6 Ocak 2012: "Kur'an Sofrasında Türklerin Yeri"

Allah’ın aziz kulları! Değerli müminler!

Görevimiz icabı, mesleğimizin bir gereği olarak Allah bizi bu yönde, bu yolda istihdam etmiş. Resmen görevimiz, Allah’ın Kitabı ve Peygamberin sünnetini ilgilendiren tefsir ve hadis üzerinde olmuştur. Resmiyetin dışında da yıllarca Allah’ın Kitabını okuruz, içeriğini anlatırız. Bildiğimiz kadarı ile Allah’ın kullarını Yüce Allah’a takdim etmek üzere, onlara Yüce Allah’ı tanıtmak amacı ile dersler yapıyoruz. Otuz seneden fazla olan kamuya açık çalışma bu. Allah kabul eylesin diyoruz.

İki türlü usulümüz var bizim. Birincisi, geceyi ilgilendiren gece sohbetleri. Bir diğeri ise gündüzdür. Leyl-ü nehar Kur’an’dayız, Kur’an okuruz ve insanlara Allah’ın Kitabı’ndan söz ederiz. İşte bizim günümüz böyledir. Geceyi de mahrum etmeyiz, gündüzü de mahrum etmeyiz. Gündüze de, geceye de ihtiyacımız var. Kur’an’ın da sorar: Söyleyin bakalım, gündüzü getirmesem ne yaparsınız?[1] Bu, böbürlenen “ben, ben” diyen insan türü, topunuz bir araya gelseniz ne yaparsınız, diyor Allah. Benim emrettiğim bir şeyi geri çevirebilir misiniz? Düşmesini murad ettiğim bir yağmur tanesini geri gönderebilir misiniz? O halde gündüzü de getiremezsiniz. Yine sorar. Söyleyin bakalım. Geceyi getirmeyiversem ne yaparsınız?[2] Cak kargası gibi bağırır dururuz. Eteğimiz tutuştu mu başlarız yalvarmaya. “Sen bilirsin” diye yalvarır dururuz. Daha önce kim biliyordu? Bir gün gelip, belin bükülünce, doktorlar “elimizden gelen bir şey yok” deyince; “sen bilirsin Ya Rabbi!” Bu sözün acaba ne kadar değeri olur? Çubuk gibiyken, paran pulun var iken, el üstünde tutulurken nerdeydin? İşte bunları soruyoruz. İçimden geldi. Gönül ister ki hep bu Kur’an’ın önünde olun. Yüce Allah neler neler söylüyor burada. Ne şikâyetler yapıyor, ne acıları dile getiriyor. Acaba gündüzünüz ve geceniz Kur’an katıklı mıdır? Onun içindekileri öğrenip “Ya Allah, bismillah” deyip hamleler mi yapıyorsunuz? Yoksa al eline gazeteyi, çarşaf gibi açıp sayfa sayfa, didik didik okuyor musunuz? Allah’ın Kitabını da öyle okuyor musunuz? Bizim kaderimiz bu. Ne saklayacağız ki. Görünen köy kılavuz istemez. Falanın kitabı çıktı, okudun mu? Bunların hepsi kıl u kal. Hiçbir güvenilecek tarafı yok. Dedikodu. İnsanların çoğu, dedikoduyu çok sever. Şeytan çok sever. Sen niye geldin bu âleme? Bunları düşüneceksiniz.

Dün, bugün kaldırdın birilerini. Toprağa gömdün geldin. Çaresini de bulmuş. “Ölenle ölünür mü canım!” Elbette ölünmez, ama bir gün sıra sana gelecek, sen de öleceksin. Sen de sıradasın. Ecelin ne zaman geleceğini bilemezsin. Takipçiler peşini bırakmaz.

Bu dünya macerasına aldanmayın. Bu macera bitmez. Dalavere çevirenler hiç bitmez. Bir gün o gurup gelir, tepeye çıkar. Bunun bir süresi vardır. O, tepeye çıktım diye sevinir. Ondan sonra aşağıdakileri ezmeye çalışır. Ama bu böyle gitmez, kışın da süresi olduğu gibi. Şimdi kış, sultan. Çatır çatır donduruyor. Suyuna, havasına varıncaya kadar kendisini arz ediyor, sıktıkça sıkıyor, üşüttükçe üşütüyor. Ama bir gün bunun da süresi bitecek. İçinizde bitmeyecek diyen var mı? Allah’ın kulları! Ne firavunlar geldi, ne nemrutlar geldi. Nerede onlar şimdi? Stalinler, Leninler, Markslar nerede? Kara yerdeler şimdi. Neresi orası? “  إِلَى جَهَنَّمَ زُمَرًا  ” (Zümer/71) Cehennemin ka’rıdır orası. O ezdiklerinin âhı onları yakalayacak. Zerre kadar zulmetti ise, bunun bedelini ödeyecek. Dünyada da silinip gittiler. Aldanmışlardı bu yalan dünyaya. O, Mısır’ın Firavunu. Adı önemli değil. Firavunun adı belli değil. Kral demek. Yaptığı önemli, inancı önemli hainin. Eksik olmaz dünya firavundan. Rasul tıynetliler de bulunacak, firavun tıynetliler de bulunacak. Allah’ın âdeti budur. Gece de olacak, gündüz de. وَتِلْكَ الأيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاس ِ (Al-i İmran/140) Bu firavunlar hiç eksik olmaz.

Her zamanın firavunu, zamanına göredir. O zamana uygundur. O zamanın peygamber tıynetli olan nur yüzlü insanı da, o zamana göredir. Renkleri farklıdır, karakterleri farklıdır. Onun için birbirine sakın kıyas etmeyiniz. Hiç Ebubekir Hazretleri ile Hz. Ömer’in yapısı birbirine denk mi? Hz. Osman ile Hz. Ali’nin yapısı birbirine denk mi? Birisi, yanmış yıkılmış dünya hiç umurunda değil, halim selim. Kim o? Osman Hazretleri. Kur’an’a dayanmış, içli dışlı olmuş. Nur ile bezenmiş ama dışarısı kaynıyor. En nihayet, katili başına kadar gelmiş, haberi yok. Bir de Hz. Ömer’i düşünün. O’nun önünde mushafı yok. Ömer’in karakteri Kur’an’dı. O kılı kırk yarar. Kur’an’ı hayatta okur. Yaşayarak Kur’an’ı okur O. O da halife-i rasulillahtır. Birisinin elinde kılıçtır, kelleler alır. Atın üstündedir, yiğittir, İmam Ali’dir. Ebubekir ise gönül adamıdır. O gönüllerle insanları evirir, çevirir. Onun gücü fiziğinde değil, kalbindedir. Abdulhamit Hazretleri gibi. Oturduğu yerden 33 tane devleti parmağında oynatır tespih gibi. Velayet gücü bu. Hepsi bir değil. Kimisi matraktır, güldürür, Nasıruddin Hace gibi. O da hak adamıdır. Kimisi gece gündüz ağlar, titrer. Rabia-i Adeviyye gibi. Onlar türlü türlüdür. Demek istediğim; firavunlar da aynı tıynette değildir, rasul karakterini taşıyan yiğitler de aynı karakterde değildir. Bunu bilmediği için, insanların çoğu fırsatları kaçırır, gözünün önündeki nice Allah dostlarını kaybeder.

Ey Allah’ın kulları kendinize geliniz. Size iki emanet bıraktım, buyurdu Hz. Peygamber. Allah’ın Kitabı, benim sünnetim. Biz macera için gelmedik bu âleme. Biz gerçekçiyiz. Önünü göreceksin, adımını ona göre atacaksın. Doğru yürüyeceksin, bastığın yeri bileceksin. Yönünü bileceksin. Nereye gidiyorsunuz, bileceksin. فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ  (Tekvir/26) diyor Allah.

Gidişiniz sizin gönül gidişidir. Allah’a bu adımlarla gidemezsin. Bu etle tırnakla Allah’a ulaşamazsınız. Bak, kurban kesiyorsun. Niçin? O emretti. O’nu memnun edip rızasını kazanacağım, diye yapıyorsun. Ne diyor bak size: لَن يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِن يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنكُمْ    (Hac/37) Ey kullarım! Allah’a sunduğun bu şeyin ne eti, ne kanı O’na gider, ne de canı O’na gider. O’na takva gider. Sizin içinizdeki takva gider. Burada(gönülde) bir şeyler var mı? İşte sizin gidişiniz burası iledir. Takva, şeytandan sakınmak, nefisten sakınmak, Allah’ın buyruğunu Peygamberin emrini dinleyip bu yönde yürümek, yaşamak. Gidişin, gelişin, eylemin bu yönde olacak. Evden çıkıyorsun. “Niye?” diye soracaksın kendine. Niçin kalkıyorsun yerinden? Bu Kur’an’dan bir cevap bulamazsan ilahi programın dışına çıkmış olursun. Ve ilahi değil, nefsi, hevai olmuş olursun. Böyle didik didik ediyor muyuz yaşamı?

Adam eline almış esvabı, kumaşı. Düşünün ki, gözü orada burada, ağzında bir şeyler yiyor, bir taraftan da çuvaldızı sokuşturup duruyor. Ne kadar tuhaf, diyorsunuz değil mi? İşte bu sizsiniz. Elimizdeki esvap, hayattır. Senin iraden de o iğnedir. Nereye sokuyorsun o iğneyi sen? Böyle eline gelen yere sokuşturup duruyorsun? Adam oturmuş, halıyı aşkıyla, şevkiyle ilmek ilmek işliyor. Karşısında bir plan var. İlmek ilmek ona göre, renklerin uyumunu sağlıyor. Başka şeylerle uğraşırken iş yapmıyor. Hayatı ciddiye alınız. Aksi takdirde verdiğim o misal gibi yaşarsın. İblis, “ vur patlasın, çal oynasın” der. At atabildiğin kadar, vur vurabildiğin kadar. Vuracaksan da vuracağın yeri, kime vuracağını bileceksin. Rasgele atış yok, bakış yok. Rasgele kulak verme yok. Her yere kulak verilmez. Bu kulaklar, bu eller, bu ayaklar, bu gözler senin dümenin. Bunun bir rotası olmalı. Herkes bir dümen çeviriyor bu âlemde. Sizden bazısı, “ يُرِيدُ الدُّنْيَا ” (Al-i İmran/152) der Allah. Dünya meraklısıdır. Zevki onda bilir, hayatı o şekilde tanır. Mal, mülk, şan, şeref, makam, eş, oğul, kız. İşte dünya budur. Bunların hangisi sana sahip çıkacak? “Malım malım” der durur, insanoğlu. İnsanoğlunun yediği kadar rızkı vardır. Yemediklerinin hesabını vereceksin. Fazlası, hesaba dâhil. Onların bedelini orada ödettirecek Allah. Niçin ihtiyacın olmayanları irktin sen? Onlar Hasan’ındı Hüseyin’indi. Elbise yığar durursun, giydiğin kadarı senindir. Dikkat edelim. Yoksa kimse bizim hesabımızı yapıvermez. Avukat ne yapabilir, dostun ne yapabilir?

Bizim işimiz nasihattir. Başka şey beklemeyeceksiniz. Biz olmazsa olmazın adamlarıyız. Sizin gönlünüzle beraberiz biz. Bizim mesleğimiz sizin gönlünüzledir. “يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ” (Şuara/89) O gün mal fayda vermeyecek, oğul kız da fayda vermeyecek. Ancak halim selim bir gönül, o gün insana fayda verecek. O kalbi götürebilirsen, işte o zaman geçer akçeyi yanına aldın demektir. Bizim işimiz de işte sizin o gönlünüz. Ben sizin gönül dostunuzum. Keşke bilseniz. “Gönüller yapmaya geldim” diyen Yunus var, bizim köylü. Kasr-ı Ârifân köyünden. Bahaüddin Nakşibend, O da kasr-ı ârifândan.(Ariflerin sarayı) Biz o köydeniz.

 

Benim bunda kararım yok,

Ben bunda gitmeğe geldim.

Bezirganım metâım çok,

Alana satmaya geldim.

                           

Ben gelmedim dava için,

Benim işim sevi için.

Dost'un evi gönüllerdir,

Gönüller yapmağa geldim. (Yunus Emre)


 

Marifet paketleri vardır onlarda. Biz akıldâne değiliz. Biz size gönül veririz. Gönlünüzü yapmak için uğraşıyoruz. Allah, yapmak nasip etsin. Kırılmış, yaralanmış gönüller çok. Muzdarip gönüller çok ama fark etmiyorsunuz. Neden? Çoğunuz yanınızda birilerini taşıyorsunuz. Eğer kendini dindirmek için bir şeysiz yapamıyorsan, sen yalnız değilsin. Sigarasız, televizyonsuz yaşayabiliyor musun? Eşin, oğlun, kızın seni terk etti. Ne yaparsın, ayakta durabilir misin? Kendine yetenler ayakta dururlar. Sadece Allah’ı dost bilenler için bütün âlem çeksin gitsin umurunda değildir. Onun sözü;  فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ   قُلِ اللّهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ  (En’am/91) Ben sana yeterim ey kulum. “  أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ ” (Zümer/36) Allah kuluna yetmez mi? Bu ayetin hiç cevabını verdin mi? “Yeter” diyebiliyor musun? “Yeter” diyorsan, niye o şişelerden, borsalardan medet umuyorsun? Yüzyıllar boyunca yalnız yatacaksın kabirde. Nasıl geçecek o vakit? Eğer bu Kitabı dost edinirsen… Onlar gece gündüz benim kitabımı okurlar, diyor Allah. O zaman dünya ne imiş, ahiret ne imiş. Bu kitaba dalmak ne demek? Bu Kitap, Hakkın hitabıdır. Bu kitap Allah’ın ilmidir, kudretidir. Bu kitap demek, dalmak demek; O’nun marifet deryasına dalmak demek, âlemlerin içine sığmamak demektir. Bu kitap, 124 bin âlemin tercümanıdır. Bir kimseye bu Kur’an’dan bir şey verilmemiş ise yuh ona, yazıklar olsun. O şimdiden harap olmuş bir ev gibidir. Hafız olmuş, okumuş ama gözü parada, makamda, malda, mülkte. Bir kimseye Kur’an verilir de gözü başka yerde olursa, o Allah’ın değerli bildiği bir şeyi değersiz bilmiş, değersiz bildiği bir şeyi değerli görmüştür. Bu, hepinizin kitabı. Hepinize emanet edildi bu Aziz Kitap. Bunu sadece okuyup hatmedesiniz diye değil, hayatınız Kur’an olsun diye verdi. Ömervari bir hayat… Sen de adil olursun bu kitabı yaşarsan. Onun sözleri, yaşamı, duygusu, cesareti Kur’an’dı. Biz de böyle olursak kenarından, bucağından Ömer’den bir koku alacağız. İnsanların bugün yaşam sermayesi bu Kur’an değil. Adamın böyle bir derdi yok. Totoyu, lotoyu kaçırdım diye dövüne dövüne yaşıyor. O hem dünyada ziyan etti, diyor Allah, hem de ahirette ziyan edecek. Burada dünya için dövünenler, orada zebaniler tarafından dövülecekler.

Benim sıfatım biraz böyle, sert oluyorum, yumuşak söyleyemiyorum. Ama Peygamber’in sohbeti de öyleymiş. “ihmerrat vechehu” Damarları kıpkırmızı olurdu, derler.[3] Okursanız benim ahvalimi daha iyi anlarsınız. Arkamda konuşmayın, bir şey varsa benimle görüşün. Birbiriniz hakkında da böyle olun. Gidip de üçüncü şahıslarla konuşmayın. Bu gıybettir. Haramdır, haram işlemeyin. Yan yana gelince de yalakalık, iki yüzlülük yapmayın. Bir tek dostun olsun, onun da hakkını ver. Niye ikiyüzlülük yapıp şeytanı peşine takıyorsun? Yapamıyorsan özür dile Allah’tan, yalnız yaşa. Bir gün kendisine gelip, çevreden ve insanlardan yakındıktan sonra, “iyi ki siz o kötülükleri görmüyorsunuz, onlardan uzak, ibadetlerinizi yapıyorsunuz” diyen bir adama; Hoca Efendi öfkelenerek, “ben insanları beğenmediğim, kusurlu gördüğüm için değil, köpek nefsim onları ısırmasın diye kendimi buraya bağladım” dedi. “Ben, evlenmeden önce kendimi bacağımdan zincire bağladım” derdi. “Bu insanlar bana boşuna deli demezler” derdi. Bu, o zata mahsus değil. Okursanız, Allah erlerinin nasıl er olduklarını görürsünüz. Allah’ın eri olmak kolay mı? Yağla balla O’na erişilir mi? İbrahim Ethem’i, Belh hükümdarını unuttunuz mu? O hükümdar dindardı. Yemesine içmesine dikkat ederdi.[4]

Doğal olacaksın Allah’ın kulları! Toprakla buluşacaksın. Toprağı kendinden aziz bileceksin. Ondan uzak yaşamayacaksın. İmam-ı Buhari Efendi. -Allah şefaatlerine nail eylesin.- Ve onun gibi erler, şöyle derler: Bir kimsenin gözünde toprakla altın müsavi gelirse işte o Allah adamıdır, o ariftir. Bir kuruş kaptırmayayım diye ne güzel duygularını şeytana kaptırıyor. Şimdi adam bir kuruş için Allah’ın haram kıldığı cana kıyıyor. Bugün insanoğlu ne kadar egoist oldu. Varsa da yoksa da nefsi. Onun için dostunu, sevdiklerini harcayabiliyor, dini, diyaneti satabiliyor. Şu an piyasadaki kavgaların sebebine bakın? Bu kavgaların nedeni din midir? Din var mı işin içinde? Ne arasın? Olsaydı, din “yerinde otur” derdi ona. Bugün insanoğlunun ne kafasında ne gönlünde dine yer kalmamıştır. Sürüler halinde yaşıyoruz. Hayvan sürülerinin soyu kesildi. İnsan hayvanı, sürüler halinde şehirlerde, sarayların içinde yaşıyor. Nesnas denilen ne idüğü belirsiz bir tür. Baktığın zaman bir şeye benzemiyor. Kıyamette böyle olacak insanlar.

İnsanı, Kur’an anlatıyor. İnsana geldi bu Kur’an. Bu insanlar insansa niçin Kur’an’dan ayrı duruyorlar? İnsan olsaydı, yaşadığı bu Kur’an olurdu, hayatın çözümünü bundan alırdı. Bunlar bildiğiniz şeyler ama “sen öğüt ver” diyor Kur’an. Öğüt iman edenlere fayda verir.     “  وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ  ” (Zariyat/55) “  فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيد  ” (Kaf/45) Benim tehdidimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver. Onun bunun sözüyle değil. Senin kitabın bu. Diğerlerinin adı mı olur, Allah’ın kitabı dururken. O geceler ve gündüzler, bunu okuyasın diye verildi sana. Rahmetli büyüğümün tespiti bu merkezde idi. Bu hale gelişimizin yegâne sebebi; Allah’ın Kitabından uzak durmamızdır. İşte rapor burada. Yönelin. Hala bir çıt yok.

Yeryüzünde hiç Allah için savaşan yok mu? O kötü, bu kötü. “Kalmadı” diyorsanız, kıyameti bekleyin. Dilim dilim kopuyor kıyamet. Gerildikçe geriliyor bu yeryüzü, asılıyorlar, kopacak ya hu, kıyamet kopacak. Göz açıp kapayıncaya kadar her şey bitecek. Yatarken hazır olun. Kimse bilmez onu. Benim katımda gizlidir onun ilmi, diyor. Onun ilmi yerleri ve gökleri bile sarsar. O bilgiyi söyleyecek olsam erirler, diyor. “ثَقُلَتْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ ” (Araf/187)

Okuduğumuz yer çok önemli mesajlar taşıyor. Burası bizim milletimizi, Türk milletini ilgilendiren ayetlerin yer aldığı bir parağraf.  Maide suresinin Türklere açılan sofrası bu. İlahi sofranın Türklere açılan sofrası bu. (Maide/44)

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ

Bunların hepsini veren Allah. Biz müminiz. Biz haberi Allah’tan alırız, mağaralardan değil. Bizim için karanlık değil geçmiş. Gelecek karanlık değil. Bizim elimizde nur var.

Ey iman edenler! Yahudi ve Hırıstiyanları evliya edinmeyin. Bir zamanlar bizim ülkemiz evliya doluydu. Allah’ın erleri hiç mekândan eksik olur mu? Velisiz yeryüzü nasıl devam eder. Bu şehrin valisi yoktur, denir mi? Bir zamanlar tekkeler, dergahlar, daru’l-meşayihin, medreseler vardı. Fetih olmadan bu insanlar sınırlara gider, gönülleri fethederlerdi. Bunlar evliya idi. Şimdi biz onlara gözümüzü kapattık. Onları darağacına astık. Onları yok ettik. Tekrar güzele dönmek güzeldir. Bir insan yanlış bir şeye yemin ettiyse sözünden dönsün diyor Peygamber. Evliyaya dönme zamanı. Ey iman edenler, yapmayın, diyor Yüce Allah. Yahudi ve Hıristiyanları evliya edinmeyin. Evliya, dost demek. Onlar(gavurlar) birbirinin evliyasıdır. Yahudi’nin şahidi papaz, papazın şahidi haham. Almanya’nın başındaki kadın ne dedi? Bizim geçmişimiz Tevrat’a, İncil’e dayanır, dedi. Bu yapılanların sergilendiği ayettir. İnsanlar bütün yaşamlarını bu kitaba göre ayarlamalı. Olmayan bir şey yok bu kitapta. Dercettim der yüce Allah. “ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ ” (En’am/59) Onlar birbirlerinin dostudurlar, senin değil. Ataların hep dikkat etmiş, gavurdan dost olmaz, demiş. Kim onları dost edinirse, onlardandır diyor Allah. Onlarla yandaş isen onlardan olursun. Şimdiki ağaların kulakları çınlasın, bu hainlerle doldu her taraf. Allah zalim topluluğunu sevmez. Yüce Allah ayırmıştır insanları. Biz bu âleme niye geldik? Elbette ayrılacaksın bu âlemde. Öldükten sonra imtihan yok. Doğruya hidayet etmez onları. Bu Avrupa’nın sonunu burada rapor etmiş Allah. “حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُواْ خَاسِرِين َ ” (Maide/53) Yaptıkları boşa çıkacak. Keşke yapmasaydık diyecekler. Sonu geldi bunların.

Benim işim nasihat. Kur’an tefsiri Pazar günü. Anlattığım şeyler Kur’an’ın genelidir. Okuduğum bölümü, teberrüken okurum. Ve hatim indiririz biz. Kamu Çalışanları Vakfı’nın açılışı ile başlamış ve vakfın bir hayrı olarak devam eder. Bizler sizlere duacıyız. Ama anlattığım, dediğim yolda olursa. Yanlış yolda olanlara dua erişmez. Bu dualar şartlı yapılır. Herkese dua edilmez. Sigara içene selam verilir mi? “Selam” Allah’ın ismi. Yerlerin ve göklerin kırılmasından korkmayın. Korkman gereken, insanın kırılmasıdır. Rahmetli büyüğüm, insan bozulmadıkça nizam-ı alem bozulmaz buyurdu. O muhterem insana sahip çıkın. Siz Kastamonulular sahip olduğunuz değerin kıymetini bilmiyorsunuz. O insan sizin velinimetiniz. Ben Konyalı olarak o büyüğümün hatırasını canlı tutmaya çalışıyorum. Birbirinize sahip çıkın. Lafla Müslümanlık olmadığı gibi, lafla milliyetçilik de olmaz. Eylem esastır, yaptığın esastır.



[1] قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِضِيَاء أَفَلَا تَسْمَعُونَ (Kasas/71) De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size bir aydınlık getirir? Hâlâ duymayacak mısınız?”

[2] قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ (Kasas/72) De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?”

[3] İki kaşının arasında bir damar vardı. Peygamber sinirlendiğinde bu damar belirginleşirdi.

[4] Sen Atlas Yatak Üzerinde Hak Arıyorsun, Bu Yanlış Değil de Benim Dam Üzerinde Devemi Aramam mı Acayip?

İbrahim Edhem Hazretleri, bir gün sarayın damında bir ayak sesi duyar ve seslenir:

-Damda bir ayak sesi var. Bakın, der.

Damdaki bir meczub-ı ilâhîdir. Onu, tutup İbrahim Edhem Hazretleri'nin karşısına getirirler. İbrahim Edhem Hazretleri meczuba:

-“Senin dam üzerinde ne işin var, neden geziniyorsun?” Diye sorar.

Meczub-ı ilâhî:

-“Devemi kaybettim. Devemi arıyorum” der. İbrahim Edhem Hazretleri:

-“Be adam! Dam üzerinde hiç deve aranır mı?” Deyince meczup:

-“Sen atlas yatak üzerinde Hak arıyorsun, bu yanlış değil de benim dam üzerinde devemi aramam

mı acayip?” der.

 

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

18 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37