan adamlar var, merkep gibi, hayvan gibi yaşıyanlar var. Merkebin, öküzün bir kitabı yoktur. Kendine göre yaşar, gider. Ona hayvan denir.

KİTABÎ İNSAN:

Ama insan öyle değildir. İnsana bir kitap gönderildi. İnsan kitabi olmalıdır. İnsanın düsturu olmalıdır. Kaideye disipline uymalıdır. Öyle olmazsa biyolojik bir organizma olarak kalakalır. Hayavan gurubundadır. Ondan ayrılmak için, insan olmak için bu kitabı okumalıdır.  Düsturlarınca yol almalıdır. İşte bunun için de sabır lazım. Bu iş sabırsız yürümez. Bu bir sükse değil, bu bir heves değil, hobi değildir. Bu bir özümsenmesi gereken bir yaşamdır. Sindirilmesi gereken, gıpta edinilmesi gereken, ülkü edinilmesi gereken bir yaşamdır, idealdir.  Ölünceye kadar, sonsuza kadar, Allah ömür verecek olsa sonsuza kadar böyle yaşayacağım demelidir. Böyle bir azimdir. Bu da tabi dediğimiz gibi takdiri gerektirir. Her baba yiğit böyle olmaz. İnsanların çoğu kendi nefsine, hevasına uyarak hareket eder. Disiplini bilmez. Yolda nasıl yürüyeceğini bilmez. İnsanlar bugün nereye bakması gerektiğini, nerede gözünü yumması gerektiğini bilmiyor. Okumuyorlar. Dolayısıyla da sabır denilen cevherden yararlanmayı bilmiyorlar. Sabır bir madendir, cevherdir. Bu madeni güzel işletmek lazımdır. İşte burada  فاستعمل الصبر  sabrı işle diyor. Onu faal konuma getir. Şurada durmakla senin işine yaramaz. Altının, elmasın olmuş, bunları işler hale getirmedikçe sana bir yararı dokunmaz. عليه وكل مصبور Evet فاستعمل الصبر على أوامره ‘ e atıftır.  عليه وكل مصبور  Üzerinde sabrolunması gereken, yani üzerinde durulması gereken şeyde sebat etme konusunda kullan. ومصبور عنه  ve kendisinden uzak durulması gereken konuda sabrı kullan. Bir üzerinde olman gereken, namaz üzerinde olman gereken bir şeydir. Zina, hırsızlık kaçınman gereken bir şeydir. Birincisi emirleri ikincisi nehiyleri yukarıdakinin bir değişik ifadesidir. Ama anlaşılması zor olan bir ifadedir. Demek ki üzerinde durulması gereken, olman gereken, şu işin üzerinde dur diyor. على  على  gidiyor Allah. عَلَى صَلَوَاتِهِمْ َ gibi. Bu üzerinde durman gereken şeylerdir.  عن  ile geldi mi o zaman uzak durmak anlamına gelir. Bütün yasaklar uzak durulması gereken şeylerdir. Üzerine üzerine gitmen gereken şeyler var. Kendisinden tamamen kaçman gereken şeyler var. İşte bu ikisinde de sabır lazımdır. Birisinin üzerinde durmak, devam üzere olmak, aynı yönde hareket etmek zor, ötekinde de kaçmak zor. Ne zamana kadar kaçacaksın. Hadi içiver, hadi içiver, hadi kendinden geçiver. Hadi felekten bir gün çalalım seninle,  ne reziller ne ahlaksızlar, ne şeytanlar var. Herkesi kendiniz gibi mi zannediyorsunuz. Çevrenizde ne tehlikeli bölgeler var. Ne tehlikeli şeytanlar var.  Adı Hasandır, Hüseyin’dir,  Ahmet’tir. İşte bunlardan uzak durmak lazımdır. Bu adam tehlikeli diyeceksin, tekin değildir. Bu beni mutlaka kötü bir şeye götürür. Geçen beni yaktı zaten ikincisine müsaade etmeyeceğim diyeceksin. Uzak duracaksın. Adını bile anmayacaksın. Defolup gitsin. Çünkü dokunduğunu yakıyor. Kardeşlerim demek ki bu yönde sabır esastır.

EMMARE NEFİS HARAMA DÜŞKÜNDÜR:

Tabi ki haramlar nefis için çok cazibedardır. İlginçtir, ilgi çekicidir, tatlıdır. Nefs için, emmare nefis için,  levvame nefis için bunlar ilk etapta tatlıdır. Ama tabi ki haramın yüzü tatlı; içi berbattır, zehirlidir, öldürücüdür, yıkıcıdır. Bunun için haram işleyen insanların fizik yapıları da zaman içerisinde eğrilme büğrülme yönünden dengesini kaybeder. Kemikler, eklemler, sinir sistemleri, beyin, hafıza, hayal gücü hepsi yerli yerinden oynar. Düzgünlüğünü kaybeder. Neden? Çünkü haram bu, zehirdir.  En basiti sigaradır. Arkası gelir. Gerisini siz söyleyin. Bunlar hiç insan bedenini düzgün bırakır mı? Sağlıklı bırakır mı? Yüce Allah onları niçin haram etmiş? Sizin iyiliğiniz için, sizi sevdiği için. E niye yaratmış? Hocam bunlar hiç olmasaydı ne iyi olurdu? Avucunu yalardın. Nerden biliyorsun iyi olacağını? Senin içinde çift duygu vardır. Allah seni imtihan için yarattı. Burası üç günlük yer, senin ebedi yerin değil ki. Ama hayat ebedi olsaydı haklı olurdun. Üç günlük, imtihan için bütün bunlar, bu zıtlıklar. Bunun için göster bakalım efeliğini. Hadi dirayetini göster. Allah hodri meydan diyor. Çık bakalım. Nefsinle bir kapış, göreyim seni. Mağlup mu düşeceksin, galip mi geleceksin. Mağlup düşersen bittin. Düşüklerin arasına gidersin. Galip gelirsen, oradan seni gözetliyor devamlı izliyor,  benim için diyor, benim için şunu alaşağı et. Bak o zaman seni sarmalayacağım, seni öpeceğim, sana madalya vereceğim, takdir edeceğim. Bazen böyle filimler vardır adam işte vuruyor, kırıyor, meydana çıkıyor güreşiyor; diyor ki adam şimdi orada morali yüksek olsun. Sevdiğini de götürelim ona gösteriverelim.  Şimdi ondan utanacak. Yenildiği zaman karşısına çıkamayacak.  Arada onu gösteriveriyorlar. Bak bak bunun için yap hiç olmazsa, bizim için yapmıyorsan bunun için yap. Ondan sonra O bir çığlık atıyor. Bunun üzerine adam dehşet, on kat güç geliyor. Elbette sevdik destek oldu mu insan bambaşka olur. Onun için Allah, ben varım diyor, korkmayın. Benimlesiniz bendensiniz diyor.

وَكُونُواْ مَعَ الصادقين

  • “ Doğrularla beraber olun .”[Dipnot]

  وَإِنَّ الله لَمَعَ المحسنين

  • “Allah muhsinlerle beraberdir.”[Dipnot]

فَإِذَا نُقِرَ فِى الناقور   Buraya kadar efendim dış açılımda dünyadaki pozisyon dile getirildi. Peygamber bir şekilde yüklendi, takviye edildi, moral yüklendi. Ne yüklendi derseniz. Vahiy, moral, sevgi yüklendi. Bütün pozitif değerleri yüklendi. Bunun yanında biz âmirlerin de, buna dâhil olduğunu, mürşitlerin ve öğretmenlerin de bu konumda olduğunu belirterek bu sıfatlara dikkat edilmesi gerektiğini söyledik. Yüce Allah’ın şanındandır. Anlatır anlatır ve hemen işin sonunu getirir. Son nedir? İnsanların bazıları vardır ki güzellikten anlamazlar. Onlara güzel güzel söylersin, anlatırsın bir şekilde orada anlamaz adam. Bunlara biraz sertelmen lazımdır, sert görünmen lazımdır. Bazen orada geçici olarak kıracak bir şeyler olması lazım. Hemen alacaksın çatır çatır şöyle, onun faydası vardır. Onlar kırılmaktan korkarlar. Bir kere vuracaksın. Çığlık atacaksın, korkarlar. Yani inzar edeceksin, korkutacaksın.

SON SÖZ ETKİLİ OLUR:

 

Hani derler ya; ya nasıl elde ettin bu hatunu. İki kardeş evlenmiş. Birisinin hanımı onu hiç dinlemezmiş. Adamı yur yıkar, ayağının altında tepelermiş. Diğerinin ki ise kul köle, son derece sevgili saygılıymış. Nasıl elde ettin bunu demiş. Bir kedi gitti demiş. Bir kedi harcadık. Orda miyavlıyormuş, kafasını şöyle koparıvermiş. O şey caiz mi hocam diye mollalığın tutarsa bir ömür efendi. Bir insan için bir kedi tabi ki telef edilir. Eğer bir insanı kazanacaksan bir kediyi tabi harcarsın. Çünkü onlar bizim için yaratıldı. Biz onlar için yaratılmadık. Onlar bize hizmet edecek. Hallettik demiş, atıverdim şuraya başka bir şey söylemedim demiş. İşte böyle kelle koparmaktan anlayan tabiatlar vardır. O anlar onu. Bu bunu koparınca beni de koparır diyecek ve böylece kendisine çeki düzen verecek. Şimdi Yüce Allah bu hallerden, bu keyfiyetlerden, bu güzel tabiatlardan, giriş çıkışlardan anlamayanlara sonlarını anlatıyor. Hemen sözü sona getiriyor. Yıkımdan söz edecek. Evlerinin nasıl yıkılacağını anlatacak.  Bu yerlerin bu göklerin ebedi olmadığını, bir gün tepelerine bunları tepe tepe yıkacağını anlatacak.

İKİ NEFHA:

İşte burada şimdi ki ayet böylesine bir ifadedir.  فَإِذَا نُقِرَ فِى الناقور  Nagur;  نفخ في الصور  demektir. Nagura nakredilince; Sura üfürülünce, sura üfürüldüğünde;  Sur, İsrafil (a.s) sahip olduğu bir güçtür. Bir nesnedir. Öyle bir güç, öyle bir alet ki en basit şekli savaşlarda ki öttürülen borazandır, borudur. Yani bu âleme yansıdığı zaman üfürülme ile müthiş bir sesin çıkartıldığı alettir. İsrafil (a.s)’inde böyle bir naguru böyle bir suru var. Ondan alarak ordular, insanlar özellikle savaşlarda, cem halinde tehlikeyi haber vermek için öttürürler. Toplumlarda değişik isimleri var. Değişik aletlerden kullanılmıştır. Hayvan boynuzlarından, ağaç kovuklarından türlü türlü şekillerde acayip bir ses çıkar. İnce bir şeyden başlar gittikçe genişler ve acayip bir ses çıkar. Bu tehlike anında cem olmayı ifade eder. Onların kesintili ve devamlı ötmesiyle mesaj verilir. Bunları askere gidenler bilirler. Onların yat borusu, kalk borusu, içtima borusu vardır. Tehlike haber verilirken öttürme sesi değişir. Ona göre asker bunu bilir ve ona göre tavır takınır. İşte buradan alınmadır. Bu Yüce Allah’ın surunun askerleri olan meleklerinin başkumandanı olan İsrafil (a.s) ve bu sistem insanoğluna da böylece yansımıştır. Sura üfürüldüğünde bunun nasıl bir şey olduğunu biz bilmiyoruz sadece iman ediyoruz. Bu nedir, nedendir, altından mıdır, gümüşten midir, şundan mı bundan mı biz bunları bilemiyoruz. Ancak onu sadece İsrafil (a.s) üfleyebiliyor. Başka hiç bir varlığın nefesi yetmiyor. Öttüremez onu. Çünkü o, öttüğü anda o bütün varlıklarla alakadardır. Vücudumuzdaki zerrelerin de bağı vardır, onunla ilişkisi vardır. O ses harekete geçtiği anda mesajı alır. Ölün dediği anlama geldiği zaman hepsi birden ölüp gidiyor. Kalkın anlamına geliyorsa mesaj hepsi birden kalkıyorlar. Yıkılın deyince yıkılıp gidiyorlar. Bu artık nedir bilmiyorum, nasıl bir güçtür. Yerlerin göklerin bağı var o sura, bağlantısı var. وهي النفخة الأولى  Bu ilk nefhadır. İlk nefha yıkım, ölüm nefhasıdır.  وقيل الثانية  Buradaki surun üflenmesi ikinci üfürüşte denmiştir. Müfessirlerce böyle de yorumlanmıştır. الله أَعْلَمُ  Müfessirimiz biricisini seçmiştir. Birinci görüş demek ki daha güçlü olmuş oluyor. 

Sura üfürüldüğünde, gâvurun burada nefesi kesiliyor. Artık bahanesi yok. Şimdi kıyametin geleceğini inkâr edebilen insan bulabilir misiniz? Bulamazsınız. Ama eski zamanlarda vardı. Filozoflar bile bu âlemler böyle gelmiş böyle gider diyorlardı. Ama şimdi bunu kimse diyemiyor ve kıyamet kelimesi artık gazetecilerin diline bile düşmüştür. Kıyamet provası mı, kıyamet başlangıcı mı, kıyamet geliyorum diyor. Olanları, hadiseleri gördükleri zaman bu dünyanın artık gidişinin çok kolay olabileceğini söylüyorlar. Görüyorsunuz artık itiraz etmiyorlar. Depremler, denizlerden gelen hareketler, yeraltından gelen hareketler ve daha ötesi gökten doğru gelecek hareketler her zaman ha geldi ha gelecek. İşte bir kuyruklu yıldız yine dünyamıza çarpacak mı çarpmayacak mı? İnsanlar titreyip duruyorlar. Ha gene atlattık diyorlar. Ama bir dahakine acaba atlatabilecek misin, bilmiyoruz diyorlar. Devamlı risk altında, çünkü onu insanlar idare etmiyor. Gökyüzünde milyarlarca böyle yıldızlar vardır. Şu halde hiçbir yer tekin değil, sakin değildir. Biz diken üstünde oturuyoruz. İnsan bunu bilmelidir. Ha şimdi batacak, ha biraz sonra batacak. Ama batacak, bunu bilmelisin. Altında ateş doludur. Bunu biliyorsun. Nereye gidecek bu ateş. Yukarı bacaları var. Buraya geliyor. Başka yere gitmiyor. Kazan o. Bu senin için başkası için değil. Gücünüz yetiyorsa, beğenmiyorsanız, çekip gidin o zaman diyor bu Kur’an’da. Beğenmiyorsanız dünyamdan gidin diyor. Gideceğiniz yerler de benim diyor. Ne yaparsın? Hadi gidin diyor kovuyor. Gücünü yetiyorsa çekip gidin diyor. Al arabanı git diyor. Ama şimdiye kadar giden hep geri döndü. Kimisi yandı havada, kalan sağlarda geri döndü. Kalan sağlar bizimdir dediler kabul ettiler. Ötesi yok. Adamlar hala içecek bir damla su bulamadı. Çakıl getiriyorlar. Altın gümüş de gelmedi. Hepsi burada.

ZOR GÜN:

Sura üfürüldüğünde, فذلك işte bu, işte o var ya;  إشارة إلى وقت النقر   Sura üfürülme vaktine işaret ediyor.  وهو مبتدأ   İşte o mübtedadır. يَوْمَئِذٍ   İşte o,  o gün  ذلك مرفوع المحل بدل من    ذلك ’den bedeldir يَوْمَئِذٍ  .  İşte o, o gün  يَوْمٌ عَسِيرٌ  Çok zor bir gündür. İşte o, o gün çok zor bir gündür. Ya Allahın kulları daha ne gördük ki biz zor görmedik ki. Bu dünya ne ki? Daha ne geçitler, ne sıkıntılar var. Kıyamet zelzelesi çok korkunç bir şeydir.

 

اتَّقُوا رَبَّكُمْ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ

  • “  Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten korkun, çünkü kıyamet sarsıntısı çok büyük bir şeydir .”[Dipnot]

Kıyamet zelzelesi büyük bir şeydir, küçük bir şey değildir. İçinde sarsılacak, dışında sarsılacak. Ayağının altında ki de sarsılacak. Hava da çarpışacak birbiriyle sürekli. Havanın çarpmasını siz hiç biliyor musunuz? Görmüyorsunuz da bilmiyorsunuz. En korkunç çarpma havanın çarpmadır. O çarptığı zaman kül ufak olursun. Sen görmüyorsun ki, ufuktaki havadaki, hava katmanlarını görmüyorsun. Hava zelzelesi de vardır. Hava boşlukları vardır. Yutar adamı, paramparça eder. Yakar ve yıkar. O uçakların düşmesi, hatırlayın. Nasıl, biz bir şey görmüyoruz tabi hava her taraf dolu zannediyoruz. Hayır, hava da müthiş akımlar var. Müthiş bir cereyan var. Tependen gelecek baskılar öyledir. Velhasıl kıyamet bütünüyle sarsıntıdır. Damarların, sinirlerin yerinde duramayacak. Kalbin hop hop hoplayacak. Kan beynine fırlayacak. Zannediyor musun sadece toprak sallanacak,  dışarısı sallanacak. Sen de zelzele içine dâhil olacaksın. Gözün fırlayacak, yerinde durmayacak. Göz dışarı fırlayacak, kan fırlayacak. Çünkü denklem değişecek. Şu anda baskılar var. İç ve dış askılarla bu halde rahat oturabiliyoruz denge var. Yer çekimi var, gökten baskılar var. Bunların arasında Yüce Allah öyle bir yaratmış ki; hem yukarıdan baskı olduğu, hem de yerden yer çekimi olduğu halde biz ezilip gitmiyoruz. Ona göre bir hesap kitap yapmıştır.

وَوَضَعَ الميزان

  • “Allah terazi koydu”[Dipnot]

Bu sayede rahat yaşıyoruz. Ama bunların hepsi tehlikelidir. Hava da suda ateşte, toprak da bunların hepsi can alıcı şeylerdir. Biz lütuflarla bu sayede yaşıyoruz. Ama bu sigorta, bu güzelim itimat, bu güzel davranış, her zaman devam etmeyecek. Bazılarına Allah bunu kaldırıyor, ayağının altında ki toprak onu yerin dibine çekiyor. Bulunduğu hava onu öldürüyor. Adam gözünün önünde boğazı tıkanıp, geberip gidiyor, ölüp gidiyor. Ne oldu? Hava alamamış, ne olduysa boğazına bir şey olmuş, hava alamamış. O havayı sana rahatça aldıran Allah’tır. Bunu boğazından rahatça geçiren yine Allah’tır. Sizden değil, Rabbinizin lutuflarıdır. Ama insanlar bunları bir lütuf olarak bilmiyorlar. Rahat bir nefes almanın ne kadar zor olduğunu bilmelisiniz. Bin bir çeşit denge yerinde olacak ki sen rahat bir şekilde nefes alabileceksin. Bunları sağlayan Yüce Rabbimizdir.

الحمد للَّهِ رَبّ العالمين

Evet, o gün zor bir gündür. خبر يَوْمٌ عَسِيرٌ   buradaki  يَوْمٌ عَسِير  haberdir.  عَسِير   sıfattır  كأنه قيل   sanki şöyle denmiştir. فيوم النقر يوم عسير   sur günü zor günüdür. O gün zordur. Bunu Kur’an tabi diğer yerlerde nasıl zor olduğunu,

يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى وَمَا هُمْ بِسُكَارَى

 

  • “ Onu göreceğiniz gün her emzikli kadın emzirmekte olduğu çocuğundan geçer ve her hamile kadın da karnındaki çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş görürsün, hâlbuki onlar sarhoş değildirler.”[Dipnot] Âyetiyle anlatıyor.

Kıyamet sahnelerinde yerlerin göklerin yerlerinden nasıl oynadığını, nasıl sallandığını anlatır. Zor bir gündür o gün.  والفاء في  buradaki ف  harfi   فَإِذَا  daki  للتسبيب  mefulü li eclih gibi, nedeni açıklama fasıdır.  وَلِرَبِّكَ فاصبر  Rabbin için sabret. Niçin ne sebeple sabredeyim. Çünkü bir gün gelecek, zor gün gelecek. Eğer burada sabretmezsen, orada işin bitecek. Ne sebeple sabredeyim. ف  İşte bu sebeple sabret. Çünkü sura üfürüldüğünde zor günler gelecek. O zor günlerde, bu kara günde, ak akçe kara gün içindir. O akçeler orda işine yarayacak. Çünkü sabır kıyamet gününün geçer akçesidir. Gümüşleriniz altınlarınız geçmez orada. Sabrın var mı sabrın. İşte o gün geçer akçedir.

وَبَشِّرِ الصابرين

  • “Sabredenleri müjdele! Sabredenlere ne mutlu o gün.”[Dipnot]

Günün sıkıntısından azazedirler, dertsizdirler, muhafaza altındadırlar. Koruma şemsiyesi altındandırlar.  Onlar zorda değildirler. O gün zordur ama onlar zorda değildirler. Çünkü onlar zoru dünyada sabırla yaşadılar. İki zorluğu, iki güçlüğü, iki nimeti Allah bir kulunda birleştirmez. Burada gülüp oynayanlar, orada ağlayanlardır. Burada sıkıntı çekenler acı çekenler orada gülecek olanlardır. Kolaylık görecek olanlardır. Onun için insan durumunu burada belirlemelidir.  فَذَلِكَ  deki ف   ise  للجزاء  şartın cevabıdır.  Cevap fâsıdır. كأنه قيل  sanki şöyle denmiştir. : اصبر على أذاهم Onlardan gelecek eziyetlere sıkıntılara sabret Ey Muhammed. فبين   çünkü, أيديهم  Onların arasında önünde vardır. Önü demek gelecek demektir. İnsanın yönü kıyamete doğru olduğu için, biz ahrete gidiyor olduğumuz için, çünkü بين أيديهم  iki ellerinin arası önü demektir. İnsan ellerini açtığı zaman iki elin arasında önü kalır. Çünkü bu kısma ön deriz. بين أيديهم  iki elin arası, önü anlamındadır. أمامهم demektir. Onların önünde vardır. Gidiş orayadır, o tarafa gidiyoruz. Önümüz orası, arkamız dünyadır.  يوم عسير  Onların önünde zor bir gün vardır. يلقون فيه  O günde ona kavuşurlar. Kavuşacakları zor bir gün var. O gün içinde kavuşacakları zor bir gün vardır. Neye kavuşacaklar;  فيه يَوْمِ الوقت  في    O vakitte o günde kavuşurlar.  عاقبة أذاهم  Yaptıkları kötülüklerin neticesine. Müşrikler yaptıkları eza ve cefanın sonucuna kavuşacaklardır. Sonuç; kötülüğe kötülüktür. İyiliğe iyiliktir. وتلقى  Sen de kavuşacaksın Ey Muhammed, ey sabırlı kişi;  عاقبة صبرك   sabrının sonucuna, neticesine kavuşacaksın. Sabrın sonu selamettir. Sen selamete onlar melâmete kavuşacaktır. Melâmet, rezillik, kepazelik, kınanacak, kötü şeylerdir. عليه O şeye karşı senin sabrının mükafatı, sende ona kavuşacaksın.  Onlar ezalarına, yaptıkları eziyetlerin karşılığını, sende sabrının karşılığını bulacaksın demek istiyor. فَإِذَا والعامل في  buradaki إذا   da ki amil  ما دل عليه الجزاء  cevap cümlesinin delalet ettiği şeydir. أي  Şu demektir ki; فإذا نقر في الناقور عسر الأمر  demektir. Sura üfürüldü mü iş zora biner. عَسِر şeklinde de okunabilir. عَسُر –يَعْسُر - عُسْراً ; عَسِر – يَعْسَرُ- عسَراً şeklinde ikisi de kullanılıyor. İki babdan geliyor. Sura üfürüldü mü iş artık kolay değildir, zora biner. Çünkü sual günü, hesap günü gelmiştir. Hesap da kolayına biten, kolayına oluveren bir şey değildir. Çünkü bir ömrün mahkemesi vardır. Bir olayın değil, bir ömrün hesabı vardır. Buluğ çağından itibaren bir bir hesap vereceksin. Kolay değildir.Bunları düşününce insan fıttıracak gibi olur. Tabi korkacağız, titreyeceğiz, imdat Ya Rabbi, kurtar beni, bana kolay hesap nasip et, kusurlarımı affet deyip, hep dua edeceğiz. Yoksa oraya ne olursa olur, herkese ne olursa bana da o olur dersen; hiç de iyi olmaz. Kendini ona buna ısmarlarsan bu adamlık değildir. Cahiller, ben bura da Kastamonu da çok karşılaştım. Herkese ne olursa bana da o olur diyorlar. Herkes diye bir şey yok. Sen varsın bir de Rabbin var. Tek başına hesap vereceksin. Kimseyle kalabalık halinde gitmeyeceksin ki. Seni sen ilgilendirirsin. Anan baban, eşin dostun ayrı. Herkesin yaptığı kendinedir. Adam eşiyle, sevdiğiyle hesap görür diye bir şey yok. Hesap ferda. Tek tek hesap verirsin. Sonra lütfederse sevdiğini, ananı babanı bulursun o ayrı bir konudur. Hesap ortak değildir. Müşterek değildir hesap vermek. Müşterek hesap, sorgulama diye bir şey yok.  Onunla bununla takıntın varsa, elbette ki o takıntılar geldikçe, onunla karşılaşacaksın. Ama ona buna güvenip de, falanın kolunda, arkasında giderim filan öyle bir şey yoktur. غَيْرُ يَسِيرٍ عَلَى الكافرين Kafirlere kolay değildir. O gün zor bir gün kâfirlere hiç de kolay değildir. Zor, usur ehlinedir.

إِنَّ مَعَ العسر يُسْراً

  • “Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır.”[Dipnot]

USUR VE YÜSÜR EHLİ:

Bu âlem usrün ve yusrun yan yana olduğu bir âlemdir. Müminler usurla imtihan olunurlar. Ki onlar yüsur ehlidir.

Yusür ehli usur ehliyle çatışırlar. Usur ehli kâfirlerdir. Cehennemin bir ismi usurdur. Cennetin bir ismi de yusurdur.

Hiç kuşkusuz yusr cehennemin yanındadır, cennet cehennemle bu yalan dünyada yan yanadır. Kâfir müminle yan yanadır. Onu ona çatar, onu ona çatar ve böylece kim yüze çıkacak, kim batacak efendi. Kimisi yüze çıkar, paçayı kurtarır. Kimisi batar. Eğer hayatta isen hala ciğerlerinde hava varsa yukarı çıkarsın. Ne zaman ciğerlerine su dolarsa hava giderse batarsın. Ölüler batarlar, diriler çıkarlar. Bu hayat böyledir. Onun için bu bir usurla yusür mücadelesidir. Kâfir usur ehli, yusür ehliyle imtihan olur. Firavun Musa ile imtihan oldu. Musa da Firavun ile imtihan oldu. Aynı cinsten imtihan olmaz. Zıt türlerle imtihan olursun. Diyelim ki birisi sabırlı, öteki arkadaşın da sabırlı iki sabırlı adamın imtihanı olmaz. Birisi sabırsızdır mutlaka. O zaman sabır devreye girer işe yarar. Birisi cahildir birisi âlimdir. Birisi acımasızdır, birisi acıyandır. Böyle imtihan olur.  Zıt şeyler ancak devreye girerse adına imtihan denir. Her şeyi bilen adam yapmış hazırlamış sorusunu; Yüce Allah her şeyi bilen, hiç imtihan olur mu? O, soruyu hazırlayandır. Cehil sıfatı kendisinde cari olanın imtihanı olur. Allah da cehil denilen bir sıfat hâşâ düşünülemez. Onu kim imtihan edebilir? Her şeyi bilen adamı eğer biliyorsan onu imtihan etmenin bir anlamı yoktur. Onun için bilginin ötesinde sıfatlarda, karakterler de imtihan oluyor. Karakter ön plana çıkacaktır. Bilgi sadece bir kanaldır. Cehil ile bilginin yarışı, dalaşı ayrı bir olaydır. Güç ile güçsüzlük, güçlerin yarışı ayrıdır. Diğer mekanizmalar böylecedir. Kimisi pintidir, kimisi cömerttir. Bu iki sıfat bir biriyle imtihan olur. Birisi tutar, birisi verir. Veren kazanır, tutan kaybeder.

Kâfirlere zordur. Çünkü onlar imtihan sıkıntı yönünü tercih etmediler.  Yaşamı hep dünya olarak gördüler. Yüce Allah’ta onlara bir tuzak kurdu. Onların yaşam türü خَيْرُ الماكرين ismine bağlıdır. Onlar hidayet yolunu tutmadılar, iman etmediler. İman etmeyenlerin, imanda kuşkusu olanların veya sıkıntısı olanların bağlı olduğu isimlerden birisi خَيْرُ الماكرين ‘dir. خَيْرُ الماكرين in açılımında istidrac vardır ve kâfirler istidrac üzere yaşarlar. Bunun anlamı, her dedikleri aşağı yukarı olur görünür, zevklerine erişirler. Öyle görünür. Çünkü perdelenmiştir. İstekleri doğrultusunda görmek istedikleri gibi görürler. Görmek istedikleri gibi Allah gösterir. Biz aradığımızı bulduk, her istediğimize nail oluyoruz zannederler. Ama o bir aldatmacadır. خَيْرُ الماكرين’ in bir mekridir, bir hilesidir, bir düzenidir. Çünkü onlar Yüce Allah’a ve Peygamberine karşı bu mekanizmaları devreye sokmuşlardır. Mademki siz bana o yönden girişimde bulunuyorsunuz bende size o türden girişimde bulunacağım der ve Yüce Allah, el mi yaman bey mi yani el mi ben mi göreceksiniz der. El mi ben mi? Ondan sonra beni gösteriyor. أنا Ene kimmiş? Firavun mu أنا  yoksa Allah mı أنا ?

أَنَا رَبُّكُمُ الأعلى

konusunda bir çatışma başlıyor. Ve netice de En büyük olan kazansın deniyor ve kazanıyor. Rabbü’l-â’la o küçücük, zavallı yaratık, sinek gibi boğulup gidiyor. Bir köpük, altında geberip gidiyor. Onlar yanlış bir yol, aldanmış bir çehre aldanmak isterler. Aldatıcılar aldanmaktan hoşlanırlar. Yalancılar yalan söylenilmekten hoşlanırlar. Doğru söyleyenleri sevmezler. Peygamber hep doğruları söyler ve yalancılar, يَكْذِبُونَ  [Dipnot]- تُكَذّبُونَ  [Dipnot]ayetlerinde belirtilen

فبأي آلاء ربكما تكذبان

  • “ O hâlde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” [Dipnot]

 

‘ ın maküsleri, masadakları olan kâfirler yalancıdır ve onlar yalandan hoşlanırlar. Onun için bir birlerini hep ayartırlar. يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا

  • “Aldatmak için allı pullu sözler kullanırlar.”[Dipnot]

Küfür yapmaya alışmış adam, küfür yapan adamdan hoşlanır. Geçen yine söylediler bunu. Yakında olmuş bir hadise. Bir yere kız istemeye gidildiğini kızı vermediklerini anlatıyorlar. Ben bunu böyle bir masal gibi anlatırlar öyle zannederdim. Gerçeğini anlatıverdiler. Nasıl olur ya demiş. Gideceğiz alacağız o kızı. Varıyor adam küfürle başlıyor işin içine, onun besmelesi öyleymiş. نعوذ باللّه Gülmüş, oynamış adam; onlar böyle istemediler, biz böylesini bekliyorduk. Böylece tamam kız sizin olsun, alın demiş. Çünkü adam küfürlere mazhar olmuş ve dört köşe olmuş. Bu işin esprisi ama Allahın kulları aynı sıfatlar birbirlerini çeker.İşte Peygamberleri sevmemelerinin sebebi doğru sözlü olmalarıdır. Onlar hep birbirlerini ayartırlar. Yalan söyleye söyleye yalancılar diyarında yer alırlar. Böylece aşağı aşağı çöker gider bunlar. Kolay oldu yahu bu iş derler. Onlar kolay olduğunu zannederler. Çünkü aşağı doğru yuvarlanmak, yürümek kolaydır. Hiç bir harekete gerek yoktur. Kendini bıraktın mı yuvarlanır gidersin. Hiç benzin alamdan geldik buraya diyorlar. Ama perde açılıverince nereye geldiklerini, kapı açılasıya ateş höykürdü mü Allah Biz nereye geldik cehenneme düşmüşüz biz diyecekler. Müminler boyuna benzin pahalanıp duruyor. Adam depoyu dolduramıyor. Ha gayret ve parayı hani zekâtı kastediyorum. Bütün yol almak için sadaka veriyor. Sadaka üzerine sadaka. Adam uğraşa uğraşa sarp yollara gidiyoruz diye bazen düşüyor yani günaha giriyor. Bazen kalkıyor, tevbe ediyor. Hiç pes etmiyor. Bu adam hep güçlük içinde yaşamış dünyada. Hep mücadele, işte onun akıbeti yüsurdur. Bu usur onları yusura ulaştıracaktır. O gâvur ise, kolay oldu bu iş diyen adam da neymiş kolayı orada Allah gösterecektir. O gün hiçte kolay değildir kâfirlere, zordur der. Zoru orada görecek. 

Mümin şükredecek iyi ki böyle yaşadık diyecek. Rabbimize hamd-ü senalar olsun. Öteki de vah vah diyecek. Biz ne yapmışız diyecek. Yüce Allah hesap başında, kulum ben sana şu kadar şu kadar verdim. Mal mülk, para pul verdim. Hadi bakalım ne getirdin bana diyecek. Allah’ım o verdiklerini o kadar çok çoğalttım ki bir göreceksin yığdım, doldurdum ama arkamda kaldı, burada yok. Müsaade et hemen getireyim buraya hepsini. Yok der Allah. Şimdi geldi mi var mı yanında. Yok. Oraya bir daha dönmeye müsaade yok. Dünyada kalmış. Onu çoğaltmakla yığ babam yığ onunla uğraşmış hiç gelecek gün için kara gün için bir akçe sarf etmemiş. Oraya transfer etmemiş, yatırım yapmamış. Ahret banaksına hiç yatırım yapmamış. Dünyada ahret bankası çarşıda değildir gönüldedir. Gönülden Allahın kullarına verdiniz mi fakire, muhtaca işte o banka odur. O veznedir onlar. O ahretin veznesidir. Oraya yatırdın mı doğru oraya gider. O fakirin eline gitmiyor o. O el göstermelik el. O doğrudan Allah’a ulaşır. Sen onun derisini kemiğini görme. Allaha veriyorum diye vereceksin.  وأكد بقوله غَيْرُ يَسِيرٍ  Olayı o günün dehşetini Yüce Allah tekit buyurdu. غَيْرُ يَسِيرٍ  ifadesiyle. Hani  يوم عسير   dedi ve غَيْرُ يَسِيرٍ   diyerek tekit etti. Aynı anlama geliyor bu. غَيْرُ يَسِير  demek, عسير  demektir. Kolay değil demek. Zordur demektir. Zoru zaten söylemişti bu tekittir. Bunu yapmasının nedeni;  ليؤذن   Bildirmek için   بأنه  çünkü o gün  يسير على المؤمنين   müminlere kolaydır. O gün Allah’ın inayeti ile dünyadaki sabırlarının, güzel hareketlerinin bedelini alma yönüyle o gün müminlere kolay gelecektir.   أو   Veyahutta   عسير   öyle zordur ki o gün    لا يرجى  umulmaz  يسيراً أن يرجع   kolaya dönmesi umulmayan bir zorluk yönüyle zordur o gün.  كما يرجى  Nasıl ki umulur, yani umulduğu gibi değildir.  تيسير العسير  Zorun kolaylığının umulduğu gibi  من أمور الدنيا Dünyadayken dünya işlerinin kolaylığı umulur. Şöyle yaparsan daha kolay olur denir. Biraz bekleyelim. Şimdi mevsim uygun değil, falan mevsimde bu kolaylaşır. Bir yer kazacak mesela adam. Dünyadayken zor olan bir şeyin kolay tarafı vardır, umabilirsin. Ama o günün zorluğunun kolaylığı asla umulmaz. Böyle bir fırsat yakalayamayacaksın. Böyle bir şey yoktur. Umut dünyadadır. Ölüm sonrasında umut olmaz. Ümit bu dünyada fayda verir. Tabii ki beslersen. Sabrı beslersen sana fayda verir beslemezden gene yok.  Şükrünü beslersen sana fayda verir. Ama beslemezsen hiç birisi yok.  Geçen dersimizde ümidin nasıl besleneceğini anlattık. 

Zor günün zorluğundan pasajlar devam edecek. Yüce Allahın oradaki tehditlerini göreceğiz. Tabi ki oradaki tehditler buraya göndermelerle bizlerin dünya yaşamına yöneltilmiştir. Biz orada olacak olanları burada duymakla Yüce Allah bizlere fayda sağlayacaktır. Müminler daima Yüce Allah’ın telkinlerinden beyanlarından hissedar olurlar. Dinlerler, gereğini yapma yönünde amenna ve صدقنا  و آمنا  diyerek Allahın yardımıyla hemen işe girişirler. Sallamazlar, Allah’ın emirlerini sallamazlar.

َقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا

  • “duyduk ve uyduk”[Dipnot]

diyerek yola koyulurlar. Şimdi de yola koyulacaksınız. Allah selametle bu minval üzere anlatılanlar doğrultusu üzerinde yol almayı cümlemize nasip eylesin.

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

20 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37