2 Aralık 2011: "Kulluğun Kırılma Noktaları"

Allah’ın aziz kulları!

Yüce Rabbimiz mübarek meclisimiz hürmetine gönlünüzü hoş eylesin. Yüce Allah’a açılan elleriniz, gönülleriniz boş dönmesin. Akıllarınız, fikirleriniz açık olsun.

Allah’ın kulları! Yüce Allah dünyayı bizim için imtihan âlemi kılınca, imtihan için gerekli olan unsurları da dört bir tarafa yerleştirmiştir. Dünyada sıcağı da soğuğu da, iyisi de kötüsü de, akı da karası da vardır. Velhasıl Allah’ın kulları, imtihan içerisinde yer alan biz kullar, her ikisini de görüyoruz. Elimizdeki Aziz Kitap bizi uyarıyor, bizi destekliyor, bize ışık sunuyor, rahmet sunuyor ve bize en büyük yardımı yaparak yanımızdan hiç ayrılmıyor. İyiye yöneldiğimiz zaman bizi tebşir ediyor, takdir ve tebrik ediyor. Yanlışa saptığımız zaman da bizi uyarıyor. Yalvarırcasına, bizi o işten çekmek için peşimizden ayrılmıyor. Elimizden tutuyor, gönlümüzden tutuyor. Bu Aziz Kitabı okuduğumuz zaman öylesine bir sevgiyi, şefkati açıkça görüyoruz. Darda kaldığımız zaman, düştüğümüz zaman nerede o sevgililer? Onlar “sahte sevgili” demiyorum. Ama insan denilen varlık acizdir. Sevse de bir yere kadar, verse de bir yere kadar. İnsan acizdir. Bizim sevgimiz, insanı tehlikeden kurtarmıyor. Yarın kabrin başına sevgililer, dostlar gelecek başına toprak atıp gidecek. Ne yapsın? “Ölenle ölünmez” ki, derler.

Ulu Şeyh Muhyiddin-i Arabi Hazretleri ki, O’nun bir kabir vaveylası, bir kabir yakarışı vardır. Der ki;

“Allah’ım! Alnım ölümün verdiği sancı ile terlere belendiği-bulandığı zaman, Azrail canımı çekip-çıkarıp aciz kaldığım zaman, ahbaplar yıkayıp kefenleyip beni kabre koyduktan sonra beni gör- gözet, sen beni yalnız bırakma Ya Rabbi! Lütfunla lütfen lütfeyle Ya Rabbi!”

Gerçek seveni şimdiden ayarlayın ve ona göre antlaşmanızı, sözleşmenizi yapınız. Gerçek olanı gerçek olarak bilip bulduktan sonra gerçek bir dostluk gösterin. Üzerinize düşeni yapın. İnsana ait olan, insan gibi bir gün ölür gider. Nerede o firavunlar, nemrutlar? Çünkü onlar bu dünyaya imtihan için gelmiş olan senin benim gibi bir zavallı idi. Ama İblis aldattı. Ona olmadığı şekilde iğvâda bulundular. Onun sırtını sıvazlaya sıvazlaya insanlıktan çıkardılar. Böylece “hepsi benim” diyen o sahte yaratık yerlerin ve göklerin yaratıcısına rest çekti. Peygamberler onlara gerçek yaratıcıyı anlattılar. “Sen bir beşersin dediler. Haddini bil, Allah’ın kullarını ezmeye kalkma, kuralları bozmaya kalkma, bozgunculuk çıkarma. Sana bu uyarıları yapmaya geldim. Yoksa yaratıcıyı öfkelendirirsin, senin tacını tahtını yerle bir eder” dediler. Yüce Allah onlara elçilerini gönderdi. Onlar dinlemediler. Yüce Allah da peygamberine, müminlere verdiği sözü tuttu, onları alaşağı edip ezilmiş olan biçare varlıkları onların mülküne, memleketine varis kıldı. İşte bizler bu âleme bu şartlar altında yaşamak için geldik. İmtihan şartları altında bir yaşam sürüyoruz. Kayıtsız şartsız bir yaşam bize verilmedi. Yaşamın kuralları var. Nereye giderseniz gidin, dünya kurallar dairesinde bir komplekstir. Nereye gidersen git bu böyledir. Uzaya gidersen oranın şartlarına göre yaşayacaksın orada. Ovalar farklıdır, vadiler farklıdır. Hepsinin kendine göre şartları vardır. Her su içilmez. Her ananın sütü insana iyi gelmez. Haramdan oluşursa süt, o evladı azdırır. Paketin üzerine “helal” yazmakla o şey helal olmaz. “Helal markaymış!”

فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ (Necm/32) İsim koymada da ileri gitmeyeceksin. Kendini övücü ve yerici isimler koymayacaksın. Ortayı bulacaksın. Müessesene de isim koyarken aynı şeye dikkat edeceksin. “İhlâs, tesettür, takva…” Bunlar bir iddiadır, kendini övmeye götüren şeylerdir. Ben ihlâslı mıyım, değil miyim? Ne diye başkasına soruyorsun? Nerene baksın da söylesin adam ihlâslı olduğunu. Bir insanın özünde Allah ile kendi arasındaki olgudur, lafa gelmez ihlâs. Ben muhlisim, müttekiyim diyemezsin. Dersen, edepsizlik etmiş olursun.

Yüce dinimizin övdüğü her tür güzelliği insan kazanmalıdır. O güzelliğe erişme yönünde olanca gücünü seferber etmelidir. Bunun için yardım da, destek de almalıdır. Allah’ın sevdikleri ile birlikte olup وَتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَىِ (Maide/2) İyilikte ve takvada birbirinizle yardımlaşın. En güzele koş, ama biz en güzeliz deme. Kapına da “en güzeller” diye yazma. Sana bu notu Allah verecek. Bu değerlendirmeyi Allah yapacak. O da bugün değildir. Şayet sana bugün böyle bir not verildi ise ki, Allah’ın böyle seçkin kulları var mıdır? Vardır. Kendilerine neler neler söylenir. Ama onlar edeplerini bilirler ve kulluklarına azami ölçüler içerisinde devam ederler. Onlar o türlü müjdeleri aldıkça utançlarından kıvrım kıvrım olurlar. Peygamber kanalı ile de olur bu. “Ey falan! Allah sana selam söyledi, senden memnun olduğunu söyledi, seni cennetine koyacak.” denilir. Ama bu insanlar bu hitabı alınca hoplayıp zıplamadılar, boynunu büktü ağladı, sevinç gözyaşları döktü ve daha da ciddi bir kul oldu.

Allah’tan gelen her şeyin imtihan olduğunu unutmayın. Allah neyi verirse imtihan etmiş olur seni. İyilik verir bakalım şükür mü edecek, küfür mü edecek? Demek ki nimet bunun için verilir. Allah hibe de etse, karşılıksız da verse, sen karşılık vereceksin. Sen bir bedel ödemedin, doğrudan verdi. Onun karşısında sen de ona mürüvvet göstereceksin, adamlığını göstereceksin. Bir kahve fincanı içeceksin ama gereğini de yapacaksın. Şükür, iyilik babında olan bir oluşum. Bazen de bela verir. Hoşlanmadığınız şeyler başınıza gelir. Bu bazen bir hatanın sonucu olarak olur. Ve yahut da imtihan için verir. Gül atınca iyi, ya diken batınca? Nimetlere boğduğu zaman, güldürdüğü zaman bunlar hoş şeylerdir. Bu, kullukta o kadar önemli değildir. Kullukta önemli olan negatif olandır, acı yanıdır.Lutfun hoş, ne güzelmiş” dedin. Bakalım “kahrın da hoş” diyebilecek misin? Bir tokat yiyesiye dostluk biter mi? Adam seni deneyebilir. İki dost daima birbirini severken “dostum benden daha üstündür” diye sevecek. Eğer sen kendini ondan üstün görüyorsan öyle dostluk olmaz. Kırılma noktasıdır burası. Eğer sarsılıverirsen basit bir harekette ne göz kalır, ne kulak, duyguların uçar gider. Hayalini öldürdün, hafızanı öldürdün. Çünkü onlar senin üzerindedir. Bunlar çok acı şeyler. Ben Rabbimle sizin aranızı anlatmaya çalışıyorum. Hasan-Hüseyin diye anlatırım ama kendinize kurgulayın siz. Bir hasta olunca ne yapıyorsun? Hamdü sena mı edeceğim yoksa işi berbat mı edeceğim? Bir çuval incir toplamıştın, küfür yaparak içine pislik doldurdun. Unutmayın iyi günler de, kötü günler de daim değildir. Her yerin bir yasası vardır, dedik. Yerleri gökleri O yarattı, oraların hükmünü de O va’zetti. İnsanların, meleklerin hükümleri ayrıdır. Ateşin hükmü ayrıdır, suyun hükmü ayrıdır. Kime nasıl davranacağınızı bileceksiniz. Allah’a iyi bir kul olmak için geceye de hazır olacaksın, gündüze de. Cenneti cehennemi kimin için hazırladı Allah? Senin benim için hazırladı. O halde Allah’ın kulları فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء (Al-i İmran/134) yaşayacaksınız. Sıkıntıda ve darlıkta. Papaz bile böyle söylüyor bak. Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde. Yüce Allah da sizden söz alıyor. Peygamber aracılığı ile, bu kitabı aracılığı ile hep sizinle sözleşme yapıyor. Tabi siz bu kitabı nasıl okuyorsunuz bilmem. Sözleşme maddeleri var bu kitapta. Onları nasıl dolduruyorsunuz? Soru soruyor o soruların cevabını veriyor musunuz? O anda melekler hazır bekliyor. Bir cevap vermedin mi? Olumlu ya da olumsuz. Kâğıdı boş vermişsin sen ya hu.

Boş verenlerin sonu boş verilmektir. Onun için Allah’tan aldığınız yanıt, yaptığınız türden olacak. Ne türde tepki gösterdiyseniz bilin ki o tepkinin aynısını göreceksiniz. وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ(A’raf/168) Onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء (Al-i İmran/134) sevinç halinde, darlık halinde. Allah’ın erleri bu iki kanaldan da geçerler. Çünkü iki ayağı vardır. Birisi eksinin üzerine oturmuştur, birisi artının. Böylece eksi- artı, eksi- artı.  Birisi gece, birisi gündüz. Bu çalışan bir makinenin çıkardığı sestir. Harekette bereket vardır.

O halde imtihan dediğimiz olayda zıtlıkların aynı minval üzere algılanması ile kemal oluşur. Allah’tan alınan güçle zıtların beraberliği sağlanırsa işte o zaman tat vardır. Altın madenini çıkarırken içine bir zehir, siyanür atarlar. Onu kullanmazsan saf altını kesinlikle elde edemezsin. O zehir, altına musallat olan yabancı maddeleri yok eder, altına dokunmaz. O altın da saf saf bakar. Kimlere bakar? Damatlara, gelinlere bakar. Sizin imanınız da küfür ile yarışırken hâlisleşir. Küfür altının içine dökülen siyanür gibidir. Küfür saldırısına uğramamışsa bir kalp, o kalp pisliğin, uyuzun tekidir. Ashab-ı Kiram Efendilerimiz öyle bir saldırıya uğrayarak bir gün gelmişler. Ve kuşkulanmışlar “acaba biz gavur mu olduk” diye. Ya Rasulallah, aklımıza bir şeyler geliyor bizim. Onları söylemektense gökyüzünden yere atılıp, çakılıp kalmayı, pare pare olmayı tercih ederiz. Öyle mi buyurdu, tebessüm etti. “Elhamdulillahillezi radde emrahü ilel vesvese”[1] Hamdolsun Rabbime ki, bu kulumu çatışma noktasına getirmiş. O bir büyüme, o bir yiğitlik, savaşa katılmış adam. Gazi olmuş haberi yok ya hu! “Kabul ettin mi teklifleri?” “Asla, ya Rasulallah bu rezil şeyleri nasıl kabul ederiz biz.” “Aferin işte böyle olacak.” Hainler türlü türlü tekliflerde bulundular Muhammed (as)’a.

Küfür budur. Muhammed (as) kalbi, imanı temsil eder. Senin içinde de böyle teklifler olur. Ne kadar kötü olursa olsun korkma. Sen benimsemediğin sürece tekliflerden korkma, imanın sürekli terakki eder. Ama böyle saldırıya maruz kalmazsan sen uyuz olursun. Hep aynı terane. Hayat veren sesler bir armonidir. Tüm hayatın sesleri onun içinde vardır. Ölüm sesleri ise tek düzeydir. Tek düzeye olan şey, ölüm habercisidir. Kalp ölçen cihazlar gibi. Senin hayatın da bir düzeye ise yaramaz efendi, uyuzun tekisindir demektir. Kırk günde başına bir bela gelmeli. Gelmedi ise, imanından şüphelenmen lazım. Niçin beni bir kurcalayan yok, gözden mi düştüm yoksa? Bir sporcuyu antrenör oyun oynaması için çağırmazsa bu durum iyi olur mu hiç? Benim sıram niye gelmedi diyeceksin efendi! Biz ise şimdi hasta olmadım diye seviniyoruz.[2]

Biz düşe kalka yürüyen kullarız. Bizim pistonlar böyle hareket eder. Bir artı, bir eksi. Tempo böyle. Yollar gidecek ve gelecek. Bunun parolası “  إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ ” (Bakara/156)  إِنَّا لِلّهِDönüşü,وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ gidişi ifade eder. Siz hiç gelişi olmayan sadece gidişi olan bir yol gördünüz mü dünyada? Sadece ölüm yolunun dönüşü yoktur. Gidersin bir daha da gelmezsin. Ama dünyada nereye gidersen git dönüşü vardır. Dünya ise. Ama ölüm, dünya değildir orası başka bir âlemdir.

Mehmet UZUN-Dilek UZUN

 


[1] Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ashabından bir kısmı ona sordular: "Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına kaniyiz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Gerçekten böyle bir korku duyuyor musunuz?" diye sordu. Oradakiler Evet! deyince: "İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese zarar vermez) dedi. "Müslim, İman 209 (132); Ebu Dâvud, Edeb 118 (5110).

Diğer bir rivayette: "(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah'a hamdolsun" demiştir.


Müslim'in İbnu Mes'ud (radıyallahu anh)'dan kaydettiği bir rivayet şöyledir: "Dediler ki: "Ey Allah'ın Resulû, bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercîh eder. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)". Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Hayır bu (korkunuz) gerçek imanın ifadesidir" cevabını verdi."

 

[2] Bir rivayette şöyle geçer;

"Biz Ammar b. Yasir'in yanında oturuyorduk hastalıklardan bahsedildi. Bunun üzerine bir bedevi:
"Ben hiç hasta olmadım" dedi.
Bunun üzerine Ammar (r.a.):
"Sen bizden değilsin [yahut sen bizden olmadın] çünkü müslüman bela ile imtihan edilir de ağacın yaprakları döküldüğü gibi günahları dökülür. Kafir yahut facir bela ile imtihan edilir onun hali devenin haline benzer. Salıverildiği vakit niçin salıverildiğini bağlandığı vakit niçin bağlandığını bilmez" dedi.

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

19 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37