16 Mart 2012: "Sonsuzluk Melodisi"

Allah’ın aziz kulları!

Rabbimiz bu gecenin mübarek diliminde Mübarek Kitabından bir bölümünü, gecenin bir cüzünde Kitabının bir cüzünü okumayı bizlere nasip eyledi. Bizlerden razı olsun. Ona razı olacak amel yaptığımızı söyleyemiyoruz. Çünkü O, en güzelin peşinde olmamızı ister. Bizden en güzele uymamızı, en güzelle beraber olmamızı ister. Bizim güzelin peşinde olduğumuzu kim söyleyebilir? Ama biz, En Güzelin en güzel Kitabından okuduk. Layık olduğumuzu iddia etmiyoruz. O dilerse en yücelerdeki varlığı en aşağılarda kılar. En aşağılardaki varlığı da en yücelerde kılar. تُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ (Al-i İmran/26) “Sen dilediğini aziz edersin Allah’ım!” Rabbinize bunu söylemelisiniz. Bunu böyle söylememizi ister Yüce Allah. Bilin ve duyurun der. “Âlemlerin özünü ifade eden siz kullarım! Kendi içinizdeki özet âlemlere özetle şu şekilde buyurduğumu duyurun. تُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ (Al-i İmran/26) ‘Sen dilediğini Aziz edersin Allah’ım!” Onun huzurunda bunları tekrar etmelisiniz. O bunu istiyor. Âleme oluk misali bunu akıtırken, âlemi kendinize bakıtmanızı istiyor. Akıtın ve bakıtın. Nur, ilim, feyiz akıtın, sırlar döktürün. Çünkü ibadu’r-rahmân böylesine bir özelliğe sahiptir.

Benim davulum لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ tır. Zurnam ise Peygamber’e salat-u selamdır. Bizim suni sazlara ihtiyacımız yoktur. Cinleri toplayıp şeytanlarla beraber oynamaya değil, sonsuzluk melodisini terennüm etmeye geldik. Allah’ın beyanları gerçeklerin destanlarıdır. Ve bu destanları Dedem Korkut gibi atalar hakkıyla okurlar. Ariflerin mizmarı, Yüce Allah’ın onların boğazlarına ihsan buyurduğu manevi sazlardır. Saz onun boğazı, söz de Allah’ın kelamlarıdır. فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ (Hicr/94) “Emrolunduğunu izhar et ey Muhammed!” Kimilerinin davula zurnaya ihtiyaçları vardır. Nerede nefsinin peşinden koşan biri varsa o, davulcunun zurnacının çevresine saf bağlar. Peygamberler ise insanların gönüllerine hitap eder. Onlar ukbânın padişahları, ruhani âlemin krallarıdır, imparatorlarıdır. Onların kendilerine güvenleri vardır. Aletlere ihtiyaçları yoktur. Davud nebiye verilen kutlu avaz vardır. O kutluluk niyazını kutlu avazından duyurmuştur. Kendindendir sazı, Rabbindendir sözü. Okumaya başlayınca Davud(as) Zebur’u, döktürürdü vallahi. Davud’a böylesine bir mizmar verilmiş. Dünyadan ukbaya açılan bir boğazdan geçtin mi, işte o sırat köprüsü gibidir. “Raksederdi gönülde iman…”[1] Rahmetli Efendimin sohbetini ifade ederken böyle demiştik. Kutsiyet yönünde dönenlerden söz ediyorum. Nedir dönenlerin sırrı Allah’ın kulları? İşte bu sonsuzluk melodisini gönüllerinin derinliğinde duymaktır ve onun “gel, gel” mesajına uymaktır. Ulu Mevlana bunu duydu ve “dinle” dedi. Dünyaya gözünüzü kapatın, gönülden geleni dinleyin. Elest sesini duyuyor musunuz? “Duyuyoruz!” Öyleyse uyunuz. Ona döne döne gidilir. Ona rap rap değil, döne döne gidilir. Kâbe’ye gitmediniz mi? Beytullahın çevresinde dönmediniz mi? أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ nedir? Bu Kitaptır. “Elestin şerhi” bu Aziz Kitaptır. Bu Kur’an’ı özetledinizmi, size أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى (Araf/172) der. Ne ararsanız bunun içinde arayın. Ne yerde arayın ne gökte. Senin özünde bir sır var. O Kitap ne ise, sen osun. Sen de Allah’ın bir kitabısın. Sana da hitap etti. كُنْ dedi, فَيَكُونُ (Yasin/82) sırrı ile oldun sen. Buradaki anlattığı kişi sensin. أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ dediği sizsiniz. Ferden ferden sizsiniz. Her ferdiniz aslında tüm insanlığın bir hulasasıdır. Sen, bir nutfenin ürünüsün. O nutfenin içerisindeki bir damla suda milyarlarca insan tohumu var. Ve sen o milyarlarca tohumu sürekli üretiyorsun. Senin içinde milyarlarca insanın tohumu var. Sen atan Âdem’den bu yana ne kadar insan varsa, onu taşıyorsun. Sen görünüşte bir fertsin ama aslında tüm insanlığı taşıyan bir yapıya sahipsin. Biz insan deyince erkeği değil, hem erkeği hem kadını kastediyoruz. Erkek de kadın da bu tohumları taşır.

“Bekâ musikisi.” Gönüller ondan bir an bir esinti duysa, ne dünya kalır ne ukba. Artık “Rabbin delisi” olursun. Onun ateşi gönlünde parladı mı, artık o ateşin pervanesi olursun. İşin onun çevresinde dönmektir. Ve bu esnada da kolunu kanadını kaybetmektir. Yanarsın, yanarsın, yanarsın. İşte bu âlem, yanma âlemidir. Evveli hamlıkla başlar, yanmakla devam eder, sonu ise pişmektir. Bu âlem bir ocaktır. Ocağını sakın söndürme. Ocağını tüttür. Ocak, dünya demektir. Bu dünyaya pişmeye geldiniz. Tabi ki bu, yana yana olacak. Eğer bu dünyada yanmazsanız, yemin ederim ölüm sonrasında yanacaksınız. Bu iş böyle. Nefis denilen çiğ yaratığı ateşe tabi kılacaksın. Onun yanması, çiledir. Çile, ateş demektir. İşte bu Aziz Kitabın beyanları sizin için harlanmış yakıttır. Bu yakıtlarla nefsin yanacak, pişecek. O nefsi, ruha armağan etmiştir Yüce Allah. “Al, bunu adam et, bu senin abdindir” demiştir. İnsan ruhunun görevi, nefsi hizaya sokmaktır, nefsi pişirmektir. Ruh kemal âleminden, pişkinler yurdundan gelir. Kur’an gibidir onun yapısı. İnsan bedenindeki ruhun gelişimi, oluşumu, Kur’an’ın yeryüzüne inişine benzer. Kur’an kâinatın ruhudur. O ruh ki, bu âleme girdi mi, âlem kıyam etmiştir. “Yerler gökler bitişikti” diyor, “biz ona ruh üfürdük.” O ruh ona girince şahlandı. O üfürme neticesinde bu gördüğün gök cisimleri, yıldızlar oluştu. Aslında çocuğun oyuncağı sana kâinat gerçeğini fısıldıyor. Sabun köpüklerinin boşuna olduğunu mu düşünüyorsunuz? Aklınızı kullanın. Köpüğün ifade ettiği anlamı anla. Yoksa sen de köpük gibi şişer, patlar gidersin. Ruh geldi, yerler ve gökler ayaklandı. Ruh gelir de varlık ne hale gelir? Fırıl fırıl döner, raksa gelir. “Yemen tarafından nefes-i Rahmanı alıyorum” buyurdu Peygamber. Üveys’in kokusunu alıyorum demek isterlerdi. Üveys’e üflenen ona yansırdı. Yemenin çok büyük iman erleri yetiştireceğini ve onların ulusunun da Üveys Hazretleri olduğunu işaret etti.

Her şey bir nefesten ibarettir. Bir nefes hayatın ana fikridir. Her batılın içinde haktan gelen bir yan vardır. Pislikler fırça ile ilgilenir. Ben fırça tarafına değil sap tarafına bakarım. Elin yapıştığı yere bakarım ben. Biz ululardan nereye bakılacağını öğrendik. فَانْظُرْ derken bakacağın şeyi bileceksin. Burun, göze tabidir. Göz nasıl görürse burun da ona göre koku alır. “Çirkin” dedi mi çirkin bir koku gelir. İyi diyelim de iyi olalım. Son sözcük. مَنْ كَانَ آخِرُ كَلَامِهِ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ دَخَلَ الْجَنَّةَ (Ebu Davud, Telkin, 3116) Alkışlamak lazım. “Cennete girdi, son sözü Allah olan.” Aslında “اللَّهُ” da, niye “لَا إِلَهَ” yi ekledi? Çünkü kişinin “Allah” derken, o anlamı kastetmesi lazım. Ya Allah dediği İsa ise? “لَا إِلَهَ”yi çektin mi sadece “Allah” kalır. Şirkin boynunu kesen bir kılıçtır o. Şirkin boynunu kestin mi, geriye iman kalır. Son söz aynı zamanda ilk sözdür. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” O halde son sözün anlamı بَلَى demektir. Benim sahibim Allah’tır. أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى (Araf/172) Bir şey ne kadar küçültülürse, o büyüğünden daha değerlidir. Eskiden haberleşme cihazlarını askerde katırlarla taşırlarmış. Şimdi gözünle göremediğin cihazlar var. Son söz “Allah” tır. Onun da küçültülmüşü هُوَ’dur.  هُوَ اللَّهُ الَّذِي لا إِلهَ إِلاَّ هُوَ daki “هُوَ” Daha da uzat, Kur’an çıkar.

Şeytan, zikredenleri sevmez. Kötü lakap takmak, şeytanın bir sıfatıdır. Peygamber bunların hepsinin kökünü kazıdı. “Hû” nefesi ile gelen bir can. Bir “hû” dur geldi, âlem onunla kıyam eyledi. Yerler, gökler, 124 bin alem. Rakamlarla tespit etmek mümkün değil. Sen Allah’ın isminin 99 olduğunu mu zannediyorsun? O bir kavle göredir. Bir kavle göre 99 olursa, akvale göre kaç olur kim bilir? İsim müsemmaya delalet eder. Sen onu 99 ile sınırlarsan evvela senin haddini bildirirler. Sen kim oldun, onun zatına çerçeve çiziyorsun? Çelik çomak mı oynuyorsun ki çerçeve çiziyorsun Allah’ın esmasına? وَلِلَّهِ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى (Araf/180) de. Sayılar bizim gibi çerçevelilerin işidir. Deveye kızıyoruz, dünya ondan daha da eğri. Cehennemin yavrusu bu dünyanın içindedir. Ve cehennem ehlinin ameli ile beslenir. Kötü işler yerin dibine işler. Bir gün gelecek, öyle büyüyecek öyle büyüyecek ki patlayacak. İşte biz böyle bir bombanın üstündeyiz. Her an altından cehennem yılanı çıkabilir. Neye güvenip oynayıp zıplıyorsun? Bu zelzeleler nereden geliyor? Yüce Allah onun için sık sık Kur’an’ında وَاتَّقُوا النَّارَ (Al-i İmran/131) “ateşten sakının kullarım” der. Sıcak yemek mekruhtur. Ateşin değdiği yiyecekten, insana ateş bulaşır. Ateşi de su söndürür. Ateşin değdiği bir yiyeceği yediği için Peygamberimizin abdest aldığı mezheplerin görüşleri arasında vardır.

Nefsin adam edilmesi için çile çekmesi lazım. Onu rahat ettirirseniz, siz kaybedersiniz. O uyuz yaratık zevke düşkündür. Had-hudut bilmez. Sınır kabul etmez. İşte onun başını bağlamanız gerekir. Evliliğin de bu anlamı vardır. O nefsin başını bağlayacaksınız. O ne kadar bağlı olursa, insan gönlü o kadar rahat eder. Onun için Peygamber, bağlanmayan merkebin insanı rahatsız etmesinden dolayı “önce merkebini bağla, sonra tevekkül et” demiştir. Biz insanın içindeki eşekten söz ediyoruz. نفسك مطيتك “Nefsin senin binitindir.” Nefsin hizaya gelmesi ancak ilahi bir reçete ile mümkündür. Bu Budistlerin, Zerdüştlerin işi değildir. Nefsi yaratan Allah’tır. Ona azgınlık veren Allah’tır. Onun hizaya gelmesi için bize imdat eden Allah’tır. Elimizde Allah’ın Aziz Kitabı var. Bunu uyguladın mı ferah ol. Nefis uysallaşır. Nefis o konuda ses çıkarmadı mı ferah ol.( hiç evlenmemeyi, devamlı oruç tutmayı tasarlayan bir gurup sahabi.) Peygamber, getirdiği nizamı bozacak bu akımı derhal bozdu. İçinizde böyle böyle diyenler var imiş diyerek çıktı hutbe okudu. Böyle sofular vardır. Cahil sofu şeytanın maskarasıdır. Dervişlik, suret düzmek ile değildir, der Derviş Yunus. Dervişlik kıyafette değildir. Muhammed (as)’ın çizmediği bir plan bizim için bir şey ifade etmez. Onun Sünneti var iken ve bize yeter iken, türlü türlü alternatifleri var iken… “Yap” ama dinde yeri olsun. Dinde yeri varsa ve sen o şekilde yaparsan, hevana uymamış olursun. Ve nefis de hizaya gelmiş olur. Kendi arzu ve isteği değil de Kitabın ve Sünnetin beyanı veçhile nefis işini yürütüyorsa bu kişinin nefsi hizaya gelmiştir.  Emmare nefis, Allah ve Rasulünün beyanlarına uymayan şeyleri ister. فارفق بها نفسك مطيتك Biz ona biniyoruz ve o bizi Allah’a götürüyor. Nefsiniz sizi gönül yönü ile Yüce Allah’ın rızasına ulaştırmada önemli bir binittir. Nefsinizi köle almadan Allah’a yolculuk yapamazsınız. Onu bedenden çıkarıp atamazsınız. Sizin başınızın belasıdır, tatlı belasıdır. أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ’ün belâsıdır. Kitabın ve Sünnetin düsturu veçhile onu hizaya sokabilirseniz, o ne güzel nefistir. Ve o يا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ (Fecr/27) beyanına ehil olmuştur. Allah Teâla cümlemizin nefsini Kitabın ve Sünnetin buyruğu altına giren, o yönde aşka şevke gelen ve menzil-i maksuda erenlerden kılsın. Hakk’a boyun eğen bir nefis kılsın.

قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ “De ki ey Muhammed! Yeryüzünde geziniz.” Nefsimizedir bu beyanlar. Nefsimiz, bizim dünyaya açılan yönümüzdür. “Ey nefis sahipleri!” demektir. Gezelim, görelim dersin. Şimdi sana nereyi görmen gerektiğini söyleyeceğim. “Süda” değilsin sen. Bu kadar önem vermiş sana. Elbette seni programlayacak. Gezme ve görme nefsin isteğidir. Şu anda, bu dosyanın içini dolduruyor. Yeryüzünde gezin. ثُمَّ انْظُرُوا Sonra nazar edin. Yiyip için, yatın demiyor. Bakarken nasıl bir bakış. كَيْفَ كانَ عاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ (En’am/11) “Sizden önce gelen, birliğimi yalanlayan gavur toplumlarının başına ne geldi? Buna bakın, düşünün.” Nazar, göze hitap etme yönü ile “راى ”, beyne hitap etme yönü ile “fikir üretme” anlamı taşır. “Bakın, görün ve gördüğünüz şeyler konusunda düşünün.” Hangi konuda düşüneceğinizi de veriyorum: Onlar bu dünyadan nasıl silinip gitmiş? Bu düşünmede bize malzeme veriyor. Kur’an’da bunun detayları var. Kur’an sıkmaz insanı. Konuları dağıtır. Bunu sen toplayacaksın. Aklını, beynini vereceksin. Zaman harcayacaksın. Lut kavmi mesela. O halde o kavim, cehenneme gitmiştir. Onun içindedir. Kömürler yakıyoruz. Bir takım petroller kullanıyoruz. Bunların içinde yaşamış canlılar var. Bitkisi, hayvanı vs. Bir şekilde yerin altına alınmış yana yana bir cevhere dönüşmüş. Kömür de bir cevherdir. Onların içinde hep geçmişlerin derileri, kemikleri var. Dünyada da hüsrana uğramış, ahirette de kaybedecek. Allah’ı inkâr etmenin sonu budur. Kıyamet kopmadan Allah bunları petrole, kömüre, katrana çevirmiş. İyi yaşa da iyilerin arasına gömsünler. Müslüman kabristanında olanlar o ateşlerin içinde bulunmazlar. Yanlışlıkla bir Müslüman, bir gavur mezarlığına gömülse melekler onu taşırlar. Yine yanlışlıkla bir gavur, Müslümanların arasına gömülse onu da gavurların arasına taşıyor. Yüce Allah iyi ile kötüyü ebediyen bir arada tutmaz. Burada, müslümanı gavurla imtihan eder Allah. İblise atom bombası değmez. Ona ancak Allah’ın Aziz Kitabı ile karşılık verirseniz yok edebilirsiniz.

Allah’ın salih kulları insanlara karşı merhametlidirler. Onlar insan-ı kâmildirler. Meleklerin bile gıpta ettiği bir derecededirler. Rabbine karşı nasıl bakarsan onlara da öyle bakman lazım. Onlar emindirler. Yalanlayanların sonu nasıl oldu bakınız? Bu bir görev. Arabanı böyle bir yerde kullanmalısın. O arabaya böyle bir misyon yüklemelisin. Binince de سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ (Zuhruf/13) duasını okuyacaksın. Binitin yeri de var, binme usulü de var. Benim sözlerim, teşviktir. Ben sizleri Kur’an’a teşvik ediyorum. Biz Çin malı kullanmıyoruz. Biz metalcilerden değiliz. Metal yığını değil ki benim söylediklerim Çin’e gideyim. Biz vahiy ehlindeniz. Biz ne doğunun adamıyız, ne de batının adamıyız. Biz Allah’ın nurunun erleriyiz. Ve bu Anadolu’ya aittir. Ceziretu’l-Arab, Anadolu ile aynı ayağa bağlıdır. لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ (Nur/35) der Allah bizim nurumuza. Onun için ne ona peşkeş çekeriz, ne ona. Biz Kitabın ve Sünnetin çocuklarıyız. “Bizon” un çocukları değiliz. Benim malzemelerimin patenti Allah ve Rasulüne aittir. Allah versin. Yüce Peygamber, “Allah verendir, ben dağıtanım”[2] (Hakim/4187) buyurdu. Biz Kasım’ın neslindeniz. Akif “Asım’ın neslindeniz” diyor ya.

رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN - Dilek UZUN



[1] Musa Özdağ Hocamızın “Gitti Efendim” adlı mersiyesinden alıntıdır:

“Sen ettikçe hakikatleri beyan

Gelirdi kalplere ervahtan selam

Raks ederdi gönülde iman

 Şen ve esenlikle gittin Efendim. ”

[2] عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «أَنَا أَبُو الْقَاسِمِ اللَّهُ يُعْطِي وَأَنَا أَقْسَمَ»

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

85 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37