27 Ocak 2012:"Şeytanın Besmelesi"

MAİDE SURESİ 78–86

Allah’ın aziz kulları! Yüce Allah, inayeti ile akla hayale gelmeyen bu karanlıklar içerisinde tespiti mümkün olmayan bu zaman dilimini biz insanlara nasip eylemiştir.

Allahımızın türlü isimleri var. Esmau’l-husna; Yüce Allah’a bizim tarafımızdan açılan kapılardır, merdivenlerdir. Biz o merdivenlere basa basa O’na erişiriz. O merdivenlerin kimisi cehenneme, kimisi cennete açılır. Herkes bu merdivenden O’na ulaşır. Başka biri mi var ki o başkaya gitsin. “ لَا إِلَهَ  ” yoktur başka tanrı Allah’tan gayrı. Herkes Allah’a gider. Bilen bunu bilir. “ كُلٌّ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ ” (Enbiya/93) Herkes O’na dönmektedir, atomlar da, küreler de. Şeytan da O’na gidiyor. Siz siz olun. Sakın onunla yolculuk etmeyin. Çünkü o yanındakileri ateşe götürür.

Seven sevdiği ile beraberdir. Gerçek sevgi, sevilene itaati gerektirir. Onun peşinden ayrılmamayı gerektirir. Ondan razı olmayı gerektirir. Kimden razısınız, kimin peşindesiniz? El mer u ala dini halilih. Kişi dostunun dini üzeredir. Onun formundadır, onun rayındadır. Seven dostunun dini üzeredir. Din insanın sevgisi, saygısı ve bunlara bağlı tüm değerlerdir. O halde herkes dost tuttuğu, yoldaşlık ettiği kimseye dikkat etsin. Çünkü o neyse, onun hükmü de odur. İblis yanında yer almak, cehennem ile birlikte olmak demektir.

Esmau’l-husna dedik. Bu isimlerin içinde neler neler var? Allah’ın gazabını intac eden yollar da bu isimlere bağlıdır. Yol alan herkes O’na bağlıdır, bilir veya bilmez. Ve gidişi O’na doğrudur. Kimisi yüzünü O’na döndürerek gider. Kimisi yüzünü O’ndan çevirerek arka arkaya gider. “ ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى  ”(Kıyame/33) كَلَّا إِنَّ الْإِنسَانَ لَيَطْغَى أَن رَّآهُ اسْتَغْنَى إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى (Alak/6-8) Arkasını dönerek O’na gidenler var. Tabi ki o, O’na gittiğini bilmiyor. Ayağını bastığı zeminin O’na gittiğini bilmiyor. Şerit O’na doğru hareket ediyor. Evet, o kendi zannınca uzaktadır. Uzakta olmak, tuzakta olmak demektir. Hayru’l-makirinin ipine yapışmıştır. Erhamu’r-rahiminin ipi ile ineceğin yere inecek, gideceğin yere gideceksin. Bu bağ, “kahhar” ismi olmamalı. Bu bağ “zuntikam” ismi olmamalı. Eğer onun ipi ile iniyorsan bilesin ki bu gidiş hayra alamet değildir. Mümine yaraşan cemal yönünde Allah’ın isimlerine yanaşmaktır. O isimlerle yoldaş olmaktır. O isimlerle içli dışlı olmaktır. O isimlere sımsıkı tutunmaktır. Ama Yüce Allah’ın kahır ifade eden isimleri de vardır. Mümin kahırdan uzak kalmalıdır.

İnsanların Yüce Allah’ın isimleri ile donanmasına yapmış oldukları işler, tercihleri sebep olur. İnsanlar din, iman ve Peygamberin sünneti doğrultusunda teşvik alır ve tercihte bulunursa, onlara güvenerek mürid olursa, فَمَن كَانَ يَرْجُو لِقَاء رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا  (Kehf/110) “  يَرْجُو ”dan murad “ يُرِيدُ ” dür. Salih amel, insanı Yüce Allah’ın esmau’l-husnasının cemal kapsamı içerisine sokar. Ki bu, müminlerin olması gereken taraftır. Bu alana girince“ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا ” (Al-i İmran/97) emniyet ve huzur kendisini kaplar. Esmau’l-husnanın cemale açılan yönü ile kaplanır. İçi ve dışı bu isimlerin tecelliyatı ile doldurulur. Bu insan mutlu ve kutlu bir vaziyette Yüce Allah’a doğru seyir yapar. “Seyir ilallah” yapar. Bu çok tatlıdır. Halinizi siz anlatamazsınız. Esmanın diyarını dile getiremezsiniz. O diyar, üstün vasıflarla bezenmiştir. O âlemi anlatmak mümkün değildir. Çünkü beden süfli bir âlemde yaşar. Onun için diller dolaşır, gözler, kulaklar dolaşır. Bunların istikameti sonsuz bir keramet ile desteklenmelidir. Aksi takdirde ayağın kayması kaçınılmazdır. İnsan bu yöndeki arzularını Kur’an’da bulur. İnsan bu yöndeki oluşumları, ahvali, o saltanatları, o erişilen yüce noktaların keyif verici yönlerini Rabbisinin buyruğu içinde bulur. O her şeyi en güzel şekilde deşifre etmiştir. Bu deşifrenin adı tefsirdir. Sen o ahvali yaşamadınsa senin için o beyan gariptir.

فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ (Kaf/22) “Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir (denir.)” Demek ki kimisine böyle açılır. Yaşamın türlü aşamaları neticesinde insan hayatı keşfeder. Ve yaşam bir açılımdır. Zaman içerisinde nice bilinmeyenler aşikâr olur. Cennete girdiğin zaman da yadırgamayacaksın. Ben bunları daha önceden de giydim, kuşandım diyeceksin. Ama onlar, onlar değil. Allah seni ısındıra ısındıra sokuyor oraya. O’nun terbiyesi tedricendir. İnsanların çoğu her günün yeni bir açılım olduğunu fark edemez. Biz insanlar acele eder ve elimizde olanları ecele doğru salısalıveririz. Müsrifler işte bu insanlardır, saçıp savuranlardır. Tabiatında acelecilik vardır onların. Tekamül ettiremeyen kişilerdir onlar. “Ham meyveyi kopardılar dalından…” İnsanların çoğu ham iken “ham hum şırlop” diye yutmaya kalkıyor. Vaktinde yenilmeyen meyve insana zarar getirir. Olgunlaşmayan bir insana bir iş verirsen o işi berbat eder.  Tenzil dediğimiz olay, insana acele etmesin diye ikram edilmiştir. Bu Kur’an 23 senelik bir zaman içerisine serpiştirilmiştir. Ahval ve şerait içerisinde insanlar bu ayetlere muhatap olurlar. Bir ayeti duyduğunuz zaman gözünüz fal taşı gibi açılıyor, aklınızda şimşekler çakıyorsa işte o ayet kendisine açık bir kapı bulmuştur. Gök kapılarının dünyaya açılması gibi açılmıştır. Tıkanık olan duyuların Kur’an’a “hoş geldin” demiştir. Ve paşalar gibi, ayetler onun gönül tahtına taht kurmuştur. Böylece “  الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى   ”(Taha/5) sırrı tecelli etmiştir.

“Kalbu’l-mümini arşu’r-rahman” Müminin kalbi Rahman’ın arşıdır. Yüce Allah’ın her ismi zatının askerleri gibidir. Zatı bir sultan gibidir. Sıfatları vezirleri, esması ise askerleri gibidir. “Arş ileri!” senin ataların bu sözü الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى’den almışlardır. Ölmeden önce ölmüşler, ayan beyan her şeye vakıf olmuşlardır. Semavat kapılarından girişler ve çıkışlar kaydetmişlerdir.

Gönül Hakka karşı hudu eder, huşu ederse; bu onun yüceldiğinin alametidir. Sen Rabbini tercih edersen bil ki, senden önce O seni tercih etmiştir. O senden öncedir. Sen O’nun önüne geçemezsin. Her güzel şeyde, O evveldir. Cezalandırmada da O’nun önüne kimse geçemez. لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ (Enbiya/27) O daima öndedir.

Allah’ın kulları! Hepimiz O’na dönüyoruz dedik. Gavurlar da O’na dönmektedir. Ama kanallarımız farklıdır. Müminlerin esması, kâfirlerin esmasından farklıdır. Esmanın cemaliyye olanları müminlere müteveccih, celaliyye olanları kâfirlere müteveccihtir. İmanı tercih etmek, cemali tercih etmek demektir. Çünkü imanın şifresi بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ dir Kalp yönü ile açılımı ise لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ tır. Besmele bir tenzil boyutudur. Allah- Rahman- Rahim. Zat- Sıfat- Esma. “La ilahe” deyince, önündeki yığılı olan dünyayı ve dünyalıkları elinin tersi ile itiyorsun. “İllallah”, sensin Ya rabbi sensin!

Dünya, insanı denî eder. Dünya denîdir. Dünya kelimesi “denâet”ten gelir. “Alçak” demektir. Bu, Yüce Allah’ın cemal nazarı ile nazar etmeyişidir. Yüce Allah yarattığı günden beri nazar-ı iltifatla bakmamıştır dünyaya. Eğer bu dünyanın Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olsaydı, Allah hiçbir kâfire bir yudum su bile vermezdi. (Tirmizi, Zühd, 13.)

وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ  (Muhammed/12) Ehli dünyayı kastediyor Allah. Sığır gibi yerler onlar. Allah sığır gibi yiyip içenlerden eylemesin bizi. İnsanlık payesini koruyabilmek kolay değil. Allah, zırnık kadar ödemeniz olmadığı halde, size insanlık denilen bir paye vermiştir. İnsan olmak için nelerini vermezdi insan olmayan varlıklar. Köpeğin birine farklı bakmış bir ulu. Köpek, baktı o zata. “Ne oldu beğenmedin mi? Senin benden ne farkın vardı, sen öyle oldun ben böyle oldum. Bu murad-ı ilahidir” dedi. O büyük insan, köpekten özür diledi. İşte bu, arif bakışıdır. Kötü gören kötü söyler, iyi gören iyi söyler.

Gözümüze bu cam gözlüklerden öte, Rahman ve Rahimin gözlüklerini takalım. Büyüklerimiz esma gözlüklerini takarlar ve öylece bakarlardı. Etinle budunla kalırsan helak olur gidersin. İnsana insanlık şerefini bahşeden, ondaki kalptir. Bu da Yüce Allah’ın zat, sıfat, esma ve ef’al yönü ile tecelliyatını taşıyabildiğinden ötürüdür. İnsan varlığın zirvesidir. Esma-i cemaliyye ile sarmalana sarmalana o yüce âleme doğru çekilirsin. Bir mümine seza değildir, bu sefil âlemi istemek. مِنكُم مَّن يُرِيدُ الدُّنْيَا  (Al-i İmran/152) “Sizden kimisi dünyayı ister.” İnsanların ekserisi dünyaya meftundur. وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا (En’am/70) İnsanların çoğu, kâfirdir, fasıktır. وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ (Nahl/83) وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ الْجِنِّ وَالإِنسِ (Araf/179) “Andolsun ki biz azimüşşan cehennem için yarattık insan ve cinlerin çoğunu.” Kimsenin dizginleri bir başkasının elinde değildir. Hepinize Yüce Allah ayrı ayrı irade verdi. Hayvanlarda irade yoktur. Onlar mecbur varlıklardır. İçgüdü denilen mekanizma onları yönlendirir. Ama insana Yüce Allah, seçme hürriyetini sağlayan bir irade vermiştir. İnsan irade edici bir varlıktır.

Dünya yaşamına meftun olup onun için varını yoğunu harcamak ne kadar da düşüklüktür. Allah ona hiç nazar etmemişken sen nasıl olur da “isterim de isterim” diye tutturursun? Dünyanın en tatlı meyvesi hubb-u riyasettir, baş olma sevdasıdır. “Herkes önümde eğilsin. Benim sözüm geçsin.” Bu, ulûhiyetin bir sızıntısıdır. Çünkü Tanrı, kendi dışındaki tüm varlıkları kendi önünde eğdirir. Cebbar olan Yüce Allah istediği varlığın başını eğdirir. İşte insan bu duyguyu tatmin amacı ile varını yoğunu harcar. Bir gün bakar ki her şey gitmiş. Evet; Firavunlar, Nemrutlar böyle idi. “Hepsi benim” yerine “hepsi bizim” deyiverselerdi ne kadar güzel olurdu. “ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ ” (Kamer/55)’in yanında yer alan vezirler gibi olurlardı. Ama onlar “bölüşmeyiz” dediler. “Ben sizin en büyük Rabbinizim” dedi Firavun. Yüce Allah hepsini elinden aldı. Canını da aldı. Artık “ben” diyemez oldu.

“ فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ قَتَلَهُمْ (Enfal/17) Bu öldürme, sebep olma anlamındadır. Kulun işi bu âlemde sebeplenmedir. Biz yaratan değil, yaratıcıdan sebeplenen varlığız. Ve biz hayır kazanımı yönünde sebeplenen varlıklarız. Kâfirler de Allah’ın kahır yönündeki tecelliyatından sebeplenirler. Şeytan “mudıll” isminin mazharıdır. Onun aynasında Allah “el-mudıllu” dür. Onun besmelesi “bismillahi’l-mudıllu’l-kahhar”dır.

Şey olabilmek, Allah’ın dilemesine bağlıdır. Ama varlıkların kalp âlemlerinde esmanın belirmesi tercih yönüyledir. Müminin kalbi sema gibidir. O semada güneşler, yıldızlar vardır. Bu gördüğünüz yıldızların kimisi hayat doludur. Kimisi de ölüm doludur, zehir doludur. Nice yıldızlar cenneti alanın birimlerini oluştururlar. Nice yıldızlar vardır, cehennemin birimlerini oluştururlar.

O halde kıyamet denilen olay, yapılanma olayıdır. Kıyamette son olarak her varlık yerini bulmuş olacak. Her şeyin yerli yerine varması demektir, kıyamet. Ecel-i müsemmanın bitmesi demek, bir anda bu duvarların başka bir duvar olarak ortaya çıkması demektir. Bu Allah’a çok kolaydır. Bu senin gözünü kırpman kadar süratli olacaktır. Bu, Allah’ın bir beyanıdır. Siz gönülden haber verin. Gönlünüzden haber verin. Hangi âlemlerde geziyorsunuz? “Acılar ve burukluklar hissediyorum” diyorsanız, size acı veren şeyler yaptınız demektir. Mümin, gelişigüzel yaşayan adam değildir. Her gördüğü şeye hemen yapışmaz. Acele etmez. Ve inanç değerlerinin kontrolünden geçirir. Din dediği süzgeçten geçirir. Mümin iç ve dış itibari ile din denilen bir donanıma sahiptir. Müminin iradesi dinidir, iştahı dinidir, sevgisi dinidir. Mutlaka din süzgecinden geçirir. Eğer kayda değer bir şey değilse; “ قُلِ اللّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ Sen «Allah» de, sonra onları bırak” (En’am/91) “ ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ ” “Kötülüğü en güzel bir şekilde sav.” (Fussilet/34)

Mümin insanın, menfi şeylere karşı gözünü nasıl hareket ettireceği, elini nasıl hareket ettireceği Allah’ın yasalarında bellidir. “Müminlere de ki; haramlara karşı gözlerini yumsunlar, ferclerini korusunlar.” İşte bu hükümler doğrultusunda kişi, dininin mahkûmudur. Dinin sahibi ise Allah’tır. O halde o mahkûm, Allah’ın mahkûmudur. Allah’ın hükmü altında olduğunu kabullenmiş kişi demektir, Allah’ın mahkûmu demek. İşte ben O’nun mahkûmuyum. “ وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ (İnfitar/19) O gün hüküm tamamen Allah’ındır. Bu dünyada O’nun dininin mahkûmu olanların, orada lehlerine hüküm çıkacağından hiç kuşkum yoktur. Allah ikili oynamaz. Vereceğim, diyorsa verir. O kullarını aldatmaz. Yeter ki sen sapıtma. Bugün insanlar kimin mahkûmudurlar? Acaba bugün insanların uyduruk sistemleri arasında dine yer verilmiş midir? Acaba din mi o sisteme hükmetmektedir, yoksa o sistem mi dine hâkimdir? Bir yerde Allah’ın dininin hüküm sürüp sürmediğini mahkemelerine bakarak karar veriniz, mabedlerine bakarak değil. Sen bu dini kimsenin himayesine veremezsin. Senin hâkimin Allah’tır. Ve Allah adına yaşamı kontrol edenlerindir. Elbette Allah kendi adı ile hükmedenlere mecazi anlamda “hakim” demiştir. وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ (Maide/44) “Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.” Bir şeyden razı olmak, o şeyin hükmünü kendisine celbeder. Küfürden razı olmak küfürdür. Senin fiilen bir kötülüğü yapman gerekmez. Ne hallere geldik… Bunları söylemek bile zorlaştı. Biz Rabbimizin koruması altındayız. Ve Rabbimin kitabından bahsederken huzur buluyorum.

لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ مِن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوا وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ

“İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, söz dinlememeleri ve sınırı aşmalarıdır.” (Maide/78) Hz. Peygamber, “Sizden öncekileri karış karış takip edeceksiniz. Hatta onlardan birisi bir keler deliğine girse (siz de o daracık yere girecek) onlara tabii olacaksınız.” buyurdu. Bizden öncekiler Yahudiler, Hıristiyanlar. Şu anda siz hangi yasalarla idare ediliyorsunuz? Biz şu anda küfür örümceğinin içine düşmüşüz. “Allah’ım imdat!” diye bağırıyoruz. Bu rezillerden bizi kurtar Ya Rabbi, diye uzak olduğumuzu ifade ediyoruz. İnşallah ilahi kameralar bunu almaktadır. İsrailoğullarından gavur olanlar Davud ve İsa (as) dili ile lanetlendiler. Bu onların isyanlarından dolayıdır ve haddi mütecaviz olmalarından dolayıdır. Onlar yaptıkları kötülüklere bir son vermiyorlardı. Peygamberler, salihler tarafından uyarıldılar. لَبِئْسَ مَا كَانُواْ يَفْعَلُونَ (Maide/79)Onların çoğunu görürsün, gavurları kendilerine dost seçerler. Aynı havandan yediklerini, müşterek değerlere sahip olduklarını görürsün. لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ (Maide/80), onların lehine nefisleri tarafından ortaya atılan şeyler ne kötü şeylerdir. Müminler, nefislerinin ortaya attıkları şeye değil, Allah’ın indirdiği şeye uyarlar. Eğer onlar Allah’a ve Peygambere ve kendilerine indirilene iman etselerdi gavurları dost edinmezlerdi. Allah’ın çizdiği yolda değildiler onlar.

Allah Kuran’ımızın bizden razı olmasını sağlasın. Dünya ve ahirette şefaatlerinden ayırmasın.

Mehmet UZUN-Dilek UZUN

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

91 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37