20 Ocak 2012: "Nişanlar ve Nişanlılar"

 


 

MAİDE SURESİ 67–77

NİŞANLAR VE NİŞANLILAR


Yüce Hakk’ın Aziz Kur’an’ı içerisinde âlemlerin yer aldığını, âlimlerin bu âlemlere yöneldiğini, bu âlemlerden âlimlerin hisseler aldığını, âlim olmanın özelliğinin de âlemlere nazar edip, onlar konusunda fikir edinip bir sonuca ulaşmak olduğunu müşahede ettik. Akıl, idrak, insanın sahip olduğu kavrayış duyularının müştereken çalışarak ve sonunda Yüce Allah’ın varlığının birliğinin, O’nun saltanatının izini taşıyan bir belgenin izini buluşu ki buna marifet-i sübhaniyye denir.

İşte Allah’ın âlemleri içerisinde, âlimlerin fonksiyonu budur. Onlar nişanlı olan erlerdir. Allah’ın nişanlı erleridir. Nişanlıdır. Bunun iki anlamı vardır. Birisi, “rütbe” anlamında. Nişan üzerine, nişan alırlar. İlim sahipleri her an yeni bir rütbe alırlar. Rutbetu’l ilmi a’le’r-ruteb denmiştir. Derecesini bilmeyiz ama bu doğru bir sözdür. Doğru söze ne denir? Ona ancak boyun eğilir ve kabul edilir. Doğruyu kim söylerse söylesin onu kabul etmek zorundasın. Hikmet sırrını taşır, doğru. Ve hikmet, seni doğrudan doğruya yüceler yücesine götüren şey demektir. Sağlam bilgidir hikmet. “Muhkem” de bu kelimenin köküyle ilgilidir.

Âlimler, âlemlerin içinde yerleşimlerine göre, oraları tanıma keyfiyetine göre uzmanlık alanlarını oluştururlar. “Falan ilmin âlimi.” O, bu sahanın mütehassısı. Her ilim bir rütbedir, bir nişandır. Her ilimde Yüce Allah’ın ilminden eser vardır, Yüce Allah’ın ilim sıfatından bir nişan. O nişanı kim nişanlarsa, “nişan al, ateş”. Bu da nişan kelimesinin bir diğer anlamı. Ehl-u rabıta nişan alır. “  وَرَابِطُواْ (Al-i İmran/200) “Gözetleyin. Dikkat edin.” Odaklanılan nokta ile kalbin süveydası arasında, özden göze gelen bir emirle gözetlenen nokta arasında bir hat kurulur. İşte bu iki hattın arası cennet bahçelerinden bir bahçedir.

“  وَأَعِدُّواْ لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ (Enfal/60) “Gücünüz yettiği kadar düşmana karşı güç hazırlayın.” Peygamber bu gücü; “Ela inne’l-kuvvete er-ramyü” (Müslim, Cihad 167; Ebu Davud, Cihad 23; Tirmizi, Tefsir 8/5; İbn Mace, Cihad 19)diye tanımlamıştır. Atma gücünü elde etmiş bir toplum üstün bir yapıya sahiptir. Attığı nokta ile atanın arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Adam cennetin üzerinden doğru cehenneme atış kaydediyor. Müminin atış yaptığı nokta düşmanın başını ezdiği noktadır. “وَأَعِدُّواْ لَهُم ” Allah ve Resulü’nün düşmanları için güç hazırlayın. Mümin mermisini atarken, okunu atarken, lafını atarken ve gönlünde biriktirdiğini nazarı ile manzur üzerine boşaltırken ki nazar ile devirme de vardır. Lehine nazar ettikleri nâzır gibi olur, bakan olur. Allah’ın adı ile atan el, atanın eli değildir. Atanın elinin üzerinde, ataların elinin üzerinde    “ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ   ” (Fetih/10) her şeyin yücesi Allah’ın eli vardır. Atalarının elini düşman bükemedi. Bükemediğin eli öpeceksin. Bırak ellerini, eteklerini bile öperlerdi düşman kralları. Demek ki lehine nazar ederken nazar eden göz, onun gözü değildir. “Attığın zaman sen atmadın.” Hadi bir göz at şuna. Kimisini onurlandırıver, kimisini de tersine çeviriver. Eğer aleyhe nazar edilecek olursa bu celal bakışıdır, adamı devirir, yakar ve yıkar. Her ikisi de Yüce Hakk’ın nazarıdır. Çünkü atan Allah’ın adı ile atmıştır. “وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللّهَ رَمَى (Enfal/17) Ha elinle atmışsın, ha dilinle atmışsın. O ayette elden, dilden, azadan söz etmiyor Allah. Ey Muhammed farkında mısın, attığında sen atmadın, Allah attı. Allah’ın adı ve yâdı ile varlığını sürdüren bir er, belge avcısıdır. Bilgi ancak belge ile elde edilir. Bilgi avcısı, belge avcısıdır. Bilgiyi ispat için belgeye ihtiyaç duyar. İşte onun adı nişandır. Bir nişan, iki nişan, üç nişan. Nişanları toplamıştır. İşte bu nişanı yakalamak için önce atış kaydeder.

Atmak, küfrün üzerini açmaktır. Küfür, bir örtüdür. Hakkın ve hakikatin üzerine çekilmiş kara bir örtüdür. İşte bunu yırtmak için atacaksın. İşte hakkın üzerine örtülen ne ise, onun adı genel anlamda küfürdür. O küfrü çekip çıkarmak Allah yolunda cihad eden mücahidin işidir. Kim ilim yoluna düşerse o fi sebilillah cihad eden kişi gibidir. Talib-i ilim, Allah yolunda mücahid gibidir. Kılıcı ile yola giden ile kalemi ile yola giden ecirde aynıdır. Yazan adam kalemle atıyor demektir. Yazarların silahı kalemleridir. Kılıcın izi, acısı bir gün unutulur, kalemin eseri ise kıyamete kadar devam eder. Yazıtlara bakın, abidelere bakın. Demek ki bu bir nişan, bir rütbedir.

Bunun diğer bir yönü ise Allah tarafından nişanlanmaktır. Erler, nişanlanırlar. Evliyai tahte kıbâbi la yarifuhum gayri. Velilerim benim kubbelerimin altındandırlar. Her esma bir saray gibidir. Sarayların özelliği kubbeli oluşudur. Gök kubbeden alarak mimarlar bunu taşların üzerine taşımışlardır. Yüce Allah gök kubbeyi örnek vermiş. Hiç çatlağını görüyor musunuz, diye de soruyor. Veliler benim kubbelerimin altındadırlar. Yani hepsinin bir sarayı, bir kategorisi vardır. Kimisi “Rauf” isminin, kimisi “Latif” isminin sarayında, kimisi “Alim” isminin sarayında. İşte o kubbelerin altında muhafaza içindedirler. O kubbelerin içine şer erişemez. Herhangi bir korku, hüzün giremez.   “  أُوْلَئِكَ لَهُمُ الأَمْنُ وَهُم مُّهْتَدُونَ (En’am/82) وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ ” (Bakara/112) Onlar çatırdamayacak bir kubbenin altındadırlar. Onlar kıyametin işlemediği kubbelerin altındadırlar. Veliler, araisullahtır; Allah’ın gelinleri, damatları gibidirler. İşte Allah’ın velilerinin kimisinde erkeklik sıfatı hâkimdir. Kimisinde kadınlık yönü hâkimdir, Meryem gibi, ona da gelin denir. Onlar Allah’ın erleridir. Ve esmanın kubbeleri altındadırlar. Arşının gölgesi. Kıyamet, arş-ı azama işlemeyecektir. Arş, ebed sırrına sahiptir. Orası mele-i aladır. Orası meleklerin ve ulu ruhların makamıdır. Orası esmanın ve sıfat-ı ulyanın tecelligâhıdır. Orası cennet-i alanın tavanıdır, kubbesidir. Kıyamet günü güneş tepelerine inmiş mahşer halkının. Mahşer yerinin ne bir çukuru, ne bir tümseği var.

Yerler ve gökler kıyamet gününde içindekilerle birlikte serap olacak, heba olacak. Tozcuk, zerre halinde. Ama karanlık bir yerde, küçücük bir delikten ışık vurursa… İşte heba odur. Kıyamette yerler, gökler, dağlar, taşlar havada uçuşan zerreciklere dönüşecek. “فَكَانَتْ هَبَاء (Vakıa/6) = سَرَابًا  (Nebe/20) Berzah yurdunda bir süre yatacağız. O süre içinde yerlere göklere dağılan heba oturacak. O bir inşa faaliyetidir. O tozcuklar çökecek, o çöküntüden mahşer oluşacak. “ لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا  ” (Taha/107) Küçücük bir çukur bile olmayacak ve mahşer yeri oluşacak. “  وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ  ” (İnşikak/3)

Pürüzleri olan dağlar dümdüz hale gelecek. Yeryüzü o gün yuvarlak olmayacak.     مُدَّتْ = asılıp çekilecek. Katmanları düzeltilecek. Hepsi aynı akıbete uğrayıp mahşer yerini oluşturacak. Allah mülkünü zayi etmez. Zerre miktarı zayi etmez. Dönüşümü sağlar. Halden hale, biçimden biçime dönüştürür. Halden hale sizi çevireceğim. “طَبَقًا عَن طَبَقٍ  ” (İnşikak/19) Allah sonumuzu hayırdan, bereketten ayırmasın şimdi ayırmadığı gibi.

Biz Kur’an âlemleri içerisinde yer alan ilahi bir sofradayız. Bu sofranın içinde kimler var? Kimler yok ki! Maide suresini bir okuyun, sanki Kur’an’ın değişik bir özeti. İhlâs suresi de özetidir Kur’an’ın. Bakara bir başka özet, Al-i İmran öyle. Hepsinde Kur’an’ın farklı şekillerde ifadesi var. İster Fatiha oku, ister Bakara, Allah’ın âlemleri içerisinde gezinti yaptığını bilirsin. Bedenin seyrine, seyr-i âlem denir. Buna gönül karıştı mı seyr-u enfüsî denir. Bütün tasavvuf erbabı bu yolculuğu yapmıştır.

Sahtenin mahiyeti dilinin, elinin, ayağının ucundadır. Onlar uçuktur. Uçuk olanlar kaçıktır. “ وَمِنَ النَّاسِ مَن يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَى حَرْفٍ ” (Hac/11) Uçuk kulluk. “Yar kenarında kulluk” adı altında bir başlıkta bunu feyizler kitabımızda anlattık. Uçuğun yâri uçurum kenarındadır. Bir ot parçasını alacağım diye kendini uçurumdan atan çok kişi vardır.

Kuru kuruya özenmekle insan bezenmez ki Allah’ın kulları! Özen ama bezenmek için çalışacaksın. Ter dökeceksin, emek vereceksin. Kuru kuruya özenmek insanı o sıfatla bezendirmez. İşte o yarların kenarına ev kuranlar, kulluğunu uç noktalarda yürütenler var diyor Allah. Bunlara uçuk denir.

Nişanlı olanlardan söz ettik. Damatlar, gelinler. Bunlar kendini Hakk’a verenlerdir. Allah’ı tercih edenlerdir. Yüce Allah da onları nişanlamıştır. O halde tüm nişanlarda marifet alametleri vardır. Ve Cenab-ı Allah adına onda bir alamet vardır. “Ya Rabbi senin rızan için ben bu koçu nişanladım.” Hayvanı boğazladığın an, kendi canını o bıçağın altında göreceksin. Onunla beraber o hazzı alacaksın ki, o İsmail Nebi idi, o bıçağın altına yatan. Ve kuzu gibi yatınca o bıçağın altına, bir babanın elinde Yüce Allah’a sunulan bir kurban. Babam “sen sağ ol” diyor. Babaya da bir babalık yapıyor. Ve Allah’ın izni ile kazanıyor. Sizin o kesmiş olduğunuz hayvanın. “  لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا ” (Hac/37) O nişanladığınız davarların etleri asla O’na erişmez ve erişmeyecek. “Len” tekid-i nefy-i istikbal. Olumsuz, tekidli, hem de istikbali içine alır. Sakın böyle bir umudun olmasın. İşini bilen bir adam “lan” dedi mi korkacaksın. Bu da Kur’an’ın lanıdır, lenidir. Etleri ulaşmaz. Bu kestiğiniz hayvanların etleri Allah’a ulaşmaz. Kanları da ulaşmaz, ama ulaşır. Ne ulaşır?  يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ (Hac/37) O’na takvanız ulaşır. Nedir o takva? Kalbindeki düşünce. Bu, kalbin inşa faaliyetidir, niyetin oluşturulmasıdır. Kalpteki takva, pazara giderken oluşmaya başlar. İmkânın neyi el veriyorsa en iyisini ayıracaksın.

Habil Kabil hikâyesini bilmiyor musun? Habil en iyisini sundu Allah’a. Kabil ise çiftçi idi. Hz. İsmail’den önce kurban ibadeti böyle idi. Kişi neye sahipse, kurban ondan verilirdi. İsmail’den sonra bizim bildiğimiz hale geldi. Kabil çiftçi olduğu için tarlasındaki başaklardan demetledi, demetlerken de denetledi. Dolgun olanları bırakır, solgun olanları alırdı. Sonra bir şimşek gelir, kurbanı alır götürürdü. Bugünkü ışınlanma olayı gibi. Kabul edileni alıyor Yüce Allah. O bomboş başaklar duruyor. İşte ondan sonra diş biliyor Kabil Habil’e. İşte bu hikâyeleri kendi şahsınıza adapte edeceksiniz. Bunlar asıldır. Bunlara yaslanın. Bu asıllara yaslanın, asıllarla asıllanın. Asıllara ne kadar yaslanırsanız o kadar aslan olursunuz. Bütün bunlar hep nişandır. Yüce Allah hep alamet oluşturur. Yüzünüzde, gözünüzde, elinizde kulluğunuzun alametleri vardır. Bizim uzuvlarımız da Yüce Allah tarafından nişanlanıyor. Oruç tutanın üzerinde oruç bir iz bırakıyor. Namaz kılanın üzerinde namaz bir iz bırakıyor. Namaz, vakitlerine göre renkleniyor.

Dünya ahiretin misalidir, ahiretin kendisi değildir. Yamuk dünya, aldatan dünya. Bıkmışım artık, bana başka bir şey olmalı. Ahiret dünya değildir. Orası dünya değil, “dünya” dersen ahirete sövmüş olursun.(Ahirete “öteki dünya” denmesi ile ilgili) Dünya, sefil yaratık demek. Ukbaya dünya denir mi?

”  وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَّكَ مِنَ الْأُولَى “

Hüseyin’e “George” demek gibidir bu. Dünyaya “George” de ama ahirete deme.

Nişanlanıyorsunuz. Bu âlem nişan âlemidir. Ağzınızdan çıkan sözcükler ağzınızın yapısını oluşturmaktadır. Ağzınız biçimlenmekte, şekillenmektedir. Ama bu gözle göremezsin. Haşir günü göreceksin. Hangi yönde nişan aldınsa o nişanlar tebarüz edecek. Nazar ettiğin şeye göre gözün ya âlâ oluyor, ya esfel oluyor. Allah’ın “bakınız” dediği şeylere bakarsan o göz melek gözü gibi olur. O göz, öze bağlı olarak çalışır. Atarken, kalpteki basiret dediğimiz gerçek göz, bu göze bir şey atıyor. Ve ikisinin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. Ondan sonra isabet eder veya etmez. İsabet Allah’ındır. Kalpteki göz ile kafandaki göz tam oturdu ise birbirine… İşte bu işi oluşturma keyfiyetine “rabıta” denir. Rabıta edin, diyor Yüce Allah. Yani nişanlamak için güzel nişan alın. Rabıta; nişanlama, isabet ettirme olayıdır. Sen isabet işine karışma diyor Yüce Allah. Sen pozisyonunu düzelt. “ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ (Al-i İmran/159) مَّا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّهِ  ” (Nisa/79) Doğru isabet ettirdinse bu Allah’tandır. “قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا ” (Tevbe/51) Eğer bize bir şey değmiş ise, bu ancak Allah’ın dilemesiyledir. Kimsenin kendi ürettiği şeyle değildir. Eğer güzel bir isabet varsa, bu bendendir diyor Allah. Uyumsuzluk varsa bu sendendir kulum. Ya elini kımıldattın ya da kalbine başka bir şey geldi. Tam odaklanmışken sulandırdın işi, onun için de hedef isabet almadı. Doyumsuzluklar, uyumsuzluklar, ne kadar olumsuz şey varsa bu bizim herzevekilliğimizden kaynaklanıyor. Bu bizim dalaletimizden, cahilliğimizdendir.

yetemetta يَتَمَطَّى ”(Kıyame/33) da şişiklik, kabarma olayı vardır. Sakın kabarmayın. Mümin kişi şişik olmaz. Kerameti kendinde görmez. Keramet Rabbimdendir, der.

“ قُل ” şöyle de ey kul! “هَذَا مِن فَضْلِ رَبِّي ” (Neml/40) Diğer bir ifadesi “لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا  ” (Tevbe/51) Müminler kalbini Hakk’a verenlerdir. Bu da kulun dilinden düşmeyecek kul sözcüğüdür. Başında da “ قُل ”  vardır.  “  قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ  ” (İhlas/1)                                                              (Felak/1 ) قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ            (Nas/1)  قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاس

Bunlar kulluğun ayrıntılarıdır. قُل ile başlayan her sözcük kulluğun bir yanıdır. Allah “ قُل ”  diyor. Sen de bu “ قُل ”  un muhatabısın. Bu sofrada bu “ قُل ” ler var. Kavilleştik Allah’ın kulu!

Ve Yüce Allah’ın bu fermanlarından birisi, sofranın 68.unsuru. Maidetu’l-Kur’an, Maidetü’l-Furkan sofrası. Allah’ın esmasının bütün icapları yer almış bu sofrada. Allah’a ait olan bir şeye doyulmaz. Daha var mı? “ زِدْ (Taha/114) Ya Rabbi. Ama dünyaya karşı hırslı olma. Dünyalıklara göz kakma. Elinle onları tutup, “bırakmam sizi” deme. Yalancılar yalan dünyaya daha layıktırlar. Nemrutlar, firavunlar, stalinlar… Sefil dünyanın meftunlarıdır bunlar. Biz bu cihan için uğraşmıyoruz. Onların olsun, başlarına çalsınlar dünyalarını. Öyle söyler Allame Bediuzzaman Hazretleri. Karun nerede, Lut kavmi nerede, Firavun nerede? Onun için Yüce Allah bizi bu dünyaya karşı uyarır. Dünya bir tuzaktır. Tuzaktan ne kadar uzak durursan o kadar başın yeğdir. Tuzağa ne kadar yakın durursan o kadar başını yersin.

قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ (Maide/68) Yahudiler ve Hıristiyanlar bu sofradan el çektiler. Bu sofranın adı, İsa nebinin sofrasından gelir. Gökten inen bir sofra istediler İsa nebiden. Senin manevi gücünü anlasınlar da, onlar da imrenip bizim peşimizden gelsinler, diye. Allah’ın bir nişanı olsun dediler. İsa peygamber de Rabbinden talep etti. “Tamam” dedi Yüce Allah. Ama gördüğünüz halde inkâr ederseniz sizin azabınız iki kat olur, dedi. Bu sofra daha sonra inkâr edildi. Çünkü İsa nebinin sonraki sofraları manevi idi. “De ki; Hıristiyanlar ve Yahudiler siz hiçbir gerçek üzerinde değilsiniz.” Siz on para etmezsiniz. Siz hiçbir şey üzerinde değilsiniz. Şey olabilmek, kolay bir şey değildir. Burada böyle ince bir tabir vardır. لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ (Maide/68) Siz hiçbir şey değilsiniz. Ta ki, حَتَّىَ تُقِيمُواْ التَّوْرَاةَ (Maide/68) doğru dürüst hale getirmezseniz. “  يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ  ” (Maide/13) Yaptığınız tahrifatı düzeltmezseniz. Ve İncil’i düzeltmezseniz. Tevrat, İncil Kuran. وَمَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ (Maide/68) Rabbinizden Muhammed kanalıyla size indirilen şeyi ayağa kaldırmazsanız hiçbir şey üzere değilsiniz. Bu ehli kitabın içinde şu anda biz de varız. Tevrat, İncil ve size indirilen. Ey kendilerine kitap verilenler! Verilen vahiyleri ayağa kaldırmaz, sistem olarak oturtmazsanız siz on para etmezsiniz. Namaz dinin direğidir, kim onu dikerse. Es-salatu imadüddin femen ekameha fekad ekameddin Kim namazı yerli yerince kılarsa dinini ayağa kaldırmış olur. Bunun tersi, yıkmış olur. Biz bu Kitabı yıkmışız. Aslında yıkılan biziz. Adımların, aklını, fikrini doğrultmak mı istiyorsun; işte sana Kur’an. Bütün yapılarını Kur’an’a göre yapılarsan bu kitabı dikmiş olursun. Aslında kitap ayaktadır. Sana olur ne olursa. Bunun bir ucu Allah’ın elinde. İpini çekiverir senin. Olan bize olur. “Ey kitap ehli siz hiçbir şey üzerinde değilsiniz.” Bu hitaba Müslümanlar da dâhil. Bu kitabı doğrultmanın anlamı, ahkâmını hayata uygulamaktır. O zaman bu dini ihya etmiş olursun. İhya-ı din, îlây-ı din. Sultanlar, bizim cihaddan maksadımız ihya-ı din etmektir dediler. Eğer uygulamazsan canlı cenaze gibi olursun. Adı bilinmedik hastalıklar çıkacak. Bu Kur’an’ı yalnız bırakanlar için. Hayatınız Kur’an olsun. Hayatınız Kur’an olmadıktan sonra din ihya olmuş olmaz. Aziz kitabınla sen, iki delikanlı gibi olursunuz. Bu kitap mahşerde canlanacak. Bu kitap kabirde dost. Yakışıklı bir delikanlı. Mizanda senin yanında nutka gelecek, seni savunacak. Cenneti Ala’ya da kol kola gireceksiniz. Bu bir sayfa değil. Bu senden daha canlı. Âlemler bunun içinde. Ne kadar bildiğin ulular varsa buna hayran, peygamberler buna kurban. Yaşayan Kur’an Muhammed (as). Muhammed (as)’a uymanın nesi kötü ki? O nâtık kitap, başka bir şey değil ki. Sen kimi kimden sakınıyorsun? Allah’ın sevgilisi o ya. Âlemlere rahmet olarak gelmiş. Dünyada da, mahşerde de imamımız. Ebubekir Hazretleri, Peygamberi Zişan vefat ettiği zaman geldi, yüzünü açtı, öptü. “Gel imam ol” dediler, cenaze namazını kıldırmak için. “Ona kimse imam olamaz, herkes kendisi kılacak namazını. O bizim evvelde imamımız idi, şimdi de imamımız” dedi. Bizim yapılan işlerimiz ona rapor ediliyor. Ümmetimin amelleri bana şu zaman arz edilir, diyor Hz. Peygamber. Eğer o toprağa karışıp gitmiş olsaydı, amelleri toprağa mı sunacaksın? Muhammedsiz Kur’an okunur mu? Allah onunla konuşuyor. Ve sana da bana da emanet edilmiş. O bitmeyince söz de bitmez. Ama gece biter, saatler biter.

“َأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ (Fussilet/30) Son nefes, geri adım atılacak zaman değil. Artık şahlanma, gülme, umut zamanıdır. Gülerek giriniz. Rabbinize güvenin. Allah sonumuzu güzel bir nefesle bitirmeyi nasip eylesin. Kitabını her daim yanımızda kılsın.

“Bugün annem rahmetli oldu” diyerek muhterem annelerinin vefat haberini duyurarak sohbetini bitirdi hocamız.

Mehmet UZUN - Dilek UZUN

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

82 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37