17 Şubat 2012: "Kur'an'ın Avucundaki Cevher"

KUR’AN’IN AVUCUNDAKİ CEVHER  (Maide Suresi 101- 108)

Allah’ın aziz kulları! Allah Teala izzetinizi daim eylesin. Lutfuna, keremine gece gündüz nail eylesin. Kur’an’ın nurundan, rahmetinden, bereketinden cümlemizi ayırmasın. Okuya okuya huzura varmaya çalışıyoruz. Bir “kurtuluş ipi” olarak telakki ettiğimiz bu aziz kitabın bir ucundan tutuyoruz ve onu asla bırakmamaya çalışıyoruz. Allah Teala her halükarda ona sımsıkı sarılmayı bizlere nasip eylesin. Kur’an, Allah’ın bir nevi yed-i ulyasıdır. Bizim kullandığımız “el uzatma” tabiri, “barış” anlamına geldiği gibi “birbiri ile sevişmek, halleşmek” anlamına da gelir. Birinin diğerine yardım etmesi anlamına da gelir. “Tut elimden kaldır beni Ya Rabbi!” deriz. Yüce Allah’ın yed-i ulyası, müminin yed-i süflası ile temas halindedir. Müminin hak için açılan eline “süfla” tabir edilir. “Aşağıda bulunan el” anlamına gelir. Biz sefil varlıklarız, sefiller âlemindeyiz.

Atamız Âdem(as), Âlâ’da iskân edildi. Âlâ-yı illiyyîne çıkartıldı. Oranın adı, cennet idi. Eşini de yarattı, Havva validemizi. Girin oraya, buyurdu. “Bakın burayı size tahsis ettim; yiyin, için, keyfinize bakın, ama şu ağaca sakın yaklaşmayın. Yoksa…” Uyardı Yüce Allah. Ama insan unuttu. İnsan çok mükemmel bir varlıktır ama her şeyin bir zayıf yanı vardır. Eksiği olmayan Allah’tır. O unutmaz. O dilediğini yaratır. Eğer dikkat etmezsen her şey sana engel olur. İşte zayıf yanlarımızdan birisi, unutmaktır. “  وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا ” (Meryem/64) diye tanıtır Yüce Allah kendini. Peki, insan? “فَنَسِيَ ”(Taha/115) der Yüce Allah, atamız Âdem için. Unuttu, verdiği sözü unuttu. İnsan keyfe duçar oldu mu perdeleri artar. Hassas duyguları kaybolur. İnsan keyfe düştü mü vidaları gevşer. İşte bu gevşeme neticesinde insanda gaflet meydana gelir. Unutmak da gafletin eseridir. “وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ ” (Kehf/24) Unuttuğunda “Allah” de. O, unutanların anahtarıdır, imdadıdır, çaresidir. Unutan varlıklar kimin tarafından hatırlanacak? Unutan unutulur ama Rabbiniz unutmaz. Âdem verdiği sözde durmadı. Unutmakla bozdu ahdini. Ama kasıtlı değil. Yediği içtiği şeylerden bir buhar oluştu. Yenilen, içilen şeylerden şehvet gücü ile insanda bir duman hasıl olur. Bu duman sayesinde vücutta nemlilik oluşur. Hazım tam anlamı ile uykuda hâsıl olur.

Uyku senin için rahmet. İbadete girer gibi gireceksin uykuya. Şarkı türkü söyleyerek, ıvır zıvır şeylerle uykuya girme sakın. Yoksa nerede ecinniler varsa kafana girer. Ve o uyku sana rahmet değil, zahmet verir. Islık çalarak girilir mi berzah âlemine? Adam TV. nin karşısında uyuyor. Çala oynaya uykuya girersen şeytanlar devam ettirir onu. Bütün şeytanlar tepene toplanır. Sonra sabahleyin bir kalkarsın yataktan, üstünden araba geçmiş gibidir. “Ne oldu bana ya?” dersin. Peygamber öyle mi öğretti sana? Burada size yol yordam gösteriyoruz. Bunları kaynağından okuyarak öğreneceksiniz.

(Taha/115)                               وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

“Andolsun ki daha önce Âdem'le de ahitleşmiştik de unutmuştu ve onu, bilerek, isteyerek günah işleyen bir adam olarak da bulmamıştık.” (Taha/115) Bilerek yan çizme olayı değil,  sû-i kasıt yok. Sû-i kasıt olmadı mı paçayı kurtarırsın. Ama sû-i kasıt varsa, planladınsa işte bu çok zor. Bu çok büyük tevbeler gerektirir, bir inkılâp gerektirir. Yeniden müslüman olmak gibi bir hamleye ihtiyaç olur. “رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا ” (Bakara/286) Müminlerin günahları, hataları hataen veya nisyanendir. Kâfirlerin günahları ise bilinçlidir, şuurludur. Bilerek yaparlar. Çünkü Allah’ı sevmezler, saymazlar. O’na saygı duymazlar. Onun için Yüce Allah, onlara çok şartlar koşmuştur bağışlamak için. Müminler ise sevecendir, seçkinler yanında yer alırlar, kitabını okurlar, Peygamber(as)’ın aşkı, şevki için varlıklarını gerekirse feda ederler. “Bir nesil gelecek ey ashabım! Onlar için beni görmek her şeye bedel olacak. Onlar ahirde gelecek.”[1] Bunu, Peygamberin huzurunda sürekli onu izleyen ama bunun hakkını verme konusunda kusur gösterenler için söyledi. İnsanın zayıf noktalarından birisi de budur. Çok yüzgöz olduğu bir şeyin değeri gözünde düşer, sıradan hale gelir. Sıradan olmak istemiyorsanız çok haşir neşir olmayacaksınız. Kendi yüzünün değerini bil ki başkaları da sana değer versin. Onların nazargahı olma. Gerekirse perdelen. O zaman kardelen gibi olursun. Yeryüzünün içinden kardelenler çıkar. Perde deyince, örtü örtmek gerekmez. Öyle bir söz söylersin ki fırlar gider yüzüne bakan adam. Türlü türlü perdeler vardır. Bazen hasta olurlar isteyerek ulular. O da perdedir onlar için. Bazen diğerlerinin hoşlanmadığı bir adamı alırlar yanına. O, kaba konuşunca; diğerleri “bu kaba biz girmeyelim” derler.

Peygamber-i Zişan, bir an yüzümü görebilmek için her şeyini verecek bir nesil gelecek dedi. Ashabını uyardı. Çünkü Peygamberi görmek Allah’ı görmek gibidir. İnsanın zayıf noktalarından birisi de aşina olduğu şeylerin değerini bilmemesidir. Onun için hacca giden hacılara bayramın dördüncü günü oldu mu, Ömer Efendimiz eline bir kırbaç alır, “Hadi evinize, köyünüze gidin. Yoksa yüz göz olursunuz!” derdi. Çünkü alışır, o mübarek yüze saygısızlık edersin. O bir taş ama her babayiğit o taşın başını göremez. Üç boyutlu gözlüğün var mı senin? O taşın başı var. Mesele onun suratını değil, özünü görmektir. İnsan dediğin varlığın, bu etten kemikten mi ibaret olduğunu zannediyorsun? Bu sen değilsin, sen ötedesin. “Süleyman kuşdilin bilir dediler. Süleyman var Süleyman’dan içeru.” İnsanın içinde sır vardır onun adı ruhtur. O, deriye kemiğe yabancıdır. İnsanın ruhu bu bedene eğreti olarak gelmiştir. Rica ve minnetle zorla gelmiş, bu bedenin içine girmiştir. Yüce Allah’ın “Kahhar, Cebbar” ismi ile zorla bedenin içine girmiştir. “يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ ” (Nebe/38) sırrı ile kıyamet dediğimiz gün gelince ayağa kalkacak. Kıyam et ruh! Âlemlerin Rabbi teşrif etti. Kıyamet, Yüce Allah’ın, yarattığı varlıkların huzuruna teşrif günüdür. O günün şartlarına dayanır mı senin bu derin kemiğin? İşte müslüman dediğin adam bunları düşünür. Biraz başımı doğrultursam güneş beni yakar der, devamlı kafası önde yürür, diklik etmez. Mümin mütevazı insandır. Müminin 90 derecelik duruşu sadece namazdadır. Huzurda قُومُواْ (Bakara/238) sırrı geçerlidir. Huzurda çıta gibi olacaksınız. 90 yaşında bile olsan delikanlı gibi olacaksın. O’nun huzurunda ihtiyar olmaz. O’nun huzurunda şebablık vardır.

Atamız bir suç işledi, hata etti. Ve bu dünyaya sürgün olarak geldi. Burası, esfel-i safilindir. Aşağıların en aşağısı olan bir âleme geldik. Şu anda biz bodrumda yaşıyoruz. Farelerle birlikte yaşıyoruz. Ne zamana kadar yılanların çıyanların içinde yaşayacaksın. Buradan çıkmak lazım. Nasıl çıkalım hocam? Bir el lazım. İşte bu Kitap, yedullahtır, Allah’ın kurtuluş elidir. Buna tutundun mu o seni alıp götürür. Yılanların, çıyanların, farelerin arasından çekip kurtarır. Seni, mele-i âlâya çıkarır. Atan Âdem’in geldiği noktaya tekrar dönersin. İşte biz o özlem duyduğumuz âleme varmak için, dönmek için Yüce Allah’ın bu fermanına kulak verdik. Bu kitap bize bu yolculuğu anlatır. Bu kuyudan nasıl çıkacağız? İşte bizim yönergemiz bu. Bu Aziz Kitap bize bunun için gönderildi. Kurtuluş yollarını öğreniyoruz. Çareler öğreniyoruz. Rıza şeceresinin dallarına nasıl varacağımızı anlatır. Bu kitap, mantıku’t-tayr değil (Feridüddin Attar’ın.) Bu, mantuk-u ilahidir, Hakk’ın lisanıdır. Hızır’ın kapısına gitmemize gerek yok. Allah’ın Kitabı dururken ne diye Hızır’ı bekleyip durursun. Muhammed(as) sana böyle bir şey mi öğretti? Bunlar yanlış şeyler. Adamın biri gece gündüz ibadetinden sonra Hızır’ı göreyim, Hızır’ı göreyim diye dua eder. Bir gün akşam namazından sonra… (Hikayenin devamı sohbetin ilerleyen bölümlerinde gelmektedir.)

Her şeyi unut ama Rabbini unutma. Unutmadan müstesna olan şey sadece Rabbindir. “وَاذْكُر رَّبَّكَ إِذَا نَسِيتَ ” (Kehf/24) Her şeyi unuttuğunuz zaman Rabbinizi hatırlayınız. Başkasını unutmak rahmettir. Eğer Rabbini hatırlayıp başka bir şey hatırlamıyorsan sen ermişsin haberin yok. O’nu gören başkasını göremez. O’nu duyan başkasını duyamaz.  “Kuş, gagasını denize sokup çıkarttığında gagasında kalan ıslaklık neyse senin benim ilmim birleşse Allah’ın ilminin yanında odur” dedi Hızır(as), Musa’ya. Bu aklın şaşkınlığını sağlamak içindir, idrak ettirmek için değil. Biz bu süfli âleme böylece sürgün olarak geldik. Bu bir insanlık destanıdır. Bir yandan serüvendir. Bir yönden hikmettir. Bir yönden acıdır. Senin hangi yüzden baktığına bağlı. İnsanın bin bir yüzü vardır.

Bizi bu sefalet yurduna indirdi Yüce Allah. Ama bizi buradan çıkarmak için indirdi. Bize çok güçlü değerler verdi. Bu derinin, kemiğin içinde neler var neler. O aklın, kendine bile aklı ermez. Kendimizi kavrayacak bir güce sahip değiliz. Bu işi tam anlamıyla yapamasan da ucundan tut, hiç yapmamaktan iyidir. Bir yerinden yapış ya hu! O uzanan ipi tutun. Yed-i ulya, Allah’ın elidir. “يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ” (Feth/10)Yüce Allah, bu beyanını ne zaman yapmıştır? Peygamberin yüzüne hayran olan ashab, ona kurban olanlar, canım sana feda olsun Ya Rasulallah diyenler… İşte onlar Peygamberin eline sımsıkı sarıldılar ve bir daha bırakmadılar. İşte o an, ilahi kameralarca tespit edildi. Cennetin yüce bir makamına o kamera asıldı. Oraya varınca göreceksiniz. “يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ” (Feth/10)İşte bu din, bize onların eli ile, dili ile, ameli ile geldi. Onlardan bize emanet geldi. Biz onlara sonsuz müteşekkiriz. “رَّضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ  ”(Beyyine/8) Allah onlardan razı olsun, oldu da. “وَرَضُوا عَنْهُ ” (Beyyine/8)  Onlar da Allah’tan razı oldular. Ne yüce bahtiyarlık!

İşte Yüce Peygamberin o eli, Yüce Allah’ın elinin misyonudur. إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ  (Feth/10) Onlar ki senin eline biat ediyorlar, “إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ (Feth/10) Onlar seninle değil Allah’la biatleşiyorlar. Tekbirde elini kaldırıyorsun. Elinin içini döndüreceksin. İç içe gelecek. Elinin içi, kıblenin özünü temsil eder. “Bismillahi Allahu Ekber” diyerek haceru’l-esvede gösteriyorsun elini. “Hacer! Beni de çek!(kaydet)” Öpüyorsun, öpücükler gönderiyorsun. Allah’ın elini temsil eder haceru’l-esved. Allah’la musafaha etmiş oluyorsun. “El-Haceru’l-esvedü yeminullahi fil’l-ard”[2] “Haceru’l-esved Allah’ın yeryüzündeki sağ eli mesabesindedir.” “yusafihu biha ibadeh” O vasıta ile kullarıyla musafaha eder. İşte haceru’l-esvede bu gözle bakacaksın. Biz elimizi bu şekilde ne kadar kaldırırsak kaldıralım, Allah’ın eli bizim elimizin üstünde. Peki, senin elin nerde? Altında. Onun altına girdin mi altın olursun. “يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ” (Feth/10)Buralara yanaşmak insanın kan dolaşımını hızlandırıyor, tansiyonunu artırıyor. “Kaf’a doğru geldim Ya Rabbi, gaf yapmaktan beni koru” diyeceksin.

Sünnet; Kur’an’ın avucunda, aguşunda yer alan cevherin adıdır. Sünneti bize Kur’an getirmiştir. Eğer Kur’an olmasa idi, sünnet diye bir şey olmazdı. Kur’an dediğimiz şey; okunan beyandır. İlahi beyanın, vahyin adıdır. Vahiy, Muhammed(as)’ın gönlünde pözülenirdi. Ve o an Muhammed (as)’ın duyuları ona tesir etmeden çıkartılırsa o Kur’andır, vahiydir.  Eğer Muhammed(as)’ın kalbinde demlenir, O ona boyasından boya katarsa,             -“لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ ” (Tevbe/128)- o enfesten bir nefes katarsa, o sünnettir.

Yaya yolculuğu yapanlar vardır. Yaya, aya gidilmez. Yaya giden yaylaya gider. Bunlar piyadedir. Bir de rukban olanlar vardır. Eğer yeryüzüne ait bir nesneye bindiyse ayağı yerdedir, “يَمْشُونَ ” (Furkan/63)’ye dâhildir. Eğer bindiği şey bu âleme ait değilse -Burak gibi- o ötelere gider. “Ezzahidu seyyarun ve’l-arifu tayyarun” Bir de tayyar olanlar vardır. Bu da bir gidiştir. Bu türde, uça uça gidenler vardır. Daha ötesi de vardır. Işınlama denilen şey. Işık hızı. “كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ (Kamer/50) “Göz açıp kapayıncaya kadar.” Bunlar Hakk’a gidiş yollarıdır. Bunlar meleklik sıfatıdır. İnsan melekleri de sollar ve huzura öyle gider. Değerini bil, ucuza satma kendini. Sen kendine değer vermezsen sana kimse değer vermez. İlahi ente maksudi der, her an şuurdadır. Elinin tersi ile iteceksin Allah’a aykırı ne varsa. Önünü elinin tersiyle açacaksın, açılınca elinin içiyle yöneleceksin. Kalbin açılması ve kapanması sana hayat sağlar. O halde bir ileri bir geri nefes alıp vereceksin. Bu nefes böyle alınıp verilirse enfese dönüşür.

Hızır’dan bahsediyorduk. Hızır ehli hazıra konmuş kimselerdir. Muhammed(as) ameli öğretti ashabına, hazıra konmayı değil. “Siz çalışın. Kaderinizde ne varsa ona erişirsiniz.” buyurdu ashabına. Akşam namazından sonra Hızır karşısına çıktı o adamın. Adam, o kişinin Hızır olduğunu bilmeden evinin önüne gelinceye kadar havadan sudan konuştular. Sonra Hızır adama, “ben senin gece gündüz yalvardığın Hızırım. Bak sen evine gelinceye kadar şu şu sureleri okuyordun ama şimdi vaktin boşuna geçti. Bu okuduğun şeylerin sevabından da mahrum kaldın.” Demek ki, Hızır kuru kuruya bir şey kazandırmaz. Bazen kaybettirir bile, engel olur. Allah dilerse hayır olur. Allah dilerse şer olur. “بِيَدِكَ الْخَيْرُ  ”(Al-i İmran/26) Sen hangi elden tuttun be hey adam? Eller yabancı. Eller yalancı. El ile ne diye uğraşıp duruyorsun? Rabbine yönel. Onun eli sana yeter. “أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ  ”(Zümer/36) Allah kuluna yetmez mi? Yeter bir el daha almazam gayrı(Derviş Yunus)[3]

Bir kere verenle bin kere vereni eşit tutma. Kime çok borcun varsa, onu ödemelisin. Kimin daha çok hakkı varsa ona hak vermelisin. Çok çoğa, az aza denktir. Öyleyse çok hakkı olan Rabbini öne al. Her şeyde önde tut Rabbini ki, O da seni öne alsın.

“Kurtar!” diyerek Rabbimize açıyoruz ellerimizi. “Şu açık elimi boş çevirme!” demektir ellerimizi açmanın anlamı. Elin açık olmasının bir anlamı da “verici olması” anlamındadır. “Ya Rabbi! Emrin gereği namaz kıldım. 4 rekât sünnet kıldım peygamberin sünneti gereği. Senin emrin gereği de farz kıldım. Sonra iki kat sünnetle paketledim. Kabul buyurur musun Rabbim?” Cimri değilsin sen. Rabbinin sana verdiği gibi sen de O’na veriyorsun. Aldın başının üstüne koydun. Allayıp pullayıp bu da benden, diye teşekkür ederek ellerini açıyorsun. Eli açık olmak güzeldir. Vurucu kırıcı adamların elleri yumuludur hep. Yüce Allah ellerinin açık olduğunu söyler. Mümin kişi esnektir, elleri açıktır. Müminin eli yumuk durmaz. “بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ ” (Maide/64) Verme yönünde ve alma yönünde. Mümin de ya verir ya alır. Verirken de alırken de açacaksın.

Allah, yolunda olmayanlara “siz oyun oynuyorsunuz” diyor. Yüce Allah hep bizimle, bizden hiç gaflet etmez. Uykunda da, kalkınca da seni izliyor. Seni bırakmıyor hiç. Böyle bir dost bulabilir misin sen? Ölümsüz. Kabre gidince de, mahşerde de senin yanında. Böyle bir Rabbe nasıl teşekkürlerini sunmazsın? Açıl Allah’ın kulu açıl! Gözünü, kulağını, beynini, damarlarını aç. Biz bu âleme açılmaya geldik bir gül misali. Gül açılınca, bülbüller onun dallarına konarlar. Ne nağmeler düzerler. Seher vaktinde o bülbül destanlar yazar. Sevgili dediğin böyle olur.

Sevgililer günü hediyesi. Benim sevgilim Muhammed(as). Daha da ötesi Rabbim. Salavatlar, tesbihler gönderdim. Sen de iki rekât namaz kıl. “Rabbim kabul buyur, sevgililer günü hediyesi olarak” de. Bu da benim size armağanım olsun. Sevdiklerinize sevdikleri türden armağan veriniz.

Mümin kardeşin için, kendi sevdiğini seveceksin.[4] Burada bir terslik mi var şimdi? Hayır. Mümin, müminin aynasıdır. Dolayısı ile bir mümin, karşısında kendini görür. Dolayısıyla onun sevdiğini ona vermek, aslında kendi sevdiğini ona vermektir. Sen ona yansırsın. Gerçekten kardeş isen o sana yansır, sen de ona yansırsın. Böylece yansıma neticesinde yanıklık oluşur.

Muhammed(as)’ın kalbi ayna gibidir, cama benzemez. Cam aldığını arkasına geçirir. Ayna ise tutar ve nereye dönükse oraya yansıtır. Her cam, mir’atlık özelliğine sahip değildir. Can candan nasıl farklı ise cam da camdan farklıdır. İnsanın fotoğrafını çeken şeylerin aslı da camdır. Sen Allah’ın kitabına gönül vererek yapışırsan, içinde dışında ondan başka bir şey kalmazsa o zaman sırlanırsın, sır küpü olursun. İşte bu sırlanma neticesinde Allah’ın “halife” dediği bir rütbeyi kazanırsın. Halife-i ruy-i zemin. Esma ile donanmış bir insan, insan-ı kâmildir. Ve o insan uyulmaya, sevilmeye, sayılmaya layıktır. Çünkü o, Allah’ın yüceliklerini bizlere taşımaktadır. Onun eli ile Yüce Allah’ın eli arasında bir temas vardır. Peygamber-i Zişanı görenler, görenleri görenler ve onları görenler. Bunlara mutluluk yağdı. “Ne mutlu onlar!” buyurdu Peygamberimiz. Ne mutlu beni görenlere… (“Müjdeler olsun beni görüp, bana iman edene ve müjdeler olsun beni görenleri görene!” (Müstedrek 4/86; Mecmau'z-Zevâid, 10/20; İbn Hacer, el-Metâlibû'l-Âliye, 4/156) O günden bugüne o elleri tutanlar hiç yok olmadı.

Bizim bahsettiğimiz insanın mukaddes yönüdür. Esmanın bağlantılarının sağlandığı açıdır. Yoksa bizim uzuvlarımız hayvanlarda da vardır. Hatta daha da iyisi vardır. (Ceylan gözlü dediğimiz gibi.) Her hayvanın bizden daha öte olan bir yönü vardır. İnsan uzuvları ile övünürse, karşısına bu hayvanları çıkarırlar. İnsanın yüceliği etinde budunda değil, ruhundadır. O bizim aşkımızı şevkimizi artıran yöndür. Akılla, bilgileri yığabilirsin. O zaman da bir bilgisayarla kendini kıyas etmiş olursun. Seni o cihaz geçebilir, kendini bu şekilde ortaya koyarsan. Ama o, aşk bilmez. Allah, melekler, mânâ nedir anlamaz. Farkını bil, farklı davran ki, Yüce Allah’a yücelişin farklı olsun. Her şey O’ndan geldi, O’na dönecek. “إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ ” (Bakara/156) Allah Teala dönüşümüzü mübarek kılsın. Hangi yüce noktaya gelirseniz gelin, hep daha ötesini isteyin. “Seni istiyorum Ya Rabbi” diyerek, verilen şeye takılmayın. Yoksa o şeyler ağunuz olur, zehirler sizi. Muhammed(as) neler gördü miraçta neler! “Seni istiyorum Ya Rabbi!” dedi devamlı. “Bunlar da kim imiş?” demedi. Maksadı, “Rabbim bekliyor beni” idi. Cebrail(as) bana eyvallah Ya Rasulallah dedi. İzin istedi Muhammed(as)’dan. Rabbimiz üçüncüyü istemiyor. Evet dedi ve Mevla’sına mülaki oldu. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

… رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN - Dilek UZUN

 

[1] Resulullah (asm.) birgün sahabelerine:“Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam. Cennet’e girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Bu sözleri üzerine ona denildi ki:

“Ey Allah’ın Rasulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?”

O şöyle cevap verdi:“Sizler benim ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri halde bana inananlardır. Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim.” Ramûzu’l-Ehadis s. 361, 4460 hadis (Ebu Nuaym, İbn-i Ömer’den)

[2] Taberanî, Ezrakî, Deylemî tarafından rivayet edilen bir hadis-i şerifte "el-Haceru'l-Esvedü yeminü'llahi fı'l-Ardı" buyrulur. Bazı âlimler hadisin senedinin zayıf, fakat şahidleri ile hasen derecesinde olduğunu söylerler (Keşfu'l-Hafâ, I.417)

[3] Beni irşad eden mürşidi kâmil,
Yeter, bir el daha almazam gayrı

Söyler aşık dilinden bunu Yunus,
Eğer aşık isem, ölmezem gayrı.

[4] لَن تَنَالُواْ الْبِرَّ حَتَّى تُنفِقُواْ مِمَّا تُحِبُّونَ “Sevdiğiniz şeylerden sarf etmedikçe iyiliğe erişemezsiniz.” (Al-i İmran/92)

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

91 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37