9 Aralık 2011: "İki Doğum, İki Ölüm"

İki Doğum, İki Ölüm ( Maide Suresi 20-26)

Allahımıza hamd u sena ile sohbetimize giriş yapıyoruz Allah’ın aziz kulları! Yüce Allah bu vesile ile afiyetimizi ziyade eylesin. Aşkınızı, irfanınızı, ilminizi din ve diyanet yönünde payidar eylesin. Hayır yönü ile biz fakir kullarını daima ziyade eylesin. Verdiği nimetlere mukabil Rabbimize şükür ediyoruz. Aziz Kitabını anlamaya, yaşamaya çalışacağız. Bu da ayrıca bir inayeti gerekli kılar. Bu sonsuz mucizeyi idrak edebilmek için, onun hazzı ile hazlanabilmek, onun gücü ile güçlenebilmek için yine Allah’ın desteğine ihtiyaç vardır.

Bir aleti alıyorsunuz, mekanik bir aleti. Bu bir güç meselesi.  Tabi ki gücün olmasa alamazsın bunu. Ama bunu kullanabilmek için ayrıca bir yönergeye, yönlendiriciye ihtiyaç var. Ne diyor? “Servis gelmeden sakın açmayın, yoksa mes’uliyet kabul etmeyiz, garanti vermeyiz” diyor. Adam geliyor. Paketi kendisi açıyor. O, onun yönergesini okumuş, anlamış ve o minval üzere kurgusunu yapıyor. Evinin istediğin yerine yerleştiriyor. Ve senin gözünün önünde örnek olarak çalıştırıyor. Bu bir paket.(Kur’an-ı Kerim) Allah’tan size gönderildi. Bunu açabilmek için ayrıca servis memuru olan Peygamberi gönderdi. O’nun izni olmadan açamazsın. Kim sorumlu ise, Allah tarafından tevkid edildi, görevlendirildi ise o açıyor onu. Allah’ın yüce adı ile fatih olan Peygamberân-ı İzâm ki, bütün peygamberler fatihtir. Peygamberlerin elleri ve dilleri miftahtır. Maddi yönü ile elleri, manevi yönü ile gönülleri miftahtır. Onlar, açılmayan gönülleri açarlar. Çünkü onların aletleri yapılarında mevcuttur. Peygamberân-ı İzam böyle bir yapıya sahiptir. Onların gözleri, kulakları, dilleri, elleri, ayakları anahtar görevi görür. Onlar açıcıdırlar. Tabi ki bu işin esas uzmanı Allah’tır. Allah öğretiyor, O da öğrendikten sonra usta oluyor. İnsanların hepsi ana pakete varis olmuştur. Hepsinin nasibi vardır bunda. Bu nasibi alacaklar ve gereğini yapacaklar, onu kullanacaklar, hayata tatbik edecekler. Hayatın tehlikeli yanlarını; hayrını, şerrini öğrenecekler. Şerden kaçmayı, hayra yönelmeyi öğrenecekler. Tasallut olan şer güçleri ezmeyi, hayır güçler ile beraber olup kanatlanıp uçmayı öğrenecekler. İşte bütün bunların adı Kitap’tır. Bu kitabın adı, hidayettir, şifadır, şeriattır, kanundur, hükümdür, adalettir. Ne kadar yüce kavram varsa hepsi bu Aziz Kitabın içinde mündemiçtir. وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ (En’am/59) Yücelerde olanlar bunun içindedir, alçaklarda olanlar bu kitabın içindedir. Sana hepsini gösterir. سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا (Fussilet/53) Ayetlerimizi göstereceğiz. Sen görmek istediğin sürece sana kapılar açacaktır. Ama arkanı dönersen;إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ   (Neml/80) Teveccüh edersen إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ (En’am/79) Masivadan yanını çevirmiş, Allah’a yüzünü çevirmiş olarak kim tamamen benliği ile Allah’a yönelirse, işte Yüce Allah ona kapılarını açacak, “buyur kulum” diyecek, o kabul görenlerden olacak, ona ayetlerini gösterecektir. Onu gönüllü, bahtiyar, hazlı, zevkli, güçlü, bilgili kılacak. Bunda şüphe yok. Olacakları değil, olmuşları anlatıyorum size. Biz halefiz, selefimiz bizim örneğimizdir. Onlar kemale erdiler, onlar azizlik âlemine girdiler, bizlere güzel hatıraları kaldı. Daha öncesi de vardı. Her sonra gelen bir öncekini örnek edindi. Eğer bu aziz hatıraya yan çizerse insan, onu görmek istemezse, onu duymak istemezse, aşk ve şevk ile ona yönelmezse Yüce Allah da سَأَصْرِفُ عَنْ آيَاتِيَ الَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِي الأَرْضِ (Araf/146) Yeryüzünde kibir ve gurura giriftar olan bedbahtlardan ayetlerimi tasrif ederim, ayetlerimi onlara göstermem. Kimler onlar? Kendini beğenenler. Kibir ve gurura kapılanlar. Peygamberlere asi olanların, Allah düşmanlarının ortak noktaları kibirdir. İblise de Allah, “tekebbür nerden çıktı?” dedi, “niçin tekebbür ediyorsun?” Tabi ki bu tekebbürün, kibrin kardeşleri var. Bunlar tek başına değildir. Üçüzdür, beşizdir. Her nerede kibir varsa hased, ucub, riya vardır. Birisi olsun da diğeri olmasın, mümkün değil. Bunlar kardeştir, tek başına değildir, eşlidir bunlar. Eşi olmayan sadece Allah’tır. Allah’a ters düşen her şeyin eşi, beşi vardır. Sizler bu Aziz Kitaba varis oldunuz. Sizler peygamberlere bu yönü ile bağlısınız. Size bu kitabı açacak olan O’dur. Bunun açılışını O yapmıştır. O’nun bu kitabı nasıl açtığını bilmezseniz, sizin bilginiz kendinizden olur. Kendi kendine bir yere varamazsın. Çünkü Yüce Allah, insanı bir başka insana bağlamıştır. Bu maddeten de böyledir, manen de böyledir. Maddi açıdan bir anan ve baban vardır. Onlar olmadan gökyüzünden zembille inemezsin. Onlar seni fizik yönü ile adam ettiler. Ama unutma ki manevi yönden de seni doğuracak veya doğurtacak bir babaya ihtiyaç var. Ona ana mı dersin baba mı dersin bilmem! Ama Türklerde adet, babadır. Unutma ki manevi yönden de seni doğuracak bir manevi babaya ihtiyaç vardır. Baba Semmâsi gibi. Dağların sultanı, evliyadır. Bağların sultanı ise Mahmut gibileridir. Onlar dağlarda yaşayamazlar. Dağlarda yaşayabilmek kendi kendine yetmeyi, “la şerike leh” sırrına ermeyi gerektirir. “Allah bana yeter.” Bunun hakikatine erişmiş insan ancak kimseyi takmaz. Uludağlarda ne ulular vardı. Uludağ, boşuna mı ulu oldu. O ulular o dağlarda uluya uluya dağın adı “ulu” oldu. Mekânın ne kıymeti var ki, mekin olmasa. O Ilgaz’ın efendisi tepesinde yatıyor. Hangi zirve dağ varsa onun sahibi vardır. Onlar o afaktan denizi ve karayı izlerler. Zirveler, Hızır’ın ve İlyas’ın buluştuğu makamlardır.

Manevi yönden de bir babaya ihtiyaç vardır. Bunu hayatta bulamadın mı yetim olarak yaşarsın. Gelen giden kafanı sıvazlar, acırlar sana. Sen “(ben)ah yetimim” dersin. Öteki de bakar “ah (benim) yetimim” der. Er olabilmek için erden, erdem almak lazım. Ne zaman o erden erdemi alırsan işte o zaman derler ki, “bu, el almış.” Daha doğrusu yüce ele yapışmış bir el onun eline yapışmış. يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ (Fetih/10) İşte o ellerden hissedar olmuş. Eline bir şey sıkıştırmış o er onun. Avuç avuca yapıştığı zaman akım geçer. Sen “elin buz gibi” ya da “yakıyor, ateşin mi var” dersin. Fizik adamı böyle söyler. Ama o elin ötesinde de el vardır. O elden de gönülde olanlar geçer. Gönülde ne varsa ötekinin gönlüne o geçer. Onun için, gönül sahibi olanı bulmalıdır. “Hepisinden alası bir gönüle girmektir.” Gönül evdir, Hakk’ın evidir, tecelligahtır, orası tecelli mabedidir. “Allahım! Beni ve benim evime girenleri bağışla!”“… رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ(Nuh/28) Onun evi ne kadarcık ki? İşte o, gönül evine kaydolmuş olan müminleri kasteder. “Benim gönül diyarıma sana iman ederek duhul edenleri bağışla” demektir. Önce göze gireceksin, sonra öze ineceksin. Onun için sevgiliyi görmüş göz lazım. O göz Peygamberi Zişan’a dayanır. Ashab, Hakk’ı gören gözleri gördüler. Tabiin, Peygamberi gören gözü gördüler. İşte o günden bu güne bu gözler, hep o erleri gözler durur. Göz dediğin eri görür. Yoksa o, yağ tulumundan ibarettir. Özden nasiplenmedikten sonra kafanın ne kıymeti var ki! Bir iskeletten ibarettir. Kemik yığınıdır, et yığınıdır. O da kabirde erir, gider.

Mutlaka bu beyanı size ayan eden birisi lazım, bir servis ehli lazım. Sizin iç diyarınıza bunun içindekileri aktarabilmek için bir er lazım. Peygamber, ashabının kafalarını, gönüllerini doldurdu. Ebu Hureyre öyle demiş, İhya’u-l Ulum’da Gazali’nin dediğine göre. “Ben Rasulullah’tan iki türlü ilim aldım.” Onun bahsettiği, bu kitaba müteallik olan şeylerdir. Bu kitapla ilgisi olmayan bir bilginin ilim olması söz konusu değildir. İlim dediğin şey, Allah’ın Kitabına bağlı olan bilgidir, ona merdiven olan şeydir.  İlim, “Alîm” olan Allah’a insanı bağlayan bir hattır, bir sırdır. Eğer onun adına ilim diyorlar, ama seni Kuran’a, Aziz olan Allah’a götürmüyorsa onu at gitsin. Ne elin tutsun, ne ağzın, ne gözün. Ebu Hureyre “Muhammed (as)’dan ben…” Hatta “habibim” derdi Peygamber(as) için. Her babayiğit buna cesaret edemezdi. Ebu Hureyre Hz. ise bundan çekinmezdi. “İki türlü ilim aldım. Birincisini, size dilimin döndüğü kadar anlatıyorum, rivayet ediyorum. Ama bir tür ilim daha aldım ki o şuradadır (kalbini göstererek), ondan size bir şeyler mırıldansam Ebu Hureyre’nin kellesini alırsınız” dedi. Yani insanoğlunun taşıyamayacağı türden sırlardır onlar. İlmin arka planı, odak noktası, dayanaklarıdır onlar. Bizim ilim dediğimiz şey, aklımıza yerleşen türdür, aklımızın kabullendiği şeydir. Akıl, dünyaya yönelik çalışır. Akıl, madde ötesine çalışmaz. Dünyayı evirip çevirsinler diye dünyalıklara armağan etmiştir Allah onu. Ama gönül var bir de insanda. Gönül bambaşka bir şeydir. O bu âleme ait değildir, o dünyanın yabancısıdır. Dünya ona ecnebidir. O buralı değildir. Onun geldiği âlemde etten, kemikten bir şey yok. Oradaki algılama olayı beş duyu ile değildir. O âlemde; nurlar âleminde, kanın, etin yeri olur mu? Nurlar âleminde nur ile yaşayacaksın. Ne havaya, ne suya, ne ateşe, ne toprağa ihtiyacın olacak. Orada havan da nur, suyun da nur, yiyeceğin de nur, giyeceğin de nur. Nûrun alâ nûr. Birçok zatlar kendi halleri üzere hayvanların bile korktuğu zirvelerde Ulu Allah’ı ulularken Peygamber-i Zişan misüllü yanına kimseyi almadı. “La şerike leh” olan zata “la şerike lek” derken “senin eşin yok” derken “Ya Rab, senin misyonunla geldim. “ وَيَأْتِينَا فَرْدًا ” (Meryem/80) buyurdun, müfred geldim, tesniyem de yok, cemimde yok, eşim yok, oğlum yok. Lem yelid ve lem yuled cinsinden geldim.” O’na ne kadar benzemeye çalışırsan o kadar kabul görürsün. Ne kadar yaratılmışlıktan eser bırakmazsan “tehallakû bi ahlakıllâh” sırrınca onun tenzil buyurduğu esma ve sıfat kalıplarınca O’na doğru giriş yaptığında bambaşkadır. O zaman ne dile hacet kalır, ne göze, ne ele, ne ayağa. Bu birliktelik sırrıdır. Çünkü ona kurbiyetin, gönül yönü ile olmuştur, kalbî olmuştur, bunun endazesi yoktur. Santim, metre dediğin şey etinle, kemiğinle ilgilidir. Gönlün hiç hacminden söz edilir mi? Ne diyor bak? “Yerlere göklere sığmayan tecelliyatım, mümin kulumun kalbine müteveccih olmuştur.” “بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَان * مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ ” (Rahman/20) sırrı müminin gönül dünyasında tecelli eder. Ne O o olur, ne o O olur. İki o ama birisi fevkanidir, birisi tahtanidir. Birisi Zat-ı Akdes’e, birisi abdiyete işaret eder. “ أَلاَ بِذِكْرِ اللّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ ” (Ra’d/28) Âgâh olun, aklınızı başınıza alın, şunu sakın unutmayın ki, kalpler ancak ve ancak Allah’ın yüce adı ile mutlu olur, başkası yalandır. Bir ev aldığında mutluluk duyuyorsan bu yalancı bir mutluluktur, üç gün sonra acısı çıkar. Gönül ehli isen, dünya ile mutlu olunmaz. Ama ete kemiğe yönelik görüyorsan yaşamı, önüne yiyeceğini içeceğini koyunca senden mutlusu olmaz. Sakın, dünya ile mutlu olmayın. “Her şeyim var, ne isteyeyim… Ev, araba, oğul, kız…” Bir de“ilim, irfan var” de ya. Hay Allah hayrını versin. Şerleri saydın durdun hayır diye. Onların adı hayırdır, özü değil ki. Mala “hayır” der Allah. إِن تَرَكَ خَيْرًا (Bakara/180) Eğer mal bıraktı ise, der. Ama buna perestiş derecesinde, kulluğuna engel bir tekasür sıfatı sende oluşur, gurura kapılırsan, o senin şerrindir, hayır olamaz. Seni Allah yolundan alıkoyuyorsa o şer yumağından başka bir şey değildir. O mal senin için cehennem ateşidir. Oğlun, kızın da böyle. Eşler ne zaman birbirinden paçasını kurtarır, “Allah” der ve şeriki olmayana ram olur ve O’nun zikri ile mutluluk vadisine geçiş yaparsa şerikten kurtulur. Hep fitnedeyiz. Kimimizin bacağına oğlu, kimisininkine kızı, kimisininkine eşi bağlanmış ve ayak bağı olmuş. İşte bunlardan sıyrılmak lazım. Ebu Hureyre’nin eriştiği sırra ulaşmak lazım. O sır, kalp içerisinde kendini göstermezse, bu kafa, ser asla maddeden yüzünü çevirmez. O sır içerde harekete geçer, “اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ” (Nur/35) sırrı ile bütün bedene sirayet ederse, o zaman hepsinden paçayı kurtarırsın. Hepsini terk et, git demiyorum. Bunlar gönül yönünden bahsettiğim şeyler. Ben, fizik ötesinden söz ediyorum. İnsanın metafizik dünyasına fiziği engel değildir. Yeter ki sen ona, onu kancalama. Sen onu dünya iplikleri ile dikmeye kalkışma. O zaman bir ayağın dünyada, öbür ayağın ukbada olur. Biri diğerine engel olmaz. Öyle olsaydı Yüce Allah رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ (Nur/37) buyurur muydu? Benim adamlar var ya, onları oyalamaz. Ötekinde ne diyordu; “ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ   ”     (Tekasür/1)  Dünya yönünden birbirinizle övünmeniz sizi Allah yolundan alıkoydu.   حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ  (Tekasür/2) Kabir ehlinden olupbittiniz. Kabirlere kadar girdiniz, oraları sayar oldunuz. Ölmüş gitmiş adamın sana ne faydası var? Sen kendinden, malından haber ver! Ne üretiyorsun sen? Çıkar şu ürettiğin şeyi. “Ne getirdin” diyecekler size.  “-Babam, anam…” Bırak şu anayı, babayı. Bana ne getirdin kulum? Kendinizi böylece sorgulayın. Yüce Rabbimin kabul göreceği neyim var benim?

Biz, bir “er”den, “açıcı”dan, öğreticiden, Kuran öğreticisinden söz ediyoruz. Bize onu anlatacak, onun içeriklerinden söz edecek. Açtıkça açılacağız, yaşadıkça yaşayacağız. Havamız, bakışımız, içimiz, dışımız hep Kelamullah ile olacak, onunla dolacağız. Baktığında, karşıdaki dağları gördüğünde hemen Allah’ın ayetlerini o dağlarda yazılmış olarak göreceksin. وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ    (Gaşiye/19) Göğe baktığında   وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ

(Gaşiye/18) Nereye bakarsan hep Kur’an görürsün. İşte aşk bu demek. Aşk, gönlü dolduran sevgidir ve gönlün o sevgi ile taşmasıdır. Biz gariplerin en sevdiği Allahımızın bize yadigârı Kur’an’dır. Biz O’ndan daha değerli bir şey bilmeyiz. Eğer onu seviyorsan, onunla kalbinin dolu olması gerekir. Başka sevgilere yer kalmamalı. Peki, bu işler(ana, baba, vs.) ne olacak? Sana Kur’an yetmiyor mu? Burada anandan, babandan söz ediyor zaten. Ama bu tadı Kur’an’dan almalısın. Ama bununla bakarsan bir işe yarar. Ashabın özelliği Kuran ile varlığı algılamasıdır. Bu Kitap ile biz, hayatı, ahireti, Allah’ı, melekleri öğreniyoruz. İçtiğimiz suyu dahi ondan öğreniyoruz. Hayat verdiğini ve Allah tarafından indirildiğini öğreniyoruz. O halde “seviyorum” demenin bir bedeli vardır. Bu sevgi, o kadar bu kalbi işgal edecek ki, o kalpten ellere ayaklara, saçlara varıncaya kadar bu sevgi hepsine sereyan edecek. İnmeyen yağmurdan sana fayda gelmez. O illa inecek, ondan sonra sana faydası olur. Bu Kuran’ı da eline, ayağına indiremezsen bir işe yaramaz. “Biz indirdik” der Allah. Gökten, buluttan yağmur indirdik. Senin önüne kadar getirmiş Allah. Bundan sonraki işlemleri “öğretmenin ile hallet” diyor. Muhammedim ben sana nasıl okudum ise oku. لِنَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ (Yunus/14) Allah izliyor ve değerlendiriyor. Onun için indirme işlemini yapacaksınız. Önce bindir, sonra indir. Muhammed (as)’a bindirme işlemi yapıldı, ondan sonra da indirme işlemi yapıldı. Bu Aziz Kuran da, âlemler içerisinde hangi diyarlardan geldi? Bunları bileceğiz. Âlemler içerisinde bu Kuran’ın son durağı kamerdir, aydır. Oradan 23 senede devamlı gidiş geliş yapıldı. 23 sene zarfında Peygamber(as)’in gönül dünyasına indirdi. Peygamberin gönül âlemine indirildiği zaman, aynı zamanda kalbine bindirilmiş olur, oradan da sevkiyat başladı. Nazarla ilgili tüm ayetler göze bağlıdır. Duyma ile ilgili ayetler kulağa bağlı. Velhasıl hangi ayet nereye bağlı ise hepsi bir ağ gibi bütün bünyeye yayılmıştır. Sonra da sindirim işlemi başlar. Nice Kur’an okuyanlar vardır ki, bir tarafından giren bir tarafından çıkan gibidir. Hakikatlerin fayda etmediği kişiye söylenir bu. Okuduğu Kur’an ne kendisine işlemiş adamın, ne de okuduğu zaman bir başkasına işliyor.

Çalgılı, ilan-ı aşk olmaz. Bunu ancak İblis dinler. Hz. Ali Efendimiz olsa başına vurur o sazı. “Biz size böyle bir yol göstermedik” der. Hangi sahabi, tabiin ilahi söyledi. Peygamberin emanet ettiği dönemlerde böyle bir şey yok. Yarım akıllı mı idi onlar? Fitnecilerden, fesatçılardan uzak duracaksınız. Hz. Mevlana eline ney alıp çalmamıştır. Onlar sadece duygulanırlardı. Allah’ın hassas kulları onlar, su sesinden bile etkilenirlerdi. Ne kadar tiksindirici ses varsa gazaba aittir, euzü besmele çekeceksin. Boşuna değil o ses. Allah bazen celal yönünden gelmeni ister, bazen cemal yönünden. Horoz sesini duydunuz mu, Allah’a hamd u sena ederek dua edin. Çünkü o meleği görmüştür. Merkep sesi duyarsanız Allah’a sığının. Bu bir örnek. Tabiatı icabı insan eşeğin sesinden hoşlanmaz. O senin beğenmediğin eşek, şeytanın geldiğini haber ediyor. Onda esma tecellisi var. Sana kopya veriyor. Köpek saldırıyor sana, demek istiyor. Hemen euzü besmeleyi çekeceksin. Okuduğunuz Kitap, size bunları izah edecektir hep. Sen bu Kitapla doldun mu, âlemleri içine doldurdun demektir.

Değerli adam, kendisinin değerinden söz etmez, kendini değerli görmez. Kendi kendini sıfır görür o, önüne bir attırmak için. Birler gelir önüne, binbir esmanın sırrına erişir. Ama o hiçbir zaman “doydum” demez. Sırlara hiç doyulur mu? Gönül doyar mı? O doyumsuzdur. Cennette her an yiyebilirsin. Bir anda binbir dostunu gezebilirsin.

Bu nur ile olacak işler bunlar. قَدْ جَاءكُم مِّنَ اللّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُّبِينٌ (Maide/15) Allah nurunuzu itmam eylesin.

Bir babaya ihtiyaç var. O bizim gönlümüzün babası. O bizim manevi yönü ile sebebi vücudumuz. İnsan iki kere doğmadıkça, iki kere ölmedikçe adam olamaz. Bu iki doğumdan murat; birincisi, fizik doğumudur. Öbürki doğuş ise, gönlün doğmasıdır. Onun için bir ulu senin gönlüne hamile kalır. Zamanı gelir, kalbinden doğru o seni bu âleme ihraç eder. Gönül diyarından söz ediyoruz biz.

Ebu Hureyre Hz. işte böylesine bir doğumdan söz ediyor, “aldım” derken. Fizik yönü ile Muhammed (as) kimsenin babası değildir. مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ (Ahzab/40) “Allah’ın rasulüdür” sözcüğünü Hıristiyanlar “oğludur” diye anladılar. “İsa Allah’ın oğludur” dediler. Manevi olan şeyler fiziğe yansıyınca çirkinleşir. Allah’a “baba” demeleri kötü bir yakıştırmadır. O halde Allah, kimsenin babası değildir, fizik yönü ile. Gerçi onlar da fizik yönünü kastetmiyorlar ama Allah onu demelerini istemiyor.

Seven, sevdiğine itaat eder, onun namına ahkâm kesmez. Seven sevdiğinin mahkûmudur, hâkimi değildir. İsa da bir “oğul sırrı” var, ama serinden söz edilmez. Sır, ser olarak zahir olmamalı. Zahire geçtiği zaman sır olmaktan çıkar. Sır görünmeyen, dokunulmayan demektir. İki dudağından çıktı mı bir şey, o sır olmaktan çıkar. Sır olması için burada gömülü olmalı. “ Hürlerin göğüsleri, sırların kabirleridir.” Oğul, babanın sırrıdır. Babayı anlamak için oğula bakacaksın. Tabi ki إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ (Hud/46) olmayacak. Senin sulbünden doğru gelir ama o karışmıştır. İdarenin Allah’ın elinde olduğunu unutmayın. Bir zalimden bir âlimi yaratır. Bir kömürün içinden elması, bir akın içinden kömür gibisini çıkarır. Gündüzü, geceyi hatırlayın. Karanlığı getirip aydınlığı getirmezsem, aydınlıktan sonra karanlığı getirmezsem der. Bunlar hep var bu Kitapta. Bunları tam öğrenirseniz tam adam olursunuz. Adam dediğin, Allah’ın dediğidir. O kime “adam” diyorsa adam odur. رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ (Nur/37) Benim adamlarımı ticaretleri, alışverişleri alıkoymaz Yüce Allah ile beraber olmaktan. Zikir, mezkurla beraberliğin adıdır çünkü. Allah ile olmak demektir. Eli ile patlıcandır, soğandır tartıyor. Şah-ı Nakşibend Hz. pazarda giderken gözüne bir genç takılmış, hayran hayran izlemiş. Etrafındakilerin dikkatini çekmiş. “Şu gence nazar ediyorum. Bir saattir eli orada, burada ama kalbi Allah ile. Adam, azalarının nerede olacağını bilen kişidir. Padişah da böyledir. İnsan, vücudunun padişahıdır. İnsan nefsinin çobanıdır. Onu gütmesini ne zaman öğrenirse o zaman sultan olur. Allah Teala bizleri de razı olduğu kullarından eylesin.

Bir paket var, dedik. Bu paketin içinde bir hediye var ama bize yabancı. Onun adına Resul, peygamber deniyor. Peygamber servis yaparken kavmi ile diyaloğunu anlatıyor. Allah tarafından servis edilen bir zatın nasıl pataklandığını okuduk. Hâlbuki onlar aydınlanmaya gelmişlerdi. İnsanlıktan çıktı ise bir toplum onlara ne yapsanız yaranamazsınız. Şu anda imam, öğretmen, polis öldüren, peygamber gelse onu da öldürür. Bir rivayete göre, İbrahim (as)’ı ateşe atılmasını telkin eden bir kürttür.(mine’l ekrâdi der, isteyenler Ruhul Beyan Tefsirine bakabilir) Musa Nebi’nin de Yahudi kavmi böyle idi. Doğuda yaşayanların Yahudiler ile bağları vardır. Barzani, Yahûdi kürdüdür.

Kuran üslubunun dışına çıkmaktan Allah’a sığınırım. Peygamber o getirilen emaneti anlatıyordu. Hem kitabı mahvettiler, hem Peygamberi. Bunlar her zaman vardır. Öğreticinizin kıymetini bilin. Öğreticinizin gönlüne girmeye çalışın Kuran’ın yolunu böyle açabilirsiniz. Kendi kendine usül çıkaran kişinin vusülü kendinedir. Yoksa Kur’an sizin gönlünüzü yabancılar. “Ben bulurum” diyenlerin bulduğu kendi yoksulluğu, kendi firavun nefsidir. Burada bahsedilen Musa (as)’ın asi kavmine kırk senelik bir ceza verdi Allah. Sabah çıkarlar, gece gündüz giderler. Diğer sabah yine oldukları yere gelirlerdi. Böylece bir nesil geçti. Yeni nesil ile Musa Nebi şehrine girdi. “ لا أَمْلِكُ إِلاَّ نَفْسِي ” (Maide/25) dedi Peygamber. Ben sadece size yol, yöntem anlatıyorum. Reçetesine uygun olarak kullanmak size ait.

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

17 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37