2 Mart 2012: "Yüce Allah'ın İsa Nebi ile Hesaplaşması"

YÜCE ALLAH’IN İSA NEBİ İLE HESAPLAŞMASI [MAİDE SURESİ 116–120]

Allah’ın aziz kulları!

Dua ederek başlıyoruz. Dönüyoruz, dolaşıyoruz yeniden dua ediyoruz. Hayat, güzel dua yapabilmektir. Bütün uğraşıların, çabaların sonu güzel bir dua yapabilmek, Allah’ı memnun eden bir duaya erişebilmektir. Son, duadır. Makbul son ancak bir dua ile gerçekleşir. Niçin yaratıldık? Allah’a kulluk için yaratıldık. İbadet için yaratıldık. Nedir ibadet?

İbadet, yumurtanın beyazıdır. İşi kolay kılmak için söylüyorum. Yumurtanın bir beyazı, bir de kabuğu vardır. Kabuk ilimdir, marifettir, Allah’ın emirlerini, yasaklarını bilmektir. Kimisi “  وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ ” (Zariyat/56) ayetinin bu yönüne bakarak “Ben cinleri ve insanları ancak beni bilsinler diye yarattım.” derler. Bilgi ne içindir? Bilgi, amel içindir. İbadet ameldir. İbadeti sarmalayan bir kabuk vardır. Kabuk olmadan iç olmaz. Bazen kabuk olur da yalancı bir iç vardır. Herhangi bir nedenle oluşmamıştır. O, ihlâssız ilmi temsil eder. İhlâssız ilmin içi boştur. Amel etsen de bir işe yaramaz. İhlâs olmadı mı onun içi boştur. İlim içli oldu mu marifete dönüşür. İlim içli olursa onun adına “marifet” derler. İlim “alime” kökünden gelir. Marifet ise “arafe” kökünden gelir. “Arafe”, “tanıdı” demek; içiyle ve dışıyla bildi. Eğer ilim özlü olursa, sözlü olarak kalmazsa bu amele yansır ve amel de ihlâslı olur. Amel ihlâslı olunca da iç gerçekleşir. O yumurtanın beyazı, ibâdât-u tâattır. Bir de sarısı var. Unuttum sanmayın. Yavaş yavaş iniyoruz. Bizim işimiz tenzildir. Bu Kur’an’ın ismi “tenzildir.” Tenzil, indirmek demektir. Cebrail(as), Muhammed(as)’a indirdi bunu.  “  نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ  ” (Şuara/193) O da ashabının kalbine indirdi. “وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُواْ لَهُ وَأَنصِتُواْ (Araf /204) Susun, konuşmayın, Peygamber’e aklınızı, kalbinizi açın. “ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ” (Araf /204) Bu Kur’an’la ancak Allah’ın rahmetine erişirsiniz.[1] O, kurumuş topraklara can getirdi. Kurumuş gönüllere merhamet suyundan serpti. İşte âlemlere rahmet olmak budur ve bu bize mirastır. Bunu bize emanet etti. Bu Kur’an bize mirastır Allah’ın kulları! Derelerde, tepelerde ne arıyorsunuz? Konya’da filana, İstanbul’da filana gittim. Onlar devşirdiklerini Kur’an’dan devşirdi. Sen niye Kur’an’a gelmiyorsun? “Dini turizm” lafı gavurun uydurmasıdır. “Siyâhatü ümmeti, el-cihadu fi sebilillah” “Ümmet-i Muhammed’in seyahati, cihaddan ibarettir.” (Ebu Davud, Cihad 6) Senin işin Kitap ile. “Yaşasın Kur’an” diyorsun. Önemli olan senin yaşaman. Bu zaten yaşıyor. İçini Kur’an-ı Hakim ile doldursana. Her şeyiyle diridir bu Kur’an. Sen kendinden haber ver. Allah’ın Kitabıyla dolduruyor musun içini? Buraya bunun için gel. Doldurmak için geliyorum, de.

Yumurtanın sarısı ise duadır. Kabuktan maksat, beyaz. Beyazdan maksat, sarıdır. Dua, sondur. “Dua, ibadetin iliği”[2] buyurdu Peygamber. İlik, kemiğin içinde kanın teşekkül ettirildiği makamdır. Her şeyin var da iliğin yoksa mahvoldun. İnsanın imanı da enerjiye dua ile dönüşür. Bedendeki ilik mesabesindedir dua, insanın manevi dünyasında. Dua ile kul Yüce Allah’ın huzuruna erişir. Dua, huzurda güzeldir. Duanın kendi özündeki sır, huzuru gerektirir.

Okuduğum yer, İsa Nebi’nin sofrasının adı olan Mâide Suresi’nin son bölümü idi. O zatın Allah ile olan diyalogundan en önemli nokta burası. Yüce Allah’ın İsa Nebi ile hesaplaşması. “Ne ağır söz hocam!” Nebiler de sorgulanacak. Onlar sorgu dışında değiller. Diyalog bittikten sonra Allah şöyle buyurur. İşte o gün… O gün hesaplaşma günü. Bu bazen dünyada olur. Seçkin kullar için. Firavun, Nemrut da seçkindir. Şeytan ise en seçkindir.

Gözün harama battı mı o gözde nur kalmaz. Gözün nura batsın, zulmete değil. Gözün nuru gitti mi artık görme yeteneğini kaybeder. Müezzin ikinci defa eşhedu en la ilahe illallah… dedi mi, başparmaklarını alıp öpeceksin, “garrat aynî bike ya rasulallah” (gözüm senin ile aydınlansın Ya Rasulallah!) diyeceksin. Bu, ezan algısında gösterilmesi gereken tepkilerdir.

Dünyanın ömrü, Allah’ın lutfunun da, kahrının da tecellisine yetmez. “La ilahe illallah Muhammedun Rasulüllah” sözcüğünün sevabını taşıyamaz bu dünya. “Koca dünya” diyor adam. Sen daha büyüğünü görmediğin için bu dünyayı kocaman olarak görüyorsun. Karınca, su birikintisini derya zanneder. Sana göre ise o basit bir şeydir. Çobanın birisi ağacın gölgesinde yatmış, rüya görüyor. Büyük bir derya görmüş, üzerinde de bir köprü. Geç geç gitmiyor. Bu çoban epeyi terliyor. En sonunda bir hazine buluyor ve uyanıyor. Yanında da arif birisi var imiş, ona anlatıyor gördüklerini. Senin gördüğün rüyadaki derya, şu leğendeki sudur, köprü şu, hazine de şudur diyerek tevil ediyor. Âlem-i misal, buradaki bir cismin binlerce büyütülmüş şeklidir. Dolayısıyla âlem-i misalde gördüğün şeyler bu dünyada küçücük şeydir. Misâl, ara âlemdir. Her âlemin bir misali var orada.

Rabbimizin, İsa(as) ile hesaplaşmasından söz ediyorduk. Yüce Allah İsa Nebi’yi sorguladı. “هَذَا يَوْمُ Bugün; günüdür. Neyin günüdür? “هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ (Maide/119) “Dürüstlerin dürüstlüklerinin bedelini alacakları gündür.” Bu dünyaya imtihana geldin sen, terlemeye geldin. Burası mükâfat dünyası değil. Sen yaptıklarının karşılığını burada alamazsın. Öldükten sonra alacaksın. Dürüstsen korkma. Ama dalavereler çevirdinse kork. Burada polise yakalanmadın diye Hakk’ın polislerine yakalanmayacağını mı zannediyorsun?

İşte bugün hesap günü, mahşer günü. Demek ki o günde insanoğlu ne kadar pozitif şey yaptıysa, bunların karşılığını Allah fazlından fazlasıyla verecek. Orası yevmü’l-cezadır. İşte bugün böyle bir gündür. “ لِيَسْأَلَ الصَّادِقِينَ عَن صِدْقِهِمْ ” (Ahzab/8) Bir kere “dürüst oldun mu, olmadın mı” ondan sorulacaksın. İkinci bir sorgulama ise, “niçin doğru söyledin” diye olacaktır. Birinin sövmesini, saymasını diğerine taşımışsın. Sözün doğru olacak, olaya mutabık olacak ve söylediğin zaman da doğruluk oluşacak. Eğrileri doğrultacak o sözler. Böyle yerlerde doğru söylemek eğriden de eğridir. Her sözün doğru olacak ve doğru yerde olacak. Islah için olacak. Her doğru söz, her yerde söylenmez. Onun da yeri doğru olacak. İşte bütün bunlar ilimdir, irfandır. Bunların yerlerini kitaplar yazmış. Tarikatu’l- Muhammediyye kitabını okuyoruz. İhya-u Ulumu’d-din’in özeti o. 4 cildin 1 cilde inmiş şeklidir. İmam-ı Birgivi, Anadolu’nun Gazalisi’dir. İmamı Gazali, Ortadoğu’nun Gazalisi’dir.

Allah’ın rahmetini sindirme olayı, ilimle başlar. Bu Kur’an’ı açar, okursun. Ne anladın? Bunun için hep ilim meclisleri tertip edilmiştir. Tabiin döneminde medreseler camilerin içinde devam etti. Camilerin esas fonksiyonların birisi de, medrese olmasıdır. Zaman içerisinde medreseler, camilerin yanına yapılmış. O zamandan bu zamana devam etti bu dersler. Bu bir farz-ı kifayedir. Tefsir ilmi, hadis ilmi; bunları okumak, anlatmak farz-ı kifayedir. Biz biliyoruz ki bunları anlatmazsak kıyamet gününde hesabı var. Kulağın delik olacak. Harama değil, doğruya delik olacak. Allah zaten açmış kulağını, dinlesin, duysun diye. Bunları dinleyeceğiz, daha sonra yaşayacağız.

Bizim yumurtamız irfandır. Yani, duadır. Allah’ın seçkin kullarının duaları vardır. “Dua istiyorum Efendim” dersin. Ebubekir’in Ömer’in duası var. Her sahabenin bir duası var. O Allah ile olan hattıdır. İşte o hattı açınca Rabbiniz onunla özel konuşur. Kitaplarda bunlar yazılıdır. Peygamberimiz Hz. Ebubekir’e öğretti.[3] Allah Rasulü’nün risalet ormanının birinci aslanı söylüyor bunu. O, nasıl nefsini hakir görüyor. İşte seçkinlik böyle olur. Allah’ın seçkin kullarının gelecek ile ilgili başına gelecek bazı şeyler bu dünyada verilir, tacil edilerek. “Tacilu’l-ukuba (kötüler için) ve tacilu’l-mesube (ulular için)” denilir buna.

Zaman, oturma zamanıdır. O günde öyle fitneler gelecek ki oturan ayakta durandan ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan daha hayırlı olacak. Önemli bir işiniz yoksa dolaşmayın. Bunları Peygamberimiz bir bir haber vermiştir.[4]

Sultan Süleyman Peygamber bir numunedir, padişahların bahane bulmaması için. “Zenginliğim ilim meclislerine engel oldu” diyenlere, İmam-ı Azam Efendimiz örnektir. O zengindi ama zenginliği ilim öğrenmesine, öğretmesine engel olmadı.

İşte burada da böyle bir olay tecelli ediyor. Henüz mizan kurulmadı. İsa Nebiyi bütün benî beşerin karşısında sorguluyor Allah. Bu kable’l-vuku yansıtma olayıdır. Kalbî olan havass-ı hamse var. Beş duyunun ötesinde beş manevi duyu daha var der İmam-ı Rabbani Hazretleri. Onlar bunları kullanmışlar. Onlar, maddeden tecrit ile soyutlanmışlardır. İnsanın beden ötesindeki öz gücünü maddeye yansıtma olayıdır bu.

İşte bugün Yüce Allah bize böyle bir kesit sunmuş. Olmadan evvel olacağı bize olmuş gibi anlatıyor. “Kinayetun ani’t-tahkik” der ulema buna. Bunlar gerçekler boyutunda, ilm-i ezelîde oldu. Sufî bakışı ile olan budur. Ezel bezminde olan olayın anlatımıdır. Gerisi tekerrürden ibarettir. Filmde oynayan bir adamın filmi izlemesi gibi. İşin içinde olan ârifler vardır böyle. Ârife tarif gerekmez. İnsan bazen elindekini arar. Cebindekini arattırır Allah, yanındakini arattırır. Yüce Allah’ın böyle işleri vardır. Arayan bulur, yeter ki ara. Arayan bulur amma eninde amma sonunda. Aramamak kötü bir şeydir.

Yüce Rabbimizin insanlara rahmetinden biri de bu dünyada bazı şeyleri canlı canlı göstermesidir. Bu örnekler gelir geçer. Eğer insanlar örnek alma pozisyonunda değilse yanında olsa da görmez. İlla Allah gösterecek. Bu tanıtma olmadan burnunun dibindekini göremezsin. Hayat inceliklerle doludur. Yüce Allah’tan bu yönde de istekte bulunacaksınız. “Allahümme erinal hakke…”[5] Nice insanlar gerçeği görürler de farkında değillerdir. Bu durum Kur’an’da çok anlatılır. Sabah akşam yolunuz oradan geçer, ama ayetlerimizi görmezsiniz, der Allah. Allah göstermeyince de, sen görmek istemeyince de görmezsin. Allah zorla güzelliği sever mi? Aşk ile şevk ile olacak bu iş. “لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ (Bakara/256) Zorlarsan kendini tatmin edersin, Allah’ı değil. Allah tatmin olursa senin gönlün de tatmin olur. “ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ (Ra’d/28) Allah seviyorsa, sen gönlünde sevgi hissedersin.

Mâide Suresi’ni tamamladık. Ve En’am Suresi’ne geçiyoruz. Özel sofradan yeryüzü sofrasına geçeceğiz inşallah. Allah’ın bizlere sunmuş olduğu hayvanatın ve diğerlerinin anlatıldığı bir sure. İsa’nın sofrası görsel bir sofra idi. Yahudi milleti manevi şeylerden hoşlanmaz. Hatırlayın Musa Peygamber’e Allah’ın rahmeti ile kudret helvası, bıldırcın eti geliyordu. Bir gün, biz bunları yemekten bıktık, bize sarımsak, soğan, mercimek lazım dediler. “ فَبِظُلْمٍ مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ اللّهِ كَثِيرًا ” (Nisa/160) “Yahudilerin yolsuzlukları sebebiyle helal olan nice şeyleri biz onlara haram kıldık.” İnsanoğlu eğer dikkat etmez, yamukluk eder, şükür görevini yapmazsa zamanla Allah insanlara verdiği nimetleri alacaktır. Nimetin alınması iki türlüdür. 1- O nimeti kaldırır ve yok eder. 2- Devam eder görünür ama içi boştur. (nikmet) Veya içine başka bir şey koymuştur. Sen, oyun oynarsın Allah’ın dürüst kullarına karşı. O da hayru’l- makirin ismini devreye sokar, altında kalıverirsin. Seni düşürmüştür ama sana kendini ters gösterir, kendini yukarda zannedersin. Bu Allah’ın zalimlere olan tuzağıdır. Bu yönde Yüce Allah’a hayru’l-makirin denir. Korkmayın, Allahımız var. Dinç olun. Bütün herkes hain olsa ve sana karşı dursalar bile korkma! Bu büyük bir imtihan. Allah katında değerini sana anlatayım mı? Ne kadar kişiyle boğuştun? Kimler aleyhine geçti? İşte senin Allah katındaki değerin budur. Kimseyle boğuşmadı isen, sen daha güreş meydanını bile görmemişsin. Belaların en şiddetlisi peygamberleredir. Ondan sonra sırayla gelir. Allah’ın salih kullarına pislik atanlar, cami duvarına işeyen köpeklere benzer.

Yahudi olmak kan bağıyla değildir. Mesele, Yahudi sıfatıdır. Eğer sen de maddeci isen, her şeyi bu dünyada göreyim, hiç hasta olmayayım, herkes beni sevsin diyorsan, bunlar için yapıyor ve bulamayınca da kahroluyorsan, sende de bu mikrop var demektir. İsa Nebi, Musa Nebi kime bir kötülük yaptı? Musa Nebinin erkekliğine kadar laf etiler, Yahudiler. “فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا (Ahzab/69)

İsa(as)’a “senin Rabbin gökten bir sofra indirmeye kadir midir?” dediler. Bu ayet ile İsa’nın ashabı ile Muhammed(as)’ın ashabı insanlara sunulmuştur. Muhammed(as)’ın ashabı dünyalık bir şey istemedi. Yüce Allah onlara âlemlere rahmet olan bir zatı gönderdi. Peygamber de onlara manevi sofradan söz etti. Bu Kur’an, ezelden ebede açılmış manevi bir sofradır. Bu sofradan ilim irfan yönü ile yiyin. Sultan olun, arif olun. Bu Kur’an bizim soframız. Bu yönden obur mu obur olana “helal olsun” derim. İlimde yetinmemek konusunda haris olanı tebrik ederim. Çünkü ilme haris olmak, salihlik sıfatıdır. Boşuna konuşmaz onlar. İşte Allah’ın seçkin kulları böyledir. Bu, çalışma yönüyle seçkin olma çabasıdır. Bir de Allah’ın seçkin kıldıkları var. Firavun gibi. Tam gavur olabilmek için tam istidrac lazım. Tam mümin olabilmek için tam terakki lazım. Tamamlamak Allah’a aittir. Tamlayan O’dur. Gerisi açılımdan ibarettir. Kul yönelir, Allah yaratır. Kul iyiye doğru koşmaya çalışır, onu muzaffer eden Allah’tır. Şu halde bize düşen teveccühtür, yöneliştir. Bir tarafa yönelmek, elini açmak, yalvarmak, yakarmak. Sen bilirsin ey âlemlerin sultanı! Sen her şeye kadirsin.

وَإِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِن كُنتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلاَ أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ

“Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, «Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin» diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, «Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, hâlbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.” (Maide/116)

“Meryem oğlu İsa! İnsanlara sen mi dedin?” Siz okuyun okuduğum yeri. Okurken zaten %70 enerjim gitti. İsa Nebi bu sorular sorulduğunda, derdi rahmetli büyüğüm. Ondan dinlediğim en etkileyici sahnelerden biri idi, bu sahne. Kan fışkıracak vücudundan, derdi. Peygamber olmak kolay mı zannettiniz? Âlemlerin Rabbinden böyle bir soruya muhatap olmak. “Sübhanek. Seni tesbih ederim. Benim böyle bir hakkım mı var, Ya Rabbi? Sen beni benden daha iyi bilirsin. Sen gayıpların allâmısın. Ben “benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” dedim. Benim menümde böyle bir şey yok Ya Rabbi” diyor. “Beni dizayn eden sensin.” Niye oradaki sahne buraya yansıtıldı? Ben bunları ruhumda olmuş bitmiş olarak hissediyorum. Benim için bir şey değişmez. Kur’an’da ne varsa o olacak. Şimdi İsa’ya, Meryem’e tapınıyorlar. İsa(as)’a iftira ediyorlar. “Yapmam gerekenleri monte eden sensin, diyor. Ben, senin ruhunum, beni sen sevdin, övdün ve yarattın.” Bugünkü reziller utansınlar. İnsan, peygambere böyle şey yapar mı? Ona hırsız desen kızmaz ama Tanrı dersen affetmez. Ona söv, say, istersen ayağının altında ez; affeder seni yine ama tanrı deme. İsa (as) da affetmez, Allah da affetmez bunu. “Ya Rab, ben onların içinde olduğum sürece onlara tanık oldum…”

مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُواْ اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنتَ أَنتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” (Maide/117)

Bir peygamber böyle söylüyor. Üç yerde kimse kimseyle ilgilenmez. Birisi de sırat köprüsü. “Şeyhin eteğine yapışıp da geçerim” diyenler varmış. Şeyhi tanrı yerine koyuyorlar.

İnsanlar, çoluğunu çocuğunu doğru yetiştirmezse, saçma sapan hayaller kurarlar. Onların hayal mekanizmasının doğru çalışması da eğitime bağlıdır.

Kendini gördün mü Allah’ı tanımak için yeter. “ وَفِي أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُون ” (Zariyat/21)

إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

“Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin dedi.” (Maide/118)

Böyle bir uhrevi geçitten geçirdim sizleri. Allah hakkıyla etkilenen ve yaşamına ondan renk katan kullarından eylesin.

… رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN - Dilek UZUN



[1] Resûllullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ensar'dan bir kimsenin bahçesine uğramış, orada bir deve görmüştü. Deve, Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem-'i görünce inledi ve gözleri yaşardı. Efendimiz devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sakinleşti.

Bunun üzerine Hz. Peygamber:

"- Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kimindir?" diye sordu. Medinelilerden bir delikanlı çıkageldi ve:

- Bu deve benimdir, Ey Allah'ın Resûlü, dedi.

Fahr-i Kâinât - sallallahu aleyhi ve sellem-:

"- Seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? O, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor" buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

 

[2] Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Duâ,ibadetin iliği beyni ve özüdür.”
Sünen-i Tirmizi, Dua bölümü, Bölüm 1 hadis no 3382

[3] Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:

- Bana bir dua öğret de namazımda okuyayım, dedi. O da şöyle buyurdu:

- “Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîran ve lâ yağfirü’z-zünûbe illâ ente, fağfir-lî mağfireten min indik, ve’rhamnî inneke ente’l-gafûru’r-rahîm: Allahım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lutfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin, de.”

Buhârî, Ezân 149, Daavât 17, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 48. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 97; Nesâî, Sehv 59; İbni Mâce, Duâ 2

 

[4] (Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre) Rasulüllah (sav):

“Yakında büyük fitneler olacak, o fitnelerde (yerinde) oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan, daha hayırlı olacaklar. Kim o fitne içinde bulunmuş olursa, ondan uzak dursun. O zaman bir iltica yeri, sığınacak mekan bulursa ona sığınsın.” (Sahihu’l-Buhari VIII, 92; Tefriru’l-Kurani’l-Azim II, 43; Sunenu İbn-i Mace, II, 3961.)

 

[5] Allahümme erinel hakke hakken verzükna ittibaehu.

Ve erinel batile batilen verzukna ictinabehu.

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

83 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37