Aşkı Meşk Etmek/Emin IŞIK

emin_03 

Satır satır okunması ve özümsenmesi gereken bir kitap... Hoca'yı bilenler gerçek bir "Türk Münevveri", "İstanbul Beyefendisi", "İlim ve İrfân İnsanı", "Gönül Adamı" nasıl olur çok güzel müşahade edebilirler onun şahsında.

İşte Aşkı Meşk Etmek kitabı da onun bu yönünün farkında olanlarca mutlaka okunması gereken bir kitap. İki bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde tasavvufla ilgili temel bilgiler Emin Hoca uslubuyla anlatılırken, ikinci bölümde Cengizhan Yurdanur Beyefendinin röportajıyla "Günümüzde tasavvuf yaşanabilir mi?" sorusunun cevabı aranıyor. Röportajdan daha çok sohbet havasında ve akıcı bir uslupta okuyucuya aktarılıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

"Emin Işık, tasavvufun; ritüelleriyle, erkânıyla olmasa bile edebiyle, kaynağını Hz. Peygamber’den alan ahlak, değerler ve davranışlar sistemiyle metropollerde yaşanabileceğine "evet" cevabını veriyor Emin Işık ve "Bir Müslüman, şehrin en çok okuyanı, en kültürlüsü, en şık giyineni, en kibar... insanıdır." diyor.

Dört başı mamur hocaların son temsilcisi Emin Hoca...

Onun yaşadığı zamanda ve mekanda bulunup da kendisinden feyz almamak büyük eksikliktir."

“Çağdaş insan, maddi ihtiyaçlarla çevrili bir dünyada yaşadığı için, din ve maneviyat karşısında, yüzme bilmeyen insanın denizden korkması gibi bir korkuya kapılır. Çağdaş yaşam, böylece, kendi dininden korkan ve dindarlığı çağdışılık sanan bir tuhaf anlayışı da beraberinde getirmiştir: Bu yüzden birçokları, çağdaş olmayı, eski olan her şeye düşman olmak şeklinde algılanır.” s. 27

“Dindarlık anlayışı dadeğişmeli; dindarlık şekil meselesi, kılık kıyafet kavgası olmaktan çıkmalı. İlim, sanat ve ahlâk davası haline gelmeli. Yani, İslâmiyet, gerçek kimliğini ve misyonunu kazanmalı. s. 38

“Çağdaş hayat, insan bedenine sunduğu maddi imkânlar karşılığında, ondan ruhunu, aşkını, ümidini ve saadetini almıştır.” s. 47

“… Dış dünyaya kapalı olmak, dindar olmanın temel şartı sayıldığı için, cemaat dışarıyı göremesin diye kiliselerde pencereler, iki adam boyu yukarıya inşa edilmiştir.” s. 52

“Yahudilik, Hristiyanlıkta ve öteki dinlerde olduğu gibi, mensuplarına, ahret saadeti ve cennet vaat etmez. Sadece dünya nimetleri vaad etmekle yetinir.” s. 63

“Tevrattaki on emir sadece Yahudi olanlar için geçerlidir. Yabancılar için geçerli değildir: Çünkü bir Yahudinin, Yahudi olmayana karşı hiçbir dini ve ahlâki sorumluluğu yoktur. Bilakis onların can, mal ve ırzlarına kastetmenin helal hatta görev olduğunu bildiren hükümler vardır.” s. 83

“Bazı şarlatanlar, ‘Tasavvuf ehlinin, şeriatın emirlerine uymak gibi bir mecburiyetleri yoktur.’ derler. Onların bu ve buna benzer sözleri birer hezeyan olmaktan öte bir anlam taşımaz.” s. 88

“Bir Mi’rac gecesi rüyamda Hz. Mevlâna’yı gördüm, sitem dolu bir gülüşle bana ‘Gel bakalım, sen bizi beğenmiyorsun, ama sen bizimsin, bize verildin.” dedi. s. 97

“Kur’an sabrı emreden ve sabrın önemini bildiren ayetlerle doludur. Ancak vatana, dine, millete ve milletin maddî ve manevî değerlerine karşı yapılan ve yapılacak olan saldırılara karşı koymamak sabır değil, zilletdir.” s. 114

“Nesiller geçmişini iyi bimek, milli kahramanlarını, din ulularını, sanat ve ahlâk önderlerini tanımak ve sevmek zorundadır. Nereden geldiğini bilmeyenler, nereye gideceklerini de bilemezler. Kim olduklarını tanımayanlar, ne olmaları lazım geldiğine de karar veremezler.” s. 167

Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4 /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:10.0pt; font-family:"Times New Roman";}

“Türklerin elinde tasavvuf, kişisel bir eğitim aracı olmakla kalmamış, aynı zamanda kitlesel bir eğitim aracı olmuştur.” s. 171

 

“Kürtler’in bir kısmı Türk asıllıdır, ama Kürtler’e hep, ‘Siz başka kavimsiniz.’ Diyorlar, Ermenilerle akraba yapıyorlar. … Güneydoğu’da yaşayan Kürt aşiretlerinin azımsanmayacak bir kısmı özbeöz Türk asıllıdır.” s.174

 

“Sen namaza kendini vermezsen namaz sana bir şey vermez. Biz namaza kendimizi vermiyoruz, veremiyoruz. Sen kendini ona veremediğin zaman, sen de ondan bir şey alamıyorsun.” s. 176

 

“Evde bile meselâ, kalkar kendi içeceğimi kendim alırım, kendi elmamı kendim soyarım. Tek başına yapacağın işte hiç kimseden yardım alma. Hz. Osman da öyleydi. Asası düşse yere, deveden iner kendisi alırmış; yani deveciden istemez, “Asam düdtü ver bana..” falan demez.” s. 187

 

“Namaz kılan Müslüman kadınların 80-90 yaşında bile yüzleri nur gibidir. O, secdeye varmanın, yüze kan gitmesinin sebebidir…” s. 187

 

“Onun için tavaf yedi şavttır. Yedi kere taş atıyorsun şeytana. Bu hep o nefis terbiyesinin remzidir. Göğün katları yedidir. Yerin de katmanları yedidir. O bakımdan bu yedi rakamı önemlidir. Eskiden minaresi yediydi Kabe’nin, şimdi dokuza çıkardılar, sistemi bozdular. Bilmiyor ki onun hikmetini? Niye yedi?” s. 214

 

“ ‘Yobazları temizleyeceğim.’ derken toplumun maneviyât direğini kırdılar. Mermerin üzerindeki kiri temizleyelim derken mermeri parçaladılar. Ama yobazlık aksine arttı; çünkü her şey kendi içinde kontrol mekanizmasıdır. Eskiden sahte şeyhler bu kadar rahat faaliyet gösteremiyorlardı. Sen illegal hale getirirsen, bu sefer sahte şeyhler daha güzel iş görürler.” s. 218

 

“Eğer bir Müslüman ibadetle ziyaretin farkını bilmiyorsa zaten aptal oğlu aptaldır. Biz Eyüp Sultan’a gidiyoruz, tapmak için mi bu? Namaz kılıp Allah’a ibadetten sonra oraya gidiyoruz. İbadet ayrı şeydir, ziyaret ayrı şeydir.” s. 267

 

“Tarikatlar en verimli çağını Osmanlı’da yaşamıştır. Dünyanın hiçbir yerinde böylesine verimli olmamıştır. Sebebi devletle el ele. Devletle uyum içinde olduğu için.” s. 270

 

“Karacaahmed’in oradaki Şakirin Camii’ne gittim geçenlerde bir cenaze için… Çok kötü olmuş. Kıble tarafını da açık tutmuşlar. Sen namaza duruyosun. Önünde sigara içiyorlar. Kadınlar falan sakız çiğnyor. Cenazeye gelmişler hepsini seyrediyorsun. Vitrin gibi cami… Mabed böyle mi olur?

Mimar Sinan’ın eserleri olan bir ülkede, yani Selimiye’nin, Süleymaniye’nin olduğu bir yerde bunlar gülünç şeyler.” s. 273

 

“Bu asrın insanının ruh kirliliğine karşı tasavvufa ihtiyacı var. Çünkü sadece gürültü kirliliği yok, görüntü kirliliği de var. Şuradan gidin Harbiye’ye kadar, dükkan levhalarını okusanız zaten o gün yorulursunuz. Bir de çirkin koca koca binalar, koca koca levhalar…

Efendim, umreye gideceksen tek başına gideceksin, haccın olmadığı bir zamanda gideceksin, Arafat’a çıkacaksın. Çünkü o hac günü, Arafat günü orada aklına ne gelirse var maneviyattan başka… Dondurmacısından, buz satanından, bisküvi satanından bilmem takke tespih satanına kadar. Panayır yeri gibi…

Yani insanda ne huşû kalıyor ne bir şey…” s. 330

 


Not: Kitabı internet üzerinden satın almak için aşağıdaki resme tıklayınız.

 

www.kitapyurdu.com'dan satın al

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

64 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37