12 Ekim 2012: "Modlar ve Kodlar"

cs001_22
MODLAR VE KODLAR
(En'am Suresi 138-150)
12 Ekim 2012
  • Geçen haftaki dersimiz içerisinde (…قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلادَهُمْ سَفَهاً بِغَيْرِ عِلْمٍ ayetine işaret ederek) “evlatlarınızı katletmeyin” konusundan söz etmiştik. “Her ayetin bir zahiri bir de batını vardır” rivayeti gelmiştir. Ayetlerin bir, dünyaya açılan beşeri boyutu vardır. Beşeri boyut zahir şekildir, görünen şekildir. İnsanın iç boyutu da beşeridir. Batın ise görünmeyen yan, arka plandır. Bu ruha aittir. Ruh da insana aittir. İnsan ruh ve bedenden müteşekkil olunca, hem beş duyu ile dünyaya açılan yönü hem de görünmeyen beş duyusu anlaşılır. İmam-ı Rabbani buna “havass-ı hamse-i selime el-batına” demiş.
  • İmam-ı Rabbani, ulemanın kâşiflerindendir. Doğunun, meşrığın sönmeyen güneşi İmam-ı Rabbani, Müceddid-i Elfi Sani Hazretleri. “Havass-ı hamse-i selime el-batına” tabiri ona aittir. Patenti onundur.
  • Her ilmin mütehassısı o sahadaki görünmeyenleri    görür. O adam, o ilmin gözüdür.
  • مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ (Rahman/19-20) İşte bizim hadisemiz de böylesine ilginç bir oluşumdan müteşekkildir. Biz kendimiz açısından bir muammayız. Görmedik ki bilmiyoruz. “Ellerimle yarattığım”[1] diyor Yüce Allah insan için, o kadar ihtimam gösteriyor. Biz yoğurulmuşuz hamur gibi ama yoğuran Allah. Yaratıcımıza hamd-u senalar olsun. Oluşturuyor, bitiriyor, bir bebek de olsa anneye hediye ediyor. Ve diyor ki, bu ananın hakkı ödenmez. Peki anan ne yaptı sana, nereni yarattı, kaşını mı, gözünü mü? Sadece taşıdı. O Yüce Yaratıcının elinden çıkan varlığı taşıyan bile böylesine hakkı ödenmez olunca acaba Yüce Yaratıcı nasıl değerli olur? Nasıl hakkını öderiz? Bir de O’nu hiç tanımayan, geçmişini maymunlarda arayanlara ne demeli? İşte bu da beşerin nankörlüğüdür. Böyleleri az-buz değildir.
  • Yüce Allah’ın yüce adını söylememek için ne türlü varlıkların kapısını çalıyorlar. Maymunun, ayının, domuzun. Hangisine sığınacaklarını şaşırdılar. Bütün bu çabalar Allah dememek için. İşte insanın böyle adiliği de vardır.
  • Biz iki deryanın birleştiği bir yerde bulunuyoruz. İki denizin. İnsanların iki boyutu vardır. Musa’nın ve Hızır’ın buluştuğu noktada bir yapımız var bizim. İnsan için çalışır Hızır ve Musa. Hızır da, Musa da pozitif yönümüzle ilgili iki eleman, Allah’ın iki el-amanıdır. Hızır ve Musa, insan için çalışır. Allah’ın emn-u emanını taşıyan iki emin varlıktır. Musa’dan kasıt peygamberdir. Adının Musa olması değil, misyonu önemlidir.
  • İnsanın hayır yönünü imar eden iki misyon vardır. Birincisi rasul. İnsanın bir de arka planı vardır. Kalp yurdu vardır. Orada da Hızır nebi dolaşır. Onun karargâhı orasıdır. Nebiler insanların kalıbını, Hızır’dan hazır olanı işlerler.
  • Huzurda olana “hazır ol” denir. Uzakta olana değil. Namaz, “hazır ol!” emrinin gereği olarak huzurda icra edilen bir amal-i salihadır. Kimin huzurundasın, kime secde ediyorsun sen?
  • Risalet misyonu rasul, velayet misyonu Hızır; insan için uğraşırlar. Birisi maden-i cevheri taşır, birisi de onları nakış nakış işler.
  • Göbeğin yukarısı arş ve ötesi, aşağısı ise bu âlemdir. Bu âlem direkli âlemdir. Ama ötede direk filan yoktur. Böbreklerin, midenin hepsi muallaktır. Ama aşağıda kocaman iki direk vardır. Burada yapılar direksiz olmaz. Oranın direği ise, Yüce Allah’ın adıdır. O yüce adı zikreylemek o âlemi ayakta tutar.
  • İnsan Allah’ın yüce zikrini ağzından, dilinden doğru kalbine indiremediği sürece ulvi âlemle temas kuramaz. Kalbin kapıları açılamaz.
  • Ehl-i dübür, ehl-i gübür, ehl-i gubûr. Ateş dolmuş kabirlere dönüp gittiler. Ehl-i dübür, ehl-i gübür. Gübre pislik demek, dışkı demektir. Ehl-i dübür, en sonunda dışkıya dönüşür.
  • Parmak uçlarını kullanabilsen onlar ok gibidir. Peygamberimizin bir işareti ile ay, kavun gibi, karpuz gibi ikiye ayrılıverdi.
  • İnsanın beden yapısı da bir muammadır. Âlemlerin kümeleştiği kutsal bir yapıdır. İnsanoğlunun fitne ve fesada düşmeyeceği kesin olsaydı, insanı gören varlıklar, önünde secdeye kapanırdı. Bu âlemde Allah, onun bu yöndeki azametini perdeledi.
  • Panik en büyük felakettir. Panik içindeki varlık, kendi kendini yeme pozisyonuna geçmiştir. Bir insan önünü, sağını, solunu görmüyorsa onun başına gelen gelmiştir.
  • Bizim zahirimiz bir başka âlemdir. Bütün bilimler şu anda senin zahirini inceliyor. İnsanın içyapısı ile ilgili bir bilim yok günümüzde. Gözü ile gördüğü, eli ile tuttuğu şeylerden haber ver bana diyor bilim. İnsan dediğimiz şey şu anda, ذَلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ(Necm/30) dir. Bilimin geldiği nokta budur. Tıptır, hendesedir, işte bu kadar.
  • Hangi peygamberin dediğini bir diğeri yalanlamıştır. Hepsi aynı hedefe atarlar. Çünkü nizamidirler, sağlam bir kaynağa bağlıdırlar. Ama ötekilerin “yaptık, bulduk” diye insanlara duyurduklarına bir karanlık gelmiş, fecr-i kazibe uğramışlar.
  • İnsanın bir de batın deryası vardır. Kalıbın ötesinde kalbe sahiptir. O ise gizemli âlemlerin cem olduğu bir mertebedir, bir yöndür, bir yandır. Senin yanın ya hu.
  • إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ (Hud/46) إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ (Kasas/56) Her eline geçeni senin mi sanıyorsun. Her ağzına gireni senin mi sanıyorsun. Senin olan senin vücuduna karışandır, sen olandır. Yemişsin ama aşağı indirememişsin.
  • İnsan zahir ve batını ile mükemmelliğe doğru yürür. Zahiri de kalıba uygun olacak. Bunun adına şeriat denir. Allah’ın kalıbıdır şeriat.
  • Allah’tan olan şeyleri yerli yerine koymak adalettir. Ama yerinde kullanacaksın. Sövülmesi gereken yerde söveceksin, sevilmesi gereken yerde seveceksin.
  • Ruh, nefsin gırtlağını ne kadar sıkarsa sıksın, onu öldüremez. Artık o da ruh oldu diye bir şey olmaz.
  • Aziz kitabımız Hızır’a da, Musa’ya da yer vermiştir. Sen Kur’an’ın inşa ettiği Kur’an dergâhına adım atabilirsen, O, o zaman seni yapılandırır. Sana verilen ilaç gibidir o. Sen ilacı, doktorun tavsiyesine göre kullanırsan, senin içeriğini bilmen gerekmez. Allah’ın bu ayetlerini de yerli yerine oturtur, sindirebilirsen aliyyü’l-â’lâ. Ama şunu iyi bilin ki içerdeki içerdedir, dışardaki dışardadır. Sen asla yüzüne kalbini götüremezsin. Kalbine de yüzünü getiremezsin. Aralarında perde vardır.
  • Kan da yücelir mi? Evet, nura dönüşür. Yüce Allah’ın zikri ile yücelir yücelir, saflaşır. Evliyanın damarında kan dolaşmaz, onların damarında nur dolaşır. Onun için onlar bazen yemeği içmeyi unuturlar. O nurla yaşıyor. Biz Yüce Allah’ı, esmasını zikrede zikrede, onun gösterdiği yolda hareket ede ede, yavaş yavaş sen fark etmesen bile senin içinde bir “ben” gelişir.
  • Şu anda inşaat devam ediyor. Sen istesen de istemesen de inşa oluyorsun. Bir gün o inşaatın önündeki perde, örtü kaldırılacak ve içindeki ortaya çıkacak. Bizim şu andaki uygulamalarımız لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ cinsindendir. Sen ne yapıyorsan kendine yapıyorsun.
  • Kıyamet günü dünyanın aynasıdır. Bütün olan bitenleri o aynada ayan beyan göreceksin. Biz, hayatımızın oyununu oynuyoruz. Figüranız biz. Sen aslında ötelerdesin. Sizin yeriniz burası değil. Burası yalancı âlem. Bütün yapılanma وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا (Nebe/19) ayeti ile gökler açıldığı zaman çıkacak meydana.
  • Siz, görünüş yönü ile yaptığınız işleri ortaya koyuyorsunuz. Uğraşıyorsun didiniyorsun bir şey yapıyorsun, sonra da adam eline baltayı alıp yıkıyor her şeyi. Yapıyor, yapıyor bozuyor. Bu adama “aklından zoru var” denir. قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلادَهُمْ (En’am140) budur işte.
  • Namaz bir binadır, oruç bir binadır. Nasıl yaptın acaba? Bir gün gelecek, orucu somut olarak göreceksin. Oruç marka arabaların, namaz direklerin olacak. Eğer onları yamru yumru yaptın ise zaten seni cennete sokmazlar. Namaz, oruç Allah’ın ayetidir. Onun sözlü şekline ayet diyorsun da yapılanmış şekline niye ayet demiyorsun? أَقِمِ الصَّلَاةَ (İsra/78) ayet de, kıldığın namaz ayet değil mi? Yamru yumru yaparak alay mı ediyorsun sen? Böyle yapılmış bir evi kim alır? Yüce Allah cezalandırır. Sana verdiğim bunca malzemeleri böyle mi kullandın? إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْئُولًا (İsra/36) O yamuk yumuk amelin de, yanarken tutuşturucu olarak kullanılacak. Yapacaksan usulünce yap.
  • Biz Allah’ın bir kuluyuz. Bu kulları eğitmek üzere Yüce Allah, peygamberler gönderdi. Onları dinlemek zorundayız. O, bu kitapta olanları yaşadı ve bir sistem oluşturdu. Her şeyi yerli yerince o insan-ı kâmil bize aynen, uygulamalı şekilde öğretti. O zaman siz de uygulamalı olarak öğreneceksiniz. Çare budur. Bu aziz kitabı konu almayan adam, ancak bir şeytandır. Şeyhin yoksa yandın sen, yok böyle bir şey. Bu kitabın dışında bir yaşam söz konusu değildir. Bunun dışındaki yaşam, iblislerin, sapıtmışların hareketleridir. إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ (İsra/9) Meşayıh adı ile anılanların bağlandıkları kitap budur. Başka bir kitap yok.
  • Hızır’ın kendisi kitaptır. Hızır gibi kimseler sadece Allah’a karşı sorumludur. Başka kimseye bağlı değildir. Kimseye hesap vermez. Direk başbakana bağlı özel birimler gibi. Biz Hızır aramak için gelmedik bu âleme. Hızır, kesene de uğrar, kesmeyene de uğrar. Senin elinde Hızır’ın bile dayanamadığı, kurban olduğu bir kitap var. O da Kur’an dinlemeye gelir.
  • Biz Muhammed (as)’ın ümmetiyiz. Biz O’na bağlıyız. O’nun sünneti ile yaşamını sürdüreceksin.
  • Ahsenü’l-kelam, Kelamullahtır. Bu kitaptan iyi ne peygamber söz söyleyebilir, ne Hızır, ne başkası. Kelamların en güzeli Kur’an-ı Kerim’dir. Yüce Allah’ın kutlu marketi gibidir bu kitap, yok yok burada. Ve en uygun bir şekilde alabiliyorsunuz. قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا (En’am/90) Almak bedava, yeter ki halis ol. Hırsıza arsıza yar olmaz Kur’an. Kafasında bile tutamaz onu. Ama sevdiği ise, o gönlü bırakır mı ya hu?
  • Âr ehline Kur’an yâr olur. Onu ölürken de bırakmaz. Gel Kur’an’a gel. Bu kat’i, senin şeyh dediğin adam kat’i değil.
  • İmamı Gazali 1000 sene önce yaşamış. Bu zat, evvela zahiri ilimleri hallaç pamuğu gibi attı. Sonra kalp âlemine dalış yaptı, onu da halletti. Ondan sonra “insanların mürşit dediği adamların kalbine baktım, hepsi tam takır” diyor. Tabibü’l- kulub olan, insanların kalbini inceledim, hepsi hasta diyor. Bunu İmam-ı Gazali Hazretleri söylüyor. Eğer peygamber gelseydi asrının peygamberi olurdu diyorlar, onun için. Ondan sonra ihya-u ulumi’d-din’i yazdı. Böyle olmak onmaktır, gerçekten onmaktır. Bunun dışında olmak, helak olmaktır.
  • Kur’an’sız yaşamayın. Sözünüz Kur’an olsun. Özünüz Kur’an olsun. Ahlakınız Kur’an olsun. Yaşamınız Kur’an olsun. Kitap ile ölmeyi Allah hepimize nasip etsin. Kabirde, mahşerde, sıratta onunla, cennete giriş onunla, cennetin içinde yaşam da onunla olsun. Rabbimizin huzuruna gidince o da bize Kur’an ziyafeti verecek. Allah da peygamberler de Kur’an okuyacak. Kur’an, her yerin sultanıdır, Rahman’ın furkanıdır, gufranıdır. Allah’ın aziz kitabını övmek mümkün mü? Zaten onun sayesinde konuşmayı öğrendik.
  • Allah’ın ilmini bize indiren bir hattır, halattır Kur’an. Hablüllah, Allah’ın ipi demek. Bu ip niye geldi? İpe bağlı olan ayetler var. Allah’ın ilmi var bu kitabın içinde. Filozofların bilgi dedikleri çarık çürük şeyler değil. Zaman aşımına uğramayan bilgiler var. Bu ip ile Allah bize gerçekleri gönderdi. Onu gözüne, kulağına bağlayacaksın. أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَا أَمْ لَهُمْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا (Araf/195). Bütün bu ayetler soruyor. أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ (Beled/8-9) Bak iki el, iki göz vermedim mi diyor.
  • Amellerimizi sağlam yapalım ki kırmaya dağıtmaya gerek kalmasın. İçimizden doğru ürettiğimiz, dışımızdan doğru ürettiğimiz ne varsa iptal etmeyelim. Amelin iptali, makbul sayılmaz. Namazda yanlış yaptın mesela, yeniden kılma diye bir şey yok, ıslah edeceksin. Dinde ıslah vardır. O ameli doğrultacaksın. Tabi ki bu, düzgün yapmaya çalışanlar için. Gayesi sağlam yapmak olanlar için.
  • Siz bu Kur’an’ı doğrultmadığınız sürece Allah sizin belinizi doğrultmayacaktır. Hepimiz bundan sorumluyuz ama işin başında olanların sorumluluğu kat be kat fazla.
  • Allah’ın kitabının diyarında dolaşıp duruyoruz. Hayırlı, şifalı olan “kelam balı” yapmışızdır inşallah da, Allah özünüze sözünüze şifa verir.
  • رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN-Dilek UZUN

 



[1] قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالِينَ (Sad/75)

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

84 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37