30 Aralık 2011:"Yaşamın Kur'an'la Mahkumiyeti"



YAŞAMIN KURAN’LA MAHKÛMİYETİ

(MAİDE SURESİ 44–50)

Değerli mü’minler!
Allah Teala Hazretleri okumuş olduğumuz âyât-ı beyyinât hürmetine, onun içinde olan sırları gönüllerimize indirsin. Onunla bizi dünya ve ahirette hem dem eylesin. Kur’an’sız hiçbir ânımız olmasın istiyoruz, kabul buyursun. O bize, Rabbimizden sonsuzluğa uzanan bir hatıradır. Âlemlere rahmet olan zat vasıtasıyla ümmetine armağan edilen o sonsuz mucizenin hatırası ile yaşıyoruz. Âyât-ı beyyinât içerisindeki harfler adedince, onların sırları adedince Peygamber(as)’a salât-u selâm ediyoruz.
İnsan denilen varlık unutkandır, gaflete dûçar olur. Dalı dalıverir. Layık olmadığı şeyleri alı alıverir. İnsanın akla hayale gelmedik işleri vardır. Eğer bu zamana kadar insanlar aklının gereğini yapsalardı böyle rezil ve rüsva olurlar mıydı? İnsanlar akıllarını birbirlerini ezmek için kullanırlar. Bu işi ortaya atan hiç kuşkusuz şeytandır. “Ben Âdem’den üstünüm” diye kibir gösterdi. İnsan, üstünlük tasladığı bir varlığı sevmez. Sevgide tevazu vardır. Şefkat, merhamet, rahmet vardır. Bu sıfatları taşımayan bir varlığın sevgisinden söz edilemez. O tam bir mütekebbirdir. Seven sevdiğine itaat eder.
Râbiatü’l-Adeviyye; sevgi yumağı hanım, kendisini aşka kurban eden hanım. Meryem gibi bir hanım. Hiçbir beşer ona el sürmedi. Birisi, risalet yumağı olan sevginin madeni olan İsa’ya cismen hamile kaldı. Birisi de manevi olan bir aşk efendisine hamile oldu. Her ikisi de doğdu. Ve dünyaya nam saldılar. Birisi maddi âlemde tezahür etti, cisme geldi. (İsa nebi) O, sevginin mücessem olan şekli idi. Kimseyi üzmedi. Kimseye bir tıska vurmadı. Onun kitabında cihat yoktu, ata binmek yoktu. O eşeğe binerdi. Onun ayağı hep yere sürülürdü. Yeryüzünde çok dolaştığından ona “Mesih” adı verildi.
Musa Nebi, hemen hemen bütün ömrünü savaşlarla geçirdi. Kavmini esaretten kurtarmak için düşmanla savaştı. Kılıca gerek yok, onun kılıcı elindeki asa idi. Kılıç denizde yol açar mı? Kudret asası o. Musa Nebi’nin yaşamı sadece Firavun’dan kavmini kurtarma davası değil. Kavmine savaşmalarını emretti. Biz savaşmaya gelmedik, dediler onlar. “Sen ve Rabbin savaşın, şehri düşmandan kurtarın, biz de girelim.” Bu nesil imha edildi. Yüce Allah, o şehri onlara haram kıldı 40 sene. Onların çocuklarına Musa(as), hadi bakalım savaşacağız, dedi. Onlar öncekiler gibi demediler, ama biz savaş bilmeyiz dediler, komutan istediler. Tâlut’u komutan tayin etti Yüce Allah, Musa Nebi vasıtasıyla. Bunun gücü kuvveti yoktur, dediler. Musa Nebi’nin hayatı bu kadar çetrefillidir. Bu türden savaşlarla ömrü geçmiştir. Daha küçükken bile Firavun’un sakalına asılıp çekerdi. Hatta bir seferinde Mısırlı bir adama vurasıya sırtüstü düşürüp öldürmüştü. Merhamet göstermeye vakit kalmadı. Onları(kavmini) asıl vatanlarına sokmayı bir türlü başaramadı. Tâlut’un Câlut’u yenmesi ile vatanlarına girmişler. Savaş, düşman meselesi bu. Vatanından çıkarılmış bir milleti asli vatanlarına koyup, onlara vatanın kıymetini anlatmak kolay mı? Hiç de kolay değil. Ve nihayet düşman alt edilmediği sürece bize huzur yoktur, sana huzur yoktur. Ya galip geleceksin ya mağlup olacaksın. İşte bunun için de kurallara uyacaksın. O nebi böyle yaptı. O nebinin hayatı sertliklerle dolu. Dağlarda, taşlarda hep dolaştı. Elindeki Tevrat nüshalarını onlara öfkelenip atmıştır. Öfkeli bir peygamber, kafasından alev çıkan bir peygamber. Bu bir tip. Allah’ın celalinin tecelli ettiği bir Peygamber. İsa Nebi ise tam dersi. Hiç korkutucu bir bakışı yoktur. Hep alttan alır.
Muhammed(as) bu ikisinin süzmesidir. Bütün nebilerin harmanlandığı ve ziyadesi olan bir peygamber. Âlemlere rahmet sıfatı vardır O’nda. لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ  (Yunus/26) formülü ile nebi olmuş. O hem sevgiyi taşımış, öğretmiştir; hem de şiddeti, kırmayı, vurmayı öğretmiştir. Kısaca formülü “ مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ اللَّهِ ” (Fetih/29)tır. Muhammed (as)’ın tanıtımının yapıldığı yer ashabı ile birlikte, Fetih Suresi’nin son bölümü. O, yanında mübarek bir kitle ile maruftur. “Ben tek başıma kalakaldım” diyen peygamberler de var. Onun yanında ise bir kitle vardır. “Fedake ebi ve ümmi” diyen bir kitleye sahiptir. Ensarı vardır. Peki, özellikleri nasıldır bunların? Risalet aslanları bunlar. Risalet ormanın aslanları. “  أَشِدَّاء عَلَى الْكُفَّارِ  ”(Fetih/29) Gavurlara karşı olabildiğince serttir. İsa’nın hayatında düşman yoktur. O vurana vurmazdı. Yumruk nereden gelirse gelsin, O hep Rabbinden bilirdi. O’nun makamı, kapısı budur. Nebiler Hakk’ın kapılarıdır. Beşere o kapılardan Yüce Allah nazar eder, onlarla konuşur. Yüce Allah’ın elinde sopası yoktur, bizim gibi konuşmaz. Bu azalarla anlayamazsın O’nu. Onun için senin gibi birini seçmiştir. Risalet yapısı ile onu yapılandırmıştır. O, Allah’ı duyar. Bütün nebilerin ortak sıfatıdır “ıstıfa” (seçilmiş olmak.) Bu konumda “insan” olmaz. Bu konuma sahipse, rasuldür. Peygamberlerin tüm hakları mahfuzdur. Kim onları taklit etmeye kalkarsa, yalancı peygamber olur. Muhammed(as) zamanında da çıktı bunlar. Bunları özel timlerle Peygamber(as) temizletti. Demek ki sahteyi ortadan kaldırmak bir peygamberin ayrıca görevidir.
Sizin değeriniz, Kitaba ve Sünnete yapışmakladır. Kitaba ve sünnete şu iki elinle sımsıkı yapışmazsan mahvolur gidersin.
Kitap ve sünnet ile kanatlanmalı, bu yalakalar diyarından çıkmalısın. Bu batakhaneden Zümrüd-ü Anka olan Muhammed(as)’ın eşliğinde uçmalısın. Pisliklerle, farelerle ne işin olur senin? Onlar dünyayı sana istedikleri gibi gösteriyorlar. Senin gözün kalbine bağlı olmadıkça bir işine yaramaz. “Neymiş? Gözlüğü üç boyutluymuş!” Bırak şu üçü. “ وَلاَ تَقُولُواْ ثَلاَثَةٌ  ” (Nisa/171) “Üç” deme, kızıyor Allah. Müminin sayısı, sevdiği sayı “bir”dir. “أَحَدٌَ هُو ” de. Bu, Ashab-ı Kiram’ın inşa sözüdür. Ağızlarından düşürmedikleri sözdür. Senin yücelişin, ehadiyet üzere olmalı. Allah’ın yüce sanatı, birliğe delalet eder. Dört bir tarafa bağın var. Ağ oluşturmuşsun dünyada. Biz buraya ağlanmaya gelmedik. Buranın ağı, ağudur, zehirdir. Yüce Allah örümceğin evinden bahseder Kur’an’da. Evlerin en biçimsizi, en hafifi örümceğin evidir. “  وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنكَبُوتِ    ”(Ankebut/41) Beytu’l-ankebut; ne soğuktan korur, ne sıcaktan. Mala tutun, evlada tutun, şana, şöhrete tutun. Sonra da delir, git. Bu ömrü bize niye verdi Allah? Üreteceksin, kazanacaksın. Benim elimden tutsunlar diye, zıbarıp yatmayacaksın! İlim yönünde, hüner kazanma, vatanını aziz yapma yolunda çalışacaksın. Ülkü sahibi olacaksın. İnsanın ülküsü varsa ne ala! Bütün milleti içine alabilecek düşünceleri olmalıdır insanın. O düşünceler bir hayal olabilir. Hiç olmazsa gönlü, kafayı onunla doldurmalıdır. İstanbul bir hayal. Üzerine gidile gidile gerçek olmuştur.
Ulvi hayaller insanın ulviyet basamağıdırlar, medeniyet sahasında yüceliş basamaklarıdırlar. Hayal edemeyen bir toplumun geleceği yoktur. Delilerin hayalleri yoktur. Hayvan rüya görmez. Rüyayı insan görür. Rüya bir hayal türüdür. Aklın hayalle ilişkisi vardır.  Aklın algılama gücünde hayaller de vardır. Allah akıllı kullarından eylesin.
Bizim işimiz, hiçbir yerde durmamaktır. “ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ ” (Rahman/29) sırrı ile her anda bir şanda olmaya çalışanlardanız. “Benimdir” diyen, yazık eder kendine. Biz kimsenin değiliz.  Allah benim gönlümü kimin gönlüne takarsa ki bu, Allah’ın işidir, benim işim değil. Tabi ki bunları durup dururken yapmaz. Sen de bilemezsin. Allah bir insanla kuracağın ilişki için kader tayin etmiştir. Allah’ın insanları birbiri ile tanıştırma taktikleri akla hayale gelmez. Yüce Hakk’ın cem ettiği varlıkların cemiyetine bizim aklımız ermez.
Kur’an bir ruhtur. Benim ruhum onunla beslenir. Ne taraftan eserse o tarafa dönerim. Sen konuşana değil konuşturana, bakana değil baktırana bak. Sen banana değil, bandırana bak. Sen gelene değil gönderene bak. Yani gördüğünün ötesinde olanı bilmelisin. Her şeyin fevkinde olan Allah var.
Benlik, kanserden daha kötüdür. Kanser burada öldürür. Berzahta izi kalmaz. Ama “ben” kanserine düştünse, seni berzah-mahşer kurtaramaz. Senin işini ancak cehennem halleder. Allah’ın sevmediği şeydir benlik.  
Bu, sofra sure-i celilesi. Ananın sofrası, ümmün sofrası dedik. Bu okuduğumuz yerlerde(Maide/44-50) Yahudi toplumu bize yansıtılmaktadır. Uzun sureler Medenidir. Ve içinde Yahudilere ait çok meseleler vardır. Çünkü onların geçmişi var, sabıkaları var. Geçmişi olanlar, yeni nesillere örnektir. Medine’nin çevresinde de Yahudiler vardır. Bu nedenle Yahudilere yer vardır sureler içerisinde. Yüce Allah’ın şanındandır; hep yarattığı şeylerden misal verir. Bunun için de Ashab-ı Kiram’a çevrelerindeki Yahudi kabilelerinin atalarından bahsederek, Muhammed(as)’ın gününe yansıyan şekilde Yahudi toplumunu değerlendirir. “Onlar Musa’ya böyle yaptı. Şimdi Musa’nın yerine Muhammed’i gönderdim. Peki, siz ne yaptınız?”   
وَأُشْرِبُواْ فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْل َ ” (Bakara/93) Buzağı sevgisi onların kalplerine içirilmiş. Sanki kalpleri öküz olmuş adamların. Arap dilinin bir özelliği vardır. Bir sıfat insanda doldu mu, galip sıfat, ona isim olur. Hangi inek bu? Mısır öküzü- Ozis- Ozirus. Öküz başlı tanrıları vardır onların. O, onların kalbine tamamen işlemiş. Genleri onunla dolmuş ve taşmış.  “  فِي قُلُوبِهِمُ ” den maksat, genlerine işlemiş demektir. Genleri onunla dolmuş ve taşmış. Şimdi toplumlar kalpsizleşti. Şimdi genliler var. “Kalp” kelimesi ancak böyle söylenirse anlaşılır.
Musa Nebi ilahi bir randevu ile Tur dağına çağırıldı.  وَمَا أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَا مُوسَى   (Taha/83)  Bu acele ne, kavmini bıraktın da buraya geldin? Rabbim seni hoşnut etmek için acil davrandım.  “ قَالَ هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى  ” (Taha/84)
-“Kavminden ne haber ey Musa?”
-“Onlar benim izimce Ya Rabbi.”
- “Yoo Musa, onlar sapıttı.”
-“Nasıl olur! Ahitleştim, kardeşimi başlarına bıraktım.”
Birden öfkelendi. -Onlar manevi egoistlerdir(veliler).-Risalet damarı bambaşka bir damardır. حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ (Tevbe/128) Size çok düşkündür. Rahmetli büyüğüm bazen hayıflanır “beni Hacı Eşref e benzetiyorlar” derdi. Meczubun kaygısı olmaz. Zevk halindedir. Dervişlerin ahvali kendincedir. Onlar hep kendi nefislerini hizaya getirme peşindedir. Bu kınamak için söylenmez. Hızır ile Musa’yı nasıl kıyaslarsın sen? Onun umurunda değildir. Gemiyi de deler, çocuğu da öldürür. Musa ise “niye gemiyi deldin” der. Kullar, risalet defterine göre amel ederler. Hızır’ın kitabı yoktur. O Yüce Allah’tan aldığı buyruğu yerine getirir. Onların gönül kitabı vardır. Risaletin ise kitabı vardır, yazılır, öğretilir.
Zamanın birinde dervişler çoğalmış, sultan “acaba ne yapsam” diye düşünmüş. Ehline danışmış. “Bunları bir imtihan edelim. Aklı başında olanların önlerini açalım. Ötekileri ise engelleyelim” demişler. Masalar kurulmuş, üzerlerine yemekler konulmuş. Bir odada talebeler, bir odada dervişler. Önlerine uzun uzun da kaşık koymuşlar. Dervişin işi kaşık değil, onun işi aşk. Dervişler yiyoruz diye, üstlerini başlarını batırmışlar. Talebeler ise biri diğerinin ağzına karşılıklı olarak kaşıkları tutmuş ve meseleyi halletmiş. Böylece sultan, “talebe-i uluma ağırlık verin” demiş, “ilim ehline ağırlık verin.” Dervişler ortalığı allak bullak ederler. Aklı başında olan ilim sahipleri esastır. Bunlar risalet mesleğinin erleridir. Onlar kitap okurlar, ders verirler. Onlar belirsiz söz söylemezler. Muammalı, Kaf dağının ötesinden rumuzlu sözler getirip söylemezler. E onlar Kur’an da da var! Var ama ehli için var. Kur’an’daki rumuzlu sözler sana meydan okumak içindir. Aklınla her şeyi çözemezsin.“الَر”(Yunus,Hud,Yusuf,İbrahim,Hicr/1) Dünyanın çerçevesine ukba sığmaz. Biz dünyaya açılan bir çerçeveden söz ediyoruz. Bu aziz kitap görünene ve görünmeyene açıktır. Sen aklınla her şeyi çözemezsin. Bu Kuran’da açamayacağın kapılar da vardır. Onlar dokunulmaz ayetler. Kimse “bu, budur” diye bir iddiada bulunmadı. Ancak Allah, gözünü açıverirse bilebilirsin. Bu gönül ve akıl âleminin temsilcisi olan insana yöneliktir. Ve onlar ehline hitap eder. İsa ve Mehdi birleştiği zaman vahiy kapısı, Kur’an kapısından açılacak. Kısa bir süre o ayetlerin anlamları, onların dünyalarında tecelli edecek. Böylece dünya hiç görmediği şeyleri görecek. Günümüzde fikir olarak bunlar var. Derya, bir kıtadan bir kıtaya bir şeyleri taşır. İşte onlar gavur da olsa, gönül ehli değildirler ama gönülleri vardır. Ve onların sahiline kırıntı bilgiler gelir. O cüzlerden, adamlar bir şeyler hatırlamaya çalışırlar. “Hikmet müminin yitiğidir, nerede bulursa alır” diyerek peygamber bunu açmıştır. Gavurun her şeyi gavur değildir. Müslümanın da her işi müslümanca değildir. Gavurca iş yapan gavur olmaz. Çünkü müslümanlık gönül işi.
Bir ülkenin nasıl iki padişahı olmazsa bir bedende de bir tane ruh olur. Bir insanın iki kalbi olsa, bu onun yaşamına değil ölümüne yol açar. “ مَّا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِّن قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ ” (Ahzab/4) Burada bahsedilen kalpten maksat, ruhtur. Eğer bir insanda iki tane kalp görsen, bu onun ölümünü kolaylaştırır. Tek olmalı efendi, tek.
Bu aziz kitabın hiç hoş görmediği bir mesele vardır. Günümüz Müslümanlarının da göz ardı ettiği bir durum. Şöyle bir beyanı vardır Peygamber i Zişanın. “lev talemune ma alemü ledahiktüm kalilen ve lebekeytüm kesiran” (Buhârî, Tefsîru sûre (5), 12; Müslim, Fezâil 134.) “Eğer siz benim bildiğimi bilseydiniz elbette çok az gülerdiniz ve çok ağlardınız. Ve asla hiçbir yerde rahat bulamaz, dağlara bayırlara çıkar, kendinizi atardınız.” Tabi ki bunun çok anlamları var. Ne idi Peygamberin bilip de bizim bilmediğimiz? Bu Mushaf da “garip”. Bunun içeriği yoksa, yaşama aksetmemiş ise, bu Kitap bizden memnun olmuyor. Biz, Kitaptan tam hakkımızı alamıyoruz. İşte bizim bir amacımız da herkesin(vaizlerin, müftülerin vs.) unuttuğu meseleleri gündeme taşımak. Şimdi delme takma müslümanlık var. Müslümanlığın kaynağı bu Kitap. Müslümanlık Kur’an demek. Bu okuduğum yerlerin meallerini mutlaka okumanızı öğütlüyorum.(Maide Suresi 44-50.ayetler) Yahudiler için beyan edilen bir ayeti ortaya koyalım. إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَابِ اللّهِ وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلاً وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُون                           (Maide/44)                                  َ
“Hiç kuşku yok ki biz Tevrat’ı indirdik.” Yahudiler, Peygamberi aldatmak için sürekli planlar projeler üretirlerdi. Burada diyor ki Yüce Allah, biz Tevrat ı indirdik. Onun için de nur vardır. O kitap ile nebiler hükmederler. “يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ    ”Yaşamı o kitaba uydururlar” demek. Suyu kendi halinde bırakırsan akar gider, ama sana faydası olmaz. Onu kalıba sokacaksın, önüne bent koyacaksın. Bu kitabı da kendi haline bırakırsan Allah’tan gelir Allah’a gider. Ama kitapların gayesi kendi halinde dönüşüm değildir. Kitap, yaratılanlar için gelir. “Sen git Rabbinle savaş” demenin bir anlamı da, “sen Kur’an’ı oku, bize anlatıverirsin” demektir. “Oku!” ifadesi hepiniz için geçerli. Okuyan nerede? “فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ”(Kamer/17) “Biz onun içinde doğruluk yapacak beyanlar koyduk.” Allah bu kitap ile insanların gönül yurtlarını aydınlatacak şebekeler gönderdi. “إِنَّا أَنزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ  ” (Maide/44) Kalp bu elektriği aldığı zaman, kalbe bağlı olan her şey dişinden tırnağına o şebekeye bağlanır. Allah’ın kulları! İnsanın, insan olması için bu ışığa ihtiyaç var. Sizin bildiğiniz ışıkla gönlünüz aydınlanmaz. Tepen aydınlanır ama aklına bir faydası olmaz. Öyleyse ne ile aydınlanacağız biz? Kitap var. Hayatın düzen sebebi, indirilen Kitap’tır. Her peygamber “eslemtü” diyerek Müslümanlığını tescil etmiştir. Her peygamber müslümandır. “لِلَّذِينَ هَادُوا ْ ” “Yahudiler için. “وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالأَحْبَارُ ”  (Maide/44,63) Âlimler o kitap ile hükmederler. Hayata açılımları o kitap iledir. Aile hukuku, ticaret hukuku ona göre.  بِمَا اسْتُحْفِظُواْ مِن كِتَابِ اللّهِ Allah’ın kitabının kendi uhdelerine tevdiinden dolayı. “وَكَانُواْ عَلَيْهِ شُهَدَاء ” Ve buna da hepsi tanıklardı.” فَلاَ تَخْشَوُاْ النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلاً  “Bu konuda sakın insanlardan korkmayın. Benden korkun. Az bir çıkar karşılığında ayetlerimi satmayın.”  
  وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ……” (Maide/45)
“……Kim Allah’ın hükmettiği ile hükmetmezse yaşamı Allah’ın hükmüne mahkum etmezse, yaşamdan Allah’ın hükümlerini tecrid ederse…” işte can alıcı nokta. Biz mahkumuz. Biz Allah’ın ayetlerini şu an soyutladık. Biz şu anda Allah’ın ayetlerinin mahkumu değiliz. Yaşam bu hükümlerle dizayn edilmiş değil.
Hz. Ömer’i düşünün. Bu Kur’an’ın hükümlerini yaşama geçiren devlet başkanı. Hz. Ömer, bir gün evine geldiğinde hanımının üzerinde yeni bir fistan gördü ve “hanım bunu nerden aldın” diye sordu. Hanımının verdiğiniz harçlıklardan artırarak aldım demesi üzerine, “demek artıyor?” dedi ve derhal maaşını kıstı.(düşürdü) Ömer kitabın canlı biçimidir. Adalet-i sübhaniyyenin tecelli ettiği şahıs O. Onu peygamberden aldı. Muhammed (as)’ın adaleti onda tecelli etti. Muhammed (as) da tecelli eden de Kuran’ın tecellisidir. O, Kuran kütüphanesi. Sistem Kuran.
Peygamber Efendimiz ile ilgili olan ayeti okumuş birisi. وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ (Kalem/4)  Merak etmiş, acaba O’nun ahlakı ne olabilir, diye. Hz. Ayşe’ye gelip, Muhammed (as)’ ın ahlakı nedir? diye sorunca siz Kur’an okumuyor musunuz? O’nun karakteri Kur’an’dır, diyor Kur’an O’ndan çıktı. O Kur’an, O’nun mübarek ağızlarından döküldü. Baba ile oğlu ayırır gibi ayırmaya kalkıyorlar onları. Bu kadar cahillik var insanoğlunda. “Kim Allah’ın indirdiği hüküm ile hüküm vermezse…” -Bu tehdit içinde peygamberler de var.- “Onlar gavurların ta kendileridir.” Bu saftan kendimizi kurtarabiliyor muyuz? Sen ailenin reisisin.  Ailenle olan münasebetlerinde Kur’an ile mi hükmediyorsun, hevanla mı? Bağırıp çağırma hakkını Kur’an sana verdi mi? O meselede kâfir oldun sen. “Yanlış hükmettim” de, “özür dilerim” de, o hükmü yenile. Bunu hangi erkek yapıyor? Bir acuzenin Peygamber’e gelip şikayetini anlatması üzerine; “Muhammed! O kadınla konuştuğundan haberim var” (Mücadele/1) diyen Allah’ın seni işitmediğini mi zannediyorsun? Sen onun(eşinin) mecazi anlamda efendisisin. Onun gerçek efendisi Allah’tır. Gerçek hükümran sadece Allah’tır. Siz, mahkumsunuz. Allah’ın hükümlerine boyun eğmek durumundasınız. Velhasıl bu ayet arka arkaya geliyor.
“وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْكَافِرُون”
“وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ”
“وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ” (Maide/44-45-47)
Birisinde kafirlerdir. Birisinde zalimlerdir, birisinde de fasıklardır. Üç boyutlu bir tehdit var. Hiçbirisi güzel değil. Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun. Müslümanların bugün gönül yapılarına ilik nakli gerekmektedir. İliksiz müslümanız. Lâik. İliğinizde kan gelişmezse o iliğin atılması lazım vücudundan. İlik kan üretir. Kan da bedenin canıdır. Bu Kur’an’daki hükümler müslümanlığın iliğidir, kanıdır. Ağaç olmadan meyve olur mu? Kök Allah’ın ahkamıdır. Ahkâm-ı islamiyyedir. Peygamber, hulefa-i raşidin, Selâtin-i Osmanî taviz vermedi. Koskoca padişah şeyhülislamın fetvası ile hareket ederdi. Bunları düşünün taşının da kime meftun olduğunuzu bilin. Kafanızda neyi onayladığınızı düşünün. Yolu, sözü bu kitaba uymayanları ben kendi dünyama almıyorum. Onlar benim nazarımda bir ecnebidir. Yapıştığı kulp, Kur’an’ın kulpu ise canımız kurban bu insana. Kitap okumaktan maksat hükmetmektir. Nefsine hükmediyor musun Allah’ın hükmünü? Nefsini mahkum edebiliyor musun? Edemiyorsun. O zaman bu iş usulünce değil demektir. Ne kadar çok ayet var. Bunların izahını okumanızı istiyorum. Allah Teala Hazretleri’nin beyanı vechince, ey Allah’ım aziz kitabımız vasıtasıyla bizden ne istiyorsan bunları hakkıyla idrak edebilme yönünde bize güç ver! Eğer gücümüz yoksa bu konuda biz acizleri affeyle Ya Rabbi! En yakın zamanda beklenen uluları gönderip müminlerin yüzünü güldürmesini can u gönülden istiyorum kabul buyur Ya Rabbi.

Mehmet UZUN-Dilek UZUN

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

16 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37