Esma'nın Bostanı (13.03.2011)

Değerli Mü'minler Kıymetli Kardeşlerim,

Bu hafta Allah nasip ve müyesser kılar, inayet buyurursa tefsir-i şeriften Müddessir Sûre-i Celile’sinin 5. ayetinden alarak okumaya, anlatmaya devam edeceğiz. Yüce Allah’tan dileğimiz O’nun inayetinin, lütfunun, kereminin daima üzerimizde olması ve anlatışımızda, anlayışımızda, gereği ile âmil olma ve ahlakıyla ahlâklanma yönünde bizlere inayet buyurması, yardım etmesidir.  Bu işleri kolay kılmasıdır. Lütfundan, kereminden istiyoruz, kabul buyursun.

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ (5) وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ (6)

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ والرجز } بضم الراء : يعقوب وسهل وحفص ، وغيرهم بالكسر العذاب والمراد ما يؤدي إليه { فاهجر } أي أثبت على هجره لأنه كان بريئاً منه { وَلاَ تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ } بالرفع وهو منصوب المحل على الحال أي لا تعط مستكثراً رائياً لما تعطيه كثيراً أو طالباً أكثر مما أعطيت فإنك مأمور بأجلّ الأخلاق وأشرف الآداب ، وهو من منّ عليه إذا أنعم عليه . وقرأ الحسن { تَسْتَكْثِرُ } بالسكون جواباً للنهي

ESMA'NIN BOSTANI

İÇİNDEKİLER

1.Sizin Gibi Beşerim

2.Tekbir Hayatın Manevî Dinamiğidir

3.Büyümek İstiyorsak

4.Allah El-Mümin, Şeytan El-Kâfir

5.Canlı Cenaze Olmayalım

6.Müminlerin Bitmeyen Fener Yağı

7.Hakkun Aleyye Müjdeleri

8.Cehennemden Cennet’e Kaçış Provası

9.Hayrın Küçüğü Olmaz

10.Verici Mümin

11.Daima Yükselen Borsa: Bursevî Borsası

12.İbadetlerin En Üstünü Allah’a Hüsn-ü Zandır

13.İçi-Dışı Tertemiz Mübelliğ

14.Veli Kimdir?

15.Uzağı Yakın Eden İki Demir

16.Feyiz Fabrikatörleri

17.Mümin Allah İle Barışık Yaşar

18.Hüsn-ü Âkıbet, Sû-i Âkıbet

19.Müminlerin Sigortası Kalbidir

20.Kalplerin Cilası Allah’ı Zikirdir

21.Kur’an Kelimlerinden Nükteler

22.Hepimiz Aslında Hicrete Adayız

23.Sakının ki Değerli Olasınız

24.Mümin Kâfirle Uzlaşamaz

25.Pembeci Oğlunun Dünyası

26.Kâfirin Gönlü Heva, Müminin Kalbi İman Doludur

27. Hakk’ın Mestanı, Esma’nın Bostanı

28.Ey Mümin Sebat Et

29.Günümüzdeki Putperestler

30.Mümin Negatif Olmaz

31.Bütün Ricsler Şeytanın İşlerindendir

32.Kendini Yakma

33.Her Duvara Serlevhadır

34.Gönlü Doğrayan Nacaklar

35.Sosyal Hayatın Temel Direklerinden: İhsan

36.Dünya Kalil, Ne Kadar Versen Yine Kalil

37.İsrafa Farklı Bir Yorum

38.Seyyiat- Hasenat Karşısında Tavrımız

39.Rabbin Gibi Ver

40.Ücretimizi Allah’tan Bekleyelim

41.İyiliklerimizi Boşa Çıkarmayalım

 

Değerli Müminler, Kıymetli Kardeşlerim;

Bu hafta Allah nasip ve müyesser kılar, inayet buyurursa tefsir-i şeriften Müddessir Sûre-i Celile’sinin 5. ayetinden alarak okumaya, anlatmaya devam edeceğiz. Yüce Allah’tan dileğimiz O’nun inayetinin, lütfunun, kereminin daima üzerimizde olması ve anlatışımızda, anlayışımızda, gereği ile âmil olma ve ahlakıyla ahlâklanma yönünde bizlere inayet buyurması, yardım etmesidir.  Bu işleri kolay kılmasıdır. Lütfundan, kereminden istiyoruz, kabul buyursun.

Geçen hafta okuduğumuz bölümde ibare olarak ve وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ   kelimesinde واختص kelimesini gramer yönüyle ifade ederken  افْعِلال olarak söylemiştik. Bu kelime  افتعال  babındandır. افتعل- يفتعل- افتعال - اختص- يختص-,- اختصاص- şeklinde ifade ediyoruz. Onu tashih ediyoruz. Bu tashihle dersimize devam ediyoruz.

                Bu Sûre-i celile içerisinde Peygamber-i Zişan’ın nübüvvetinin ilk dönemlerinin yer aldığını görüyoruz demiştik. Peygamber-i Zişan’ın bu yönde ilk atılımında, ilk hamlesinde, risalet görevi ile insanların arasına karışıp, onlarla diyalogunun ana temellerinin neler olması gerektiğini, bu ilk nazil olan sûreler içerisinde görüyoruz. Peygamber-i Zişan’ın bu ilk hamlelerinde nasıl hazırlandığını, nasıl hazırlanması gerektiğini bu temel öğelerin neler olduğunu, hangi sıfatlar ve hangi vasıflarla onların karşısına çıkması gerektiğini, açık ve net olarak Yüce Rabbimiz bu ayetlerde vurgulamış oluyor.  Burada aynı zamanda insanların insanlarla olan diyaloglarında, bir birleriyle karşılaştıklarında cemiyet içerisindeki kişinin zahiri yönleri de ele alınmıştır. Bâtıni yönleri de ele alınmıştır. Yani içyapısı nasıl olması lazımdır.  Toplumla ilişki içerisinde olan bir kimsenin içtimai hayatta, sosyal yaşamda kişilik sıfatları nasıl olmalıdır. Bu toplumsal birleşme, dayanışma hangi sıfatlar altında,  hangi niteliklerle olmalıdır.  Tabiri caizse bir binanın duvarını yapıyorsunuz, tuğlalar nasıl seçilmelidir. Hangi karakterde, hangi sıfatta olmalıdır. Ne gibi nitelikler taşımalıdır. Tabi bundan daha ötesi;

قل إنما أنا بشر مثلكم

¶        “De ki. Ben de ancak sizin gibi bir insanım…...”[1]

âyeti Peygamberin beşerden biri olmasını, onun insanlık formunu ifade ediyor.  Ama Peygamberin buna ilave olarak bir de  يوحى إليَّ (Ne var ki bana vahyolunuyor.[2]) risalet misyonu taşıdığını, böyle bir sıfatı olduğunu görüyoruz. Dolaysıyla Peygamber de artı sıfatlar da vardır.  Onlara mahsus sıfatlar diyoruz. Risalete ait olan nitelikler diyoruz. Ama aynı zamanda da

قل إنما أنا بشر مثلكم

âyeti ile onun genel yapısı, insanlık formu içerisindeki Yüce Hakk’ın insanda aradığı, istediği değerleri görüyoruz.

 SİZİN GİBİ BİR BEŞERİM:  İşte burada bu değerler özellikle ön plana alınmıştır. Toplum içerisine girecek bir insanın ne gibi nitelikler taşıması gerektiğini görüyoruz. Bu sıfatlar bu nitelikler, bu donanımlar olmadan insanlık içerisine karışılmasının doğru olmayacağı,  onlara fayda veremeyeceği, zarar verileceği anlatılmak istenmiştir. İşte bunlar içerisinde anlatılan şeyler de Peygambere ait olan inzar görevidir.  Kalk inzar et. Bu Peygamberin özel sıfatıdır. Beşir ve nezir, Peygamberlerin genel sıfatlarındandır. Sonra tekbir olayı gerçekleşiyor. Tekbir ise umumi bir sıfattır. 

وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً  

¶        “ Ve O’nu tekbir ile yücelt.”[3]

Ey Müminler  اللَّهُ أَكْبَر deyin.

TEKBİR HAYATIN MANEVÎ DİNAMİĞİDİR: Tekbir, bütün müminlerin genel şiardır, sıfatıdır. Demek ki tekbir, hayatın manevi dinamiğidir. Toplum içerisinde tekbirsiz yaşanmaz.  Toplumun büyümesi, gelişmesi اللَّهُ أَكْبَر’i bilmekle ve ona sevgi ve saygı sunmakla ancak mümkündür. Bunun da parolası tekbirdir, ululamaktır. Ululaya ululaya, Yüce Hakk’a karşı saygı duya duya beşer yücelir, yükselir ve ekberin gölgesinde neşv-ü nema bulur. Huzurlu bir hayat sürer. Büyümek için en büyüğü tanımak lazım. En büyükten imdat almak lazımdır. Bunun yolu da tekbir getirmektir. اللَّهُ أَكْبَر diyerek canı gönülden O’na yönelmektir. O’nu duymaktır, O’na uymaktır. Buyruklarındaki beyanı güzelce anlayıp gereğini yapmaktır. Aksi takdirde O’na giden başka bir yol bilmiyoruz.

BÜYÜMEK İSTİYORSAK: Büyümeyi adamlar rakamlara vuruyorlar, yani büyümeyi kemmiyette arıyorlar. Büyümek rakamlarla değildir. Müminlerin dünyasında, , inanmışların yaşamında büyümek keyfiyet yönüyledir, kemmiyet yönüyle değildir. Kemmiyet, sayı yönüyle büyüklüğü anlatmaya çalışanlar bu işin içini, özünü düşünmeyenlerdir. Yüce Allah işin sûretine ,  kemmiyetine değil, keyfiyetine bakar. İhlâs dediğimiz olay Allah Teâlâ ile kontak kurduğumuz noktada gerçekleşir. Kalpte oluşan bir sırdır. İnsan ihlâsa sahip olmadıkça, görünüşü ne olursa olsun, boştur, zayıftır, güçsüzdür bir hiçtir.

ALLAH EL-MÜMİN, ŞEYTAN EL-KÂFİR: Bakınız ne kadar değişiyor. Bir gâvurun bakışına bakınız, bir de Yüce Allah’ın, المؤمن  (el Mümin)’in bakışına bakınız. Birisi (el- Kâfir), الكافر, birisi (el- mümin) المؤمن  

الشيطان الكافر -  المؤمن الله

Allah mümin, şeytan kâfirdir. Mümini mi dinleyeceğiz, kâfiri mi dinleyeceğiz ey Allah’ın Kulları. Bizim المؤمن’e yönelmemiz lazım. المؤمن( El- Mümin)’e yönelirsek biz de mümin oluruz. أَكْبَر (Ekber)’e yönelirsek biz de beşerin أَكْبَر ekberi oluruz. الناس أَكْبَر İman edenler Ekberi’n-nas olur.  أَكْبَر البشر Ekber-i beşer olurlar.

أَكْبَر كل شيء Ekberü külli şeyin değil.       كل شيء   من أَكْبَر   الله   “Ekberu min külli şey’in” sadece Allah’tır. Her şeyden daha büyük olan Allah’tır. Ama beşerin en büyüğüdür. İşte şehirlerin en büyüğüdür. Bu şekilde söylemenin bir zararı yoktur.  Bu bir realitedir, gerçektir. Ekber Arap dilinde tafdil sigasıdır. Yüce Allah da bu sigaları Kitabı’nda kullanmıştır. Vahiy içerisinde yer alır.  Allah’ın Kulları! Demek ki Yüce Allah’a tazim etmeksizin büyümeyi beklemek havanda su dövmektir.  Olur şey değildir. Böyle bir şey beklemenin anlamı yoktur. Boşuna bir beklentiden ibarettir. 

CANLI CENAZE OLMAYALIM: Umudun da kaynağı olması lazımdır. Evet, umut edelim. Ümidi kesmeyelim ama bir yüzümüz, elimiz, sebebimiz olmalı.  O ümidi de yeşerten tohumlar, kökler olmalıdır.  Kök yok, fol yok,  yumurta yok,  bilmem kendini ne ambarında gör. Olacak şey mi? O halde ümit bile kuru kuruya olmaz. Ümit bir enerji, bir güç kaynağıdır. İnsanlar ümitsiz yaşarlarsa huzur bulamazlar ve canlı cenaze olurlar. Ümitle yaşanır, ümitsiz olmaz. Ama ümit etmenin de o gücü besleyecek, başka temel esaslara, unsurlara ihtiyacı vardır. İşte biz amal-i salihayı, bu ümidi tetiklemesi için, takviye için yapıyoruz. 

واستعينوا بالصبر والصلاة

¶        “Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin.”[4]

Yüce Allah’tan imdat isteyin. Yardım görmeye talip olun. Yardım isteyin. Neyle بالصبر والصلاة o halde sabır, salât bunlar amal-i salihadandır. Bunlar Yüce Allah’ın bize imdat edeceğine bir ümit ışığıdır. İmdadın da bir ümit ışığıdır. Öyleyse amal-i salihayı yapmadan, salih ameller yapmadan ümit etmenin bir getirisi yoktur.

MÜMİNLERİN BİTMEYEN FENER YAĞI:  Firavunlar, Nemrutlar bu türdendir. Kendisine hiç bir yarar sağlamamıştır. İnandım, şimdi ben de inandım demesi hiç bir işe yaramamıştır. Kuru kuruya bir ümit beslediği anlaşılıyor. Darda kalınca ben söyleyiveririm. Şimdiye kadar nasıl olsa Musa denince sıkıntıdan kurtulduk. Yine öyle olur zannetti. Yine paçayı kurtarırım zannetti. Elbette faydası olurdu ama salih amelleri olsaydı. Salih amelleri yok. Öyleyse bu ümidin ona sağlayacağı bir yarar da yoktur. Ama müminler için her zaman ümit vardır. Ümit ışığı yanar durur. Onu yakan nedir? Onun enerjisi amal-i salihadır. Amali saliha o fenerin yağıdır yani gazıdır. O gazı doldurdun mu o fener yanar. Ama gaz bitti mi, benzin bitti mi fener de söner. Müminler amal-i saliha işledikleri için, az da olsa ölüm halinde, canı çıkarken bile tövbe etse makbuldür. Ama bu salih amel stoku veya kaynağı olanlar içindir. İşte onun için kâfirler ile müminlerin son demlerindeki tövbelerinin, pişmanlıklarının fayda vermesi veya vermemesi, kabul edilmesinin ya da edilmemesinin sebebi budur. Öyleyse salih amel imdada yetişir, yani o bir vesiledir. Yüce Allah’tan hayır beklemek, kendisine iyi muamele yapacağını beklemek, müminin hakkıdır. Böyle bir hak oluşur. Bunları ben söylemiyorum.

HAKKUN ALEYYE MÜJDELERİ: Bunlar kitaplarda “حق علي hakkun aleyye- benim üzerime haktır” diye rivayetlerde vardır.  

مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَصَامَ رَمَضَانَ كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ[5]

فَإِنَّ حَقَّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَحَقَّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ أَنْ لَا يُعَذِّبَ مَنْ لَا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلَا أُبَشِّرُ بِهِ النَّاسَ قَالَ لَا تُبَشِّرْهُمْ فَيَتَّكِلُوا[6] 

 

حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلَا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا ثُمَّ سَارَ سَاعَةً فَقَالَ يَا مُعَاذُ قُلْتُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ قَالَ هَلْ تَدْرِي مَا حَقُّ الْعِبَادِ عَلَى اللَّهِ إِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ أَنْ لَا يُعَذِّبَهُمْ[7]

مَنْ قَالَ إِذَا أَصْبَحَ وَإِذَا أَمْسَى رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا إِلَّا كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ يُرْضِيَهُ[8] 

 

وَجَبَ عَلَى اللَّهِ Vecebe alallahi” diye rivayetler vardır. O kendi kendisine bunu böyle ifade etmişlerdir. Kutsi rivayetlerde veya hadislerde Peygamberimiz “vecebe “ile حق hakka ile حَقٌّ hakkun diye حَقٌّ عَلَى اللَّهِ    “Hakkun  alallahi” diye rivayetler vardır; hadislere bakabilirsiniz. O kendisne lutfen bunu bir görev bilmiştir. Bu senin benim üzerimdeki hakkındır demiştir Yüce Allah, kuluna lütfen ve keremen, şu güzelliğe bakınız. Yüce Allah hakları en güzel, en doğru şekilde gözetendir. Asla haksızlık bilmez.  Haksızlık yapmaz. Kullar yapabilir ama Allah yapmaz. O halde “La ilahe illallah diyeni cennete koymak bana haktır, revadır, vaciptir.”  İslâm âlimleri bu vücub-u şeriyye gibi değildir, demişlerdir. Bize vacip olması gibi değildir. Bu lütfendir, keremendir. Allah kendisini bu şekilde ifade etmiştir, demişlerdir. O halde Allahın kulları salih amel bazen çok böyle; 

اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ 

 

  1. Yarım hurmacıkla bile olsa cehennemden korkun, sakının.[9]

Yani bunu verirken Ya Rabbi ben bunu azabından uzak kalmak için veriyorum. Sen beni bu şekilde korkutuyorsun, yani sakının diyor ya.

فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِن كَفَرْتُمْ يَوْماً

¶        “Nasıl sakınırsınız o gün diyor ya ateşten.”[10]

CEHENNEMDEN CENNETE KAÇIŞ PROVASI: Biz o güne bu işi bırakmıyoruz.  Burada bunun provasını, hazırlığını yapıyoruz. Cehennemden cennete kaçış provasını yapıyoruz.  Cehennem hapishanesinden kaçıyoruz. Mutlular diyarı olan cennete sığınıyoruz. Onun sahibi kim? Allah’tır. Berikinin sahibi de Allah’tır. Ama أَعُوذُ بِكَ مِنْكَ euzü bike minke” denklemi üzerine senden sana sığınırız. Cehenneminden cennetine, azabından rahmetine, gazabından lütfuna, affına sığınıyoruz.  İşte müminlerin hali budur.

أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَبِكَ مِنْكَ 

  1.  Ya Rabbi! Öfkenden hoşnutluğuna ve cezalandırmandan affına, senden sana sığınırım.”[11]

                Minicik bir hayır bile olsa ki;  Kur’an buna “zerre” tabir eder.

فَمَن يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ

¶  “Zerre kadar hayrı olsa bunun karşılığını görecek.”[12] 

O bile Yüce Allah’ın affını ümit etmede bir vesiledir. Hakkın vardır. Ama küfür bu hakkı iptal eder. Her şeyi siler, kökünden sıyırır. Müminin diyarında ise ne kadar günah olsa da kökler durur. Üzerinden kırpıntılar olur. Dalını budağını kesersinde kök sağlamdır.

أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ

¶       Güzel söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”[13]

Bir anda filiz verir. Ortamı buldu mu hemen filizlenir; çünkü kök vardır. Ama küfür kökünden kazıdığı için o tamamen bir sıfırdır. Allah korusun. Onun için yarım hurma bile yerine göre adamı cehennemden kurtarır. Yüce Allah yani kurtulmana vesile kılar. 

                HAYRIN KÜÇÜĞÜ OLMAZ: Hiç bir hayrı var mı bakın kuluma var mı bir şey? Elinden avucundan, kenarından köşesinden, tutacak bir şey var mı? Hani anlattık ya geçenlerde bir zatın üzerinden hep örtülerini çalıyorlarmış da, adam niye bunları tutmuyorsunuz, yakalamıyorsunuz, ne biçim ermişsiniz siz diye sandukaları tepmiş. Sonunda tutmuşlar bir yerinden, işte temiz bu kadar bir yer bulabildik.  Biz temiz yere ancak sürülebiliriz. Bunda da temiz yer işte bu kadarcık bir yer kalmış, orasından yakaladık diyorlar. Yüce Allah seni cehennemden çekip çıkaracak. Temiz bir yerini arıyor.  Eteğinden kenarından tutacak yer arıyor, var mı?

اتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ

                Yarım hurmacık bile. Yarım elma gönül alma. Gönül aldın mı hiç. İşte bakın gördünüz mü atalarımız ne kadar güzel söylemiş.

لَا تَحْقِرَنَّ مِنْ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا وَلَوْ أَنْ تَلْقَى أَخَاكَ بِوَجْهٍ طَلْقٍ

Onun için Peygamberimiz:

  1. Hiç bir hayrı küçümsemeyin, velev ki bu kardeşini güler yüzle karşılamak bile olsa” buyurdu. [14]

VERİCİ MÜMİN: Vermeye alışın. Az varsa az verin, çok varsa çok verin. Ama verin. Verici olun.  Bugün verdin mi, kendini sorgula. Bir şey verdin mi? Eskiler “komşu komşunun külüne bile muhtaçtır” demişlerdir. Kül bile alıp verirlermiş. Komşu biraz kül var mı diye? O bile ecirdir. Bir diş çöpü vermek bile sadakadır. Bir güler yüz sadakadır. Güler yüzle bakmak tatlı sözle söylemek hep sadakadır. Üstüne ceketini giyiyor hemen tutuvereyim demek sadakadır. Sana bir iyilik yapana جَزَاكَ اللَّهُ خَيْرًا  “Allah hayrını versin, Allah sana iyilik versin” demek bir sadakadır. Bu bir şükürdür.

مَنْ صُنِعَ إِلَيْهِ مَعْرُوفٌ فَقَالَ لِفَاعِلِهِ جَزَاكَ اللَّهُ خَيْرًا فَقَدْ أَبْلَغَ فِي الثَّنَاءِ

Kendinse iyilik yapılan kimse iyilik yapana Allah senin iyiliğini versin diye dua ederse övgüye lâyık olur.”[15]

DAİMA YÜKSELEN BORSA: BURSEVÎ BORSASI: Velhasıl kazanın, müminlerin iktisap noktası oldukça bereketlidir. İşler kesat değildir. Müminlerin pazarı daima harıl harıl çalışır, bereketlidir. Müminlerin piyasasında borsa hiç düşmez. Daima çıkar.  Ama o keferetü’l-fecerenin sofrası, borsası böyle değildir. Çünkü onlar Bursevî’den ders almamışlardır. Biz Bursevî’den ders alan borsada çalışıyoruz. Bu anlamda ben de bir borsacıyım.  Devamlı değerlerin yükselmesi için yatırım yapmaya teşvik eden birisiyim. Yatırım yapanım demiyorum da teşvik eden birisiyim.  Yaparım demek bir iddiadır. Nem var ki yapayım. Kendimde bir şey gördüğümden değil.  Sizin cebiniz kabarık. Cüzdanlarınız kalın kalın, tomar tomar bazen görüyorum, düşürüyorlar.  Onlar zengin, ambarları dolu. Onun için Bursevî borsasına bol bol yatırın. Bursevî borsası, “İsmail Hakkı; Hakk’ın İsmail’i” var ya. Kendini kurban vermiş. İlk yatırım olarak ortaya kendini koymuş. Sermayesi canı, canını koymuş. Onun için; Hak Borsa,  İsmail Hakkı Bursevî borsasıdır. Allah bilenlerden, uyanlardan eylesin. 

İBADETLERİN EN ÜSTÜNÜ ALLAH’A HÜSN-Ü ZANDIR: Dersimize devam ediyoruz. Daha anlatsak gider. Kısaca ümidin geliştirilmesi, beslenmesi üzerinde durduk. Peygamber (a.s ) cehennem sahnelerinden bir sahneyi anlatırken bir fertten söz etti. Adam tam cehenneme atılırken “ümit ettiğim gibi çıkmadı” dedi. Hemen Yüce Allah “ne demek istiyorsun” diye buyurdu.  “Ben seni böyle bilmiyordum,” dedi. Allah “beni nasıl biliyorsun” dedi. “Beni affedeceğini ümit ediyordum”  dedi. Peki, öyleyse kulumun zannını boşa çıkarmayalım deyip Yüce Allah onu affetti, onu cennetine koydu, diyor. Bu Allah’a karşı hüsnü zan olayıdır. Peki, başka ameli var mı? Başka ne ameli arıyorsun? İşte bu başlı başına bir ameldir. Ameli salihin en birincisi; Allaha hüsnü zan beslemektir. Bu yoksa zaten gerisi yoktur. Gerisi boştur. Sen Allah’ı ne zannediyorsun. Bakınız hiç bir şeyi yok bu adamın, sadece hüsn-ü zannı varmış. Onu da anlatmadan geçemedik.

                4. ayette toplumsal ilişkilerde fertlerin konumu durumu ne olmalıdır. وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

İÇİ-DIŞI TERTEMİZ MÜBELLİĞ:Elbiseni temiz tut” dedi. Şu halde toplumsal faaliyetlerde, diyaloglarda, beşeri ilişkilerde, sosyal girişimlerde,  içtimai yaşam içerisinde çok dikkat etmemiz gereken bir nitelik de, sıfat da giyimimizin kuşamımızın yerinde olmasıdır. Pisli paslı kokar şeylerden olmamasıdır. Temiz tutacağız, temiz giyineceğiz. Bir başkası bakarken cemal üzere bakmalıdır. Cemil olan Allah’ın şu cemaline bak, yarattığı cemale bak demelidir. Adam sana bakarken cemalullaha yol almalıdır. Bizim pozisyonumuz ona bu ilhamı sağlamalıdır. Yüzümüz gözümüz ilham vermelidir.

الْمُؤْمِنُ مِرْآةُ الْمُؤْمِنِ

  1. “Mümin müminin aynasıdır. “[16]

VELİ KİMDİR? Mümin aynaya baktıkça, المؤمن (El- mümin)’i temaşa etmelidir. المؤمن “El- mümin” Allah’tır.

خيار عباد الله من هذه الأمة الذين إذا رؤا ذكر الله

  1. Ya Resûlallah! Veli kimdir? Görüldüğünde Allah zikredilir. Kalp heyecana gelir, kalbine enerji yükler.”

 Onun bakışlarından, ondan Zikrullah sinyalleri çıkar.  O’nun yanında oluşunun alametidir. Bakınız şimdi nükleer sızıntı var. Dünya müthiş sallantılar geçirdi. Müthiş kıyamet provalarından bir prova gördük. Bundan ders almayanlara yazıklar olsun. Bu, doğudan gelen bir felakettir. Yavaş yavaş geliyorum diyor, adımlarını ata ata geliyor ve geri dönmüyor. Her gün dünyanın biraz daha bir tarafları kırılıyor, kolu kanadı kırılıyor. Yara alıyor, bere alıyor.  İyiye gitmiyor, bu belli ki ölecek. Çünkü bunun tedavisi yok. Gemi su alıyor. Boyuna bir delik, kapatmaya çalışsan daha büyüğü açılıyor. Ey beşer âcizsin. Ama merak etmeyiniz. Geminin helaki ile sahil arası ona göre uyarlandı ve ayarlandı. Sahile vardığınız gün onun canı da kesilecek. Yol bitmeden korkmayın yarıda kalmayacaksınız. Sizi Allah’ın dilediği sahile, mahşer sahiline çıkartma yapacak. Oradan böyle ahret âlemine, gemi çıkartmasında çıkanlar gibi يسرعون

فَإِذَا هُم مِّنَ الأجداث إلى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ 

¶  “Rablerine doğru böyle akın akın gitmektedirler. Böyle koşa koşa süratle herkes gemiden inecek ve mahşere çıkacak.”[17]

 Bunlardan ders almak lazımdır. Mümin mümine böyle bakmalıdır ve Yüce Hakkı onda gördüğü sıfatta, tecellide müşahede etmelidir. Mümin müminin bu manada aynasıdır. Yani Yüce Allah’ı görme konusunda, O’na ait olanları okuma, temaşa etme konusunda bir birlerine kitap gibidirler. Bir birlerine dürbün gibidirler. O onu, o onu dürbün gibi kullanır ve uzakları yakın ederler.

UZAĞI YAKIN EDEN İKİ DEMİR:  “İki demir birbirine muttasıl olursa uzak yakın olur.”

Bu, Muhyiddin Arabi’nin sözüdür.  İki demir birbirine birleşti mi uzak yakın oldu, demiştir.

الْحَدِيدُ بِالْحَدِيدِ قَرُبَ الْبَعِيدُ  إذا اتصل

Bunu ilk defa tren yoluna uygulamışlar. Bu zat tren yolunu bize haber verdi, demişler. Ama bütün iletişimlerde iki demir vardır. Artı ve eksi kutuplar.  Bu ikisinin ittisali ile uzak yakın olur. Telefon, cereyan böyledir. Hepsi böyledir. Bütün akımlar bu şekilde gerçekleşir. Alçak basınç yüksek basınç, Artı ve eksi, hepsi iki yönlüdür. Bu şekilde sirkülasyon denen akım gerçekleşir. Bu olmadan olmaz. Sadece yüksek akım varsa, o yerinde durağandır. Sadece eksi ise hiçbir kıpırdayış yoktur.  Ölü anlamına gelir.  O halde iki zıttın hareketi, hayatı, yaşamı meydana getirir.

FEYİZ FABRİKATÖRLERİ: Mümin müminin yaşamıdır, yaşam kaynağıdır, tecelligâhıdır, vesile-i rahmetidir. Velhasıl mümin mümine daima rahmettir. Onun için mümin kardeşinin olmasını canı gönülden ister. Akıllı mümin asla onu kıskanmaz.  Onun yok olmasını istemez. Onun yokluğunu istemez, silinmesini istemez. Çünkü aynasını kaybeder. Aynasızlardan olur.  Aynasız demek bereketsiz, lütufsuz, ümitsiz ölümünü bekleyen demektir. Müminler bir fabrikanın çarkları, milleri gibi vidaları, cıvataları gibidirler. Onların yani hayırlı müminlerin çokluğu, mükemmel olan bir makineyi fabrikayı ifade eder. Ne kadar çok aksamı varsa o kadar büyük bir fabrikadır. Mükemmel bir fabrikadır. Nur fabrikasıdır, feyiz fabrikasıdır. Âlem onların yüzüne güler, onlarda âlemin yüzüne gülerler. Rabbü’-âleminin eşliğinde bayram, seyran ederler. Yerler ve gökler müminleri tanır. Üzerinde hayat sürmesinden hoşnutturlar. Dağlar, bayırlar, çayırlar hep mümine hayırlar dilerler. Hayır olsun, güzellik olsun sana derler. Dua ederler. Denizin içindeki balıklar, gökyüzündeki melekler, karıncalar, pireler hep müminlere dua ederler. Peygamber de onlara, pirelere dua etti. Karşılıklı dua, onlar da bize dua ederler. Peygamberimiz ne varsa yerde, gökte hatta denizlerdeki balıklar bile ilim taliplerine dua ederler. Müminler daima bilgi peşindedir. Daima ilimlerini artırmakla meşguldürler. Çünkü onlar Yüce Allah’ın

وَقُل رَّبّ زِدْنِى عِلْماً

¶  “Deki Rabbim ilmimi artır[18]

 beyanını hazmetmiştir. Bunu duymuş, buna uymuştur.

MÜMİN ALLAH İLE BARIŞIK YAŞAR: Mümin uyum sağlayan kişidir. İlahi beyanlarla arası iyi olan kişidir.  Allah ile sulh yapmış kişidir. Sulh barış demektir. Mümin olmak, Allah ile barışık yaşamaktır. Mümin olmamak ise Allah ile harp halinde olmak demektir, cenk halinde olmak demektir. Allah ile cenge girişen bir kişinin akıbeti sizce ne olur?  Firavunlar, Nemrutlar bunun örneğidir. Onlar cenk ettiler.  Az önce dedik ki; Firavun son deminde inandım dediği halde geçersiz oldu. Öteki adam ise ben seni böyle bilmiyordum. Nasıl biliyordun? Ben beni affedeceğini ümit ediyordum.  Benim kusurlarıma bakmayacağını ümit ediyordum. Firavunu böyle bir ümidi hiç olmadı. Çünkü o kendisinin ümit edilen, ümitleri besleyen, yegâne merci olduğuna inanıyordu. Benden başka Tanrı yok diyordu. Ben en Yüce Rabbim, Ekber benim diyordu; onun için reddolundu. O bahsettiğimiz züğürt, o güzel niyetiyle hüsnü zannıyla ölüp gitmiştir.

أفضل العبادة حسن الظن بالله يقول الله عز وجل : » أنا عند حسن ظنك بي

İbadetlerin en üstünü Allah Teâlâ’ya hüsn-ü zan beslemektir. Allah (a.c.) şöyle buyurmuştur: ‘Ben, kulumun beni zannı üzereyim.’Hüsnü zan ibadettir.” [19]

                HÜSN-Ü ÂKIBET, SÛ-İ ÂKIBET: Bu adam ibadet yapmış. Onun hiç bir şeyi yok. O hergelenin hiç bir bağı yoktur. Bu adam Yüce Allah’a bir bağ oluşturmuş. O da hüsn-ü zandır. “بالله- Allah’a iyi zan beslemiş”, ümit beslemiştir. Ümidini hüsnü zan ile birleştirmiş, zannı ümit anlamında alırsak bu hüsün üzere bir ümit olmuş. Ama Firavun’un hüsün üzere bir ümidi yoktu. Bilakis su-i zannı vardı. Bu nedenle akıbeti de su, kötü oldu. Su-i akıbet, su-i zan ehlinedir. Hüsn-ü zan ehline ise hüsnü akıbet vardır.

جزاءً بما كانوا يعملون

¶  “ Yaptıklarına karşılık olarak...[20]

Allah’a iyi zan besleyenler için güzel bir sonuç, kötü zan besleyenler için kötü bir sonuç vardır.

                5. ayeti celileye girelim.

                Toplumsal ilişkilerimizde, bağlantılarımızda, girişimlerimizde,

كَأَنَّهُم بنيان مَّرْصُوصٌ

¶        “Oluşumuzda, duvarın tuğlaları gibi, bir duvarın taşları bir biri üzerine konmuş ve kurşunlar dökülerek sapa sağlam bir birine geçirilmiş.”[21]

MÜMİNLERİN SİGORTASI KALBİDİR: Bu duvar yıkılır mı?  Bu duvar ancak Allah’ın dilemesiyle yıkılır. Hiç bir güç bu duvarı delemez, geçemez, bu surda gedik açamaz.  

MÜMİNLERİN SİGORTASI KALBİDİR: Bu duvar yıkılır mı?  Bu duvar ancak Allah’ın dilemesiyle yıkılır. Hiç bir güç bu duvarı delemez, geçemez, bu surda gedik açamaz.  Bu böylesine bir surdur. Sûrelerle tesvir edilmiş bir sur. Allahın sûreleriyle inşa edilmiş bir surdur. Buna kötülük işler mi hiç? Kötü girişimlerden hiç etkilenir mi? Asla, çarpılırlar. Ama bu inşa faaliyeti nerededir. Nerede böylesine bir toplum? Bu duvarın örülüşü böyle mi şimdi? Şimdi insanlar betonarme mi diyorlar, betondan, beton yığını duvarlara güveniyorlar.  Bunu yaptık sel gelmez, bunu yaptık düşman gelmez.  Emniyetteyiz diyorlar. Olamaz efendim. O duvar toprağın üzerine yapıldı. Onun altı ateş, boşluk, onun altı kaygandır. O senin sağlam dediğin şey, çok zayıf bir şeyin üzerine inşa olunmuştur. Buna nasıl güvenirsin? O halde müminlerin sigortası kalbidir. Kalp cihetinden içyapısı hasebiyle iman yoluyla sağlam bir bina inşa ederler. Müminlerin inşası, yapılanması kalbidir, derunidir. Bunu ne toplar ne silleler sindirebilir. Bunda asla hiç bir beşeri güç delik açamaz, onu yıkamaz.

                Devam ediyoruz. Daha neler lazım. İçinin dışının temiz olması lazım. Temiz değilse, kirliyse paslıysa kirlenen o porlanan, paslanan şeyler akım geçirmez. Onun için elektronik öyle cihazlar vardır. Porlanırlar, pislenirler, paslanırlar. Asitli bir şeydir onlar, yiyorlar. Oksitlenme diyorlar ona. Müfsitlenme olayı. Onu yiyor, çeliği, demiri yiyor. O mikrop, nasıl virüs diyorsak onlarda virüs işte.  Demiri yiyor, ondan sonra toz toz pul pul dökülüyor. Onun için temiz olmalıyız.

KALPLERİN CİLÂSI ALLAH’I ZİKİRDİR: Akım geçmesi için sağlam olmalı, sürekli cilalanmalı. Cila nedir?

إن لكل شيء جلاء ، وإن جلاء القلوب ذكر الله عز وجل

  1.  “Her şeyin bir cilâsı vardır. Allah’ın isminin yâd edilmesi kalbin cilasıdır. Kalplerin cilası Allah’ın zikridir.” [22]

 Asla kalbiniz Allah demekten hali kalmasın. Yoksa o kalp bir işe yaramaz. Kalpsiz gibi olursunuz. Siz, o durumda kalbi tersine çeviriyorsunuz, kalpsiz olursunuz.

  أستعيذ بالله Esteizü billah”   والرجز  Rucüzden, Yüce Allah önemli bir şeyden bizi uyarıyor. يعقوب وسهل وحفص  بضم الراء  ru şeklinde okuduk. İmamımız Hafs, Âsım’ın ravisi  biz o kıraat üzere okuyoruz. Demek ki ru’ şeklinde okumuş. Eğer böyle bir beyanda bulunuyorsa, bu demek ki başka bir kıraat daha vardır. وغيرهم   Bunların dışında kalan diğer imamlar   بالكسر kesre ile okumuştur. Ricze şeklinde. Kur’an da riciz kelimesi de geçmektedir. Burda rucuz olarak geçmiştir.

KUR’AN KELİMELERİNDEN NÜKTELER: Bazı günümüzdeki şeyler benim yapımda vardır.  Ses benzetmesi ile bazı şeyleri benzetirim. Mana cihetinden uyum sağlarsa onu alırım. Bana “ruj” der gibi geliyor. Hani Fransa’da ruj derneği var. Rujcular var biliyorsunuz. En önemli fabrikaları rujlar üzere yapılmıştır. Dünyada adam,  kozmetik üzerine birincidir. Pırasa fiyatına gidiyor. Arnavut nasıl böyle piyasayı pırasa olarak biliyorsa böyle gidiyor. Benim ki Paris’ten geldi, senin ki nereden geldi?  Demek ki böyle Parisçiler var.  والرجز  dedim ya yanlış anlaşılmasın, batini değiliz ama böyle bir söylerken benzemesi ve bir de acaba bunun dini pozisyonu nasıl? Din buna nasıl bakar? Din buna hiç hoş bakmaz. Çünkü onun altına su geçmez.  Bir müslümana bunu kullanmak yakışmaz.  Müslümanın kullanacağı bir şey değildir. Öyleyse bunu neden buraya almayayım? Var mı Kur’an’da, mutlaka vardır.  İşari vardır, şöyle, böyle vardır.

                Bir gün rahmetli hocamın kabri başındayız. Ziyaret edip Yasin-i Şerif okunuyor. Tam o sırada والقمر “ve’l-kamerayı” okuyor. [23]قدرناه منازل O sırada şuanda  Avrupa’da olan tanıdığımız, talebelerimizden  birisi gelmiş,  kamera almış, o sırada benim yüzümü çekiyor, bakıyor. O sırada okuyan da[24]والقمر diyor. Bunda ne sakınca var. Nasıl denk geldi o zaman? Sonra onun kamerası da kamere benziyor. Yuvarlak dolunay var ya ona benziyor. Her neyse işin espiri tarafı. İçini dışını benzettin mi korkma. Ama içiyle dışı farklı olursa o zaman çekinirsin. Uzak dur. Denk getirirsen, bunlar İsrail oğullarından gelen haberler gibidir. Böyle şeylere ben böyle bakarım. Kitaba, sünnete bir şekilde uyum sağlıyor mu sağlıyorsa al gelsin, vizeyi verin. Ama yok uymazsa gitsin geri, almam onu. İşte kısaca bakışım budur.  والرجز kesre ve zamme ile okunmuş. Anlamı, العذاب  Azap demektir. Kesre ile anlamı değişiyor mu? Evet, başka anlamları da vardır. Bu kelime yani “riczen” kazurat anlamına gelir. Pislik, kir, günah anlamına gelir. Putperestlik, putlara ibadet anlamına gelir. Kur’an’da geçer. Azap türü anlamına geliyormuş. Pislikler, mikroplar virüsler bunun içine dâhildir. İnsana teknik türde olsun, radyasyon gibi veya mikroplar, virüsler gibi canlı türünden olsun ne kadar zarar veren şey varsa hepsi buraya dâhildir. والمراد   bundan maksat, azap anlamına gelen genel yapısıyla, çünkü bu şeylerin hepsi azaptır. Putperestlik, günah, pislik azaptır.  Azapta hepsi cem oluyor. Ortak kelime azaptır.  Müfessir ortak kelimeyi alıyor.  Bunun anlamı  العذاب  Bu azaptan murad ise,  يؤدي إليه Ona götüren, azaba sevk eden şeydir. الرجز. Azabı intac edici şeyden فاهجر  ayrıl, uzak dur Ey Peygamber. Hicret et.

 وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ

  1. Muhacir Allah’ın nehyettiği şeyden uzak duran kişi demektir.”[25]

HEPİMİZ ASLINDA HİCRETE ADAYIZ: Muhacir kim? İşte burada muhacir ol diyor, ayrıl diyor. Hicret etmek, ayrılmak demektir.  Muhacir Allah’ın nehyettiği şeyden uzak duran kişi demektir. İşte bunu yaptın mı sen de muhacir sevabı alırsın. Muhacir oldun bittin.  Hicretin mübarek olsun. Şu halde hicret daima müminin hayatında önemli bir yer ibraz eder. Ve asla hicretsiz yapamazsın. Şurada iki kişi konuşuyor, dedikoduya başladılar.  Elinden dilinden bir şey gelmiyorsa orayı terk et. Orada şimdi leş yiyorlar. Orda ölmüş bir müslüman kardeşinin eti yeniyor. Akbabaya dönüşmüş bu adamlar. Sende mi akbabasın?  Babalar ve aklar. Akbabasın. Karababa yok ne diyelim akbaba diyorlar. Karababa diye bir şey duymadım.   Ne yapacaksın. Uzak duracaksın. Akraba derseniz akbaba akraba. Akrep daha tehlikelidir. Adı üstünde akrep adamı sokar, yer. Onlardan daha uzak dur.  Peygamberimiz kadınlara şunlardan şunlardan sakının diye anlatıyordu. Peygambere akrabalara ne dersin dediler “Akrabalar akreptir, “buyurdu.

SAKININ Kİ DEĞERLİ OLASINIZ: Onlara daha çok dikkat edin. Çünkü yakındır diye, akraba bunlar diye sakınmazsın. O zaman sakınılmayan şeyler zayi olur giderler. Sakın ki değerli şeyini daha değerli olsun. Daha önem ver ki daha önemli olsun. Yoksa sakınmazsan atıverirsen ipliğin pazara çıkar. O zaman beş kuruş, on kuruş etmezsin. Hiçbir değerin olmaz. Sakınılan şeyler nüfusu beşerde daima öneme sahiptir. Bu psikolojik, sosyolojik bir hadisedir. Sakınılan şeyler insan ruhunda daima bir öneme ve gizeme sahiptir. Acaba ne? Ne saklıyor bizden. O zaman sır küpü gibi olursun.  Sırlı olursun. Sırsız mümin olmaz. Sırrın ne kadar çoksa esirin o kadar çoktur.

أَسِيرُكَ سرك

MÜMİN KÂFİRLE UZLAŞAMAZ: Evet, pislikten negatiften uzak dur. Negatif, yaramaz demektir. Mümin iman yönüyle pozitif yapıya sahiptir. Negatif yapı ise küfür ehline aittir. Mümin kâfirle barışamaz, uzlaşamaz. Kol kola giremez, yüz yüze bakamaz.  Hele hele öz öze hiç gelemez. Siz şimdikilerin kol kola geldiğine bakmayın. Onlar, yok bir farkımız diyor. Yok bir farkınsa tabiî ki yoktur. İnsan kendini nasıl ifade ederse öyledir. Biz diyoruz ki çok farklıdır. Kâfir ile mümin هَلْ يَسْتَوِيَانِ dir.[26] İkisi eşit değildir.

PEMBECİ OĞLUNUN DÜNYASI: Ama kim yok bir farkımız diyorsa bu pembeci dünyanın pembeci oğlunun dünyasında bir asılsız balondur. Allah korusun biz balonlardan uzak duracağız. Müminin içi doludur. Mümin ağır kişidir. Yerlerin ve göklerin ağırlığı; melekler gökte, yerde iman eden müminler ağırlık taşır.

وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاءٌ

¶        “Gâvurların gönülleri bomboştur, hava doludur.”[27]

  KÂFİRİN GÖNLÜ HEVA MÜMİNİNKİ İMAN DOLUDUR: Müminlerin gönlü hava dolu değildir, iman doludur. Ve iman mizanda en ağır gelen şeydir. Müminlerin güveni, güven ve ümit kaynağı imanlarıdır. İman varsa her şey var, iman yoksa hiçbir şey yoktur.  Mümin şeydir imanı varsa,  kâfir ise leyse bi şeydir. Çünkü onun imanı yoktur, onun için hiçbir şey değildir. Hiçbir değeri yoktur. Değeri olan şeydir. Değeri yoksa leye bi şeydir. Arabın üslübu budur. Leyse bi şey, önemi yok değeri yok demektir.

                Pisliği terk et. Kötülüğü, ne kadar olumsuzluk varsa ki bu kelimededir rücuzdur, riczdir. Bundan uzak dur. Taşıma suyla değirmen döndürme. Güzelliğini boyalarla makyajlarla gösterme. Mümin imandan gelen, salih amelden gelen bir parlaklığa sahip olmalıdır. Boyalarla kendini ortaya koymamalıdır.  Müminin boyası, cilası amal-i salihasıdır, salih amelleridir. Gâvur ise içi boş olduğundan, daha ötesi küfür dolu olduğundan, kömür gibi katran gibi içi dolu olduğundan,  zaman içerisinde yüzüne vurur bu renk, çirkinleştikçe çirkinleşirler. Tiksinti meydana gelir ve pis pis kokarlar. Aman bu pis kokuyu, kendisi de duyar kokusunu, iğrenir, bunun için bol bol parfüm alırlar, takviye alırlar. Yüzlerinde o korkunç görüntüyü boyalarla giderirler. Ne zannettiniz, o takılarla süslenmeye çalışırlar. Müminin bunlara ihtiyacı yoktur.

HAKK’IN MESTANI ESMA’NIN BOSTANI: Müslüman bunları Allah’ın kendisine ikram etiği Salih amellerle sağlar. Peygamber nasıl kokuyordu değil mi? O güzelim koku nerden geliyordu. Zikrullah ile üretilen bir kokuydu.  Onun adı miski zikrillahtır.  Allah’ın zikrinin miskidir, kokusudur. Buna sufiler, raihatü’l- yakin der. Yakın kokusu efendim, Allah’a yaklaşmanın kokusudur, gurbiyet kokusudur. Mest eder adamı, sarhoş eder, sekre düşürür, adam o kokuyu koklayınca bir hoş olur. Manevi bir sarhoşluk sarar insanı, mest olurlar. Onlar Hakk’ın mestanı, Esma’nın bostanıdır.

Ruczu terk et. Azabı intac edici ne kadar kötü şey varsa, Allah’ın ve Resulünün yasak ettiği ne kadar edep dışı şey varsa,  فاهجر  ondan uzak dur Ey Peygamberim. Peygamber niçin böyle bir uyarıya mazhar oldu ki. Peygamber acaba böyle bir ortamda mı idi ki ayrıl diyor.

EY MÜMİN SEBÂT ET: Müfessir diyor ki: أي أثبت على هجره  Ondan uzak durma, ayrı durma konusunda sağlam bas, sebat et Peygamberim, sabit ol demektir. Devam et bu sübuta, böyle olmaya devam et,  demektir. Bunun kaidesi, eğer emredilen şey üzereyse ve yasaksa bu, o yasağa uyan birisiyse; ama yasaklanıyorsa, yalan söylemeyen bir adama yalan söyleme sakın demek;  bu güzelim sıfat üzere olmaya devam etmek demektir. Sakın buna leke getirme, aferin sana demektir.

اهدنا الصراط المستقيم i böyle izah etmişlerdir.

¶        “Bizi sırat-ı müstakim üzere, bu yola bizi hidayet et Ya Rabbi. Bu yola bizi sevk et.[28]

 Biz zaten Müslüman’ız. Hadi ismine mazhar olmuşuz. O yolda devam ediyoruz.

اثبت على ذلك demektir. اثبت على الهداية  demektir.  اثبت على الصراط المستقيم demektir. Devam et kulum. Bu takviyeli bir sözdür. Devam et.  Arada bunu söyleyeceğiz. Öğretmen çalışkan öğrencilerine devam et evladım, aferin, devam et demelidir. Dersine çalış demek ona hakarettir. Adam zaten çalışkandır. Hâsılı tahsil olur mu? Pişmiş yemeği tekrar pişiriyor musun? O zaten pişmiş adam. Bu devam et anlamındadır. Bu şekilde pişir işte pişireceğin şeyleri. Geliştireceğin şeyleri böyle yap, devam et anlamındadır. أي أثبت على هجره   Ondan ayrı durmaya o rujdan uzak durmaya devam et. Bu konuda sabit ol Peygamberim, sağlam ol.  لأنه Müfessirin bu şekilde tefsir etmesinin nedeni; çünkü Peygamber (as)  muhatap, كان بريئاً منه   zaten o rücuzdan, azaptan, azap intac edici şeyden, o negatif şeylerden uzaktı. O zaten müberraydı. O zaten uzaktı. O’nun böyle bir batmışlığı, dalmışlığı, girmişliği yok ki. Tabi bu Peygambere yönelik bir tefsirdir. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla deyince, bu göz ardı edilmemelidir. Tefsirlerde bu ana esastır. Bazen unutulur ki burada belirtilmemiştir. Burada söylenen Peygamberdir ama maksut ümmetidir, yani bunu sana bana söylüyor. Peygamberin şahsında, O’nun aynasında, O’nun ekranında tüm insanlığa ilave ediliyor.  Düşünün ekrandasınız.  Orda bir program yapan var. Bir de muhatap var. Allah ve Resulü olarak düşünürseniz kalbinizin aynasında. Ona diyor ki,  فاهجر   والرجز  ne anlarsınız bundan. Hepimiz dinliyoruz. Bizim için yapılmış bir program bu. Sana söylüyor olarak anlayacaksın. Ona değil, sana. Böylesine bir oluşum.

GÜNÜMÜZDEKİ PUTPERESTLER: İbadetül evsan günümüzde hâlâ var. Putperestler hâlâ var. Meryem’e tapınanlar, yalvaranlar var.  İsa’ya tapanlar var,  Buda’ya tapınan budalalar hâlâ var. Zerdüşt denilen berduşa tapınanlar hâlâ var. İran bölgesinde tüm bunlar varmış efendim. İncelediğiniz zaman bunlar bir yerde kendini aşikâr edemedi mi, gizli yer altına gidiyorlar, siniyorlar, orada devam ettiriyorlar. Yani hâlâ dünyada putperestler var. Uzak doğuda çoktur. Geçen bir Buda gösterisi bilmem kaç metreymiş. Yatıyormuş, bir de keyif çatıyor. Altından yapmışlar, dünyada en büyük heykelmiş. Giden gidene, elini süren sürene, resim çektiriyorlar. Bilmem ne yapıyorlar. Bu insanlar böyle efendim. Peygamberimiz çok endişelendi. Beni Yahudilerin Üzeyir’e yaptıkları gibi, Hıristiyanların İsa’ya yaptıkları gibi bana sakın böyle yapmayın dedi. Beni uçurup, kaçırmayın dedi. Kabrimi de perestij edilen bir mabet haline dönüştürmeyin, dedi. Peygamberimiz bunlara karşı bizi hep uyardı. Çok yalvarıp, yakardı. Evet,  sakınacağız.

MÜMİN NEGATİF OLMAZ: Devam ediyoruz. Toplumsal ilişkilerimizde, girişimlerimizde negatif olmaktan kesinlikle uzak duracağız. Ne kadar olumsuzluk varsa, bu rucüz kelimesi ne kadar insani olmayan şey varsa hepsini ihtiva eden mucize kelimedir. Hepsi bunda rücuz. Ne kadar pislik varsa rucüz de, riciz de. Bu ricizdir kesinlikle benim bununla ilişkim olmaz. Yalan söylemek, bütün günahlar bunun içerisindedir. Çünkü azap verici, sonunda azap göreceksin. Müfessir dedi ki;  والمراد ما يؤدي إليه Burada azaba sevk edici şeyleri kastediyor.

إِنَّمَا الخمر والميسر والأنصاب والأزلام رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ الشيطان

¶  “ Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir     .”[29]

 BÜTÜN RİCSLER ŞEYTANIN İŞLERİNDENDİR: Bunlar kumar, fal okları, sayıyor sayıyor, sonunda, bunlar ricsün min ameliş şeytan diyor. رِجْسٌ  Ricstir. رِجْسٌ  Rics şeytanın işlerindendir. Rics şeytani sıfatlardan bir sıfattır.  Şeytan işlerinden bir iş türüdür. Bir tür bu. Riciz başlığı altında birçok günah vardır. İblise aittir. Sahibi riciz İblistir, şeytandır. Kim böyle iş yaparsa ona doğru,  onun kucağına doğru, onun diyarına doğru kayar gider. Allah bizi kaydırmasın. Uzak dur diyor bakın. Yolun sakın oraya uğramasın. Demek ki böyle bir şey gördün, gözün takıldı, hemen gözünü kapat.

فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآَنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

¶       Kur’an okumaya başlayacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” [30]

قل أعوذ بالله من الشيطان الرجيم  “Eüzü billahiminesşşeydanirracim” de. O görüntüye bakma sakın. Nahoş şeyler geliyor bir yerden, fısıltılar,  bir şeyler, nerden olursa olsun; bazen bir müdür birisiyle oturmuştur; öğretmensin tam varacaksın adamlar dalmışlar, ricz içerisinde hemen kapıyı çek git. Uzak dur.

KENDİNİ YAKMA: Sakın, orada bir ateş tutuşmuş. Ateşten kaçacaksın. Elinde değilse söndürme kaçacaksın. Kendini yakmak hüner değildir. Söndürüyorum diye kendini yakmayacaksın. Uzak duracaksın. Anan baban yapıyor, yine aynı şekildedir. Yanlış bir şeydir. Açtılar bir kanal televizyonda tamamen vebal, günah şeyler, çekil, uzak dur. Demek ki bu âyet bu kadar hayat düsturudur.

فاهجر   والرجز 

HER DUVARA SERLEVHADIR: Eğer idare İslami bir idare olsa devlet, bütün önemli noktalara bu âyeti yazacaksın. İnsanları uyaracaksın.  فاهجر   والرجز Belli noktalarda önemli noktalarda وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ bütün bunları yazacaksın. Şimdi bıdı bıdı şeyler asarak bunların hepsi vesvese türüdür. Kalbi çelmeye yarayan her şey, batıl şey, günah şey; yeminle söylüyorum şeytan vesvesesidir.

GÖNLÜ DOĞRAYAN NACAKLAR: Vesvesetü’ş-şeytandır. Birçok vesveseleri böyle insanlara bir şeyler çağrıştırıyor. Seni bir yere çağırıyor. Bacak bacak üstüne atmış. Ondan sonra işte arabana şu lastikten al diyor. Üzerine de oturmuş, kurulmuş, bacak bacak üstüne atmış kadın, neredeyse çırılçıplak. Hangisini alacağız. Lastiğe mi bakıyorsun yoksa o bacaklara mı bakıyorsun. Söyleyin bakalım hangisine bakıyorsunuz? Adam senin nereye baktığını bilmez mi? Neden koydu o bacakları oraya. O bacaklar nacaktır. Gönlünü doğrar senin. Gözünü yumacaksın, bakmayacaksın. Onlara verilecek en önemli ceza bakmamaktır. O programlara bakmamak program yapıcılarını kahreder. Çünkü o karşıda izlenme rakamlarını görüyor. Öyleyse ona onun dilinden konuşmak lazım.

SOSYAL HAYATIN TEMEL DİREKLERİNDEN: İHSAN: Önemli bir nokta daha, çok önemli bir nokta: Bu beşinci düstur insan karakterinde bir sıfattı. Altıncı düstura geçiyoruz. وَلاَ تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ  Müminlerin sosyal yaşamında, sosyal yapıyı güçlendiren, ayakta tutan, ana direklerden birisi  ihsanda bulunmaktır. Zekât, sadaka, verilen bütün hayırlar, yapılan tüm hayırlar sosyal yaşamı ayakta tutan ve genelde fiziki yapıyı hedef edinen bir muameledir. Onun için mutlaka gerekli olan bir yapıdır.  وَلاَ تَمْنُن تَسْتَكْثِر  Çok görüyor olduğun halde ihsanda bulunmayasın. Çok görerek ihsanda bulunmayasın. Çok veriyorum deme diyor. Veya çok derin anlamı var. Şimdi tefsir kısmında onları beyan edeceğim. تَسْتَكْثِر  بالرفع ref ile okunmuş. وهو منصوب المحل  Testeksiru  تَسْتَكْثِر cümlesi mahallen mansuptur. على الحال  Hal üzere mansuptur. Gramer yönünde Arap dilinde bir açıklamadır. Cümledeki pozisyonunu ifade ediyor. Ya ref halinde olur, ya da nasp halinde olur. Bu nasp halindeymiş. Çünkü haller mansuptur. Genel kaidedir. أي  Bu ayette şu denmek isteniyor . لا تعط vermeyesin Ey Peygamber,  مستكثراً   çok görerek vermeyesin. رائياً لما تعطيه كثيراً   Müsteksir vaziyetinde, pozisyonunda  verme.  Bunun açıklaması  رائياً görerek kendini ya da verdiğini  لما تعطيه   verdiği şeyi  كثيراً  çok.  Verdiği şeyi çok görerek verme anlamındadır. Çok görerek verme. لما   O şeyi   تعطيه   ه  zamiri  ما  ya racidir.  Yani verdiğin şeyi sakın çok görme. Ben okkalı verdim, bol bol verdim.

DÜNYA KALİL, NE KADAR VERSEN YİNE KALİL:  Yeteri kadar verdim deme sakın. Ve ne kadar verirsen ver ama hep az bil. Yetmez bu, çok verdim deme. Verdiğin şeyi çok görme. Ne kadar çok verirsen ver ama sakın çok görme. Çünkü onu çok görmek nefisten kaynaklanır.  Sen dünyaları versen

قُلْ متاع الدنيا قَلِيلٌ

¶    “Dünyanın eşyası pılısı pırtısı azdır. [31]

Allah ona az diyor. Dolayısıyla sen dünyayı vermedin ki minnacık bir şey verdin. Dünya ve içindekilere Allah  قَلِيلٌ “galil” az diyor. O halde senin verdiğin, ne verirsen ver azdan daha azdır. Ne iddiasında bulunuyorsun. Senin metaın bu metanın kaçta biridir? Rakamlar ifade edemez ki… Dünyaya göre hesap edince o rakamlar ifade edemez. Onun için insanlarımızın zayıf noktalarından birisidir, ben okkalı bir şekilde verdim işte der. Ona şu kadar para verdim. Verdiğini sakın çok görme. Bir şey verdim zannetme. Sakın verdiğinizi bir şey görmeyin. Bir değer vermeyin. Değeri sen vermeyeceksin. Değerlendirme sana ait değil. Ölçme değerlendirme Allaha aittir. Öğrenciye ait değildir. Sen Allah’ın bir öğrencisisin. Muallim Allah’tır. Notu o verecek sana sen ne karışıyorsun. Sen elinden geleni yap, değerlendirmeyi O’na bırak. Eğer kendi kendinize gelin güvey olursanız, bu O’nun işine karışmaktır.

 İSRAFA FARKLI BİR YORUM: Haddinizi bilin, görevinizin dışına çıkmayın. Uzuvlarınızı uygunsuz yerde kullanmayın, bu bir israftır. Üzerine düşmeyen yerde eğer zaman ayırırsan bu zamanı çalmışsın, çar çur etmişsindir. Çünkü senin üzerine vazife değildir. Ama insanların çoğu böyle bir zulümde bulunduğunu bilmez. İnsanların çoğu zalimdir. Çünkü sen o zamanı yerinde kullanmadın. O ölçme değerlendirme sana ait değil sen ne karışıyorsun. O halde çok verdim demek ölçtün demektir. Sen çok olduğunu ne biliyorsun?

SEYYİAT- HASENAT KARŞISINDA TAVRIMIZ: Onun için birçok büyük zat, amelini işlerken yapıncaya kadar en güzele dönüştürmek için gayret gösterir. En güzel tarz nasıl onu yapayım. Yaptığı zaman o senin elinden çıktı diyor. Bir daha artık onunla uğraşma. Bitti, o gitti. Artık onu nazara alma. Ama bu hasenat zümresindendir. Seyyiat zümresinden hiç unutmayacaksın. Günahlarını önündeki engeller olarak göreceksin. Ben şimdi nasıl yürüyeceğim bu yolda deyip, önünde canavarlar olduğunu, tehlike olduğunu düşüneceksin.  Onun için tam tehlikelere düçar olmuş, yüz yüze gelmiş, imdat diye bağıran adam gibi bağıracaksın. Adam gibi bağıracaksın ki duysunlar. Canın yanacak, yüreğin yanacak. Ama seyyiatını görmezsen, hasenatını görürsen nefis ve şeytan iyisin diye sırtını sıvazlar. İyisin sen bak senin gibisi var mı derler. Şu zamanda senden daha iyisi olur mu? Sen bu zamanın ermişlerinden, ulemasından, Salihlerindensin, aferin sana derler. O da neymişim, doğru ya der. Bak komşun sana hiç böyle yapıyor mu? Sen devamlı komşuna veriyorsun. Bak arkadaşlarına ne güzel izzeti ikramda bulunuyorsun. Hiç sana bunu yapıyorlar mı?  Böyle böyle adamı kubartır, kabartır, nefsini helake duçar eder. Amellerin haptolmasına sebep olur. Allah korusun. Küfranı nimet etmeyelim. Allahın bize verdiği yanında senin verdiğinin adı mı olur? أو İkinci bir tercih. طالباً  çok ilginç bir tefsir bakın bu. Sakın vermeyesin Ey Peygamber طالباً isteyerek.  أكثر مما أعطيت  Verdiğinden daha fazlasını ister olduğun halde vermeyesin.  Yani niye verdiğin bu tavuğu ona. Kaz gelecek yerden tavuk saklanır mı canım? Kaz bekliyorum ben. Kaz kafalı adam böyle verilir mi? İşte tavuğunda gitti yahu. Kaz beklerken kaza geldin tavukta gitti elinden. Tosya’ya pirince giderken evde ki bulguru da kaybettin. Bunun manevi yönü budur.

RABBİN GİBİ VER: Çünkü böyle bir niyet ameli ifsat eder. Yani iyilik yapıyorum diye kötülük kazandın. Ben şimdi ona beş verirsem o bana elli beş verir. Böyle sakın verme. Böyle veriş vebal verişidir, sahtekâr verişidir. Müminin gönül dünyasında yeri yoktur. O gönül âleminin havasını bozar. Bu bir mefsedettir. Bu rücze girer. Bundan uzak dur.  Bu negatif bir bakıştır. Sakın böyle bakma. Verirken Rabbin gibi ver. O sana bunları verirken sen O’na ne verdin, ne ödedin de bu vücuda sahip oldun. Bu gözlere, kulaklara ne para ödedin? Bunları sana Yüce Allah verdi, karşılığında senden hiçbir şey aldı mı, bir şey bekledi mi? Allah’ın vermesi gibi verin. Ancak tabii yanılmayalım,  Yüce Allah’ tan ecir, sevap beklemek suç değildir. Çünkü

مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ مَنْ صَامَ رَمَضَانَ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ

 

  1. “Kim sevabını Allah’tan umarak ve inanarak Ramazan orucunu tutarsa geçmiş günahlarının tamamı affolunur.[32]

İhtisaptır bu. İhtisap, sevabını Allah’tan umarak demektir. Bir salih amel Yüce Allah’ın buyruğu vechile icra edilir, yerine getirilir. Ancak ondan ecir beklenir. Ya Rabbi bunun karşılığını senden bekliyorum. Beni me’cur eyle. Sayimi mübarek kıl. Karşılığında bana ecir ihsan eyle. Bunları zaten

 رَبَّنَا ءَاتِنَا فِى الدنيا حَسَنَةً رَبَّنَا ءَاتِنَا فِى الدنيا حَسَنَةً [33]diyoruz.

 Bizden kabul buyur Ya Rabbi diyoruz. Bunun karşılığında cenneti, cemali istiyoruz. ÜCRETİMİZİ ALLAH’TAN BEKLEYELİM: Riyazü’s-salihin’de salih amellerini vesile kılarak Allah’tan bir şey istemek babı vardır. Salih amellerini vesile kılarak Yüce Allah’tan necat beklemek, bir yardım beklemek diye bir bab vardır. O mağara sahibi üç kişiyi, mağara da kalmış üç kişiyi orda misal verir. Demek ki bu buraya girmez. Allah’tan beklemekte beis yoktur,  kullardan beklemeyeceksin. Kulların kulvarında beklentin olmayacak. İlahi kulvarda ise daima intizar ehlinden olarak, ihtisabını, hesabını kitabını buna göre yapacaksın. Hesabını, kitabını derken dünyadaki hareket sistemini kastediyorum. Yoksa Allah’tan gelecek sevapları kalem alarak şu kadar şunu yaptım şu kadar bunu yaptım deyip kendi kendine hesap yapmayacaksın. O Allah’ın işine karışmak demektir. O değerlendirmeyi Allah’a bırakacağız dedik. Kul işi değildir.  Verdiğinden daha fazlasını bekleyerek sakın ihsanda, iyilikte bulunma. Karşılık bekleme. Hele hele daha fazlasını beklemek tamamen karaktersizlik olmuş olur. Beş verdim on beş gelsin. Bir tür faizcilik gibi, tefecilik gibi bir şey olur. Ama Allah’tan beklemekse bilakis kulluktur. Kulluğunu icradır. Çünkü;

مَن جَاءَ بالحسنة فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا  

¶  “Kim bir iyiliği Hakk’a sunarsa Ona on kat vardır.”[34]

 Bunları nazara alırsınız. Bu bir teşviktir. Yüce Allah’ın teşvikidir.

والله يضاعف لِمَن يَشَاء dır.

¶  “ Allah, dilediğine kat kat ecrini verir..” [35]

والله يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ

¶  “Allah dilediğine hesapsız, kitapsız sizin rakamlarınızın almayacağı şekilde verir, ihsan eder.[36]

فإنك Çünkü sen Ey Peygamber  مأمور  memursun  بأجلّ الأخلاق Ahlakın en yüce olanları ile en mükemmel olanları ile,  وأشرف الآداب Edeplerin,  terbiyelerin en değerlisi ile memursun. Sana bu karakter yakışmaz. Sana uygun düşmez. Sen mükemmel bir yapıdasın. Kendine böyle bir lekeyi sakın sürme. Sen buna layık değilsin.  Bu bir karaktersizliktir. Sen karakteri en üstün olan birisisin. Sana uygun düşmez .  من منّ عليه وهو Arap dilinde  منّ عليه  denir, buradan gelir bu kelimenin aslı. إذا أنعم عليه   Arap dilinde. منّ عليه  demek  أنعم عليه    demektir. İhsanda bulundu demektir. أنعم عليه  Onu nimetlendirdi,  yani ona iyilikte, ihsanda bulundu demektir. أَحْسَنَهُ  demektir. أحسن عليه  demektir. وقرأ الحسن  Hasan-ı Basri’nin okuyuşunda تَسْتَكْثِرُ şeklindedir bu. Sükûn ile بالسكون  Ra’ın sükunu ile.  جواباً للنهي  Nehye cevap maksadıyla böyle okumuştur derler. Ama şaz bir kıraattir. Mütevatir ve meşhur bir kıraat değildir. Bu yanlış bir değerlendirmedir, çünkü bu nehyin cevabı değildir demişlerdir. Bu açıklamayı müfessirler kerih görmüşlerdir.

7. ayeti celileye gelmiş bulunuyoruz. İnşallah onu önümüzdeki derse aktaracağız. Evet kardeşlerim izzette, ikramda bulunmak güzeldir. Müslümanlıkta vermek asıldır. Ancak bunu verirken, asla bir şey verdiğimizi çok verdiğimizi zannetmeyeceğiz. Çünkü bu benliktir, egoistliktir. Diğer bir yönüyle nefsin tuzağına düşmektir. Ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım, ben ben benin bir göstergesidir bu. Böyle bir tuzağa düşmemek lazım. Allahın verdiği şeylerin bir kısmını vermemiz bizim vermemiz anlamına gelmez. Allah

وآتوهم من مال الله الذي آتاكم

¶  “Onlara Allah’ın malından verin.”[37]

وَمِمَّا َرَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

¶  “Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar.”[38]

   İYİLİKLERİMİZİ BOŞA ÇIKARMAYALIM: Yani Allah sana vermiş, doldurmuş sen de ondan bir iki veriyorsun. Bu senin değil, Allah’ın verdiği bir şeydir. Dolayısıyla kendimizin görmemizin bir anlamı yoktur. Diğer bir tevcih de burada almamış, verme konusunda başa kakma diye tefsir etmişlerdir. Sakın minnet altında bırakma. Verdiğini hatırlatıp sürekli ben sana şunu yapmıştım, şunu vermiştim gibi iki de bir adamın başına kakma. Yaptığın iyiliği cehenneme katma. Cennete giden bir şeyi cehenneme doğru çevirme. Çünkü başa kakarsanız ki bu şekilde gevezeler çoktur. İki de bir bunu konuşur.  تَسْتَكْثِر  diyerek bunu böyle devamlı konuşur. Gerektiği yerde insan bunu bir şekilde ifade edebilir. Tamam, oraya verildi. Ben o verilmesi gereken yere verdim. Adam bunu söyler. Veyahut izah etmesi gereken bir yer olur söyleyebilir. Ama bunu تَسْتَكْثِر  bu işi meslek haline getirip, her gittiği yerde bunu anlatması verileni rencide eder. Başa kakmak amelin sevabını iptal eder, yapılan bir iyiliği başa kakmak, o amelin sevabını alır götürür. Burada böyle bir anlamda verilmiş. Tefsirlerde var. Ama bizim müfessirimiz almamış. Allah Teâlâ Hazretleri beyan buyrulan ölçüde güzel yapılarda yapılanmayı, din dili ile bu ahlak-ı hasene ile muttasıf olmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin.



[1] Keh18/110

[2] Keh18/110

[3] İsra17/111

[4] Bakara2/153

[5] Buhârî, Derecatü’l-mücahidin, hadis no:2581

[6] Buhârî,İsmü’l-feres ve’l-hımar, hadis no: 2644

[7] Buhârî, Lebbeyke ve sa’deyke cevapları,  hadis no:5796

[8] Ebû Davûd, Sabah Okunacak Dua, hadis no: 4410

[9] Buhârî, Sadaka, Hadis no: 1328; Müslim, Sadaka, hadis no: 1688

[10] Müzzemmil73/17

[11] Muvatta, Dua, Hadis no: 448

[12] Zilzal99/7

[13] İbrahim14/24

[14] Müslim, Karşılaşmada güler yüz göstermek, hadis no:4760

[15] Tirmizi, İyiliğin Övülmesi, hadis no:1958

[16]Ebû Dâvûd, Nasihat, hadis no: 4272

[17] Yasin36/51

[18] Taha20/114

[19] Müsed, Taberânî, hadis no:509

[20] Secde32/17

[21] Saf61/4

[22] Beyhâkî, Şuabü’l-İman, hadis no: 552

[23] Yasin39

[24] Yasin 39

[25] Buhârî, İman, 3; Nesâi, Müslümanın Sıfatı, hadis no: 4910

[26] Hud11/24

[27] İbrahim14/43

[28] Fatiha1/5

[29] Maide5 /90

[30] Nahl16/98

[31]Nisa4/77

[32] Buhârî, İman28; Müslim, Teravihe Teşvik, hadis no: 1268

[33] Bakara2/201

[34] Enam6/160

[35] Bakara2/261

[36] Bakara2/212

[37] Nur24/33

[38] Bakara2/4

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

12 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37