23 Aralık 2011:"Yaşamın Kutsiyet Renkleri"

Değerli müminler!

Allah girmiş olduğumuz geceyi baştanbaşa nurlarla doldursun. Sevgililer sevgilisi Muhammed(as), geceye girerken de törenle giriş yaparlardı. Nöbet alıp vermenin de bir usulü vardır. Usulünce yapılan mini bir devir teslim töreni vardır. Bu, disiplinin bir gereğidir. Lakayt olmayışın canlı bir göstergesidir. Yüce Allah’ın Sevgili Peygamberi de bu söylenilenleri çok iyi bilen bir insandı. Rast gele adım atmaz, rast gele soluk almazdı. Muhammed(as)’ın basiret üzere olan bir yaşamı vardır. “  أَدْعُو إِلَى اللّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَاْ وَمَنِ اتَّبَعَنِي  ” “Ben açık ve seçik bir belge üzerinde davet ederim.” (Yusuf/108) “Doğru bana ayandır, beyandır. Allah’ın nuru önümdedir. Kâinatın imamıyım ben. Dört büyük melek, bütün nebiler bana uyar, ben imamu’l-enbiyayım, peygamberlerin imamıyım.”

 Peygambere “rast gele!” denmez. Onun işi zaten “hak üzere”dir. Sadece, O’nun gittiği yoldan gidilir. “Allah’ım Peygamberimi sapıtma!” diye dua edilmez. Allah hiç peygamberini saptırır mı? لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى   (Taha/52) Emir Allah’ın ise, Allah sapıtmaz ve üstlendiği kimsenin hidayetini, tevfikini unutmaz, kendisine tevekkül eden bir insanı da asla sapıklığa düşürmez. Allah ikili oynamaz. Allah hain değildir. Verdiği sözde durmamazlık etmez. “  إِنَّ اللّهَ لاَ يُخْلِفُ الْمِيعَادَ  ” (Al-i İmran/9)

Peygamber dosdoğru bir yol üzeredir. Basiret üzeredir. Ayan beyan bir yol üzeredir. Kalbi ayandır. Her tarafı nur ile kuşatılmıştır. Kendisine uyanları bu yola çağırır. Eğrisi, sapıklığı, zalimliği olmayan bir yola çağırır. O yol, Cennet-i Alâ’nın yoludur. O yola düşen kesinlikle Cennet-i Âlâ’ya varacak, cemalullâhı görecektir. O yola düşen kesinlikle huzura varacaktır. Beşer cinsinden olan sultanımız Muhammed(as)’dır. Sultanu’l enbiya, Sultanu’l asfiya, Sultanu’l ulema, Sultanu’l evliya. Velhasıl beşerin ne kadar gıpta ettiği sultanlık varsa hepsinin sultanı Muhammed(as)’dır. Bu sultanlığı bahşeden de âlemlerin Rabbi Allah’tır. O dilediğini haysiyetli kılar, dilediğini de rezil eder. Yedi kat yerin altına geçirir. O, Râfi’dir, dilediğini terfi ettirir. Muzill’dir, Hâfıd’dır. Dilediğini de alaşağı eder. Rabbinizin isimlerini öğrenin. Ondan sonra da, O’na o isimlerle çağırın. O isimlerin size bakan yönleri var. Allah’ın isme, sıfata ihtiyacı yok. Onlar bizim içindir. İsimler, sıfatlar bizim için açılan kapılar, pencerelerdir. Onun için bu isimleri güzel öğreneceksiniz. Şu anda Allah kimini terfi ettiriyor, kimini de alaşağı ediyor. Şu anda bütün bu isimler faaldir.

Ulu Mevlana bedensel yaşama son vermek üzereydi. Ayrılık ne türde olursa olsun acıdır, azap verir. “el-furkatü azabun” (Hadis) Ayrılık araya birilerinin hulül etmesidir. Başka şeylerin araya girmesidir. Hâlbuki insan “sen ve ben” olmak için, aradakileri aralamak için çalışır. Ve nihayet bir olur, yapışır. Ama bir gün gelecek, ayrılacaksın. Yapışırken ona göre yapış. Neyin yapıştırıcısı ile yapışırsan yapış hiçbir güç ona karşı duramaz. Ne kadar yapışırsan, ayrılığın da o kadar acı olur. Onun için dünyalıklara yapışmayınız. Onların hepsi parazittir. Çerçöptür onlar, işine bak. Onları ne yapacaksın? İşini gör ve gönlünü, canını ona(dünyaya) verme. Yoksa ayrılığın çok acı olur.

Konumuz Allah ve kulları. Allah ve kullarının çok açıları vardır. Bin bir ahvali vardır.

Biz, bizim familyamızdan olanları çekiyoruz. Biz, notası bizim notayı tutanlara sesleniyoruz. Frekansı, bizim frekanstan olanlara sesleniyoruz. Yoksa Allah’ın yolları çoktur.

Esma kulun cânânıdır. Esmasız yaşanmaz. Ayşe’nin ablasıdır Esma. Sıddıkın büyük kızıdır suret yönüyle.

Esmanın kucağında yaşayarak sıfat-ı ulya deryasına dalarsınız. O ocaktan tüterek asumana doğru uçar gidersiniz. Ben yanmayayım, tütmeyeyim dersen, odun gibi kalakalırsın. Sonra da kurtlar düşer, onlara yem olur gidersin. Yerler ve gökler duman halinde idi, yapışıktılar, biz onları ayırdık. Neden? Hasret olsun diye. Yerle gök birleşmek için uğraşıp duruyor. Bir gün vasıl olacaklar. İşte o zaman; tüttüğü, duman olduğu gündür. Yerler gökler yanacak ve tekrar dumana dönüşecek. Bir dumandan geldik. Yeniden duman olup gideceğiz. Endişe etmeyin! Yüce Allah bizi zaten bu dünyada yanacak şekilde tanzim etmiştir. İmtihan sırrı senin yanmanı sağlar. “Ahh” çekmeni sağlar. Ulu Mevlana böyle yandı. Ve nihayet canının bedenin içinde boğulmak üzere olduğu bir anda “Efendi! Bizi bırakıp gidiyor musun?” dedi eşi. “Hayır, bırakmak ne demek. Sizin için -özel olmak- için gidiyorum. Bundan sonra tamamen size yöneleceğim.” Ara sıra gamlanır, “benim bu süfli âlemde işim nedir?” derdi. Burası pisliklerin döküldüğü bir kuyu. Benim yerim göklerdir. Buraya çaresizler için geldim. Elden tutmaya gönülden yakalamaya geldim. Onun için bu aşağılardayım. Tepelerde olanlar bazen aşağılara inerler. Bir kere “Allah” dedi mi o, pırlantaya dönüşür. Nebilerin ahvali de bu minval üzeredir. Onlar Meleği Ala’nın erleridir. Ne yapıyorlar burada onlar? Allah’ın kulları için geldiler. Bataklık içerisinde çamura saplanmış, canına can okutan öyle bir fesat ortamına girmiştir ki o karanlığın içinden elinden tutup çıkarmak için Yüce Allah tarafından gönderildi. Allah mü’minlerin velisidir.

“…اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِ  ”.(Bakara/257) Allah, inananların velisidir, dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Elbette ki Yüce Allah bunları bu sebepler âlemi içerisinde doğrudan yapmaz. Vesileler yaratmıştır. Esbâb hattı vardır. Dileseydi bütün işleri kendisi bir emirle halleder, yapardı. Eğer Allah, tek başına bu âlemleri yönetseydi(esbâb hattı olmaksızın) sana bana ihtiyaç kalmazdı. Yaratsaydı da kimse kimseye dayanmaz, birbiriyle görüşmezdi. Allah onu ona, onu ona bağlayarak güzel bir yaşam sistemi kurmuştur. Ve birbirimizi görmeyi, duymayı, uymayı hayatın rengi, tadı kılmıştır. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” denir. Onun için her ustanın üstünde bir usta, her âlimin üstünde bir âlim vardır. Hiçbir şey yeknesak değildir. Her şey böyledir. Bu üstünlük bitmez. Bunu sen, Yüce Allah’a kadar eriştirmeye sabredemezsin. Esbâb bu kadar çoktur. Onun için kısa kesmek lazım. “Deme niçin şu şöyle.” “قُلْ اللَّهُ  ” Allah de. Bırak Hasan’ı Hüseyin’i. Bahçeden, tarladan aldım. Bırak artık şunları. “وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا  ” (İbrahim/34) nın bir anlamı da budur. “Yâ Rezzak-u Zül-kuvvetil-metin” de, metin ol yaa. Mızmız edip durmayalım. Nesnelerin üzerinde ne zamana kadar sinek gibi dolaşıp duracaksın. Şu bedeni değiştir. Yılan kadar da mı olamıyorsun? Bu beden, senin sırtında kaldığı sürece onun kıskacından kurtulup kendini fizik ötesine atmadığın sürece “  ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ ”(Hacc/73) gereğince sinek ve sineğin konduğu nesneden bir farkın olmayacak. Müşrikler bir şey yapacağı zaman putlarının gönlünü yaparlardı önce. Gönlünü yapmak için de bir şey götürmek lazım. Müşriklerin putlarına sunduğu şeylerin en önemlisi, yağ ve bal idi. Tabi yağı, balı sürünce de sinekler üzerine çullanırlardı. Onlar o kadar zavallı ki, kendilerine yapılan bir şeyden habersizdirler. Hâlbuki onların ne konuştuğu var, ne gördüğü. وَتَرَاهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لاَ يُبْصِرُون َ (Araf/198) Sinekler üzerine konuyor. O, o kadar güçsüz, sahipsiz bir nesnedir ki… Putlara verilen o yağları, balları sinekler kapışa gidiyor. Yüce Allah, bu tablodan şu hakikati çıkarıyor. Kendisine verilen şeyi bile koruyamayan, bundan bile aciz olan bu şeylere tapıyorsunuz, diyor Allah Kur’an’da. Sinek, müşrik ve put arasındaki diyalogu anlatır Allah, Kuran’da. Ve sonunda der ki Yüce Allah “ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ ” (Hacc/73) Cılızların ahvali işte budur. Tabiri caizse gülüp geçiyor. Bir derinlik yok çünkü. Allah hayat ipliklerini veriyor. Bunu al ve tutun, ibadetlerini buna diz, diyor. Namaz, oruç, sadaka bunları diziyorsun. Bunun adı İslam gerdanlığı.  وَكُلَّ إِنسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فِي عُنُقِهِ  (İsra/13) İşte senin Cenneti Ala’daki durumunu bu gerdanlık oluşturacak. Dizgisi kömürden olanla, elmastan olan hiç bir olur mu? Biz müminle fasığı hiç bir tutar mıyız diyor Allah? Biz zırnık kadar kullarımıza zulmetmeyiz diyor Yüce Allah.

Gece, bir dilim. Bizim dizgimizin bir bölümü bu. Oraya da bir şeyler dizeceksiniz. Gece dilimi, gündüz dilimi. Bunlar yaşam dilimleridir. Mutlaka bir şeyler dizeceksin. Herkesin boynunda böyle bir gerdanlık vardır. Ve kıyamet günü bununla varacak. Boynundan kimse çıkarıp atamaz bunu. Oraya geldiğinde o gerdanlık bir anda ortaya çıkacak. Nereden bileyim ki, ahiret muhabiri değilim ki oraya gidip gelmedim ki! Alın yazısını görebiliyor musun, okuyabiliyor musun? Onu okuyabilmek için can olmak lazım. Canın, sıfatlarla beslenmesi lazım. Ve melekuti olan yapının şu andaki pozisyon üzerinde hâkim olması lazım. Nurun ala nur demek; esmanın fevkinde sıfatın tahtında demektir. Arada yer alırsın. Bir taraftan esmanın, bir taraftan sıfatların tecellisi ile boyanırsın. İşte o zaman “Rabbani” olursun. O zaman o dizgiye sen de katılırsın. Silsiletü’z-zehebe sen de katılırsın. İsrafil(as)’dan Peygamber(as)’a, oradan Ebubekir Hazretlerin’den Selman-ı Farisi’den, böylece günümüze kadar gelen Efendim Muhammed Feyzi, O’nun efendisi Hafız Ömer  Efendi, O’nun efendisi Erbilli Es’ad Efendi, ondan ileri doğru Halid-i Bağdadî, Dihlevî, İmam-ı Rabbanî, Şâh-ı Nakşibendi ve Beyazıd-ı Bistami’ye varan altın silsile. İşte böyle bir silsileden söz ediyoruz biz. Allah hepimizi feyizyâb eylesin. O halkanın günümüze uzantısı şeklinde çalışıyoruz. Bu ip, kıyamete kadar devam edecektir. Kimin halkası yoksa onun  وَمَن يَعْتَصِم بِاللّهِ (Al-i İmran/101) tan nasibi yoktur. Bu hat, adamın haddini bildirir. Ve mesajların iletişimini sağlayan haberleşme aracıdır. Gönül bir aygıt değildir. O sultani olan bir yapıdır, o nurdur. İşte nurani bir hattın, gönlüne rabt olması olayıdır bu. Bu halkayı tuttun mu o “halk”a sen de bent olursun. İşte silsiletü’z-zeheb budur. Allah bizi bu silsileden ayırmasın.(amin)

Peygamberler kabul edilmeyecek duayı yapmazlar. Ve öyle bir duaya “âmin” demezler. Peygamberin duasına “âmin” diyen Allah’tır, meleklerdir.

Gece, hayatımızın bir parçası. Gece dilimini, dilimleyeceğiz. Gece, bizim kaderimizdir. Allah seni nereye soktu ise alnının akı ile çıkmaya bak. Nereye kaçacaksın? أَيْنَ الْمَفَرُّ (Kıyame/10) فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ   (Zariyat/50) Allah’a kaçın! Hayat bir kaçıştır. Negatif olandan pozitif olana bir sıçrayış hareketidir. Gecenin dışına çıkamazsın. Onun için sen geceye girdiğinde girişin sağlam olsun. Onun akabinde gündüz girecek. Onun için de hazır olacaksın. Peygamber geceye giriş töreni yapardı. Güneş battığı an bu töreni gerçekleştirirdi.  اللَّهُمَّ بِكَ أَصْبحْنَا وبِكَ أَمسَيْنَا وبِكَ نَحْيا ، وبِكَ نَمُوتُ ، وَإِلَيْكَ النُّشُورُ  [1] Bu minik törenin duası, giriş sözleri.  Geceyi getiren o, gireceksin efendi. Sen onun içinden geçeceksin veya o senin içinden geçecek. Ama bil ki bir süre birliktelik devam edecek. “Ya Rab! Senin inayetinle sabah çıkacağız inşallah. Hava hoş Ya rabbi, lutfun da hoş kahrın da hoş. Sen yanımda olursan ölmek gam mı Ya Rabbi? Seninle olduktan sonra nerede olursam olayım. Ben yer mi bilirim Ya Rabbi! Ben seninle kafayı, gönlü bozdum Ya Rabbi!” Bu tören hazırlığını talim etmek için size bu sohbeti yaptım. Gönül hızı andır, bir “an” meselesidir. Anında yedi kat göğün ötesi, an meselesi. Güneşin arkasından bu duayı yapar ve artık gönül yurduna bakışını çevirirdi Muhammed (as). Ne kadar karanlık olursa olsun sen kendini bilirsin. Neredeyim? Karanlığın koynundasın. Karanlık bir silgidir. “يَمْحُو اللّهُ مَا يَشَاء  ”(Ra’d/39) tecellisi vardır karanlıkta. Siler gider. Ama kaybolup gitmezsin. Varsın sen. O seni o kadar kuşatmıştır ki O’ndan başkasını görmüyorsun artık. Bu yönü ile karanlık algılanırsa, bu içerik ile karanlık duygusu insanın zihninde tecelli ederse, karanlık artık siyah bir nura dönüşür. Allah’ın yüce nurlarındandır siyah nur. Allah’ın rengârenk nurları vardır. Lazerin dozuna göre renk değişir. Rahmetli büyüğüm Nasrullah Camisi’nin orta kubbesindeki nur, siyah nurdur derdi. Siyah, sevdadan gelir. Siyah, sevdalı kulların rengidir. Hacerul esved. Seyyid kelimesi de buradan gelir. Mekke fethi günü Peygamber’in başına doladığı sarığın rengidir siyah. Çünkü oranın nuru siyahtır. Çünkü Mekke-i Mükerreme geceyi temsil eder. Gece vakti siyadet vaktidir. Gündüz ziya vaktidir. Her ikisi de nurdur. Medine-i münevvere, “ziya”. Güneşin sıfatıdır bu. Fahri Âlem Efendimiz Medine’nin efendisidir. Medine, güneşin doğduğu yeri; Mekke ise, güneşin battığı yeri temsil eder.  وَلِلّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلُّواْ فَثَمَّ وَجْهُ اللّهِ  (Bakara/115) Ne tarafa dönersen dön Allah’ın tecellisi oradadır. O her yere hâkimdir. Her yer O’nun hükmündedir. Onun için nereye gidersen git, huzurda olduğunu unutma. O seninle olduktan sonra ne yapacaksın başkasını. Seni doyurmaya, istediğini vermeye Allah kâfi değil mi? أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ (Zümer/36) Gece de geçse gündüz de geçse hep O’nunla olursunuz. Bu bir sevdadır. Bu bir tecellidir. Bu sevenle sevilen arasında güzel bir cilvedir. Sakın cilvesiz kalmayın. Cilveli yaşam daima üstündür, renklidir.                          

Mehmet UZUN - Dilek UZUN

 وعنْهُ عن النبيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم أَنَّه كان يقول إِذَا أَصْبَحَ : اللَّهُمَّ بِكَ أَصْبحْنَا وبِكَ أَمسَيْنَا وبِكَ نَحْيا ، وبِكَ نَمُوتُ ، وَإِلَيْكَ[1]  النُّشُورُ » وإِذا أَمْسى قال : « اللَّهُمَّ بِكَ أَمْسَيْنَا، وبِكَ نَحْيا ، وبِك نمُوتُ وإِلَيْكَ المَصِير » .  رواه أَبو داود والترمذي وقال : حديث حسن .

 Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin şöyle dua ederdi: “Allahım! Senin lutfunla sabaha ulaştık, senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Yeniden diriltip huzurunda toplayacak olan da sensin.” Akşamleyin şöyle dua ederdi: “Allahım! Senin lutfunla akşama erdik. Sen isteyince dirilir, sen isteyince ölürüz. Huzuruna varılacak olan da sensin.”         Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13. Ayrıca bk. İbni Mâce, Duâ 14

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

21 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37