Cemlerin Karargâhları Câmiler (13.02.2011)

Bu hafta tefsir-i şeriften okuyacağımız bölüm Müzzemmil Sûre-i Celîlesi’nin son âyeti içerisinden olacaktır. 20. âyet-i  celîle üzerinden okumamız devam edecektir. Bu son âyeti ile Yüce Allah bu sûre-i celîlede müminler için söylenenleri toparlamaktadır. Bir anlamda sûrenin özeti yapılmaktadır. Kısa ve öz olarak talimatlar net bir şekilde, son olarak tekrar edilmekte, vurgulanmaktadır.

 

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بسم الله الرحمن الرحيم الحمد لله رب العالمين وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ رَسُولِنا مُحَمَّد وَ عَلَي آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ رَبِّ اشْرَحْلِى صَدْرِى وَيَسِّرْلِى اَمْرِى وَاحْلُلْ العُقْدَةً مِنْ لِسَانِى يَفْقَهُوا قَوْلِى رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الأحَادِيثِ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالأرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِين توفنا مسلمين وألحقنا بِالصَّالِحِين واحشرنا في زمرةالصَّالِحِينَ وأدخلنا الجنة مَعَ الأبْرَارِ يا عزيز يا غفار  

يا ربّ العالمين 

KUR’ÂN’DAN OKUNAN BÖLÜM:

وَأَقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْرًا وَأَعْظَمَ أَجْرًا وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ 

TEFSİRDEN OKUNAN BÖLÜM:

{ وَأَقْرِضُواُ الله } بالنوافل . والقرض لغة : القطع فالمقرض يقطع ذلك القدر من ماله فيدفعه إلى غيره ، وكذا المتصدق يقطع ذلك القدر من ماله فيجعله لله تعالى ، وإنما أضافه إلى نفسه لئلا يمن على الفقير فيما تصدق به عليه وهذا لأن الفقير معاون له في تلك القربة فلا يكون له عليه منة بل المنة للفقير عليه { قَرْضًا حَسَنًا } من الحلال بالاخلاص { وَمَا تُقَدّمُواْ لأَنْفُسِكُم مّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ } أي ثوابه وهو جزاء الشرط { عِندَ الله هُوَ خَيْراً } مما خلفتم وتركتم فالمفعول الثاني ل { تَجِدُوهُ } { خيراً } و { هُوَ } فصل . وجاز وإن لم يقع بين معرفتين لأن أفعل من أشبه المعرفة لامتناعه من حرف التعريف { وَأَعْظَمَ أَجْراً } وأجزل ثواباً { واستغفروا الله } من السيئات والتقصير في الحسنات { إِنَّ الله غَفُورٌ } يستر على أهل الذنب والتقصير { رَّحِيمٌ } يخفف عن أهل الجهد والتوفيق وهو على ما يشاء قدير ، والله أعلم .

 

İÇİNDEKİLER 

1.Kur’ân’dan Okunan Bölüm

2. Tefsirden Okunan Bölüm

3.Peygamberin Cesur Tebliği

4.Yavaş Yavaş Tükeniyoruz

5.Makbul İman

6.Kitabımız Çekilmeden Ona Sımsıkı Tutunalım

7.Rücu İşlemi

8.Tav’an Gidelim

9.Yüsra ve Üsra

10.Bu Âyetin Yorumuna Dikkat

11.Sizde Her şeyim Var

12.İstemesini Bil, Makbul Kullardan Ol

13.Hayrı İttiba, Şerri İçtinap İçin Öğrenelim

14.Allah’a Hangi İsimlerle Başvuracaksın

15. İlimleri Cami: Kuran ve Amelleri Cami: Namaz

16.Verirken Alacağımız Tavır

17. Karz-ı Hasen Göklere Çekilen İbadetlerdendir

18.Hiçbir Alanda Kâfire Teslim Olmayalım

19. Dik Duruşun En Canlı Simgesi: Namaz

20.İzafî Âlemdeyiz

21.Gönül Alan Karz-ı Hasen

22.Radyasyondan Zararlı Haram

23.Kalbi Kırıkların Dostu Mevlâmız Var

24.Mukaddes Mutluluk: Rıza

25.İhlâsın Önemi

26.Hayır Şemsiyesi

27.Farklı İbadet Farklı Mükâfat

28.Cehennemin Komşusu Siccin

29.Mest Eden Ziyade

30.Küçük Hayır Büyük Ödül

31.Forma Sokan İstiğfar

32.Kusurun İki Türlüsü

 

 

CEM KARARGÂHLARI CÂMİLER

                        Kıymetli Müminler,  Değerli Kardeşlerim;

Bu hafta tefsir-i şeriften okuyacağımız bölüm Müzzemmil Sûre-i Celîlesi’nin son âyeti içerisinden olacaktır. 20. âyet-i  celîle üzerinden okumamız devam edecektir. Bu son âyeti ile Yüce Allah bu sûre-i celîlede müminler için söylenenleri toparlamaktadır. Bir anlamda sûrenin özeti yapılmaktadır. Kısa ve öz olarak talimatlar net bir şekilde, son olarak tekrar edilmekte, vurgulanmaktadır.

PEYGAMBERİN CESUR TEBLİĞİ: Bu meyanda Sevgili Peygamberimizin belini doğrultmak, O’nun daha sağlam duruşunu sağlamak, küffara karşı daha korkusuz, daha iştahlı bir şekilde Yüce Allah’ın inayetini, desteğini yanında bilerek, arkasında bilerek daha bir cengâverlikle tebliğ işlerini ortaya koyması sağlanmaktadır. İşte bunun için son tavsiyeler, son emirler kendisine verilmekte, yapılmaktadır.

 Burada bu kısımları özellikle görmüş olacağız. Bir kısmını da görmüş oluyoruz. Takviyenin gereğine işaret etmiştik.

YAVAŞ YAVAŞ TÜKENİYORUZ:  Bu âlem tüketici yapıda bir âlemdir. İfna edici bir özelliği vardır. İbka edici değil ifna edici bir özelliği vardır.

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ

¶       “   Yeryüzünde bulunan her şey fanidir.[1]

âyeti celîlesinde beyan edildiği gibi, dünya üzerinde her ne varsa fanidir. Bu fani varlık kendi üzerinde yaşayanları yavaş yavaş tüketir ve yok eder. İşte bunun için biz tez elden bu âlemden hicret etmek durumundayız. Buradan kaçmak durumundayız. Burası eğlenme, iskân, durma yeri değildir. İşte Peygamberler bu uyarıyı yapmak için gelirler. İnsanlara bunu izah ederler. Altlarındaki toprağın daha altında gayya kuyularına benzeyen ateş kuyularının olduğunu, boşlukların olduğunu, kaynar suların olduğunu, zehirlerin bulunduğunu, gazların bulunduğunu, burasının tekin bir yer olmadığını söylerler. Bir an evvel kendilerine sarkıtılan ipe yani Kur’an’a temessük ederek, sımsıkı yapışarak bu batakhaneden çıkmalarını öğütlerler, telkin ederler. Buna inanalar inanır ve gereğini yaparlar.

MAKBUL İMAN: İnanmayanlar da kalırlar ve daha sonra can boğaza gelince anlarlar ama o zamanda iş işten geçmiştir Firavun gibi. Şimdi inandım, şimdi inandım, kurtarın beni derler ama onlar da şimdi mi? Derler. Şimdi mi aklın başına geldi. Demek ki son nefes artık yeis halidir. Yeis hâlinde yardım da, inayet de, iman da geçersizdir. Çünkü iman Allah’ın kulu için en büyük lütfudur.  Ebedi kurtuluşun anahtarıdır. Bu nedenle yeis halinde Yüce Allah bunu kabul etmez. O gayb üzere iken,  insan darda iken, musibete düçar olmuş iken ve inanması gereken şeyleri görmez iken ki buna gayb hali diyoruz. Bu hâlde imanını ortaya koyması gerekiyor. Bu tercih oluyor. Tercih etmesi gerekiyor. Yani pozitif olanı negatife tercih etmesi gerekiyor. Olumluluk tarafına yönelmesi gerekiyor. O yönde kararlı bir şekilde yürümesi gerekiyor. Son nefes artık helâk anında, artık işin bitiği anda buna mahal yoktur. İşte Peygamber-i Zişan böylesine bir mükellefiyetle sorumlulukla yükümlenmiş, yüklenmiş ve insanlara gönderilmiştir. Bunun için bu sûre-i celîle ve kardeşi hükmünde olan diğer ilk sûreler Peygamber-i Zîşan’ın bu türden destekleri Yüce Allah’tan nasıl aldığını ayan ve beyan görmekteyiz. Bizim içinde son derece önemlidir. Çünkü bizlere de bu yönde Peygamber (a.s ) gibi olamasak da, olamayacaksak da ona benzemeye çalışmak, karınca kararınca onun yolunda olmak gerekiyor. Nasibimizi bu şekilde kendi boyumuza göre kendi imkânımıza göre bu âyetlerden almak durumundayız.

Burada özellikle vurgulanan temel iki ana esas olduğunu görüyoruz.

 Birincisi Kur’an’ın okunmasıdır ki Kur’an, Hablüllahil-Metin’dir. Kur’an’sız insan yaşayamaz. Kur’an’sız kalp yaşayamaz. Çünkü Kur’an, âlemlerin ruhudur. Bu ruh peygambere de ruhtur. Peygambere de hayat verir, can verir, güç verir. O’nun risâletini yüceltir. Peygamberler de vahiy ile yücelir.

وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ

¶             “ Sana vahyolunana tabi ol Ey Muhammed![2]

 KİTABIMIZ ÇEKİLMEDEN ONA SIMSIKI TUTUNALIM: Peygamberin görevi de vahye tabi olmaktır. Peygamberin, Allah’ın kulları olan bizlerden isteği de bu minval üzeredir. Allah’ın indirdiğine tabi olunuz. Kitaba uyunuz, şeklinde olmuştur. Bizim necatımız da bu şekildedir. Allah’ın vahyi Kur’an âlemlerin ruhudur. Bunun çekilmesi demek varlıkların sıfıra indirgenmesi ve helâke müncer kılınması demektir. İşte bu nedenle onun gökyüzüne, onun aslına dönüşü başınıza gelmeden ona sımsıkı tutunun, ondan gereğince istifade edin, buyrulmuştur. Yani bu Kur’an geldiği mercie dönecektir. Her şey aslına döner.

كُلٌّ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ

¶  “ Hepsi, Bize döneceklerdir.[3]

âyetine Kur’an da dâhildir. Ne varsa hepsi bize dönecektir. Esma-i Sübhaniyye, sıfat-ı ulyanın açılımlarıdır. Efal-i ilahiyye esma-i sübhaniyyenin açılımlarıdır. Şuunat-ı Rabbaniye de efalullahın asarıdır. Bu şekilde tenzil dediğimiz iniş olayı kademe kademe gerçekleşmektedir. Bu da Rahman ve Rahim olan Allah’ın şanındandır. Allah’ın rahmaniyyetinin ve rahimiyyetinin canlı bir göstergesidir. Ama bunun bir süresi vardır.

Bu gidişin finişi,

  إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى  

¶ “ Tayin ve tespit edilen bir süre vardır.[4]

RÜCU İŞLEMİ:  Bu süreye kadar uzama iniş devam eder. Bu süre tamam oldu mu uç nokta o tayin edilen süre ile temasa geçer ve geriye dönüş başlar. Bu gidişin artık geri dönüşümüdür.

إِلَيْنَا رَاجِعُونَ“ rücu işlemi”[5] başlatılır. İşte bu zamanda verdiği her şeyi geri alır. Bütün akıttıklarını geriye toplar. Verdiklerini alır. Bu şekilde yeniden evvelde ne ise ahirde de ona dönüşür. Zat-ı Sübhaniye’den başka her şey yok olur gider, nihan olur gider. Allah’ın esması, sıfatı tarafından çekilir. Sıfatları da zatı tarafından çekilir. Batına irca olur, irca diyoruz. Rucu işlemi gerçekleşir. Sadece Zatı kalır. Başka hiçbir şey kalmaz.  

كان الله تعالى ولم يكن معه شيء

“Allah vardı, hiçbir şey yoktu.”

 sıfatı, sırrı tekrar zuhur eder. O hâlde bu hilkatin, bu hilkat macerasının evvel ve ahir olarak iki yönü vardır. 1. Allah vardı, hiçbir şey yoktu. Daha sonra çok şey oldu. Diledi çok şeyler zuhur etti. Sonra çok şeyler tekrar geri çekildi, geri alındı. İşlevlerini yaptıktan ve haklarında takdir edilen açılımı tamamladıktan sonra geriye döndü. Ahir evvele irca olunur. Tasavvuf nedir demişler bir büyüğe: ahirin evvelde derc oluşudur, demiş. Ahirin evvele dönüşümüdür. Demek ki bir dönüşüm var. Din geriye dönüştür. Hani bazı ağalar diyorlar ya, “irtica geriye dönüştür.” Biz geldiğimiz kaynağa geriye dönüyoruz. Onlar biz geriye dönmeyiz, dönmeyiz vallahi, asla dönmeyiz diyorlar. Allah da

 فَأيْنَ تَذْهَبُونَ

 diyor.

¶              “Öyleyse siz nereye gidiyorsunuz ?[6]

 diye soruyor. Sizin geleceğiniz yer benim huzurumdur. Başka birisi mi var ki gideceksiniz. İpin ucu benim elimde ve ben âlemleri muhitim.

وَاللَّهُ مِنْ وَرَائِهِمْ مُحِيطٌ

¶  “Oysa Allah, onları ardlarından çevirmiştir.[7]

Gele gele bana geleceksiniz a aptallar, aklınızı başınıza alın.

عِبْرَةٌ لِأُولِي الْأَلْبَابِ

¶  “Ey görüşü olanlar iyi görmeye çalışın.” [8]

وَلِيَذَّكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ

¶  “Ey akıl sahipleri ders alın, düşünün, taşının.[9]

TAV’AN GİDELİM: Ne yaptığınızın farkında mısınız? Bana tav’an[10] gelin. Tavan gelmezseniz kerhen[11] geleceksiniz. Ama o zaman başınızı ezeceğim. Kuzu kuzu gelirseniz, mut’i olarak gelirseniz ödüllendireceğim. Sizi terfi ettireceğim. Size mükâfatlar vereceğim. Ama eğer beni zorlarsanız, bu işi zora koşarsanız ki o zorluğu siz yaşarsınız. Benim için gayet kolaydır, zorluk yoktur.

إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

¶             “ Doğrusu bu, Allah’a kolaydır.[12]

Allah için kolay, zor diye bir şey yok. Zorluk sizin içindir. Çünkü küfür usrdur. İman yusrdür, emn-ü emandır, güvendir. Allah korusun. Onun için

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى

¶        “Mümini kolaylığa müyesser kılarız.”[13]

 YÜSRA VE USRA: Müfessir kolaylığın cennet olduğunu söyler. Yüsra cennetin bir ismidir.

فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى

¶        “O gavuru da usraya yönlendiririz.”[14]

 Usra nedir? Müfessir Cehennem diyor. Artık onun işi hep zordur. Yaşamı da artık hep zora girmiştir, fakat farkında değildir. Çünkü küfür daha önceden belirttiğim gibi müthiş bir uyuşturucudur, narkoz gibidir. İnsanın hislerini alır götürür, iptal eder. Battal eder ve batıl olur çıkarsın. Batıl olursun. Bunu küfür yapar.  Bu sayede bu adam, zorlukları bilmez,  duymaz. Ne kadar çetin bir yola girdiğini ne kadar girift çıkmazda olduğunu anlayamaz. Menfaatini, zararını kollayamaz. Bu nedenle bakınız, ölümleri de çok dehşetli olur. Çok acınacak şekillerde olur. Birbirlerinin kuyularını kazar bu türler. Allah korusun. Ne iş çevirdikleri belli değildir. Çünkü yaşamları kolay değildir, bunların yaşamı zordur. Hep karanlık işleri vardır. Allah bizi o yoldan korusun.

BU ÂYETİN YORUMUNA DİKKAT: Müminler bu iki ana desteğe muhtaçtırlar. Bu sûrede iki ana destek anlatılıyor. Birincisi, Allah’ın kitabını okumaktır. Her halükârda okuyacaksın. Bahane yok. Neresinden alırsanız, neresinden tutarsanız Hakkı tutmuş olursunuz, Hakka yapışmış olursunuz. Ben o taraftayım diyor Allah.

فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ

¶        “ Nereye dönerseniz Allah’ın yönü orasıdır.[15]

Allah, Kur’an’ a ne tarafından yönelirseniz yönelin, Kur’an’ın neresine bakarsan bak ben ordayım diyor. Aman Allah’ım ne kadar güzel. Çünkü O, onda ben varım diyor. O benim kelâmım. O benim, kelâm benim, görüş benim, duyuş benim, var olan her şey tüm bilgiler, tüm güzellikler bana aittir ve ben oralardayım.  Birbirinden farklı görürsünüz. Sizin gözünüz öyle görür. Ben bölünmem. Ben bütünüm. Ve onların hepsinde yapısına uygun ben varım. Onun kapasitesi neyse o kadar. Kadar kaderdir. Mahlûk içindir. Allah’ın kadarı var mı? Yok. Kaderi de yoktur. Ne kadarsan o kadar kaderin vardır. Ona göredir. O hâlde kaderi olanın kadarı vardır, ölçüsü vardır. Ölçüsü olanın da kaderi vardır. Bu iki terim Allah için geçerli değildir. Bunlar yaratılmışların sıfatlarıdır. Ama Yüce Allah hepsiyle beraberdir. Zat-ı akdes’ine yakışan ne ise biz ölçemeyiz, biçemeyiz. Biz ölçen, biçen yapıya sahibiz ama buna da gücümüz yetmez. Yani biz mahlûku ihatadan da aciziz.  Bırak yaratıcıyı, ona hiç imkânımız yoktur.

لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ

¶             “ Gözler, O’nu göremez.[16]                         

 da ifade olunduğu veçhile onu ihataya imkân yoktur.

وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ

¶             “O, bütün gözleri görür, o ise ihata eder.[17]

 Biz yaratılanı yani kendimizi bile çepeçevre kuşatamıyoruz ve içeriğini anlayamıyoruz.

سَنُرِيهِمْ ءاياتنا فِى الآفاق وَفِى أَنفُسِهِمْ

¶        “bir de kendinize bakın, yakından, afakı bırakın.[18]

أَفَلَا تُبْصِرُونَ  

¶        “görmüyor musunuz?[19]

 SİZDE HERŞEYİM VAR: Siz de her şeyim var.  Bana açılan kapılar, pencereler hepsi sizde, hâlâ görmüyor musunuz,  maalesef göremiyoruz. Onun için Yüce Allah’tan göstermesini lütfen dileyeceğiz. Gösteriver Ya Rabbi. Bizim gibi şapşallara, aptallara mı kalmış görmek, duymak. Ama sen Rahmansın, Rahimsin. Sen sahibimizsin. Sen varsın, sana güveniyoruz. Senin lütfun sonsuzdur. Bizim eksikliğimize bakma, kusurumuza bakma. Bizi tamamla ya Rabbi senden istiyoruz.

İSTEMESİNİ BİL, MAKBUL KULLARDAN OL: Kulun işte işi budur.  İsteyebilen adam iyi kuldur, güçlü adam değil. Allah katında isteyebilen adam makbuldür. İstemesini biliyor musun?

وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ  

¶        “Allah’ın fazlından isteyin.[20]

Bu denklemi biliyor musun; işte adam sensin. Yoksa pazusu güçlü olan, Nemrut gibi Firavun gibi sarayları olan, altınları gümüşleri olan, dünyayı titreten adam değildir Allah katında adam, dilenmesini bilendir. Allah’tan dilenmesini bilendir. Allah bize dilenmeyi, istemeyi öğretsin.

وَاسْأَلُوا emrine icabet etin mi muradına erdin demektir.  وَاسْأَلُوا isteyin! Nereden isteyeceksin? مِنْ اللَّهَ   değil وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ  Allah’ın fazlından isteyin. Senden istiyorum demeyin. Senin fazlından istiyorum deyin. Çünkü Allah’tan istenen şeyin iki kanalı vardır. Birisi والله خَيْرُ الماكرين  hayrul makirin[21] kanalından gelir. Birisi de Latif, Rahim kanallarından gelir. والله ذُو الفضل العظيم  [22]Zülfadl kanallarından gelir. Sen ذُو الفضل zül Fadl kanalından iste. Şeytanın da istediğini biliyor musunuz? Nasıl yalvardığını Allah’a biliyor musunuz? Atanız Âdem’e secdeyi yapmayınca, azabı ilahî üzerine çullanınca, Allah, [23]القهار Kahhar ve والله عَزِيزٌ ذُو انتقام  [24]Züntikam isimleriyle tepesine indiriverince titremeye başladı ve yalvardı, yakardı. Neler istedi oradan, kısaca ölümsüz olayım dedi. Dünyanın sonuna kadar yaşayım dedi. Bunun içinde şöyle şöyle isteklerde bulundu. Onun daha bilmediklerini de Allah sayıverdi. Şunları şunları da verdim sana, dedi. Sen anlamazsın ama bunlar da sana lâzım dedi. Mademki şeytanlığı, tuğyanı tercih ettin. Tuğyan ehli için şunlar şunlar da lâzım. Onları veriyorum sana a cahil sen anlamazsın. Bak bunları da sana verdim.  Şöyle şöyle, onların yanına oturursun.  Şöyle yaparsın. Islık çalarsın gibi, hep öğretti. Neden? Çünkü muallimdir, her şeyi öğretir. Geçen dersimiz de demedim mi?

HAYRI İTTİBA, ŞERRİ İÇTİNAP İÇİN ÖĞRENELİM:  Her şeyi öğren. Ama hayrı ittiba için, şerri de ictinap için öğren, dedik. Yüce Allah öğretir. Öğretirken de ne olduğunu bildiriyor. Bunlar dalalet sıfatlarıdır diyor. Onlar benim mudil ismimin ürünleridir, ona göre bak. Hadi söylemese neyse.

وَمَا أُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ

HER ASRIN HASTALIĞI FARKLIDIR: İki meleğini de Babil’e [25]göndermişti. Onlara sihir öğrettiler. İmtihan bu; ama öğretirken, sakın bunu uygulamaya kalkmayın, dediler. Çünkü iman ehlini, sihir ehli aldatıyordu. Ve onlarda fitneye duçar oluyorlardı, ayıramıyorlardı. Onlar, sihir öğreterek sihirbazla Peygamberin risâlet cenahında yer alan nurun, ışığın ve gücün farklılığını anlasınlar da kâfir sihirbazların tuzağına düşmesinler diye geldiler. Çünkü bir asırda ne türden müminlere yönelik hatalık varsa onlara mutlaka öğretmek lazımdır.  Avlanmamaları için, kâfirin, fasığın tuzağına düşmemek için o tuzakları öğreneceksin. Nerede vardır tuzak türü, rengi nedir? Bütün bunları öğreneceksin. Yüze Allah ona şeytanlık öğretti. O şeytana şeytanlık nasıl olur öğretti. Eğer Allah öğretmeseydi o cahil kalır, beceremezdi o işleri, yürütemezdi.

O hâlde Yüce Allah’ın fazlından isteyin. Sakın kahır yönünden, kahrından istemeyin. Züntikam kanalından istemeyin.” والله خَيْرُ الماكرين Hayru’l- makirin” kanalından istemeyin. Ne istediğini ve nasıl istediğini bil. Bunlar da ince işlerdir.

ALLAH’A HANGİ İSİMLERLE BAŞVURACAKSIN: Allah’a hangi isimlerle başvuracaksın? Kendisi burada âyetlerin sonuna bunları hep ilave etmiştir.  İnsanların çoğu bunu laf olsun gibi düşünür.  Çok inceleyeceksin. O âyetin sonuna niçin o isimler geldi. Bunların Esmaü’l- Hüsna bilgisiyle ilgisi vardır. Bunları bilemedin mi Allah’a kulluğu sağlıklı yürütemezsiniz. Sağlıklı isteyemezsiniz. Sağlıklı, sahih, doğru bir istekle Allah’tan isteyemezseniz, istekleriniz geri çevrilir. Geçersiz kabul edilir. Bazen lehine olacak yerde aleyhine şeyler gelir. Yanlış istediğin için aleyhine olur.  

İLİMLERİ CAMİ: KURAN VE AMELLERİ CAMİ: NAMAZ: İşte Kur’an-ı Azimüşşan’ı her halükârda okumak insanı mutlaka Allah’a götürecektir. Neresinden okursan oku, Allah’a yürürsün, varırsın ve bu cami olan bir ameldir. Kur’an bütün ilimleri camidir. İlim, hikmet yönünden camidir. Amel yönünden ise cami olan namazdır.  İkisi de camidir. Birisi tüm açılımları, tüm kulluk türlerini camidir ki o namazdır. Efal olarak. Allah’a ne kadar kulluk türleri varsa, efali mukaddese varsa hepsi فيه ما فيه  fihi ma fih olan namazdadır. Kur’an ise bütün ilim ve hikmetin menbaıdır.  O yönden camidir. İki camiyi bir araya getirirsen ecma olur. Ecmain zümresine dâhil olursun. Allah lütfetsin, kerem etsin.  Rabbimiz’den istiyoruz.

Namazı dosdoğru kılın, Kur’an’dan kolay geleni okuyun, üzerimize farz olan zekâtı eğer imkânınız varsa verin. Ve hepsinden öte Allah’a borç verin. Harcınızı borcunuzu Allah’a verin. Allah’a verin, Allah için verin anlamındadır, dedik.

وَأَقْرِضُواُ للفقراء ‘dan maksat لله عز وجل demektir. Allah rızası için fakirlere, ihtiyaç sahiplerine,  ذوي الحاجة “zevil haceye” borç verin. Fakat burada Allah, onları töhmet altında bırakmamak, onlara minnet etmemek için fukarayı, muhtaç olanları çekmiş, kendi ismini hedef kılmış.. Yüce Allah kendisini onların yerine koydu. Bana verin.  Vereceğiniz hedef neresi Allah. Allah kendine izafe ediyor ki fukaraya minnet etmesin. Borç verdiği adamı minnet adlında bırakmasın.

VERİRKEN ALACAĞIMIZ TAVIR:  Psikolojik olarak adama eziyet etmesin, ezmesin. Kaldı ki müfessir, fakirlerin borç verenlere minnet etmesi lazımdır dedi. Çünkü onlar bu sayede onun ambarını doldurmasına yardımcı oluyorlar. Adam bir veriyor karşılığında yüz alıyor. Bu bir verip yüz alması bu işin pozitif yanıdır. Bir de negatif yönden kazancı oluyor, şöyle ki; hataları, günahları siliniyor. Zekât, sadaka yönü ile malının arınmasını sağlıyor, pisliklerini temizliyor. Tabiri caizse tuvaletini temizleyiveriyor. Mutfağını temizleyiveriyor, ne kadar pisliği varsa orada, burada temizleyiveriyor.  Sen bu adama teşekkür mü edersin yoksa minnet altında mı bırakırsın? Bak bana şükret. Seni çalıştırdım, sana iş verdim burada mı denir. Yoksa teşekkür ederim pırıl pırıl oldu evim, malım mülküm tertemiz oldu sayende deyip ona tekrar bir diş kirası türünden ilave de mi bulunursun?

KARZ-I HASEN GÖKLERE ÇEKİLEN İBADETLERDENDİR: Bu karz-ı hasen günümüzde göklere doğru çekilen türden bir ibadettir. Çekildi gitti. Bunun çekilmesi demek Müslümanların bel kemiklerinden, omurgalarından bir parçanın gitmesi demektir. Çünkü bu ekonomiyle ilgilidir ki gavurun hayat felsefesinde ekonomi ana kuraldır, omurgadır. Onun inancı minancı yoktur. Onlar için toplumun ayakta durması ekonomik yapının sağlamlığına bağlıdır. Onun da içerisine zehir kusmuşlardır. Faiz ile batırmışlardır. Görünüşte müthiş bir omurga var ama içerisine zehir salmışlardır. Bu nedenle işlerine hiç yaramaz. Ayakta duramazlar, kambur gibidirler. Elleri kolları sallanır adamların, hiç sağlam tarafları yoktur. Çünkü sürekli zehirlenirler. Ayrıca cahildirler, zehirlendiklerini de bilmezler. Uyuşukturlar, uyuşturulmuşturlar. Her tarafları küfür tarafından uyuşmuştur. Gittikçe battığının farkında değildir.

HİÇBİR ALANDA KÂFİRE TESLİM OLMAYALIM: Müminlerin ekonomik yapıları ise zekât, sadaka ve karz-ı hasen ile sapasağlamdır. Ama işte biz de bunları yavaş yavaş rafa kaldırmışız. Göklere doğru çekilip giden, unutulmuş bir ibadet türüdür. Kredi kredi, şimdi faiz yataklarına dolanmaktan, bağlanmaktan başka çaremiz kalmamış. Böylece müminler, anlattığım türden tuzaklara yakalanmış oluyorlar. Tek tek ördek gibi yakalıyorlar, kuş gibi avlıyorlar. Allah şerlerinden korusun. İşimiz zor, bir kere paçayı, yakayı kaptırmışız. Yuları ellerine geçirmişler. Bunlar, şeytan türü yaratıklar ve sistemlerdir. Bunlardan bir şekilde kurtulma çabası göstereceğiz. Teslimiyet yok; teslimiyet bizim için sadece Allah’adır. Ağyara teslim olmayız. Son nefesimize kadar asla teslimiyet göstermeyiz. Mahlûka teslimiyet yoktur.

لاطاعة لمخلوق فى معصية الخالق

  1. Yaratana isyanın olduğu yerde mahlûka boyun eğmek asla söz konusu değildir.[26]

 İşte Kur’anımızın bir yanından, bir tarafından tutunarak, yapışarak, Allah’ın izn-i keremiyle, O’nun şifasıyla şifayab oluyoruz. O’nun rahmeti, bereketiyle, O’ndan gördüğümüz ışıkla, O’ndan aldığımız güç ve kuvvetle ayakta durabiliyoruz. Yine ayaktayız. İşte dinin ilk vahiyleri olan bu sûrelerde çökmüş insanlığın nasıl ayağa kaldırıldığını görüyoruz.

DİK DURUŞUN EN CANLI SİMGESİ: NAMAZ: Namaz ayakta oluşun, dik duruşun en canlı simgesidir. Biz ölmedik, biz hayattayız. Onlara bu mesajı veriyorsun.

وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ

¶       “ Gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun.[27]

âyeti ile Yüce Allah bunları vurgulamıştır.

Borç veriyoruz, borç vereceğiz. Çok az paranız bile olsa borç verin. Ya ne olacakmış  bundan versem bile demeyin. Emre ittiba için verin.

عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُه وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ

¶       “ Onları, zengine kendi çapına, fakire kendi çapına uygun bir şekilde faydalandırın.[28]

geniş imkanı olan için, genişçe bol bol verin.” وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ “dar olan için de, o kadar.”

Az verir, gönülden verir çoğalır. Eldeki azdır ama gönüldeki çoktur. Ne kadar ihlâsın, samimiyetin varsa elindeki o kadar büyür. Sen onun cüssesine, görünüşüne, sayısına bakma. Buradan (kalpten) çıkana bak.

كل كلام عَمَلٍ  يبرز وعليه كسوة القلب

“Her ameli ibraz eder, meydana korsun. Ama onun kalpten aldığı bir giysisi vardır.”[29]

 Ona bir giysi giydirirsin. İşte onu da kalp sağlıyor. Dolayısıyla dev gibi verirsin ama yırtık pırtık bir giysisi varsa hiçbir işe yaramaz. Palyaçodan öte değildir. Gülünç duruma düşersin. Sen, verdiğinin, iriliğine, heybetine, suriliğine bakma. Ona giydirdiğin libasa bak.

 لِبَاسَ التقوى  var mı üzerinde?

لِبَاسَ التقوى ذلك خَيْرٌ

¶       “Takva örtüsü ise bunlardan daha hayırlıdır.[30]

 var mı? Varsa ne mutlu! O zaman küçüktür, büyüktür denmez.

İZAFÎ ÂLEMDEYİZ: Çünkü büyüklük, küçüklük bizim gözümüze göredir, aldatıcıdır. Nitekim ashabına çok olan bir orduyu azıcık göstermiştir. Peygamberimizin ordusunu da kâfirlere çok göstermiştir. Bunu gösteren Allah’tır. Peki, gerçek öyle miydi? Hayır, öyle değildi. O hâlde izafidir. Cisimlerin büyüklüğü, küçüklüğü vs. bu âlemin kendisi de izafidir. Neye göre küçük, neye göre büyük diyeceksin? Sen büyük görmedin de ondan böle söylüyorsun. الله أكبر “Allahu ekber”i temaşa eden, gönlünde onu hisseden ve duyan için büyük diye bir problem yoktur. Ondan başka her şey küçüktür. Onun gözünde her şey basittir. “Allahu ekber”i hakkıyla söyleyen için başka büyük yoktur. “Allah en büyük, başka büyük yok.” der.

لا إله إلا الله “La ilahe illallah”ın anlamı da budur. O’ndan daha güzel, daha bilgili, daha güçlü yok bilmelisin. “La ilahe illallah” işte onun içeriğinde bütün bu anlamlar var.

GÖNÜL ALAN KARZ-I HASEN: Karz-ı hasen müminleri kurtaracak bir ibadettir; görünüş, uygulanış itibariyle çok basittir. Ama Allah katında değeri çok büyüktür. Yarım elma gönül almanın türünden bir ibadettir. Müminlerin gönülden verdiği türdendir. Bu çok üstün bir şeydir. Yüce Rabbimizin devreye girişi çok önemlidir.

Karzen hasenen bölümünden alıp devam edelim. Allah’a karz-ı hasen veriniz. “Karz-ı hasen” biz buna borç diyoruz. Bu âlemde Yüce Allah’ın imtihan türlerinden birisi de bizi birbirimize borçlandırmasıdır. İnsanın her şeyi yoktur. Allah, herkese her şeyi vermez. Birine verdiğini diğerine vermez. Diğerine verdiğini öbürüne vermez. Böylece birbirlerine yönelik teavün oluşsun, yardımlaşsınlar. Birbirlerine tenezzül etsinler, tekebbür etmesinler. Tenezzül tekebbürün zıddıdır. Tekebbür, hiç bakmamak, dönüp bakmamak, ilgilenmemek, benim size ihtiyacım yok demektir. Tenezzül, külüne bile muhtaç olmak demektir. Komşu komşunun külüne bile muhtaçtır denmiştir. İşte bu anlamda kül istiyor cüz istemiyor. İşte bu anlamda küllüne dönüşmek için o bacanın külüne bile muhtaçsın. Küll olmak esastır. Kül, deterjandır. Kül, temizlik demektir. Onun için Yüce Allah, müminleri böylesine örgütlemiştir. Parmaklar gibi birbirine geçerler.

إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِهِ صَفًّا كَأَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ

¶       “Birbirine geçmiş tuğlalar, kurşunlarla birbirine tutturulmuş duvarlar gibidirler.”[31]

 Böyle olmalıdırlar ve olacaklardır. Bu yıkılmayan duvarların, surların harçlarından birisi de karz-ı hasen müessesesidir. Bunu çektiğiniz anda kuru kuru yan yana gelirsiniz. Bunun bir faydası olmaz. Senin ona, onun sana; hep hakkı geçmiş olacaktır. Onun için Müminlerin birbirleri üzerinde hakları çoktur. Ayrılmalarına imkân yoktur. Bu nedenle sürekli birbirlerine dua etmek zorundadırlar.

وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الحساب

¶        “ Rabbimiz, hesap görülecek günde beni, anamı, babamı ve inananları bağışla.                                     ”[32]

 bu duayı çok çok yapacaklar ki ancak birbirlerine haklarını ödeyebilsinler. Karz-ı hasenin, Allah katında bir değerinin olması için helâlden olması gerekmektedir. Bu haram olmayacak, haramdan gelmeyecek demektir. Haramdan elde edilmiş olmayacak anlamındadır. RADYASYONDAN ZARARLI HARAM: Çünkü haram tamamen bir parazittir, zehirdir. Onun ele geçmesi eli mahveder. Gözün ona bakması gözü mahveder. O radyasyonlu bir eşya veya alan gibidir. Göze, ete, kemiğe zarardır. Eşyaya zarardır. Onun cehenneme atılması gerekir.. Haramın yeri cehennemdir.

h  “Herhangi vücut ki haramla beslenir onun vücudu cehenneme layıktır.[33]

 Bu bir rivayettir. Onun için haramdan uzak duracağız. Ne içimizde ne dışımızda haram olmayacak. Onları yanı başımızda durdurmayacağız. Çünkü bütünüyle; maddeten ve manen zararlıdır. Gönül yönü işin içine giriyor.

بالاخلاص  diyor. Bunu, ihlâsla, samimiyetle verecek. Ne demektir bu? Birinci olarak Rabbimin buyruğudur diyecek. İhlâsın temeli, başı; bunu kimin için yapıyorsun, niçin yapıyorsun?  Allah böyle emretmiş, benim Rabbimin buyruğudur. Ben onun buyruğuna uymak anlamında bunu yapıyorum. İtaat bazında, kulluk bazında bunu yapıyorum. Başka hiçbir maksat yok.  İlk maksat emr-i ilâhî olmasıdır. İşte bu doğrudan Allah’ın sevdiği, saydığı bir uyma hareketidir, itaattir. Hiç felsefesi, fitnesi yoktur. Emir gereği bunu yapıyorum. Tabi daha sonra müminlerin ihyası için, yüzünü güldürmek için, komşumuzdur onun için, akrabadır onun için yapıyorum.  Bunlar artılardır. Öteki asıldır. Bunlar “ve ziyade”[34] cinsindendir. Asıl olmadan ziyadeye itibar yoktur. Asıl yoksa onun ziyadesine itibar olmaz. Bu, havanda su dövmeye benzer. Ondan hayır gelmez. Asıl bulunacak, asıl varsa faslın, ziyadenin bir değeri vardır. O yoksa onun da değeri yoktur. Bu şekilde gider. Vatanım, ülkem kalkınsın, vatandaşın ekonomik durumu iyi olursa ülkemizin olur, hepsi bu şekilde gider. Ama temeli, emr-i ilâhî olmasıdır.

Rabbimin وَأَقْرِضُوا emrine uyuyorum ve onun için yapıyorum. وَأَقْرِضُواُ الله  verirken o adamı görmeyeceksin. Bu da adabındandır. O kişiyi görmeyeceksin. Yani onun fiziğine dikkat etmeyeceksin. Çünkü bakışlarda da anlam vardır. Adam bundan sıkılır. Onun için sadaka taşları gibi gıyabi veriliş tarzları oluşmuştur. Gece vakti adam oralardan alıp gidiyor. Sırf göz etkisi olmasın, tanımasın. Belki senin verdiğini adam aldı ama sen bilmiyorsun. Ama bilirsen bu benim yardım ettiğim adam diye aklına gelir. Bu bakışlar onlar için sıkıntı vericidir.

KALBİ KIRIKLARIN DOSTU MEVLAMIZ VAR:  Bu nedenle sen o fakiri gördüğün zaman, onu verirken, elini uzatırken veya onun eline teslim ederken ben bunu Rabbime veriyorum.

  1. “Ey kulum falan hastayı ziyaret etseydin beni ziyaret etmiş olacaktın veya başka bir rivayetinde beni onu yanında bulacaktın. Çünkü ben onların yanındayım.”
  2. “Ben kalbi kırıkların yanındayım.”

 Ben ordayım. Beni mi arıyorsun? İşte ben öylelerin yanındayım. Ben keyfi yerinde olanların yanında değilim. Yani lütf-u kerem yönünü kastediyor. Ben, dertlilerin yanındayım. Onların içinden doğru, yana yana söyledikleri ahları vardır. Onun boğazı yanan bir baca gibidir. O boğaz ateş içindedir. İşte onun ahı ayyuka çıkar. Arşa ve daha ötesine doğru deler geçer. Yüce Allah beni ararsanız oralarda bulursunuz diyor. Kimsesiz, çaresizlerin yanında; bu bazen bir hayvan da olabilir, fark etmez. Çaresiz mi ordadır. Ordadır, hemen değerlendir.

MUKADDES MUTLULUK: RIZA:  Büyüğün yanında, seni sevmesi gereken ya da sevdiği zaman mutlu olacağın bir büyük veya gördüğün zaman senin işine yarayacak, yaranman gereken birisinin yanında vermen, iyilik yapman bambaşka olur. İnsanlar genelde hep böyledir. Demek ki Rabbinin yanında, huzurunda o işi yapar, kıvırırsan bambaşka olur O’nu mutlu edersin. Yüce Allah’ın memnuniyetine, mutluluğuna biz “rıza” diyoruz. Yüce Allah’ı kendimize benzetmemek için insanlar çoğu kelimeleri kullanmazlar. Ama O’nun da mukaddes mutluluğu vardır. Yüce Allah, kullarının bu türden salih ameller işlemesiyle, candan dua etmesiyle mutlu olur. O’nu sevindirmiş oluruz. O’nu kendimizden razı etmiş oluruz. İşte Allah, bu âyetlerde bize nelerden razı olacağını bir bir beyan etmiştir.

İHLÂSIN ÖNEMİ: İhlâs demek ki işin özünden veriştir. İkili olan bir sistem halinde çalışıyoruz. İnsanlar ikili bir sistemdir. Birincisi organizma türü, biyolojik olan maddi olan yanı ile insandır. Bir de manevi, kalp, ruh, sır olarak insan var. Bu ikisinin bütününe biz gerçek insan diyoruz. İşte insan işlerini bu ikinin birlikteliği ile yapması durumunda felaha erer, iflah olur. Kazanır ve yükseliş kaydeder. Bu ikisinde ayrım varsa eli veriyor ama gönlü vermiyor, olmadı. Ya da sırf gösteriş için, verdi desinler diye veriyor. Veya adı yazılacak, ilan edecekler, falan yere çok hayır sahipleri asılacak, benim de adım geçsin, bunlar ihlâsa muğayir düşüncelerdir. İnsanın elinden verdiğini, gönlünden verdiği desteklemezse elindeki bir işe yaramaz, bilakis aleyhine dönüşür. Aleyhine olur, Allah korusun. Vebal olur, hesabı vardır. Sigaya çekilmede bir vesiledir. O hâlde evvela gönülden ki din buna ihlâs diyor. Gönlümüzü arındıracağız, gönlümüzü o işe adapte edeceğiz ondan sonra elin, kolun, malın-mülkün harekete geçirilmesi esastır. Allah muvaffak eylesin.

وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهYaptığınız, daha önceden Allah’a gönderdiğiniz وَمَا تُقَدِّمُوا  gönderdiğiniz şeyler  لِأَنْفُسِكُمْ  kendi hesabınıza, nefsinizin necatı için, arındırılması için, derece alması için azabı elimden kurtulması için kısaca nefsiniz için kalbiniz için değil. Kalbiniz için bir şey vermeye gerek yoktur. Kalp lahutidir. Verilmesi gereken şey topraktan yaratılan nefis içindir. Mesele odur. Onun arınması, cennete layık hâle gelmesi içindir. Dolayısıyla emmare sıfatına bürünmüş olan nefsin bu kötü sıfatlardan arınması için insan, ubudiyetini ifa eder. Hayırlarını, tövbesini, istiğfarını yapar. Nefsin ıslahı için yapar. Düzeltilmesi için, arındırılması, yüceltilmesi,  mutmain kılınması için bütün bunları yapar. مِنْ خَيْرٍHayır namına her ne yaptıysanız, gönderdiyseniz قَدَّمَ biz gönderiyoruz, takdim ediyoruz demektir. Allah’a sunuyoruz. O’nun için yaptığımız hayırlar, kulluk ne varsa hepsi bunların bizim sunumumuzdur. Kulluk hayrın ta kendisidir. Allah’a kulluk insanın ortaya koyacağı hayrın en güzelidir. O hâlde hayır zümresindendir.

HAYIR ŞEMSİYESİ: Namaz kılmak, zekât vermek, emri bil maruf, nehy-i ani’l-münker, kavl-i hasen, nasihat velhasıl dini ve dünyevi maslahatları içeren ve Allah’tan ecir almayı, O’nun rızasına nail olmayı gözettiğimiz ve buna mümasil yaptığımız her şey hayırdır. Bu özellikleri taşımayan şeyler de şerdir. Biz bunları Allah’a sunuyoruz. Lütfen kabul buyur Ya Rabbi diyoruz. Âlemlerin Rabbi, lütfen bunlar benden, kabul etmek senden diyoruz. Bunları sunmak benden kabul senden, lütfen kabul buyur. رَبّ العالمين تَقَبَّلْ مِنَّايا Lütfen diyoruz. İşte kendiniz için, necatınız için dikkat ederseniz burada لِأَنْفُسِكُمْ  menfaati nefse raci olduğu için böyledir. Ama yukarıda olduğu gibi bazen Allah için diyoruz. Allah için derken Allah’ın lehine yani menfaatine olma anlamında değil, rıza ona aittir. Yani ona ait olan şey, Allah’ım sen hoşnut ol diye yapıyorum bunları demektir. Ama menfaatin kendisine raci olması yönünden mefulu li eclihtir. Kendiniz için gönderdiğiniz, Allah’a sunduğunuz şeyler için Allah, benim ondan bir çıkarım yok diyor. Burada da nefisiniz için ifadesi kullanılmış. Demek ki Allah’a irca edildiği zaman Allah rızası anlamına gelir. Menfaat söz konusu değildir. İnsana irca edildiği zaman kendiniz için demektir, kendi menfaatiniz için anlamındadır. Kendi çıkarınız için demektir. Muhtaç olduğunuz için, ihtiyacınız için gönderdiğiniz hayırları تَجِدُوه o hayrı bulursunuz.

أي ثوابه  yani sevabını, karşılığını bulursunuz. Çünkü yaptığımız şeyler orada bize verilmek üzere bir karşılığa dönüşüyor. Tahavvül ediyor. Komşuya bir kül vermişim, orda bana kül verilirse onu ne yapayım? Kâğıt para vermişim, demir para orda da bana karşılık, hayır, bu değil. Ben napayım onları. Bana oradaki şeyler lazım. Benim hayatım için orda ne lazımsa ben onu istiyorum. İşte buna sevap deniyor. Sevap diye bir varlık yok, karşılık demektir. Orda neye ihtiyacın varsa; o sonsuzluk yurdun da onlardan sana verecek. Onun karşılığı bu. ثوابه FARKLI İBADET FARKLI MÜKÂFAT: Bunlar gılmanlardır, cennet hanımlarıdır, saraylardır, köşklerdir, vesaittir, nehirlerdir, denizlerdir; velhasıl cenneti alanın sonsuz nimetleridir. İşte biz bu sonsuz, farklı farklı nimetlerden dolayı bin bir çeşit kulluk yapıyoruz. Bu farklı kulluk tarzları farklı şekilde cenneti alaya intikal ediyor. Ve orda bizim karşımıza farklı farklı çıkacak. Allah-u Teâlâ ihtiyacımız olan her şeyi en güzel şekilde bizlere ihsan eylesin.

وهو جزاء الشرط:  تَجِدُوه cümlesi şart cümlesinin, şart anlamı tazammun eden bu cümlenin cevabıdır. Yani eğer gönderirseniz anlamındadır. Kendiniz için hayır gönderirseniz Allah’a تَجِدُوه onu bulursunuz demektir. Gönderirseniz bulursunuz. Göndermezseniz havanızı alırsınız. Hiçbir şey bulamazsınız. Ne gönderdin de ne istiyorsun?

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُّحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدَاً بعيداً

¶        “ Her kişinin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü ki kendisiyle o kötülük arasında uzun bir mesafe olmasını diler- hazır bulacağı günü bir düşünün.                                                                         [35]

Kötülük gönderenler de vardır. Onlar aslında Allah’a gönderiyoruz diye göndermiyorlar. Ama unutmayın ki hepsi oraya irca ediliyor. Orada depo ediliyor.

إِنَّ كتاب الفجار لَفِى سِجّينٍ

¶        “ Allah’ın buyruğundan dışarı çıkanlar, muhakkak ‘siccin’ adlı defterde yazılıdır.[36]

 CEHENNEMİN KOMŞUSU SİCCİN: Kâfirlerin kötü amellerinin yer aldığı kayda genel olarak kitap diyoruz, kayıtları ordadır ve siccin denir. Siccin yaratılmış mahlûkat âleminin en alt noktasıdır. Âlemlerin bodrumunu ifade eden bir yerdir. Cehennem ile hemen hemen bitişiktir. O gün geldiğinde cehenneme ilhak edecek bir yerin adıdır. Cem günü gelince,  parçaların birbiriyle bütünleşme günü tamam olunca yevmüt-tamam da ikmal günü ki bu kıyamet günü dediğimiz hesap kitap günüdür.

Yevmü’l-ikmaldir o gün. Parçaların tamamen bütünleriyle birleştiği, ayrılık ve gayrılığın kalmadığı gündür. Tamam bitti. İşte o gün siccin ila cehenneme zümeradır. Orayla birleşecektir. İyilerin iyiliklerinin yer aldığı kaydedildiği kitap ise

 إِنَّ كتاب الأبرار لَفِى عِلِّيِّينَ

¶       “ Ama iyilerin defterleri yüksek katlardadır .”[37]

En üst makamdadır. Bu öyle bir makam ki arş da kürsü de bunlara gıpta eder. Çünkü arşın, kürsinin kazanımı yoktur. İktisabı yoktur. İktisap her zaman emektir.  Saygındır, mübarektir. Allah emeğe değer verir.

وَأَن لَّيْسَ للإنسان إِلاَّ مَا سعى

¶       “ İnsan, ancak çalıştığına erişir.[38]

Sa’yiniz mübarek olsun. Ameliniz meşkur olsun.

وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُوراً

¶        “   …Çalışmalarınız şükre değer, denilir.[39]

Meleğin bir sa’yi yok ki, o âlemlerin böyle bir oluşuma; düşünün Safa ve Merve’yi, aman Allah’ım kimleri taşıyor değil mi? Orada yürürlerken akan günahları düşünün. Eğer gözümüzle görseydik orada kimse yürüyemezdi. Akanları düşünün, akıyor. Adam orada silkine silkine arınıyor, sa’y ediyor. Anasından doğmuş gibi oluyor. Acaba hiç oralar böyle bir sahneye, böyle bir oluşuma şahit oldular mı? Olmadılar. Onun için alayı illiyyindir. Yücelerin yücesidir. Kimse bilmez nicedir.

وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُوراً

¶        “   …Çalışmalarınız şükre değer, denilir.[40]

Allah cümlemizin sa’yini meşkur eylesin. Kötülükler de ona gider. Yüce Allah onların da hiç birini kaçırmaz. Kâfirler de onları bulacaklardır. Ne zaman?  O gün يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ  Firavun nefsi de Musa’nın nefsi de burada. Bütün nefisler  كُلُّ نَفْسٍ  hepsi yaptığını bulacaktır. İyiler iyiliklerinin karşılığını, kötüler de kötülüklerinin karşılığını kesinlikle alacak, bulacak, görecektir.

تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ Allah katında bulacaklar.  هُوَ خَيْرًا Tam bir hayır olarak bulacaklar. Bu هُو yi tekit için fasıl zamiridir. Noksansız tam bir hayır anlamındadır. Tam aradığım gibi diyecek, beklentimden de yüksekmiş bu diyeceksiniz. Tam aradığım gibi değil, benim aradığımdan da çok üstün bir şey, ben bunları hiç hayal edemezdim, diyeceksiniz.

وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُم بِأَحْسَنِ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

¶       “Biz onları elbette ve elbette yaptıklarının en n iyisi ile mükâfatlandıracağız.”[41]

MEST EDEN ZİYADE:  Senin hak ettiğin var, senin hak ettiğinin çok üstünde Yüce Allah ve ziyadesiyle onu kabul etmiştir. O ziyadeler insanı mest eder. Yüce Allah’a orda dolu dolu, bütünüyle şükreder. İşte şükür de o gün tamam olur. Burada hep eksiktir. Şükrü, o gün tamamlarsın, sana şimdi oldu kulum der. Cennet-i A’lâ’ya adım atınca  الحمد لِلَّهِ الذى  diye başlarsın. Böylece tam bir hamd-ü sena edersin. Kendine layık olan, layık olduğun şekilde hamdedersin. Bunu sana veren, bu aşkı şevki veren, bu imkânı veren, bu yönde seni muvaffak kılan yine Allah’tır. Yoksa bizim havlu kuvvetimiz nedir?

لا حول ولا قوة إلا بالله العلي العظيم  

Allah katında bulursunuz o hayrı مما خلفتم   hayran ismi tafdil olduğu için daha üstün daha iyi anlamına gelir. Maftul olan şey,  daha üstündür. مما خلفتم Allah için vermeyip de geride bıraktıklarınızdan daha üstündür. وتركتم  ve terk ettiğiniz. Dünya da arkanızda bıraktıklarınızdan daha üstün olarak Allah katında bulacaksınız. Yani hayatın boyunca sana verilenlerden, senin verdiğin 40’ ta bir diyelim. Ama 39’ unu vermemişsin. Otuz dokuzu kalmış dünyada. Sen oraya varınca bir bakacaksın ki o senin vermediklerin ki çoktu onlar sen onların kırkta birini vermiştin. Allah kulum işte bunlar senin diyecek. Aman Allah’ım dünyada benim bıraktıklarım bunun yanında zırnık bile etmez. Dünyada kalanların hiçbir değeri yok. O kadar çok. O zaman işte aklından geçer keşke daha çok verseydim dersin. İyi yönde böyle bir aklından geçiş vardır. Şehitler böyle daha çok gitsek dönsek de biraz daha şu şehadet şerbetinden içsem ne tatlı şerbetti bu der. Ama keşkelerin hiçbir faydası olmayacak. Geri dönüş mümkün değildir. Allah belki şehitlere farklı imkânlar sunacaktır. Çünkü onlar diridirler. Dirilere belki farklı imkânlar sunulur. Onların farklı konumları vardır. Onun için şimdiden değerlendirmek lazım.

فالمفعول الثاني ل { تَجِدُوهُ },  تَجِدُوهُ fiilinin ikinci mefulu  خيراً kelimesidir. Onun için mansuptur.  Ve هُوَ  zamiri ise فصل  fasıl zamiridir. Mefulleri birbirinden ayırdığı için ona fasıl zamiri deniyor. Bunların gelme nedeni tekit amacına yöneliktir. Tezyin ve tekit için gelirler.

وجاز caizdir. وإن لم يقع بين معرفتين Eğer  iki marife arasında vaki olmasaydı bile caiz olurdu. Yani gene هُوَ ‘nin gelmesine gerek kalmazdı.

لأن أفعل من أشبه المعرفة “Efalü” kalıbı marifenin en meşhurlarındandır. Marifenin en üstünlerindendir. En benzeyenlerindendir. En üstün marife türlerindendir.

لامتناعه من حرف التعريف Harfi tarife ihtiyaç duymadıklarından dolayı, harfi tariften imtina ettikleri, kaçındıklarından, gereksinim duymadıklarından dolayı diyoruz. Hayran kelimesi ism-i tafdildir, dolayısıyla marife hükmündedir. Demek ki bu iki marife arasında geldiği için böyle olmuştur. Böyle olmasaydı bile yine caiz olurdu.

KÜÇÜK HAYIR BÜYÜK ÖDÜL: Ve bulurdu.  وَأَعْظَمَ أَجْراً En büyük ecir bulurdu.  وَأَعْظَمَ karşılığını yani o gönderdiği şeyleri أَعْظَم en büyük olarak bulurdu. Ne kadar büyük olacaksa o kadar büyük, onun hafsalasının almayacağı kadar büyük. O gönderdikleri şeyler ne bakımdan أَعْظَم olurdu? أَجْراً ecir , mükafat yönünden artık bu kadar olur. Yani yaptığımız şeyler bu kadar değerli olmaması lazım. Ama Allah öyle bir değer vermiş öyle yüceltmiş ki o ancak Allah’a aittir. Bunu ancak Allah verir. Bir başkasının vermesi mümkün değildir.

وأجزل ثواباً Eczele, أجزل ve eksera أكثر  ağzamanın أَعْظَمَ tefsiridir. Sevaben de ثواباً  ecran أَجْراً kelimesinin tefsiridir. O hâlde واستغفروا الله  ey insanlar, Allah’tan mağfiret isteyiniz. Burada artık genellemeler yapıldı. Peygamber (as) özel anlamda destekten geçtikten sonra, özel bir rehabiliteden geçtikten sonra, artık tüm insanlara, onun peşinde yürüyecek insanlara, cem’an جمعاً ve cemian  جميعاً emirler veriliyor, dikkat ederseniz. فاقرءوا  diye başlayan kısımdan itibaren böylece geliyor.

FORMA SOKAN İSTİĞFAR: O hâlde Allah’tan istiğfar dileyiniz. İstiğfar dilemek mümini her an formuna sokmak demektir. Çünkü her an nemleniyoruz, demleniyoruz. Nem kapıyoruz, pisleniyoruz. Oradan buradan, bilemezsin, bizim cihat-ı sitteden hücum eden düşmanlarımız var. İçimizi dışımızı kaplamaya çalışıyor. Bir an bile olsun gaflete düşmek insanı karartır. Biran hemen kapkara olursun. Allah demediğin sürece kapkara olursun. Allah dediğin sürece pırıl pırıl parlarsın ve ziyadesiyle nurun arta arta gider ama bir an Allah demekten gafil kaldın mı hemen bünye gıdasını alamayan, hava alamayan, göğeren bir bedene dönüşür. Göm gök olan bir beden gibi olur. Onun için istiğfar bu tortuları, bu pislikleri giderir. Bedenin bakımını sağlar. Bu nedenle en çok ihtiyaç duyduğumuz şey istiğfardır. Bana sorsalar Allah’ın Salih, sadık kulu kimdir deseler, istiğfarı dilinden, gönlünden düşürmeyendir derim. Atalarımız, ninelerimiz bakın en cahil olan bile أستغفر الله  hiç dillerinden düşürmezler. Böylece bu bizi formunda tutar. Fıtri yapımızı kollar. Bu bir anlamda bizim çevremizde bir kalkan oluşturuyor, koruyucu oluyor, oraya parazitlerin girmesine engel oluyor. Ondan sonra hiç iştahın kaçmıyor. İstiğfarı bol bol yapıyorsan iştahlı olursun. Keyifli olursun. Keyfine diyecek yok. Ama istiğfar ne kadar kaybolup giderse orandan burandan hava almaya, su almaya derken bir taraftan ateş bir taraftan toprak, o  anasır-ı erbaa’nın anasının etkisinde kalırsın. Vay anasına derler ya. Böylesine hel3ake maruz kalırsın.  Anasır-ı Erbaa (toprak, su, hava, ateş)  Allah’ın iktidarı ile bize medet verir, şifa olur, bizi biz yapar. Allah’ın medeti olmadı mı, desteği olmadı mı bunlar bizi mahveder. Çünkü 4 düşmandır bunlar, birbirinin düşmanıdır ve biz de bu dörtten oluşmuşuz. İşte bu dördün yerli yerine oturabilmesi için istiğfar üzere kurulmalısınız. Hayat kaynağınız istiğfar olmalı.

من السيئات  Hoş olmayan kötü şeylerden Allah’a sığının, O’ndan af dileyin. Allah’a sığının. Bunun içinde yani istiğfar da istiaze de vardır. Allah’a sığınmak vardır ve af olunmayı istemek vardır. Ayrıca  أعوذ eüzü çekmene gerek kalmaz. 

أستغفر dediğin zaman, bağışla Ya Rabbi dedin mi sana geldim demek istiyorsun. Sana sığındım başka kapım yok benim dedin mi? O’na sığınmak da vardır. Allah’a sığının ve ondan af dileyin. Neden? Seyyiattan,  kötülüklerden dolayı O’na sığının.

 والتقصير  kusur etmekten, ihmal etmekten, eksik bırakmaktan dolayı في الحسنات  İyilikleri Hak Teâlâ’ya  gönderme konusunda pasifliğinizden ötürü, eksik bıraktığınızdan dolayı, şu veya bu nedenle gafletten dolayı kusur işlediğiniz için istiğfar edin. Bakınız kusur deyince biz hemen negatif anlıyoruz.

KUSURUN İKİ TÜRLÜSÜ: Hâlbuki kusur dinde eksik bırakmak demektir. Eğer sen bir hasenatı tam yapmazsan yani yüz sevap alman gereken bir yerde yetmiş beşe düştüyse, bu التقصير في الحسنات tasgir fil hasenattır. İyilik konusunda eksik yaptın, eksik aldın, demektir. İşte bundan dolayı da istiğfar edin. Layığı veçhile, tam alman gereken, Allah’ın sana şunu yapana şu kadar vereceğim dediği hâlde sen onu eksik yaptığın için karşılığını eksik aldın. Bunun için de Allah’tan özür dileyin. Layığı veçhile yönelmedin. Çünkü o yarım yamalak veya çeyrek kulak, bunak da bunak cinsinden olmayacak. Yönelirken tam yöneleceksiniz. Allah’tan da bunun için güç kuvvet isteyeceğiz.

إِنّى وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِى فَطَرَ السماوات والأرض

¶       “ Ben bütün gücümle Allah’a; gökleri ve yeri yaratana döndüm, yüzümü çevirdim.[42]

Bütünümle döndüm. Özümle yüzümle, bütün zerratım, saçımdan tırnağıma varıncaya kadar hep O’na döndüm.

وَجَّهْتُ siga olanca gücüyle, bütün ağırlığı ifade eden bir sigadır. وَجَّهْتُ gayreti her şeyiyle ortaya koyan bir sigadır. وَجَّهْتُ , فاطهروا gibi.

وَمَا أَنَاْ مِنَ المشركين  

¶        Ben müşriklerden değilim.[43]

 Neden müşriklerden değilim diyor. Yarım yamalak olanlarda şirk kokusu vardır da ondan. Tam sevgiliye yüzünü döndürmemiştir. Ara sıra sağa sola bakar, مَا زَاغَ البصر  [44] değildir, gözü oraya buraya kayar. Onun için onda şirk kokusu vardır. Falan filan da işin içine girmiştir. Manevi bile olsa bu bir bölünme hadisesidir. Kulluk bölünmemelidir. Kime yapıyorsun bunu. Allah’a öyleyse

وَلَا إِلَهَ غَيْرُكَ [45] derken bir başkası olmamalı.

وَلاَ يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبّهِ أَحَدَا 

¶        “Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın.” [46]

Sadece o olmalı.

إِنَّ الله غَفُورٌ

¶        “Hiç kuşkusuz Allah gafurdur.[47]

Burada da istiğfar edenlere müjde veriyor. İstiğfar edenler müjdeler sizedir. Siz boş çevrilmezsiniz, bu türden emeğiniz boşa gitmez. Çünkü Allah gafurdur. Allah çok bağışlayıcıdır. Az buz değil. Az onun için kullanılmaz. Az bizim gibiler için sayılılar içindir. Sayılıların ma’dud معدود olanın mahdud  محدود olduğunu bilin. Mahsurdur onlar. Allah ma'dud değildir.

وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَةَ الله لاَ تُحْصُوهَا

¶        “O’nun nimetlerini sayamazsın. O sayıya gelmez.[48]

 Her ne kadar nimetleri sayılan türden olsa da sen buna güç yetiremezsin. Çünkü sen mahdutsun. Allah’ın mağfireti namütenahidir. Onun şu kadar mı,  kadarı filan yok. Allah kadar olur muymuş? Hiçbir şey Allah kadar olmaz.  Onun kadarı yok. Kıyas kabul etmez. Kadar kelimesi kıyaslama da kullanılan bir sözcüktür. Sen, Allah’ı neyle kıyaslıyorsun? Allah’ın mağfireti sonsuzdur. Ona başını soktun mu gerisi gelir. Ona şöyle bir daldın mı artık sonsuz keyif senindir.  Hıfz-u emana dâhil oldun.

وَمَن دَخَلَهُ كَانَ ءَامِناً

¶        “Kim, oraya girerse güvenlik içinde olur.” [49]

sırrı vardır. Kim Gafur’a dâhil olursa istiğfarı kabul edilir. Kim Gafur’un sarayına dâhil olursa artık ona hüzün ve keder yoktur.

وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

¶        “Onlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” [50]

sırrına erişir. Gafur’dur mübalağa sigasıdır.  Yani artık bunun derecesi yoktur. Eskiler mahlûklar için son derece tabirini kullanırlar. Çünkü her mahlûkun bir derecesi var ama Allah’ın mağfiret derecesi söz konusu değildir. Sizin suçlarınızın şu kadarlarını bağışlar, şu kadar olursa bağışlarım; böyle bir hesap, kitap yoktur.

إِنَّ الله يَغْفِرُ الذنوب جَمِيعاً

¶         ”……Doğrusu Allah, günahların hepsini bağışlar.” [51]

Maalesef bunlar, Allah’ın kullarının umutlarını artırmada sık sık gündeme getirilmesi gereken âyetler olduğu halde bazı hocaların, şeytanın oyununa gelerek sürekli gazabı ifade eden, hiddeti, şiddeti ifade eden âyetleri gündeme getirerek onları ümitsizlik batağına batırmalarına çok öfkeleniyorum. Çok hocalar böyle yapıyorlar. Şu zamanda insanlar bir ümit ışığı arıyor. Bir kurtuluş dalı arıyor. Tutunacak bir dal arayan bu adama hadi be sende yüzsüz herif diyerek o Peygamberin anlattığı adam var ya, 99 adamı öldürmüş de pişman olmuş, bir çare var mı bana demiş, öteki de ne çaresi 99’ dan sonra ne çare arıyorsun demiş. Tesbihin bütün boncuklarını bitirmişsin sen, sıra emameye gelmiş. O zaman adam o emamede sensin diyor. Şimdi onu da halledeceğim, tesbih işi bitecek diyor. Ve tesbihin bitmediğini bir diğer âlim haber veriyor. Tesbih sonsuzdur. Sen kendi kendine yanlış kıyaslama yapmışsın. O fasit daireden çık diyor ve necat yolunu gösteriyor. İşte bugün kim var. 99 işini hallettim ben desen ila cehenneme zümera der. Aman eüzübillah der, çek git der. Şimdi bu hâle gelmişiz. Bu Kur’an ruhuna uygun bir tavır değildir. Maalesef onları yapanlar da kendini bilmem ne zanneden adamlardır. Önemli noktalara getirilmiş kişilerdir. Allah onların şerlerinden korusun. Gafur Hazretleri’nin şu güzelim müjdelerine bakınız.  Demek ki oraya kafanı bir soktun mu gerisi artık emn-ü emandır.

يستر على أهل الذنب والتقصير Allah, günahları örter. Rezil rüsva etmez. Eğer çok çirkin işler, ne yaparım, nasıl çıkarım, her şeyin meydana çıktığı gün, hadi bugün kapattın, bugün örttün,  settariyyet esas burada değildir. Burada da lazım, her yerde lazım ama en lazım olan bütün beni beşerin toplandığı yerdir.

Ala ruusul halayık bütün mahlûkatın gözünün önünde rezil olmak ayrı, bir köyde, bir belde de rezil olmak ayrıdır. İşte o ana-baba günü esastır. İşte mağfiret ordadır. Yani bu Gafur’un etkisini sen esas orada göreceksin. Bu Settar’ın ne kadar lütuf ve kerem olduğunu orada göreceksin. Rivayetlerde Yüce Rabbimiz kuluna, özellikle kulağına bildiriyor. Bak senin şöyle gizlediğin, bir defter gösteriyor ayrıca şunları görüyor musun? Evet, bunlar benim günahlarım. Allah : “Bunlar senin, işte ben bunları gizledim, bunları bilmiyor zannetme. Ama burada kapatıyorum. Bunları hesaba katmadım,” der. Bunun üzerine adam dört köşe olur. Rabbisi’ne daha çok itimat eder.

Sevgisi daha çok artar.

الإنسان عبيد الإحسان

“İnsan ihsanın kölesidir.”

 İhsanı görünce Rabbisinden, şimdi Muhsin oldum diyor. Hadi Muhsin oldun, iyisin.

والله يُحِبُّ المحسنين   

¶        Allah da muhsinleri, iyileri sever.[52]

 Oynaya oynaya gider adam.

يستر على أهل الذنب والتقصير ve kusur işleyenlerin yukarı da belirttiğimiz gibi. Her zaman söylüyorum kul, ehli taksirdir. Allah ise ehli teksirdir.

Ve كثر [53]kesseradır Allah, çoğaltır. Sen bir yaparsın o on der. On yaparsın o yüz eder. Yüz yaparsın o bin eder. Bi gayri hesap gider. İşte biz taksir ehliyiz. Biz layığı veçhile verilen inamatın, ihsanatın karşılığını tam dolduramıyoruz, veremiyoruz. Zayi ediyoruz. İsraf ediyoruz. Bu kulun zaafıdır. Ama endişeye mahal yok. Mütemmim olan zat var. Tamamlayacak bunları. Tamamlayarak tamam yapmış gibi sana ihsan edecek. İşte bunun içinde Rabbi temim diyerek tekrar niyaz ediyoruz. Nazlanıyoruz kulluğumuzu ortaya koyarak. Naza binaen niyaz ediyoruz. Lütfen Ya Rabbi lütfen deriz ki kulun nazı budur. Kul böyle naz eder. Yoksa hoppa züppe takımından, nahoş işler yaparak, içki kadehleriyle naz olmaz. Allah korusun. O Allah’ın gazabına muciptir. Ama kul lütfen Rabbisine sözcüğüyle naz eder. Lütfen demekten geri durmazsa işte Yüce Allah onu geri çevirmez.

رَحِيمٌ Çok merhamet edicidir. Az buz değil dedik Kastamonu ifadesiyle. Kadarı yok. Gafurdur dikkat ederseniz gafur ehli taksire, kusurlulara yönelik olarak çalışıyor. Rahim ise onlar kusursuzlar diyarına adım atmış olanlardır. Onlar pozitiflik yönünü kazanmışlardır. Negatiflikten çıkmışlar, marazları arazları neredeyse yok denecek bir seviye almıştır. Rahim ismi de onlara kucak açmıştır. Haslardır onlar.

والله يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَن يَشَاء

¶        “Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder.[54]

esması, ismidir. Muhtaslara yöneliktir. Peki, Rahman; ammeye yöneliktir. Bütün ne varsa hepsini kucaklıyor. Rahim tahsis ettiği kullarınadır. Bu nedenle onlara çok mülayim davranır Allah.

يخفف عن أهل الجهد والتوفيق  demek. Gücü kudreti olanlardan da Allah hafifletir, indirim de bulunur. Elli rek’attı hadi beşe indirdim. Gecenin şu kadarı, yok ne kadar yaparsanız veya beş vakit yeter artık gece namazını tenzil ettim, ikram ettim.  أهل الجهد  yani bu konuda ibadet ve taatı meslek edinmiş, bu yönden hata, gaflet yok. Allah Rahim ismi devreye girerek bu kullarına da acımıştır, tahfif etmiştir. Şu halde ümmet-i Muhammed olarak indirime eriştik ise sahip olduksa bu muhtasların sayesindedir. Çünkü onlar yukarıda geçti { فاقرءوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ } كرر الأمر بالتيسير لشدة احتياطهم  onların çok ihtiyat etmesi, onlar kaçırırız,  aman vakit kaçıverir diye uyumuyorlardı. Kalkamam ben diyor. Çok ihtiyat gösteriyor. İşte Allah bunlara acıyor, merhamet ediyor. Bunlardan da diğerleri çok istifade ediyor. Onlardan ziyade diğerleri istifade ediyor.  والتوفيق bir nushada التوفير diye farklılık var. Ve muvaffak olanlar. التوفير ise yatırım yapanlar, bollaştırmak için çalışanlar; hani sevap meraklısı adamlar, mertebe meraklısı. İşleri güçleri daha iyisini nasıl yapabilirim. Daha çok yatırım. Tevfir ki bu yönden bunlar gönüllüler sınıfı oluyor. Bunlar can-u başla çalışanlar. Kulluk da ileri gidenler bunlar.

السابقون [55] ileri gidenler. Allah bunlara da  الرحيم ismiyle davranır. Onlara da ikramda bulunur. Allah böyledir. Diğerlerinin kusurlarını bağışlar. O kusurluları, o batakta olanların bataklıkta ki o pisliklerini temizlemekle meşgul olur. Öteki temizlerin de endamlarını daha süslü daha ziynetli kılmak için Rahim ismi devreye girer. Zaten tahurdurlar, temizdirler, pislememişler. Allah onlara ziynet üzerine ziynet verir. Çünkü berikinin temiz bir vücuda ihtiyacı vardır. Öbürkinin ise vücudu zaten temiz; ziynetlere ihtiyacı var. Böylece Allah günahkâr da olsa, sevap meraklısı delisi de olsa bütün kullarını sarmalamıştır. Gafur ve Rahim isimleriyle hepsini ulûhiyet dairesine, ubudiyet dairesine almış ve onları kutlu ailesinden kılmıştır. Bunlara hanedanı Rabbaniye diyoruz. Kutlu hanedan. Ecriniz bol olsun, sevabınız çok olsun.

وهو على ما يشاء قدير O, dilediği her şeye kadirdir. Gücünü yetirir. Biz her şeye Kadir olan Rabbimizden kusurlarımızın affı, hasenatımızın kabulü ve yüce derecelere bizleri terfi ettirmesi yönünde dilekte bulunuyoruz. Kabul buyursun.

والله أعلم Allah en iyisini bilendir.

 

 

 



[1] Rahman55/26

[2] Yunus10/109

[3] Enbiya21/93

[4] Lokman31/29

[5] Enbiya21/93

[6] Tekvir81/26

[7] Buruc85/20

[8] Yusuf12/111

[9] İbrahim14/52, Sad38/29

[10] Fussılet41/11

[11] Fussılet41/11

[12] Hadid57/22

[13] Leyl92/7

[14] Leyl92/9

[15] Bakara2/115

[16] Enam6/103

[17]Enam6/103

[18] Fussılet41/53

[19] Kasas28/72

[20] Nisa4/32

[21] Al-i İmran3/54”Allah, hile yapanların cezasını en iyi verendir.”

[22] Bakara2/105”Allah, büyük nimet sahibidir.”

[23] Ra’d13/16”O, her şeye üstün gelen tek Tanrı’dır.”

[24] Al-i İmran3/4”Allah, güçlüdür, mazlumların öcünü alır.”

[25] Bakara2/102 “Babil’de melek denilen Harut ve Marut’a aslında bir şey indirilmemişti. Bu ikisi ‘Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkâr etme’ demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi.”

[26] Buhârî, Ahbaru-l Ahad, 6216; Müslim, İmare, 3424

[27] Bakara2/238

[28] Bakara2/236

[29] İbn-i Ataillah’tan alınarak değişik yorumlanan bir sözdür.

[30] A’raf7/26

[31] Saf61/4

[32] İbrahim14/41

[34] Yunus10/26

[35] Al-i İmran3/30

[36] Mutaffifin83/7

[37] Mutaffifin83/18

[38] Necm53/39

[39] İnsan76/22

[40] İnsan76/22

[41] Nahl16/97, Ankebut29/7

[42] Enam6/79

[43] Enam6/79

[44] Necm53/17 “Muhammed’in gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.”

[45] Sübhaneke Duası

[46] Kehf18/110

[47] Nur24/62

[48] İbrahim14/34

[49] Al-i İmran3/97

[50] Bakara2/62

[51] Zümer39/53

[52] Maide5/93

[53] Araf7/86”…….Azken Allah’ın sizi çoğalttığını hatırlayın.”

[54] Bakara2/105

[55] Vakıa56/10”İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.”

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

10 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37