3 Şubat 2012: "Görmüyor musunuz?

cs001

MAİDE SURESİ 87–93 

Allahın aziz kulları! Yüce Allah’ın biz aciz kullarına sonsuz inayetinden bir nasip olmak üzere; Sevgili Peygamberimizin dünyaya geliş gününün gecesine dersimizi denk getirdiğinden dolayı O’na sonsuz şükürler ediyoruz.

Bir eşya, insan denilen varlığın Yüce Allah ile olan münasebetinde bir vasıta oluyorsa, eğer bu kutlu münasebete vesile oluyorsa o eşya nurlanır, uğurlanır. Sevgililer sevgilisi Muhammed(as)’ın dünyaya teşrifinin gecesi olan bu gecede, âlemlere rahmet olarak gönderilen o muhterem zatın önüne, arkasına, tüm çevresine, kuyruklu yıldız misali (tüm güzellikler takıldı). Muhammed(as) ile yıldız kıyaslanamaz elbette. Her eşya muhteremlerden nasiplenmek ister. Onun adı ile bile anılmaktan şeref duyar. Biz, onun için âlemlere rahmet olan zata benzetiveriyoruz. Yoksa o ne, o ne? Âlemler bir yana, kâinatın efendisi Muhammed(as) bir yana. Ama düşüncenize bir ufuk açmak yönünde misaller verilir. Dağdan, bayırdan misaller getirilir. Şunu unutmayın ki; misaller misal verilen şeyin aynı değildir. Çoğu zaman benzerlik yönü bile sıfat olarak çok aşağılardadır. Biz bu âlemde eşyayı kullanmak üzere geldik. Yerler ve gökler bizim kutlu yolculuğumuzda birer vasıtadır. Hepsi bizim emrimize müsahhardır. Mademki insan için yaratılmış yerler, gökler, içindekiler; insanlar bunu kullanacak.

Bir müfettişin, öğretmeni denetleme yöntemlerinden birisi de; ne kadar vasıta kullandığı noktasındadır. Mesela tahtayı ne kadar kullanıyor, hangi materyalleri kullanıyor? Benzetmek gibi olmasın Yüce Allah da sizi teftiş ediyor. “ لِنَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ ” (Yunus/14) “Nasıl yapıyorsunuz göreyim diye bütün bunları sizin emrinize verdim. Size kitap verdim, öğretmen de tayin ettim. Bunlardan beni, benimle temas etmeyi öğreneceksiniz. Bana nasıl sesleneceğinizi, benim için neler yapacağınızı size o öğretecek. Bunları öğrenecek, onun ardından bana geleceksiniz. Onu taklit edeceksiniz. Bakalım ne kadar öğrendiniz, durumu ne kadar ciddiye alıyorsunuz? Tembel olanlardan mısınız, yoksa aşkla şevkle izlendiğinizin bilinci ile pür dikkat takip edilen noktayı izliyor musunuz?” İşte Allah’ın kulları, hepiniz Yüce Allah’a karşı, o sınıftaki öğretmenin konumuna sahipsiniz. Yüce Allah’a karşı Muhammed(as)’ın öğrettiği şekilde görevleriniz var. Kitabınız var. Ne kadar okuyorsunuz, okumanın ötesinde anlayışınız ne kadar? Bu kitabın bir görünen yönü var, bir de görünmeyen yanı var. Bütün bu mekanizmaları bu kitabı algılamak için ne kadar devreye sokuyorsun? Burada olanlar kâinat sayfalarına yerleştirilmiştir. Dağlar, bulutlar, aylar, güneşler birer satırdır. Yıldızlar sistem olarak sure suredir. Bütün bunlar şu sayfalarda görünen ayetler gibidir. Bu sayfaların bir derinliği vardır ve bu derinlik sonsuzdur. İnsanın görünen yönünün bir de görünmeyen yanı vardır. Ona “kalp” diyoruz. Onun ötesine ruh, onun ötesine sır diyoruz. Arkası, vardır da vardır. Bunun sonu yoktur. “Bu Kur’an’ın bir zahrı vardır” buyurdu Peygamber. Bu kat kat gider. Şimdi bizler kendimizi o öğretmen gibi düşüneceğiz: O öğretmen için malzemeler düzenlenmiş. O malzemelerin odası vardır. Bu malzemeyi nasıl ve ne kadar kullanıyor? Öğrencilere dersi anlatırken, o ders ile o vasıta arasındaki köprüyü kurabiliyor mu? Geçici tondaki basit malzemelerle daha derinlere geçmek öğretmenin becerisine ve öğrencinin zekâsına bağlıdır. En sağlam diyalogu sağlarken; öğrencinin pür dikkat anlatılan noktaya kendini verişi, öğretmenle kontak kuruşu önemlidir. Bu adaptasyon, intibak dediğimiz olay oluşmuş mu, oluşmamış mı? Bunlar kitaplarımızda vardır. İhya’da, Talimü’l-müteallim’de. Bu intibakta intibaksızlık, kavrayışsızlığa ve öğrenememe dediğimiz bir negatif oluşuma sebep olur. Ancak o malzemeleri yerli yerince kullanan bir öğretmen, öğrencisine tam anlamı ile bunları göstermeye kâdir olur? Muhammed(as) bu âleme işte bu aşk ile geldi. O gelirken, yıldızın gökyüzünde arkasında sanki yıldızcıkları sürüklemesi gibi geldi. Allah tüm rahmet türlerini, tüm güzellik çeşitlerini Muhammed(as)’ın; yıldız gibi giriş yapan o zatın arkasına takmıştır. Bu dünya onun rahmet alanının içine bihakkın girmiştir. Yerler, gökler o rahmet yelpazesinin içine girmiştir.  “  وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ  ” (Enbiya/107)

Ey âlemlerin sultanı! Bu rahmeti bize verdin. Ona mucize olarak Kur’an’ı verdin. Kendisi terk-i diyar etse bile, o mucize kalacaktır. O mucize damarlarımıza kadar girmiştir. Biz o mucizenin içindeyiz. O öğretmen ki doludur, kendisine sunulan o materyalleri yerli yerince kullanır ve talebesine kendinde olanı indirir, gönlünde olan aşkı ve şevki onun gönlüne indirir. Artık o öğretmen onun dışında değildir, içindedir. O muallim, o muallemin özüne girmiştir. Demek ki eğitmekten maksat, öğretmekten maksat; öğretilenle öğretenin bütünlüğüdür. Onunla anlam itibari ile özdeşleşmesidir.

Delikanlıyı evlendiririz, güzel bir hanım alırız oğlumuza. Bir süre sonra o hanım, o efendiden hamile kalır. Onların birlikteliği neticesinde bir üçüncü varlık haberi gelir. “Hamile kalmış, taşıyor.” Bir üçüncü insan geliyor. O iki; üç olmuş, dört olmuş, beş olmuş. Allah versin, bereket versin, kemal versin. Bu, işin etli butlu tarafıdır. Senin cinsinden olur, daha aşağısı öküz, inek cinsinden olur. Biz insanın özünden söz ediyoruz. Yüce Allah’ın kudretine, keremine ehil olan, yakın olan taraftan söz ediyoruz. Etin budun ötesinde bu. “İnsanın ruhu neresinde?” demek, “Allah nerede?” demek kadar tehlikeli ve derin bir sorudur. O Allah’ın yanındadır, emrindedir. O nerde isterse, oradadır o ruh. Kimisi; güneşin yeryüzünü idare etmesi gibi yedi kat göğün ötesindedir demiş. Kimisi; her yerini kaplamıştır demiş, suyun yaprağı kaplaması gibi. Kişinin parmağı kopsa ruh etkilenir mi? Hayır, ruh etkilenmez.

Evet, Allah’ın kulları! Öğretmen, o materyalleri bir bir kullanır ise o ders bambaşka olur. O dersin içinde öğrenci fani olur. Dersin içinde kaynar gider. Ders kaynamaz. Adam, dersin kendisi olmuş. Materyalleri ne denli kullanırsa, mahir olursa işte ders böyle verilir. Adam dağı mı anlatıyor, dağ gibi olur. Melekleri mi anlatıyor, melek gibi olur. İşte bu gerçek derstir. Rasulüllah’ın dersi böyleydi. Ders yaparken ashabını adeta cennete sokardı. Onlar dersten çıkınca yemin edebilirlerdi. Vallahi biz cennetten çıktık, diye.

Ey Allah’ın kulları, bu Kur’an’ı anlayabilmek için birçok malzemeye ihtiyaç vardır. Bu malzemelerin bir kısmına doğuştan sahipsiniz; el, dil gibi. Bunları birisinden alma durumunda değilsiniz. Ama bazıları var ki muallimden almak zorundasınız. Yüce Yaratan böyle yarattı. Kendinde olanların nasıl kullanılacağını öğrendiğin gibi, sende olmayanları da öğreneceksin. Onlar Kur’an ilimleridir. Bunların en az sayısı, 12’dir. Zaman geçtikçe malzeme ihtiyacı çoğalıyor. İşte bu kitapları çözmek için gereken ilimler de bu nispette artmaktadır. Bu malzemeleri nasıl kullanacağını da tekrar öğreneceksin. Ondan sonra anlam sondajı yapacaksın. “İnsanoğlunun gerçek rızkı yerin altındadır.” Hz. Ömer böyle söyledi. Elin oğlu Karadeniz’de, Akdeniz’de petrol arıyor baksana! Bön bön bakarak petrol aranmaz. Yüce Allah bu kâinatı sureler gibi, satırlar gibi yerlerde ve göklerde yazmış ve bize sunmuştur. Kâinat kitabı malzemelerle doludur. O malzemeleri bu aziz kitabın derinliğini çözmek için kullanacaksınız. “ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً ” (Al-i İmran/191)

Yerleri gökleri ve içindekileri, Kur’an ile nasıl temas ettireceksiniz, buradaki işaret nedir? Bu sayfalarda yer alan ayetleri kâinata yaymak. Kâinatı Kur’an ile doldurmak. Her taraf âyât-ı beyyinat dolmuş. Nereye bakarsan bak, وَاحِدٌ أَنَّهُ diye haykırır. Biz onunuz, o bizimledir. Yaşasın! Yaşayın ey Allah’ın kulları, o var oldukça! Onu bildikçe yaşa. Ondan aldığınla yaşa. Onunla yaşam güzeldir. Onun adı ile olmak; gerçeği bulmak, gerçekçi olmaktır. Onun olmadığı bir yer gerçek değildir, hayaldir. Hayal mahsullerinin içinde işin ne? Yaşa ama, onunla yaşa. Onu dışlayan dışlanır. Böyle toplumlar geldi. Onlar onsuz yaşadılar. Onların başında bir et kafalı vardı. Kendilerini ilah olarak tanıtırlardı. Onların ölümü çok çekişmeli olmuştur. Bunları siz kıyaslayacaksınız. Allah bunların ölümünü doğrudan kitabında anlatmaz. Tefsir dersinde görüyoruz mesela, sıradan bir gavurun ölümünü. (Kıyame/25–35) Sıra dışı gavuru sen daha da muzaaflaştıracaksın. Bunu senin iz’anına bırakır Allah. Hadi çalıştır kafanı bakalım, diyecek. Hayat gerçeğini ne kadar öğrenmişsin. Allah türleri, familyaları anlatır. Aynı türden olanları sen kıyas edeceksin. Bir örnek verir, ona göre diğerlerini çözeceksin. Öyle olsaydı bu kitabı okumaya ömrün mü yeterdi? Kur’an’da temel örnekler vardır. وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ (Ankebut/43)

Rasulullah’a gelen Necidli bir ihtiyar… Siz de böyle bir yolculuk yaptınız mı? Kafanıza takılan bir soruyu sormak için. Hatta onlar bu seferleri yapmak için harçlık biriktirirlerdi yıllarca. Ama gayesi gezmek, tozmak değildi. İlim öğrenmekti. İçinizde böyle çile çeken var mı? Kitap kendi kendine bereket vermez. Bunu Ashab, Peygamber’den dinledi. Onlar kulaktan âlim oldular, kitaptan değil. Beni buradan çıkarın! Buraya azab gelmesinden korkuyorum. Bana hiç soru soran yok, diyen âlimler olmuş.

Yerler ve gökler, Aziz Kitabı çözmek için kullanılan malzemeler gibidir. أَفَلَا تُبْصِرُونَ (Zariyat/21) diyor Allah. Öylece duruyorlar. Kullanan yok. Okunmayan bir Kur’an, gariptir. İçinde namaz kılınmayan bir mescit gariptir. Ve garipler Allah’a şikâyette bulunur. Yerler gökler buna dâhildir. Niçin yaratıldı iseler o doğrultuda kullanılmak isterler. Yerde gökte ne varsa bunlar bizim malzemelerimizdir. Sizin emrinize verdim demesi, içine etmeniz için değil, bakıp ibret almanız içindir. Onları zedelemeyin. Dağları niye dikti, onlarla bir alışverişin oluyor mu? Gökyüzüyle bir temasın oluyor mu? Bütün bunlar Allah için seyr-u sefer yapmaktır. Bu yaşam mübarek bir yaşamdır. Her an zevki vardır. Ziyade üzerine ziyade yaşamdır bu. Nurun ala nur yaşamıdır bu. Her an yeni bir oluşum. Mevlana gibi ulular hep böyle yaşadılar. Yaşamın tadını aşıladılar. O, kötü bir kadını yücelere götürmüştü. Onların derilerle kemiklerle işi yoktur. Onlar sırları işlerler. Onlara el değmemiştir. Yüce Allah ona, ruh denilen bir cevher vermiştir. O ruha değildir onun saygısı, o ruhun sahibinedir.

“Bende var” değil, “O’nda var” diyeceksin. “Bende var” dersen مَا عِندَكُمْ يَنفَدُ  der. Yüce Allahımız, sizde olan tükenir diyor. عِندَ اللّهِ بَاقٍ وَمَا (Nahl/96) Onun yanında olan tükenmez. Benden isteyin kulum, diyor.  Ben cimri değilim, yerlerin ve göklerin hazinesi benimdir. “Bende var” diyeni çok duydum da “O’nda var” diyeni duymadım. “Allah var her şey var” deyip O’nun izni ile yaşarsan, yaşayasın. Yaşam mübarek olsun, daha çok kandiller göresin, gönlünde kandiller göresin. Risalet nurunu hiç söndürmesin. Kandillerle gecenin aydınlanmasının sebebi, marifetsiz kalplerin marifet sahibi olan Muhammed(as)’la aydınlanması demektir. Peygamberin getirdiğini paylaşmanız lazım. Gece böyle kutlanır. İşte biz böyle kutluyoruz bu geceyi.

Ebu Hureyre Hazretlerinden söz edilir. Bir gün gelmiş pazarda bağırıyor. “Yetişin, mescitte Peygamber’in mirası taksim ediliyor!” Gelenler şaşırıyor. Ortada yiyecek içecek, para pul yok. Allah’ın Peygamberi size bunları mı getirdi ki? Bak burada Kur’an okuyorlar, şurada namaz kılıyorlar, orada zikirle meşgul oluyorlar. “İşte miras budur, oturun bunların arasına mirasınızı alın” dedi. Peygamberin göstermediği bir şeyde hayır yoktur. Sen sana öğretilenden yola çık. Materyal olarak onları kullan.

Günümüz farzın, sünnetin ağza alınmadığı bir zaman dilimi haline geldi. Eskiden böyle değildi. Bunlar kalmadıysa sen bunları diriltmelisin. Dinin ihyasıdır bu. “Muhyi’s-sünne” bir âlimin lakabıdır. “Sünneti dirilten” demektir. Bunun anlamı, sünneti yaymak demek. Evvela kendin sünnetli olacaksın. Yaşamın sünnet olacak. Sünnet yol demek, yaşam biçimi demek. Takip edilen kurallar manzumesi demek. Bunu öğreten bir öğretmene rastladınız mı? Her müslümanın görevi; dini ihya, Peygamberin sünnetini ihya ve buna göre Kitap ve Sünnet mabeyninde yaşamaktır. Eğer bu iki değere sahip değilsen, bu iki elin bu iki kulpa yapışmamış ise; sen helak içindesin. Havada uçuşan saman çöpü gibisin. Mümin kişi, Kitap ve Sünnetle ağırlık kazanmış kişidir. Yüküm ağır, der derviş. “  إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا  ” (Müzzemmil/5) Değer yönüyle ağır, cisim yönüyle değil. Pahası ağır, fizik yönüyle hafif. Peygamber-i Zişan bu ağırlıklarla yüklendi. Bu ağırlıkları taşıdı. Sizin de yükünüz bunlar olsun. Kitap ve Sünnet yükü ile ahiret meydanına çıkınız. Mizana ne konacak? “Kitap ve Sünnet getirdim Ya Rabbi! Ben bunlar için yaşadım. Bunlar için eza gördüm, sövüldüm, dövüldüm. Ama her şeye rağmen bırakmadım Ya Rabbi! Elime vurdular yine bırakmadım Ya Rabbi!” Necmüddin-i Kübra denilen zat. Gavurun yakasını bırakmamış, elini kesseler bile yine de bırakmamış. Sizin de elinizi kesseler, elinizde o olmalı. Bir elimde Kur’an, bir elimde Hadis, ben bunları anlamaya ve anlatmaya çalışanlardanım diyen uluların soyundan geliyoruz biz. Hayatını bozuk para gibi Kitap ve Sünnet için harcayan ulular. Her şeyi alın ama bunları vermem diyen ulular. Bu kitap bizim için gönderildi, ama bu kitabullahtır. Bu bir mucizedir. Buna yapışmazsan senin için mucize yoktur. Onun için kafan gönlün buna iyi yapışmalı. Gecen gündüzün onunla dolmalı senin. Rüyanda onu görmelisin.

Mehdi; sürükleyen, sevk eden demek. Cehennem davetçileri var, cennet davetçileri var. Cehennem resulleri var, cennet resulleri var. Kitabı ve Sünneti iyi bilirseniz sahteleri ayırt edersiniz. Onun içinde yer almayanları ve yer alanları iyi bilirsiniz.

Her şey yerinde güzeldir. Yerinden çıkarttın mı, en güzel, en kötüye dönüşür. Çünkü bunun adı zulümdür. Taş bile yerinde ağırdır, demiş atalarımız. Kitabı ve Sünneti iyi algılamamız lazım. Huzur-u ilahiyeye bunlarla varmamız, Yüce Allah’ın huzurunda dik durmamız lazım. “ وَقُومُواْ لِلّهِ قَانِتِينَ ”  (Bakara/238) Bu Kitabın ve Sünnetin açılımını yapmak için de kâinatla diyalog oluşturacaksın, papazlarla değil. Onların hepsi size mesaj veriyor. Yıldızların, güneşlerin mesajları var size. “ فَارْجِعِ الْبَصَرَ ” (Mülk/3) diyor. İşte biz bunları yapmadığımız için o mesajları çözemiyoruz. Çünkü o mesajlara bizim gözümüz, kulağımız kapalı. Tebareke suresini okuyorum, diyor adam. Peki, gözünü kaldırıp baktın mı diye sorunca; ben gözü kapalı okuyorum, diyor. Okumanın anlamı, içeriktir. Reçeteyi öp öp başına koy. Geçer mi başının ağrısı? Sureleri okumanın anlamı budur. Gereğini yaptın mı, okudun demektir. Okumaktan mana, yaşamaktır. Kur’an yaşanmak için gelmiştir. “وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْر َ” (Yasin/69) Şiir mi zannettin? Okuma yarışmasında birinci olmuş(!) Karakter var mı? Kur’an, o karakteri tanımıyor. Mizan başındaki yarışma, karaktere göre, güzel okumaya göre değil. Bunlar iblisler tarafından aşılanmıştır. Yaşanmayan bir kitabın yerinde ecinniler türemiştir. Orada hayır aramayın. Muhammed (as)’in anılmasından maksat; onun sünnetinin yayılması, yaşanmasıdır. Peygamberin âlemlere rahmet olması adının duvarlara yazılması değildir. İnsanlar mütesennin olmadıkça bu iş yürümez. Eğer samimi isen sünnet okulları aç, sünnet kitapları oku. Bid’atları yaşat, ondan sonra da kutlu geceyi kutladık(!) de. Eğleniyor musun? (Dalga mı geçiyorsun?) Biz kutlamanın gerçek yönünden söz ediyoruz. O da sünneti öğrenmek ve yaşamaktır. Çoluğumuza çocuğumuza sünnet yaşamını sunmaktır. Böyle bir kitle, böyle bir mekân mübarektir. Yoksa yazıtlar dikmekle, şiir okumakla bu işler olmaz. Nasıl ki kahramanlık, düşman karşısında korkusuzca kılıç sallamakla olur. Bugün bu fakirin gördüğü şudur: Bugün aldılar başımızı götürüyorlar, bizi sanal dünyaya çektiler. Verilen haberlerin bile çoğu yanlıştır. Onların istediği bir karaktere büründük biz. Bu Yüce Allah’ın, Peygamberin istediği bir şey değildir. Rahmet kapılarını çalmıyor bunlar, muzırların kapılarını çalıyorlar. Kitabı ve Sünneti çok iyi bilenlere yanaşalım. Yerler ve gökler bize bunun için sunulmuştur, o materyalleri kullanınız dersi kavramak için. Yerler, gökler ve içindekiler, Kitabın ve Sünnetin anlaşılması için karşımıza dikilmiştir. “ أَفَلَا تُبْصِرُونَ  ” (Zariyat/21) Görmüyor musunuz?

… رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا

Mehmet UZUN - Dilek UZUN

 

 

 

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

89 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37