Bedîuzzaman'ın Türk Milletine Sevgisi ve Ona Hizmetleri

İdris-i Bitlisi, Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri gibi şahsiyetlere bu günlerde de ihtiyaç var. İdris-i Bitlisi’nin babası alim bir zat olup, Akkoyunlu Devleti’nin hükümdarı Uzun Hasan’ın katipliğini yapmıştır. İdris-i Bitlisi de Uzun Hasan’ın ölümü üzerine yerine geçen oğlu Yakup Bey’in sarayına divan  katibi olarak girmiştir. Daha sonra 2. Bayezid’in daveti üzerine Tebriz’den ayrılıp Osmanlı sarayına gelmiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın padişah olmasıyla, İdris-i Bitlis’e aktif görevler verilmiştir. Yavuz’la beraber, 1514 yılında Çaldıran,  1516-1517 yıllarında Suriye ve Mısır seferlerine katılmıştır.

İdris-i Bitlisi merkezi Diyarbakır olan arap kazaskerliği rütbesiyle mükafatlandırılmış, Oda Osmanlı Devleti’nin birliğine ve bütünlüğüne hizmet etmiştir. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında milli mücadele yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İngilizlerin teşvik ve tahrikiyle meydana gelen kürt  ayaklanmaları tehlikeli bir hal almıştı. İşte bu zor zamanlarda tarih sahnesine tıpkı İdris-i Bitlisi gibi alim bir zat çıkmıştı. Bu zatın adı Said-i Nursi idi. Said-i Nursi, kürtçülük davasına şiddetle karşıdır. Bunu muhtelif defalar yaptığı konuşmalar ve yazdığı yazılarda açık seçik beyan etmiştir. İşte onlardan birkaç örnek:

"Kürtçülük davası pek manasız bir iddiadır. Çünkü her şeyden evvel müslümandırlar. İslam, İslam kardeşliğine ters olan kavmiyet davasını reddeder." (22 Şubat 1920 Kürtler ve Osmanlılık)

İstanbul’da Kürtlere hitaben yaptığı konuşmada da şöyle diyordu: “600 seneden beri tevhid bayrağını umum aleme ilan  eden  Türklerin aklı ve marifetinden istifade edeceğiz, asaletimizi de göstereceğiz. Elhasıl, Türkler bizim aklımız, biz de onların kuvveti… Toplamımız bir iyi insan oluruz. Dikbaşlılık  yapmayacağız. Bu azmimizle başkalarına ibret dersi vereceğiz. İttifakta kuvvet var. İttihatta (birlikte) hayat var. İttihad-ı hükümette selamet var."

Said-i Nursi, Kürt devlet hayalinin sadece İslam düşmanlığına yarayacağını bildirmiştir. Said-i Nursi, Kuran-ı Kerim’in Türk Milletini övdüğünü söylüyor. Ve 26. mektupta Türklerden şöyle bahsediyor. “İşte ey ehl-i Kuran olan şu vatanın evlatları. 600 sene değil, belki Abbasiler zamanından beri 1000 senedir Kuran-ı Hakim’in bayraktarı olarak bütün cihana karşı medyan okuyup, Kuran’ı ilan etmişsiniz. Milliyetinizi Kuran’a ve İslamiyet’e kale yaptınız. Bütün dünyayı susturdunuz. Müthiş hücumları defettiniz. “ Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever. Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere  karşı izzet sahibidirler ve Allah yolunda cihat ederler.” ayetine güzel bir tasdik edici oldunuz.

Yukarıda ifade edilenler bize gösteriyor ki, Said-i  Nursi  Kürtler arasına atılan ayrılık tohumlarının yeşermemesi ve Kürtlerin Türklerden ayrılmaması  için çetin mücadeleler vermiştir. Türk Milletine karşı daima derin bir muhabbet beslemiş, konuşma ve eserleriyle Müslüman Türk Milleti’nin varlığına fedakarane hizmetlerde bulunmuştur. Ve eserlerini Türkçe yazmıştır. (Mehmet Doğan, 27/12/2010 tarihli Kastamonu Sözcü Gazetesi)

Bediüzzaman Hz. leri 1936 yılında Kastamonu’ya gelmiştir. Mehmet Feyzi Efendi ile tanışmışlardır. 1936-1943 yılları arasında M. Feyzi Efendi, Bediüzzaman Hz.leri’nin sır katipliğini yapmış ve hizmetinde bulunmuştur. Bu  buluşma  Hz.  Mevlana ile Şems-i Tebrizi’nin buluşması gibi çok anlamlı, sırlarla yüklüdür. Bu buluşma ve tanışma, sıradan bir buluşma ve tanışma değildi. Çünkü iki ayrı dünya ve iki ayrı derya bir araya geliyor, birbirine kavuşuyordu. Kavuştular ama karışmadılar. Tıpkı Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır. Birbirine geçip karışmazlar.”(Rahman Suresi 55/19-20)

19. asırdan itibaren çeşitli ekoller Türk Milleti’nin maddi ve manevi alanda ileri gitmesi için makbul muhtelif teoriler ileri sürmüşlerdir. Ancak şu ana kadar beklenilen başarılar elde edilememiştir. Bizce muvaffakiyetin layıkıyla elde edilebilmesinin şartı, merhum Mehmet Feyzi Efendi’nin formüle ettiği şu değerli prensibin uygulanmasına bağlıdır:

“Mefahir-i Diniye, Mefahir-i Milliye ve Sadakat-i Vataniye. Bu üçü bir arada olursa onulmayacak yara olmaz.” Bu yüce fikirlerini, ziyaretlerine gelenlere tavsiye ve takdim etmişlerdir.

1996 yılında Başbuğumuz Alparslan Türkeş’le, Mehmet Feyzi Efendi hakkında yaptığımız bir röportajda, şöyle buyurdular: “Mehmet Feyzi Efendi Hz.leri’nin  30 yıl  önceden itibaren, zaman  zaman ziyaretlerinde bulundum. 1976 yılında hacda da beraber sohbet ettik. O’nun fikirlerinden, çok faydalandım. Beni irşad etti. Ermiş bir kimse idi. Mamak Cezaevinden çıktıktan sonra da ziyaret ederek, dualarını istirham ettim. Kendisini çok severdim. Türkeş Bey’e, Mehmet Feyzi Efendi’nin diğer alimlerden farkı sorulunca; “O, Türk Milleti’ni çok severdi” buyurmuşlardır.( Bu röportajın tamamı önce videoya alındı. Daha sonra cd’ye aktarıldı.)

Derleyen: Celâl ÜNAL

k

Paylaş...

Submit to FacebookSubmit to Google PlusSubmit to Twitter

53 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Instagram

Üye Girişi

Fotoğraf Albümü

  • Kategori: Anma Haftası 2017
  • Kategori: Anma Haftası 2016
  • Kategori: Anma Haftası 2015
  • Kategori: Anma Haftası 2014

          gulhan_37