10 Şubat 2012: "Dalalet Bakanı"

MAİDE SURESİ 94–100

DALALET BAKANI

Kıymetli müminler! Allah, imanımızın içeriği olan kemalini ziyade buyursun. Allah Teala daima lutfunu, keremini bizlerden esirgemesin. Dünya ve ahirette O’nun lutfuna ve keremine ihtiyacımız var. O’nun lutfu, keremi varsa; huzur vardır, yaşamın değeri vardır. Eğer lutuf ve kerem yoksa, ihsan yoksa insana huzur da yoktur. O halde huzurun başı lutuf ve keremdir. Rahman ve Rahim olan Allah’ın lutuf ve keremi, bizim temel amacımızdır. Bunun için de O’nun rızası şarttır. Onun için birbirimize en güzel dua olarak, selamdan sonra “Allah razı olsun” deriz. Selam ve rıza… İşte yaşam; bu ikisi arasında olursa, o yaşam yaşamaya değer. Eğer selam ile başlayıp rıza ile devam etmiyorsa, o yaşam tehlikenin ta kendisidir. Yaşamak bir hüner değil; tatlı yaşamak, huzurlu yaşamak hünerdir. Öyleyse bunun başı da selamdır. Selametin sonu da Cennet-i Ala’ya giriş davetiyesidir. “Ey kullarım ben sizden razıyım. Siz de benden razı mısınız?” Demek ki Cennet-i Ala bu yönüyle müminlerin belasıdır. Cennet-i Ala, “belâen hasenen” olan bir ülkenin adıdır. “ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ ” (Hicr/46) “Ona selamla girin.” Demek ki huzura giriş, huzur yurduna giriş, daru’s-selama giriş; selam ile olur. سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ  Orada müminlere selam verilecek. Selam ey Allah dostları! Hoş geldiniz. Selametle girin. “ طِبْتُمْ ” (Zümer/73) Siz dünya yaşamında arı ve duru idiniz. Hayat-ı tayyibeye eriştiniz. O hayat ki, buraya girişin şartıdır. Siz “tayyip yaşamı” kazandınız. Siz selam yurdunda yaşamayı kazandınız. “ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ  ”  (Zümer/73) Sonsuza kadar girin. Uğurlar olsun.

“ يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ” (Fecr/27) Bu, özel davet. Az evvelki umumi davet idi. Allah çağırmaktadır. “ وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ ” (Yunus/25) Duyduk duymadık demeyin ey akıl sahipleri! Yüce Allah’ın daveti var size. Bunu Peygamber söylüyor. Bizim için bu davetçi Muhammed(as). Ey bu dünyaya gelenler, ey iman edenler! Bakın, Yüce Yaratan size merhamet buyurdu. Atanızı affetti. O bir suç işledi biliyorsunuz. “Emrime karşı geldiler. Bunu ödemek üzere size birtakım emirler vereceğim. Bu işi burada düzeltmeniz lazım. Size bir süre tanıyacağım. Sonra sizi yine âlâya çıkaracağım. Burada bağış isteyin benden. Benim yolumdan ayrılmayın. Size bir rehber göndereceğim. Sakın ha İblise uymayın. Fesadın başı odur. Sakın ona kulak vermeyin. Resulümün yolunu izleyin. Beni bulursunuz.” İşte bu rasul, Allah’ın davetçisi. Peygamber bu daveti yapar. “ وَاللّهُ يَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ ” (Yunus/25) Haşir günü olur, hesap kitap görülür. İyiler iyiliklerini iyi muamelelerle görürler. Her taraftan müjdeler belirir. Melekler, peygamberler güler yüzleriyle karşılarlar onları. Sonra sırat-ı müstakimin cisme gelmiş olan bir boyutu hasıl olur. Sırat üzerine bir köprü kurulur. Dünyadaki sıratın somutlaşmış şeklidir bu. Bu dünyada hiçbir köprü cennete götürmez, cehenneme de götürmez. Bu dünya bir vasıtadır. Sen niyet edersin, yönelirsin. Bu yönelişine göre Yüce Allah bir yolun üzerinde sabit tutar seni. “ مِنكُم مَّن يُرِيدُ الدُّنْيَا ” (Al-i İmran/152) “Sizden kimisi dünyayı ister.” Ama onun istemesi yetmez. Yüce Allah’ın muradı tecelli etmediği sürece, bütün kapılar kapalıdır. Kim dünyayı isterse ona dünyayı veririz, tabi ki biz istersek. “ مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ” (İsra/18) “Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz.” Yani ben dilersem olur bu iş. Dilersem de “ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ” (Hacc/11) olur. Demek ki, bir kısmınız dünyayı talep eder. Ben dilersem o kapıları açarım. Kiminiz ise dünyaya yönelmez. Dünya ona türlü türlü kendini arzeder. Gelin gibi, damat gibi, kral gibi gelir. Bin bir suratla görünür. Mümin “la” der. “Bana masal anlatma. Beni bin bir gece masalındaki o sultana mı benzetiyorsun?”

Ey sünnetliler! Davetlisiniz, cenneti alaya davetlisiniz. “ يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ ” (Fecr/27) Bu özel olan bir davet. Bu nefse yapılan bir davet. Ey mutmainnelik özelliğini kazanmış, ey huzuru yakalamış, ey başından belayı defetmiş, ey şeytanı kapısından kovmuş nefis, umutlu nefis, mutlu nefis! Kutlu olasın. ارْجِعِي إِلَى رَبِّكِ ” (Fecr/28) “Buyur, Rabbin seni bekliyor.” Kapıcı söylüyor bunu. Ey candan olmuş nefis, ey canlarla bütünleşip candar olan nefis, ey canana can olmuş nefis, sen ne nefis şeysin böyle, ey allı pullu nefis! Gel, seni bekliyor sahibin. “ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً ” (Fecr/28) Sen O’ndan razı, O da senden razı. Selam ve rıza. İşte müminin iki kelimesi. Müminin yaşamının denklemi budur. Evveli selam, ahiri rızadır. “عَنْهُ رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ  ”  (Maide/119) Kim bu muhteremler? Sahabe-i Kiram. Muhammed (as)’ın öğrencileri, O’nun eğittikleri. Onlar Allah’ın rızasını tahsil ettiler. Bu nedenle dünyada iken tebşir olundular. Türlü türlü hadis kitaplarını okursanız, onların nasıl müjdelendiklerini görürsünüz. Bedir ashabı bağışlanmıştır. Onlar ya ensardır, ya muhacirdir. Ensarı da bir başkadır, muhaciri de. Onları anamızdan, babamızdan daha çok seviyoruz. Ananın babanın ne olacağı belli değil. Ama Allah dostu ayrıdır. Allah Rasulu’nun mübarek yüzünü görmüş. Vahiy gelirken o yüzü izlemiş. O havayı teneffüs etmiş. Havaya karışan risalet kokusundan faydalanmış. Kimisi Cibril’i gördü, kimisi de ona temas etti. “Benim kabrimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir.” (Sahih-i Buhârî 1888) Onlar beş vakit namazlarını o bahçenin içinde kıldı. Onlar başkadır. “عَنْه رَّضِيَ اللّهُ عَنْهُمْ وَرَضُواْ  ”  (Maide/119) Onlar Allah’tan razı oldu, Allah da onlardan razı oldu.

Müminin huzura girişi, selam iledir. Huzurda daim oluşu da rıza iledir. Selamsız sabahsız huzur olur mu muzur? Allah yolu huzur yoludur. Boşuna mı girdik bu yola? Öyleyse selamla girmelisin bu yola. Selamsız geleni kabul etmiyoruz. Selam vermeden sizinle konuşmaya kalkana cevap vermeyin buyurdu Hz. Peygamber.  Kelamın anahtarı selamdır. Selam vermezse kapıyı açamamış demektir. İşte bu işin kısacık ifadesidir. Bunun daha geniş şekli İslam’dır. İslam, es-selamdır. “Selamun aleyküm” duasının açılımıdır İslam. “Müslim” “esleme” fiilinin ism-i failidir. İkisinin de kökü aynıdır. İslam, selamet şemsiyesi demektir. Kim onun altına girerse; - وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا - (Al-i İmran/97) o, huzurdadır. İslam selamet yolunun kurallarını, ölçülerini anlatır. “Es-selam”dan destur alarak سَلَامٌ قَوْلًا (Yasin/58) i okuyarak bu yola girmelisin. سَلاَم عَلَيْكُم Selam arzun ve isteğin kabulümdür, destur demektir. Selam izin almaktır. Yüce Allahın “es-Selam” ismi ile biz, destur deriz. Boş bir eve girerken dahi -yani insanlardan boş- selam vermelisin. Âlem içerisinde boş bir yer yoktur. Âlemi boş görenin kafası boştur, boşuna nefes tüketmektedir o kimse. Boştan ancak boş çıkar. “Boş”tan boş çıkar. Doludan dolu çıkar. İhlâs bir cevherdir, insanın gönlünü dolduran bir cevher. İhlâslı olandan ancak dolu dolu ameller çıkar. Ama iflas halinde ise, -S.O.S- bendeniz iflas diyor. İhlâs sahibi yemin ederim iflas etmez. Ne zannettin sen, Yüce Allah ihlâs sahibini iflas ettirir mi hiç? Ben boş konuşmam. Konuştuklarım hep dolu doludur. Demek ki ihlâs sahibi iflas etmez. Orada iflas varsa ihlâs olmadığı içindir. İnsan inanmadığını söylememeli. Bu benim %100 inandığım bir şeydir. İhlâs sahibi yeminle söylüyorum iflas etmez. Biz sırat-ı müstakim üzere yürüyenlerdeniz. Bu yol selamet yoludur “سُبُلَ السَّلاَمِ ” (Maide/16)Aynı zamanda bir kitap ismidir.[1] يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ (Maide/16)Rızasını takip edenleri selamet yollarına hidayet eder. Allah’ın Kur’an çayırından otlanıp duruyoruz.     وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا   وَعِنَبًا وَقَضْبًا  فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبًّا (Abese/27-29) Hepsi mevcut burada. Demek ki rızasını gaye edenler için Allah, o kimseleri o yollara irşad eder. Onlar sonunda rızaya erişir. Rıza demek, Allah’ın hoşnutluğu demektir. Bütün ulular, Allah’ın rızasını tahsil için yaşadılar. Demek ki rıza budur. Velayet makamlarının en doruğunda yer alan makamdır. Velayet kubbesinin hilalidir rıza makamı. O hilal, Osmanlı’nın kızıl elmasıdır.

Ayetler bizim vesiletü’n-necatımızdır. Allah’ın ayeti müminin vesile-i necatıdır. Kâfirin ise küfrünü artırır. Onun da vesile-i küfrüdür. Bir tarafa rahmet bir tarafa azaptır. زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا  (Tevbe/124) İman berekettir. Küfür ise kendi kendini yemektir. İnkâr, insandan bir şey alır götürür. İman, doğruyu, kemali üst üste koymaktır. Kat kat olmaktır. Muzaaftır mümin. İnkâr, iman saltanatına “hayır” demektir.  ذَلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ  (Hacc/11) Mümin Yüce Allah’ın yaratmış olduğu her şeye olumlu bakar. Şeytana da Allah’ın bir ayeti olarak bakar. Şeytanı yok saymaz. Şeytanın mevcudiyetini inkâr etmez. Eskiler “ve fi külli şey’in ayeh” demişler. Ben de “küllü şeyin ayeh” diyorum. “fî” ye gerek yok ki. الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ  (Bakara/268) ayet değil mi? Şeytan da Allah’ın bir kuludur. Onu bir görev için yarattı. Asit türünde bir yaratıktır şeytan. Asit de kimyada önemli bir maddedir. “Ne gereği var?” demek, asit olmasın demektir. Yerde gökte ne varsa hepsi ayettir. Cin suresi var. كَانَ مِنَ الْجِنِّ فَفَسَقَ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِ (Kehf/50) Şeytan cinlerdendir. İnsanlardan da var. Hepsi ayettir. Cin de, insan da. Hepsini yerli yerince bilmen bulman ve gereğini yapman gereklidir. Asiti içmeye, balı dökmeye kalkmayacaksın.

Demek ki müminin dünyasında her şey bir ayettir. Ama bunları nasıl kullanacağını öğrenir Peygamber’den. Kötülükten, haramdan, zinadan kaçmak da sevaptır. Kaçtığın zaman da attığın adımlara göre sevap alırsın. İnsanlığa halel veren ne varsa, ona arkanı dönüp kaçacaksın dörtnala. أَيْنَ الْمَفَرُّ (Kıyame/10) فِرّ إِلَى اللَّهِ أَ (Zariyat/50) diyeceksin. Allah’ın gazabından, lütuf ve rahmetine kaçıyorum diyeceksin. “ إِلَى اللَّه مِّنَ اللّهِ  ” Ben Allah’sız bir iş yapmıyorum. Kaçmam da O’ndandır, koşmam da O’ndandır. Başka birisi yok. Sen İblis’e nasıl bakıyorsun? Allah dışında bir varlık olarak mı görüyorsun? İblisi Ehrimen yerine koyuyorlar. Allah’a karşı duran, rest çeken bir varlık. Öyle değil. O zayıf bir varlıktır. إِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَعِيفًا (Nisa/76) Şeytan senin kılına bile dokunamaz sen istemedikçe. İblisi Tanrı yerine koymuşsun haberin yok. İblis “hayru’l-makirin, kahhar, zuntikam” isminin, her şeyden önce “el-mudil” isminin temsilcisidir. Dalalet Allah’ın bir bakanlığıdır. Hidayet bakanı peygamberdir. Ona rasul denir. Dalalet bakanına da şeytan denir. İblis de kendi kendine bir adım atamaz. O köpek gibidir. Allah isterse onu saldırtır. Allah’tan Allah’a gidiş. Allah’a sığınırım, kovulmuş şeytandan. “Euzu billahil hadî minel mudılli” demek istiyorsun. Euzu’nun anlamı budur işte. Harf-i cerler çam ağacının kökleri gibidir. Bunu ancak ilim ehli çözer. Yoksa yüzeyden görme gider. Yüzeyden gidersen yüzeye, derinden gidersen derine varırsın. Her ikisini de bilirsen iki kanatlı olur. İki kanatlı olun, tek kanatla uçulmaz. İki taraflı olmayan bir gidiş huzur gidişi değildir. Şu halde şeytanın olmadığı bir yerde huzur kavgası yapılmaz, ihlâs lafı edilmez, iflas lafı da edilmez. İblisin sokulmadığı bir çarşıda cennet alışverişi yapamazsın. Cehennemden söz edemezsin. Onun varlığı ile iyilerden kötülerden söz edilir. Onun yeri ayrılmış, tayin ve tespit edilmiş. Cenab-ı Hak diyor ki; şu kullarıma sen nazar edeceksin. “Kullarım” diyor şeytan sırtlarını sıvazlıyor, Allah’ın emri ile. Yüce Allah ona bir kılıf giydirmiştir. Kılıf, Cenab-ı Hakk’a sırtarmasıdır. Sırtarır Cenab-ı Hakka köpek gibi. Ama bu rol. Onun misyonudur bu. Öyle yapmak üzere kurulmuştur. “Kullarım bakın, bunun gibi olmayın.” Ama onu takdir buyuran Allah’tır. Ona o yönde beceri veren Allah’tır. O işini yapıyor, sen kendine bak. Yerinde misin sen? Sen acaba Allah’ın “Peygamber gibi olun!” demesine dikkat ediyor musun? Yoksa şeytana mı özeniyorsun. Bir günah işledinse bu şeytana benzemedir. Bir haram yaptın ise bu şeytana benzemedir. Çünkü haram işlerle uğraşmak şeytanın işidir. O pislik böceği gibidir. Ona hayat veren o pisliktir. Güllerin içinde yaşayamaz o. Bir mümin de günahkârlar içine bırakıldığında günbegün hayatını kaybeder. “edyakus sücüni muaşiratul ezdad” Hapishanelerin en dar olanı kafa dengi olmayan birisi ile beraber olmaktır, demişler. Bir kâfir ile Müslüman hayat bulamaz. Bu hapishanedir.

“Benzerlerinizi bulun, dürüstlerle beraber olun” der Yüce Rabbimiz. Eğrilerle beraber olmayınız, sizden olmayanlarla olmayınız. Bana ve Peygamberime yan bakanlara siz de yan bakınız. Bu uyarılar hep bu kitaplarda yapılmıştır. Uyan Allah’ın kulu, uyan! Uyan nerede? “فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ”(Kamer/17) Kur’an şikâyet ediyor. Okumayanlardan, kendisi ile amel etmeyenlerden bîzar. Kur’an’ın dilini bilemeyenler bu mesajları algılayamazlar. Bu vahiy mesajıdır. Kur’an ile özel bir bağ kurmadığın sürece onun konuşmalarını anlayamazsın. Her şey kitabın sayfalarında olduğu gibidir.

Mukaddes şeylerde sol yoktur. Dünya tezat âlemi olduğundan “sol”, tezatlık ifade eden bir laftır. Tezatlık dünyadadır. “Şeytan yoktur” diyorsan ben bu sözden kastedilen yerin “mele-i âlâ” olduğunu anlarım. İnsanın olduğu her yerde şeytan vardır. Bir bildiğimiz İblis var, bir de onun emrinde çalışanlar var. Bir de sizin için özel görevli şeytan var. Bunun yanında bir de meleğin var. Bu ikisi ayrılmaz senden. Arşa kadar yolun vardır. Oraya kadar gitsen seni takip eder. Bir tek Muhammed (as)’ın şeytanı müslüman olmuş, mucize olarak. Bu da Allah’ın bir fazlıdır, ihsanıdır. Bunun dışında hiçbir kimse “ben şeytanımdan eminim” diyemez. Şeytan, şeytandır. Sen Kâbe’ye gitsen de o gelir. Orada da akıl ekranında, gönül ekranında vesvese dürtüleri devamlı hareket halindedir. Uyanık olacaksın, sürekli mücadele halinde olacaksın. İyilere yöneleceksin, kötülüklerden uzak duracaksın. Mümin işte budur. Birisine “euzu” dersin sevap alırsın, diğerine “bismillah” dersin sevap alırsın. Euzu, negatif girişim, besmele, pozitif girişimdir. Bu dünya “euzu” âlemidir. Kur’an senin yaşam kaynağın. Buna rağmen onu okurken de “euzu” ile başlayacaksın. “ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ ” (Hicr/46)  Bunun yolu da, “euzu” ile başlar. Besmele sonra gelir. Besmele pozitif girişimdir. Bu âlemde yaşamanın sırrı budur. Eğer kendini salıverirsen şeytanın kucağına düşersin. Çünkü yaşam bir iradedir. Sen kendini salıverirsen iblis pazarında kendini bulursun. Mümin niyetsiz yaşamaz. Niyetle selamette olur. Niyetsiz olursa bâd-ı havadır, havaya müncer olur gider. Niyetsiz nefes boştur, niyetli nefes hoştur ama ne hoştur! O kalbe itminan verir, huzur, selamet verir. Allah adı ile alınan nefes ve Allah adı ile verilen nefes insana huzur verir. Hayat ciddiye alınmalıdır. Ciddiye alınan hayat, şuurla adım attırılan hayattır. Şuurun başı insanın alıp verdiği nefestir. Onun için nefesinize mukayyet olunuz. Mukayyet olduğunuz sürece nefes, kalbin hayat damarıdır. Giren de, çıkan da sağlam oldu mu korkma!

Her şey âlem içinde görünsün-görünmesin kitaptır, hitaptır, ayettir. Ve ayetleri okumak sevaptır. Göze cila verir. Biz ayetten söz ettik. “A it”ten değil.

Şeytanı görünce de Rabbini hatırlayacaksın. الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ (Bakara/268) ayet değil mi? وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (Enfal/2) Onu görmezlikten gelerek sen terakki edebileceğini mi zannediyorsun? Allah var, her şey var. İşte bu Kur’an’ı okumaktır, yaşam. الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ (Nas/5) ayet değil mi? Sana vesvesesini verecek şeytan. Sen, inkâr ediyorum diyeceksin. İşte bu bir başarı. Buna müsaade edeceksin. Korkmayınız. Mücadeleden kaçmayınız. “La tetemennev likael adüvvi” Düşmanla çatışma maksadı ile karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Şeytan da sizin düşmanınız. “fe izestunfirtüm fenfiru” Ama nefer olmanız istendiğinde koşun. “ إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا ” (Fatır/6) “Mudill” ismi, mümine dost olmaz. “El-mümin” ile “el-mudill” barışmaz, yarışır. Barış, yarışın zıddıdır. Barış hedeftir ama kim görmüş onu. Dünyanın hali böyledir. Garipsemeyin. Çünkü Allah seni durgun olsun diye yaratmadı. Cennet-i ala daru’s-sukundur, daru’s-selamdır. Orada yarış yok. Hassas bir konu bu. Allah’ın arifleri şeytandan da çok şey öğrenmişlerdir. Şeytanı da oyuna getiren arifler var. Bir gün bir arif giderken yanında seksenlik ihtiyar onun fenerini taşımaktadır. Dışarıdan bakan birisi, “yazık sana seksenlik adama hizmet mi ettiriyorsun?” deyince, arif kişi der ki: “Şeytanın canı azapta gerek!” O zaman ihtiyar görünümündeki şeytan “sen biliyor muydun beni?” deyince, “ne zannettin?” der arif. Arifin irfanı gebertir şeytanı. Arif, Allah’ın esması içerisindeki bağlantıları kuran âlim demektir. İblis bunlar arasındaki münasebeti bilmez. Bütün bunlar hakkında bilgisi vardır ama dağınık bilgi yetmez. Bilgide inşa esastır. İki bilgiyi bir araya getirip bir üçüncü ortaya çıkarmak arifliktir. Çok şey bilmek yetmez, üretmek lazım. Yoksa bir nakkal olursun. Onun da bakkaldan farkı olmaz.

Selametle girdiğimiz yolun rıza ile sona ereceğini, mümin yaşamının selam ismi ile rıza sıfatı arasında yer aldığını belirttik. “Selamı aranızda yayınız” derken Peygamberimiz, selametin içerik itibari ile açıla açıla huzurun temin edileceğini haber vermiştir. “Uyguladığınız zaman birbirinizi seveceğiniz şeyi size haber vereyim mi? Efşüsselame beyneküm” Bu selam önce kafanda belirecek, sonra ruhunda, elinde… Selam barış demektir, huzur demektir. Elin, dilin hiç durmuyorsa o dilde, o elde huzur yoktur. Zaruret olmayınca konuşulmaz. Sükût bu meyanda ibadettir. Allah konuşur, sen dinlersin. Göz de öyle. Göz gördüğünden sorumludur. Yum da şerit sarmasın. “  إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً ” (İsra/36) Hepsi işlevinden sorumludur. Sadece bu üçü değil, hepsi konuşturulacak. Huzurlu bir adam mutlaka baktığı adama sinyal gönderir. Bir süre sonra o adam rahatlıyor. Selamı yaymak, “selamun aleyküm” demekten ibaret değildir. Gülücükler yaymak, hal hatır sormak… Onu kendi huzur havuzunda yıkıyorsun. İşte selamı yaymak bu. Bu dil nasıl huzur dağıtsın? Kendisi tükürüğe muhtaç. Gözler böyle bakacak, eller böyle tutacak, kalp böyle atacak. Mümin gittiği yere rahmet olur. Selam ile gider, selametle oturur. Hep esenlik veren, fayda veren, düşünceler, sözler, iç dualar… Duaların en kabul edileni karşındakinin haberi olmadan yaptığın duadır. Allah’ın kullarına yardım etmek sevaptır. Tanıdığına tanımadığına. Tanımadığın adama yardım etmek himmettir. Vermen gereken en önemli fakir, isteyen değil istemeyen fakirdir. “Yarım hurma ile olsun cehennem ateşinden korunun.” Bunun adı himmettir. Karşında bir biçare var, sende de huzur var. Niye onu paylaşmayasın? Muhammed(as)’a uymanın anlamı budur. Allah’ın bütün isimlerini böyle dolu dolu bileceksin, bildireceksin. Müminler, Allah’ın tanıdıklarıdır. “Bilirim, bildiririm!” Satırlarda kalmasın, sadırdan sadıra aksın. İşte bu selamı yaymaktır, İslam’ı yaymaktır. Selamı yaymak, İslam’ı yaymaktır. Her Müslüman İslam’ı yaymakla sorumludur. Allah Teala isimlerini, bize olan öğretilerini layık-ı vechile ile anlamayı, uygulamayı nasip ve müyesser eylesin.

… رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN - Dilek UZUN

 

[1] “Sübülü's-selam şerhi bulugi'l-meram min cem'i edilleti'l-ahkam”
Konusu: Fıkıh
Müellifi: Ebu İbrahim İzzeddin Muhammed b. İsmail Emir es-San'ani

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

88 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37